Mira
Ne yaşadığıma anlam veremediğim o üç günün ardından nihayet özgürlüğüme kavuşmuştum. Dışarı adım atınca dönüp kaldığım binaya gündüz gözüyle baktım. Dışı cidden adı gibi harabeydi. İçi gayette güzeldi, halbuki... Zorla alı konulup misafir gibi uğurlanmıştım.
Gelen korna sesiyle bakışlarımı bina dan çekip Yaman'ın kullanacağı arabaya bindim.
"Eve mi? Hastaneye mi?"
Dikiz aynasından bakarak yönettiği soruyu düşündüm. İznim olduğu için hastaneye gitmeme gerek yoktu. Ev... kardeşimi merak ettiğim için gitsem iyi olacaktı. Tercihen Asel'e gitmek isterdim ama onu sonraya ertelemek en iyisiydi.
"Ev"
Dememle araba hemen hareketlendi. Adres sormamasına şaşırmadım. Demir hakkımda her şeyi araştırmıştı. Adresleri de tabiki biliyordu. Aklımda dönen isim;
Demir...
İlk gün tam bir zorba gibi davransa da, sonrasında gayet kontrollü biri olmuştu.
Yaptığı teklif... asla kabul edemezdim. Onun bunu bu kadar kolay kabul etmesi şaşırtıcıydı. İstediğimi alırım havası vardı. Ay adamın istediği doktor Mira ne didikliyorsun bulur birini. İstersen birde niye beni zorlamadın diye kapısına dayan.
Kafamı cama yaslayıp gözümü kapattım. Saçma düşüncelerime böyle son verip bu üç günü hiç yaşamamış gibi yapmak en iyisiydi.
Duran arabayla gözlerimi açtım. Yaşadığım bu ev mecburiyetlerin en büyüğüydü benim için. Kardeşim olmasa bir saniye bile kalmazdım ama işte...
Kapıyı açıp ineceğim sırada Yaman'ın konuşmasıyla durdum.
"Kendine dikkat et yenge."
Ona bakarken uzattığı kağıdı aldım. Yaman, Burak, Ahmet isimleriyle telefon numaraları vardı.
Bakışlarımı tekrardan yüzüne çıkarınca söze girdi.
Bekir'i eklemedik. O huysuz görümce olmayı tercih etti.
İstemsiz gülümsedim.
"Tekrar görüşeceğimizi sanmıyorum ama yinede teşekkürler. Ayrıca 'yenge' demeyin öyle bir durum yok!"
Sözlerim sanki havada asılı kaldı. Bakışları aynıydı.
"Tamam yenge!"
Cevabıyla gözlerimi devirip arabadan indim. Hiç uğraşamayacaktım.
Çantamdan anahtarı çıkarıp, yaşamaya mecbur olduğum binaya yöneldim.
Kapı, benden önce açıldı. Çok sevgili üvey annem, büyük ihtimalle beni camdan görmüştü. Zaten hayatımda en lüzumsuz anlarda bitiveren ottu. İleri attığım her adım, sanki beni geriye çekiyordu.
Yukarı çıktım.
Evin kapısında, gözleri ima dolu parlayan Aysel’le bakıştık. Yüzünü sinsice bir sırıtışla kapladı, sonra o zehirli dili konuşmaya başladı.
"Mira Hanım, habersiz kaybolup son model arabayla dönmenize nasıl bir anlam yüklemeliyiz?"
Derin bir nefes verip içeriye girdim. Ona cevap vereceğim bir durum yoktu.
Tabii o susmadı.
"Hah! Zengin adam mı buldun yoksa? Kedi olalı bir fare tuttum desene. Aferin!"
Koltuğa oturup yüzüne dik dik baktım. Varı yoğu para olan bu kadının varlığı, midemi bulandırıyordu.
Cevap bekleyen bakışlarıyla yanıma oturdu.
Kapı bu sırada ikinci kez açıldı.
Elif, beni görür görmez koşarak üzerime atladı.
"Abla, seni çok özledim"
Yüzünü ellerimin arasına alıp yanağına, sulu kocaman bir öpücük bıraktım.
"Bende seni gün ışığım!"
"Neredeydin? Haber de vermedin?"
Meraklı gözleriyle sordu. Sordu da.. Ne diyecektim?
Aklıma gelen ilk yalanı attım.
"Huysuz bir amca çok hastaydı, şehir dışında hocamla onu ziyarete gittim."
"Paralı bir amcaydı herhalde."
Aysel, araya girmese olmazdı. Yinede onunla muhatap olmadım. Elif'le konuşmaya devam ettim.
"Okul vaktine ne kaldı? Hadi hazırlan ben bırakayım seni"
Söylerimle gözleri parladı. Hızla yerinden kalkıp odasına girdi.
Bende Aysel'e döndüm. Sinirli bakışlarıma gevşek sırıtışıyla karşılık verdi.
"Derdin ne senin? Sana ne benden! Verebileceğim tüm parayı alıyorsun zaten. Daha fazlası yok!"
Sırıttı.
Bir insan bu kadar yüzsüz nasıl olabilirdi? Hiç anlamıyordum. Zaten anlamamak, akıl sağlığım için en iyisiydi. Yorulmuş bedenimi daha fazla onunla tüketmemek için doğruca odama girdim.
Banyo yapmayı istiyordum ama Elif’e söz vermiştim. Kısa bir hazırlık yeterli olacaktı.
Elimi yüzümü yıkadım, saçlarımı tarayıp at kuyruğu yaptım. Aynada kendime baktım, yüzüm solgundu. Hafif bir makyajla toparladım. Kot pantolon ve yakası fırfırlı kısa kollu bir gömlek giydim. Artık hazırdım.
Kapım tıklatılınca Elif’in de hazır olduğunu anladım. Kapıyı açtım, minicik elini avucuma aldım. Birlikte okulun yolunu tuttuk.
Demir
Odamın kapısından çıkan Mira'nın ardından başımı geriye yaslayıp bir süre tavanı izledim.
Onunla ilgili planımı iki-üç gün içinde devreye sokacak, avucumun içine alacaktım. Sonrasıysa, benim kurallarımla şekillenecekti.
Şimdilik buradan öylece kurtulduğunu sanması işime gelirdi. Nasıl olsa, er ya da geç kendi ayağıyla geri dönecekti… bana.
Odamın kapısı yavaşça açıldı. Halit bana yine onaylamaz bakışlarıyla yüzüme baktı. Yine neyi yanlış yaptım? Diye düşünürken konuşmaya başladı.
"Reşat'ın intiharıyla gururlanma. Herkesi karşına aldın. Şimdi diş bilediler, ilk zayıf anında üstüne çökecekler."
Haklıydı. Beni düşünüyordu ama bende boş adım atmıyordum ki. Karşılarında o zayıf çocuk yoktu artık. Tabii bunu Halit babaya anlatamıyorum!
Gözlerini kırpmadan devam etti içini dökmeye.
"Doktorla ilgili planın ne?"
Bak buna istemsiz gülümsedim. Nasıl da tanıyor beni? Ee, vardır herkesin bir bileni.
"Baba, sen kendine bir manita mı yapsan artık?"
Kaşları çatıldı. Andırmayıp devam ettim.
"Beni uğraş edinme bu kadar, kendine de vakit ayır."
Senden bir cacık olmaz bakışını atıp başını sallayıp çıktı.
Ben de birkaç evrağa göz gezdirmeye başladım. Mekânı yeniden düzenleyip daha sıkı önlemler alıyorduk. Bundan sonra daha dikkatli olmam gerekiyordu. Elim güçlüydü ama düşmanlarım kalleşti. Dosya ve düşüncelerime daldığım sırada kapım çaldı.
"Gir"
"Sibel hanım geldi efendim sizi odanızda bekliyor."
"Tamam Aylin sen işine bakabilirsin."
Dosyaları toparladım. Çekmeceye koyup kilitledim ve odadan çıktım.
Merdivene adımımı atacakken, mutfaktan elinde kahveyle çıkan Ahmet'i gördüm.
Çok daha iyiydi artık.
"Abi, bence yukarı çıkmadan sende soğuk birşeyler iç."
"O niye?"
Kahvesinden bir yudum alıp konuştu.
"Sibel abla çok sinirliydi."
Sakallarımı ovuşturdum.
"Ben alırım onun sinirini sen merak etme"
Omuz silkti. Yanımdan geçerken sordum.
"O niye abla lan?"
"Anlamadım abi?"
Sibel'le bir senedir düzenli görüşüyordum. Hiçbiri 'yenge' dememişti. Ama Mira'yla aramda hiçbir şey olmadan iki günde 'yenge' demeye başladılar. Neyi atlamıştım lan ben?
"Hee, sen onun için diyorsun. Tamam abi ona da 'yenge' deriz... Bize de herkes yenge zaten."
Gevşek gevşek sırıtmaya başladı.
Bunların da diline düşmeye gör.
"İstemez, demeyin."
İstemsiz sert çıkan sesime kahvesini höpürdeterek karşılık verdi pust! Hayır, dövemiyorum da... Yeni ameliyattan çıkmıştı.
Neyse, doktor gelsin bir ara üzerinden geçerim.
Basamakları hızla çıkıp odamın kapısını açtım. Sibel kısacık eteğiyle yatağıma oturmuş, bacak bacak üstüne atmıştı.
Hesap soran bakışlarıyla yüzümde gezindi.
"Neden gelmedin? Gelmeyi geç aramadın?"
Ona adımlarken ayağa kalktı.
Sitemle konuşmaya devam etti.
"Dayanamayıp ben geleyim dedim. Beyefendinin yatağı başka kadın kokusuyla kaplı!"
Sibel'le ne anlatıyorsun bakışlarımı gönderdim ama aldırmayıp devam etti.
"Hani buraya benden başkasını getirmiyordun? 'Birini sevecek olsam bu sen olurdun' sözünün geçerliliği bitti sanırım."
Bu aşk sevgi muhabbeti de baydı artık.
Yeterince dinlediğimi düşünerek cevap verdim.
"Sibel bak yavrum, sana ne dediysem hâlâ geçerli. Buna hesap sorulmayacağı da dahil!"
Başını salladı.
"Anladım. Ben gideyim artık"
Sıkıntıyla nefesimi verdim.
"Anlamış olsan kalırdın."
Gözleri parladı hemen yanıma gelip öpmeye başladı.
İşte, bana bunlarla gelin. Hemen karşılık verdim. Minicik crobu da çıkarıp gözlerime seyir zevki sundum.
Onu kucaklayıp yatağa yatırdım. Üzerine çıktığım anda... gözümün önüne dün gece yaşananlar geldi. Mira'nın savunmasız, güzel yüzü, heyecanı, paniği...
"Niye durdun?"
Sibel'in sorusuyla kendime geldim. Mira güzel kızdı. Onu arzulamam gayet doğaldı. Ama herşeyin vakti var, şimdilik bu güzelle yetinmeliydim.
İçimi rahatlatıp başka yerlerimin rahatlamasına odaklandım.
▪︎ ▪︎ ▪︎ ▪︎ ▪︎
“Ben banyoya giriyorum. Sen de toparlan artık. Buraya da habersiz gelme bir daha, ortalık karışık.”
Sibel, alınmış gözlerle yüzüme baktı. Dudaklarını büzüp sitemkâr bir sesle konuşmaya başladı.
“Özlüyorum... Daha sık gel. Yeni mekâna da gelmemi istemiyorsun.”
Yeni mekâna kadın çağırıyordum zaten. Ama şimdi lafı uzatacağı için bunu bilmesine gerek yoktu. ‘Ben sana yetmiyor muyum? Ne zaman istersen gelirim’ gibi lafları hiç çekemem.
“Sibel, beni biliyorsun değil mi? Neyin tatavası bu şimdi?”
Duyduklarıyla gerildi. Hemen yataktan kalkıp sinirle giyinmeye başladı. Yeterince ilgilenmiştim, böyle gitmek istiyorsa kendisi bilirdi.
Banyoya girip kısa bir duş aldım. Mekâna geçeceğim için siyah bir pantolon ve gömlek seçtim. Saatimi koluma taktığım sırada kapım çaldı.
“Gir.”
Yaman, elinde dosyayla içeri girdi.
“Ulan doluyken destursuz girersiniz, yalnızken nezaketiniz tutar ha.”
Yaman sitemli sözlerime aldırmadı, dosyayı önüme bıraktı.
“Yengeyi bıraktım. İstediklerini de araştırdım abi.”
Yüzümü buruşturdum. Anlamaya çalıştım. Beynimde bir iki tur olayları tarttım...
Vallahi yoktu!
“Oğlum, siz bu kıza niye ‘yenge’ diyorsunuz? Başta önemsemedim ama bu ısrarınız niye? Sübliminal mesaj veriyorsanız bende geri teper, haberiniz olsun!”
Yaman, dediklerime gevşek gevşek sırıtmaya başladı.
Kaşlarımı çattım.
Hepsini bir güzel dövüp Mira’ya tedavi ettirmeyi aklıma not ettim. Görürler o zaman 'yenge'yi... Bence bu Mira da hayır demezdi.
"Şimdilik orası bizde kalsın abi, anlatsak da kafan basmaz şu anda"
Şüpheyle gevşek suratına baktım. Ne dersen de! Biz böyle uygun gördük, havası vardı meymenetsiz sıfatında.
"Ne b.k yerseniz yiyin. Bana bulaştırmayın da... Öncesi sonrası umurumda değil!"
Sinirle dosyayı açtım. İncelemeye başladığımda gördüklerime inanamadım. Yok ebesinin a..mı ne lan bunlar?
Daha detaylı okuyordum ki odanın kapısı pat diye açıldı.
Telaşla içeri giren Bekir'e baktım. Elindeki laptop'u göstererek konuşmaya başladı.
"Abi... doktorun telefon sinyali, Belgrand ormanında keşke sistemi kapatmasaydık."
Babasının peşindekiler benden önce davranmıştı. Mira'yı kaçırmışlar demek! İyi de o adam kıza günahını vermez ki neden...
Düşüncelerimi çalan telefon böldü. Kim arıyor diye baktığımda gözlerime inanamadım.
Mira, arıyordu!
Hızla telefonu açtım.
"Demir..."
Hıçkırıklarının arasında konuşamıyordu.
"Mira sakin ol güzelim, neredesin çabuk söyle. Hemen geleyim."
Telefonu elimle kapatıp çocuklara döndüm.
"Hemen hazırlanın."
Başlarını sallayıp çıktılar.
"Kardeşim... kardeşimi aldılar. Demir, ne olur yardım et!"