Korkuyorum, benim olmayan bir odada gelinliğimle oturmuş hiç tanımadığım, bir adamı bekliyorum, ister istemez evim çocukluğum aklıma geliyor.
Çok soğuk karlı bir günde dünyaya gelmişim, annem doğumumun çok zor olduğunu, ebenin ikimizin de ölmemesi için çok çaba sarf ettiğini söylerdi, ikinci kızı olduğunu duyan babamın tüm sevinci gitmiş, hayal kırıklığıyla beni ve annemi görmeye bile gelmemiş.
Babamı çok az görerek büyüdüm işlerinin yoğun olduğunu söyleyerek eve ya çok geç gelir, bazen de hiç gelmezdi, annem babam gelmediğinde daha rahat ettiğini söyler komşularına gider gelirdi, birkaç kez annem günlerce odasından çıkmadı yanına gittiğimde yüzünde morluklar görürdüm düştüğünü söyleyerek sorularımı geçiştirirdi. Bir gece annemin çığlıklarıyla yatağımızdan fırladık, babam annemi evire çevire dövüyordu, benden izinsiz nasıl çarşıya gidersin diye bağırıyor bir taraftan da vuruyordu, bizim kendisini korku dolu gözlerle seyrettiğimizi fark edince bağırarak odadan kovdu, böylece nedenini bilemediğim morlukların cevabını da öğrenmiş oldum, babama olan korkum daha da büyüdü.
Çocukluğum, Çengelköy’de kocaman bahçe içinde ki evimizde ablam Asuman’la oynayarak, yazları sahile inip denize girerek geçmişti, ablam yan evin oğluna âşıktı onunla buluşabilmek için vakitli vakitsiz dışarı çıkar daha rahat görüşebilmek için beni de yanında sürüklerdi… Elime dondurma tutuştururlar beni sahilde bırakıp ortadan yok olurlardı bu sık çıkmalar komşu teyzenin ablamları görmesiyle son buldu, ilk önce annem sonra da babamdan sıkı dayak yiyen ablam kaçmaya çalışırken yakalandı, ev hapsine mahkûm edildi.
“Bu evden bahçeye bile adımını atmayacaksın, işsiz güçsüz adama kız yok bende”
Ablamın sevdiği daha okuyordu, ailesinin de durumu çok iyi değildi, babam asla o aileye kızımı vermem deyip yan evin görüşme çabalarını sonuçsuz bırakmıştı. Birkaç ay sonra sana talip var deyip, yalvarmalarına rağmen yaşı oldukça büyük bir adama verdiler, ablam on beş adam otuz yaşındaydı tek özelliği tüccar olmasıydı, zenginmiş rahat edermiş. Evlendi defalarca yüzü gözü mosmor bir halde eve geri döndü, her seferinde geri götürüldü.
Babam bu evden gelinliğinle çıktın, koca evinden de kefeninle çıkarsın, kocan ne istiyorsa yapmak zorundasın diyerek bir daha eve bu şekilde gelmesini yasakladı, babamın bu tavrı karşısında iyice umudu kırılan ablam kaderine razı olup kocasının dayaklarından kurtulabilmek için hiç konuşmamaya başladı… Zaman içinde üç çocuk doğurdu eniştem olacak adamında gönlü geçmiş, ablamı kendi haline bırakarak başka kadınlarla birlikte olmaya başlamış, dedikoduları duyan babam erkektir yapar kadın olaydı da kocasını elinde tutaydı deyip eniştemin tarafında olmuş ablamı mutsuz evliliğinde daha da mutsuz etmişti.
Acımasız bir adamdı şimdiye kadar bir kez bile sevgisini göstermeyen iki kız doğurduğu için devamlı annemi suçlayan kadınları fazlalık gibi gören bir insandı babamı sevmez sadece korkardım, okumayı yeni bilgiler öğrenmeyi çok seviyordum işim gücüm kitap okumak dünyayı kitapların büyülü dünyasına girerek dolaşmak oluyordu… Her şeyi merak ediyordum araştırıyor, soruyor bilgi edinmeyi seviyordum, babam kadın kısmı çok okumaz annenden ev işlerini öğren daha yararlı olur diyordu birkaç kez kitaplarımı alıp çöpe atmıştı, uyumasını bekleyip geri alıp saklamıştım, mahalle mektebine gidiyordum, öğretmenim çok başarılı olduğumu ileride meslek sahibi bir kadın olacağımı söylüyordu… Babamın tüm karşı çıkmalarına rağmen liseyi bitirdim tek isteğim yüksekokulu okumaktı, çok fazla olmasa da kadınlarda artık doktor, mühendis gibi daha çok erkeklerin yaptığı mesleklerde söz sahibi olmaya başlamıştı ben öğretmen olmak daha çokta okutulmayan kız çocuklarına ders vermek istiyordum… Babamın bu yoz fikirleriyle ne mümkün hiçbir şekilde izin vermedi, kocaya gitme zamanımın geldiğini, yaşımın büyüdüğünü daha fazla gecikirsem evde kalacağımı söylüyordu, babamın iki evladını da sadece kız oldukları için başından çabucak başından atmak istemesi çok zoruma gidiyordu…
Laleli taraflarında küçük bir otel işletiyor kadınların nasıl durumlara düştüğünü çok iyi bildiğini söyleyerek sorumluluğumuzu bir an önce üstünden atmaya çalışıyordu… Annem babası evlendikten sonra da kocası tarafından sindirilmiş bir kadındı, babama şükretmemi kendi babasının okumasına dahi izin vermediğini söyler babamın tarafında olurdu, dedem okula göndermediği için okuma yazmasını bile seneler sonra benim çabamla öğrenmişti… Çok geçmeden korktuğum başıma geldi.
“Evlenmek zorunda mıyım, niye bu ısrarınız ben okumak istiyorum”
“Okuyup ta ne olacak çok iyi kısmetin çıktı, kaçıramazsın Bozoğlu Aliyi, annesi seni görmüş beğenmiş derdin ne, aile zengin rahat edersin”
“Bir kez görmedim, neye benzediğini bile bilmiyorum, ya benim hayallerim ne olacak”
“İstemeye geldiklerinde görürsün”
“Sevmeden nasıl evleneceğim yapmayın Allah aşkına”
“Sonra seversin, rahat edeceksin gerekirse ileride okulunu bitirirsin”
Ne zaman fikrim sorulmuştu ki, ne dersem diyeyim bildiklerini okuyacaklardı, bu devirde kız çocuğu olmak kadar zor bir şey yoktu, daha on yedi yaşındaydım, hiç görmediğim tanımadığım bir adamla evlenmek gözümü korkutuyordu… Ablam on beş yaşındayken evlenmişti, yirmisine gelmeden üç çocuğu olmuş yaşlı kadınlara dönmüştü, evliliğinden kocasının eziyetlerinden hep şikâyet eder dururdu… Annem desen babamın otoritesine karşı çıkamayan, yanlış olsa da kabul eden bir kadındı önümde bu kadar kötü evlilik modelleri varken, benim bu kadar çabuk evlenmemi nasıl istiyorlar aklım almıyordu, babamın ısrarı sonucu hiçbir şeye itiraz hakkım olmadan evlenecektim ne derse o olurdu.
İlk tanışma günü, çok sinirli, ayni zamanda da çok heyecanlıydım, çok kalabalık geldiler kocam olabilecek adamı görememiştim, nihayet ortaya çıkma zamanım geldi kendimi hayvanat bahçesindeki, hayvanlar gibi hissediyordum… Ablamın, annemin yardımıyla kahveleri yaptım, ellerim titriyordu üstümdeki elbiseye dökülecek diye endişe ediyordum, bu seremoni de en hoşuma giden şey yeni elbise dikilmesi olmuştu, uçuk pembe yakası fırfırlı etekleri kırmalı çok güzel bir elbiseydi, saçlarımda ayni renkten saç bantı vardı… Annem geceden saçlarımı sarmış, açınca dalgalar halinde sırtıma kadar düşmüştü, salona girdim gözlerimi taşıdığım tepsiden ayıramıyordum, annem büyüklerden başla kızım diyerek yaşlıca bir adama yönlendirdi beni, sırayla gittim kim kimdir bilmiyordum, yüzlerine bakamıyordum, yine görememiştim kapının yanına gittim, tepsi elimde ayakta öyle bekliyordum, daha gözlerimi yerden kaldırmaya cesaret edememiştim.
Rutin konuşmalar başladı,” Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızınız esmayı oğlumuz Aliye istiyoruz,” babam Allah’ın izniyle verdim dedi, bana fikrimi sormamıştı, bir anda gözlerim yaşlarla doldu,
“Yüzünü kaldır kızım”
Çekinerek sesin geldiği tarafa baktım, yaşlıca bir adamdı.
“Pekte güzelmişsin maşallah, ben Alinin babasıyım senin gelinimiz olmanı istiyoruz sen ne diyorsun?”
Sanki bir şey demeye hakkım varmış gibi bir tavır içerisindeydi, istenmiş verilmiştim, her şey bittikten sonra laf olsun diye sorulan soruydu, bana daha önce sıkıca tembih edilen cevabı vermek zorundaydım.
“Büyüklerim ne derse o olur efendim”
Dediğim diyeceğim bu iki sözcükten ibaretti, göz ucuyla salonu taradım kalabalık gurubun içinde en genç olan erkeği görmeye çalışıyordum, bir an görür gibi oldum esmer bir adam fena değildi içime birden su serpilmişti… Eniştem gibi yaşlı bir adam beklerken genç olması beni sevindirmişti, onunda gözleri benim üzerimdeydi, ayni anda kaçırdık gözlerimizi birbirimizden büyüklerin yanında bakışmak ayıp sayılıyordu.
Bir kez daha görüşemeden evlilik hazırlıkları başladı, terziler, çeyiz hazırlıkları, rengârenk kumaşlar, işlemeler, danteller, evin her tarafına yayılmışlardı, yengeler, komşu kadınlar el birliğiyle beni evliliğe hazırlamak için koşturuyorlar ben her şeyi uzaktan seyrediyordum… Sanki ben değil başkası evlenecekmiş gibiydi, nihayet gelinliğim bitti son kez giydim üzerinde düzeltmeler yapıldı, annem, ablam, yengelerim hem ağlıyor hem gülüyorlardı.
Çeyizim erkek evine gitti… Kına gecesi hazırlıklarına başladı ev baştan sona temizlendi fazlalık eşyalar dışarı çıkartılıp, komşulardan sandalyeler alındı erkek tarafının kadınları kalabalık olarak geldiler kına zamanı kırmızı bindallıyı giydim başımı kırmızı duvakla kapattılar… Mumlar şarkılar eşliğinde salonun ortasına getirdiler, kına yakma anında sıkıca avucumu kapamamı tembih etmişlerdi “ gelin avucunu açmıyor” diye bağırmaya başladılar… Kayınvalidem geldi iki avucuma da kocaman altın koydu elimi kapattı, altınların büyüklüğünü gören kadınlar alkışlamaya başladılar, çerezler şerbetler dağıtıldı oyunlarla gecenin sonuna gelindi, çok yorulmuştum, kendimi yatağıma zor attım.
Sabah annemin ısrarları sonucu uyanmak zorunda kaldım,” hadi bakalım gidiyoruz” Gelin hamamına sıra gelmişti, bir gece önceden dolmalar, börekler, tatlılar yapıldı büyük bir kadın topluluğuyla hamama gittik, en büyük özen bana gösteriliyordu erkek tarafından da kadınlar gelmişti… İlgi dolu gözlerle beni inceliyorlardı, vücudumda kusur bulamamış olacaklar ki, gelin kızımızda çok güzel nazarlardan korusun rabbim diyerek dua ettiler, birkaç çalgıcı kadın türkülerine başladılar hamam bir anda neşeli kadın sesleriyle doldu, keselenmekten bütün vücudum kıpkırmızı oldu.
Ertesi gün gelinliğimi giydirdiler dualarla baba ocağından ayrıldım düğün erkek tarafının evlerinin bahçesinde yapılacaktı, adetleriymiş Ali beni kapıda karşıladı ilk kez yüzünü tam anlamıyla görebildim, kara yağız bir adamdı, yüzü hiç gülmüyordu çatık kaşlarıyla bana baktı “hoş geldin” dedi, korkmuştum… Ben ikinci eşi olacaktım ilk eşinden boşanmıştı, ailesinin baskısıyla soyunun devamı için tekrardan evlenmeye razı olmuştu, onun için sadece sıradan çocuğunu doğurmak için evlenmek zorunda kaldığı biriydim, içim acıdı yapacak bir şeyim yoktu, bu hayatı ben seçmemiştim sadece uymak zorundaydım… Nikâhımız oldu kalabalık bir misafir topluluğu vardı, vakit geç olunca bizi içeri aldılar hoca geldi dini nikâhımız kıyıldı, yengeler beni hazırlayarak odadan çıktılar, yatak beni korkutuyordu üstüne oturdum, beklemeye başladım, çok geçmeden içeri girdi duvağımı kaldırmadan hediyesini taktı.
“Korktuğunu biliyorum, sana bana alışman için zaman tanıyabilirdim ama adetlerimizi biliyorsun yengeler kapıda bekliyor, mümkün olduğu kadar yumuşak olmaya çalışacağım, zorluk çıkartmayıp kendini rahat bırakırsan, ikimizde bu işten hemen kurtuluruz”
Başıma gelecekleri az çok biliyordum, bana anlattıkları kadarını, tabi onun için demesi kolaydı, şimdiye kadar elime erkek eli değmemişken, bir imza attım diye koynuna rahatça girmemi nasıl beklerdi ki… Ben sadece kendimi kandırıyordum her ne olursa olsun dayanmalıydım, kendimi kasmamaya çalıştım… Birkaç saat sonra kapıda bekleyen yengelere istedikleri çarşafı verdi, yanımdan kalktı gitti, gözyaşlarına boğuldum kendimi kirletilmiş gibi hissediyordum.
Belirli gecelerde yanıma gelmeye devam etti yeni aileme de ona da alışmaya başlamıştım, zaman geçtikçe benimle daha çok ilgilenmeye, yatağıma geldiğinde daha sevecen davranmaya başladı, senenin sonunda istedikleri haberi verdim hamileydim… Ali çok mutlu olmuştu, ilk kez yüzünü bu kadar güleç görmüştüm rahatım için her şey yapılıyordu, kayınvalidem çok özen gösteriyor bir dediğim iki edilmiyordu… Ali daha çok yanıma gelir benimle konuşur olmuştu, hala çekiniyordum bana özen gösteriyordu ama hiç sevgi göstermiyordu, yatak haricinde bir kez sarılıp öpmedi, o zamanlarda bile sadece görev icabı yanımdaymış gibi işini halledip hemen yanımdan kalkıp gidiyordu. Hamile kalınca cinsellik olayı da bitti çok umursamıyordum, birkaç kere annemle, ablamla konuşmaya çalıştım bütün erkeklerin ayni olduğunu söyleyince durumu olduğu gibi kabullendim, demek ki tüm erkekler böyleydi.
Doğumum çok sancılı oldu, ebeler çok uğraştı bebek ölü doğdu minik bir kız, üzüldüm ağladım elimden gelen bir şey olmadı, kanamamdan dolayı günlerce hasta yattım çok kilo kaybetmiştim, Ali bir kez bile yanıma uğramamıştı devamlı çalışıyordu, sadece bir kez sorabildim…
“Neden beni bu kadar yalnız bırakıyorsun”
Yüzüme sertçe baktı, bu soruyu sorabilmem bile acayibine gitmişti…
“Bir eksiğin mi var, rahat değil misin? ”
“Rahatım, sen kocamsın hiç benimle konuşmuyorsun, bazı geceler haricinde hiç yanıma gelmiyorsun”
“İşlerim çok, benden daha fazlasını bekleme”
Anlamıştım, yalnız olarak yaşamımı geçirecektim, kocamdan ilgi, sevgi beklemek hayaldi, kendimi okumaya verdim, daha çokta otel işletmeciliği konusunda kitaplar okuyordum, evdekiler yeterli gelmeyince kitap evine gitmeye olmayanları getirtmeye başladım, ilk zamanlar yanıma hizmetçiyi takıyorlardı, kadın kısmı yalnız sokağa çıkmazmış, bir müddet sonra onlarda alıştılar. Seneler içerisinde beş düşük daha yaptım, rahmim döl tutmuyordu artık, bir gece Aliyi anne ve babasıyla konuşurken duydum…
“Oğlum altı sene oldu evleneli hala çocuğun olmadı, bizim senden başka soyumuzu devam ettirecek kimsemiz yok, Esma artık çocuk doğuramayacak sana”
“Bakın bunca zaman hep sizin istediğinizi yapmaya çalıştım… Kadriye ile evlen dediniz evlendim hayatım cehennem oldu, çocuğu olmadı boşandım hemen ardında Esmayı buldunuz hiç düşünmüyorsunuz belki de çocuk sahibi olmam kaderimde yok, ne derseniz deyin Esmadan ayrılıp başka bir kadın almayacağım, Allah isterse çocuğum olur istemezse çocuksuz kalırım bu konu bir daha asla açılmasın”
Ailesine beni boşamak istemediğini söylemesi beni sevdiğinden değil, başka evlilik istemediğinden olsa da hoşuma gitmişti, belki ileride severdi beni… Evliliğimizin onuncu yılında uzun süren tedaviler sonucu tekrar hamile kaldım, her günüm doktor kontrolünde geçiyordu bebek düşmesin diye dokuz ay boyunca yataktan çıkmadım nihayet oğlum Orhan sağlıklı olarak doğdu kanamam o kadar çok olmuştu ki, doktorlar bir daha çocuk sahibi olmamın ölümüme sebep olacağını söylediler.
Ali bir daha hiç odama gelmedi görevini yapmış işi bitmişti, zar zor geldiği evde arada bir yemeklerde görüşüyorduk… Baştan çok gücüme gitse de zaman içinde kabullendim yalnızlığı, tüm sevgimi ilgimi oğluma verdim, bir taraftan okumaya kendimi geliştirmeye devam ediyordum, kitap almaya gittiğimde her zamanki adamın yerinde genç bir erkek duruyordu…
“Harun Bey yok mu? Kitap sipariş etmiştim”
“Ben oğluyum, babam çok rahatsızlandı iyileşene kadar dükkâna ben bakacağım”
İsmi Selimdi, çok güzel gülümsüyordu, hep asık suratlı erkekleri gördüğüm için onun gülümsemesi çok hoşuma gitmişti, kitaplar hakkında konuşarak sohbet etmeye başladık… Elimde olmayarak daha sık gitmeye başladım sanki beni çekiyordu kocamla edemediğim muhabbeti onunla ediyordum, beni güldürüyor, düşündürüyor her seferinde kendine daha çok bağlıyordu, dışarı eskisinden çok çıkmam etrafın ilgisini çekmeye başladı birkaç kez kayınvalidem ikaz etti, seyrekleştirsem de gitmeden yapamıyordum.
Yine dayanamamıştım, birkaç stant ileride başka bir bayan müşteriyle ilgileniyordu, gülüyor, onunla da sohbet ediyordu, birden sinirlendim bütün kadınlara ayni davranıyordu ben özel değildim, çıkmak için kapıya yürüdüm,
“Lütfen gitmeyin Esma Hanım”
“Meşgulsünüz, bende istediğim şeyi bulamadım zaten”
“İki dakika bekleyin birlikte bakarız, rica ediyorum ofise geçin dinlenin”
Çok bekletmeden geldi, elinde iki fincan çayla,
“Zahmet etmişsiniz, ben fazla kalmayacaktım”
“Bulamadığınız kitap neydi, bir de ben bakayım”
Herhangi bir kitap adı söyleyiverdim, hemen geldi elinde adını söylediğim kitapla birlikte, yüzünde ki tebessüm çok güzeldi,
“Alt raftaydı, ondan göremediniz herhalde”
Utanmıştım, yalan söylediğimi anlamıştı,
“Rafın aşağısına hiç bakmadım, ben gideyim artık”
“Gitmeyin, geçen gün elime eski bir kitap geçti, içinde küçücük bir kâğıt parçası buldum”
“Ne yazıyordu?”
“Bir erkeğin imkânsız aşkını anlatan ufak bir şiir, aşk bazen çok acı verebiliyor, bu şiiri yazan adamı çok iyi anlıyorum”
“İmkânsız olduğunu bilerek tutulmamalıydı”
“İnsanın elinde mi aşık olmamak, bir anda vuruluyorsun, dünya da o kadından başka kimse yok gibi geliyor, hata olduğunu bilerek seviyorsun, dokunamamak azap veriyor, görmemekse işkence oluyor, ah bir gelse bir kerecik görsem kokusunu duysam diyorsun”
“Siz kendiniz âşık olmuş gibi konuşuyorsunuz”
“Haklısınız, bende yangınlardayım, yüreğime söz geçiremedim, o kadar yasak ki ona açılamıyorum, bir daha göremem diye korkuyorum”
“Ben artık gitmeliyim, inşallah kavuşursunuz aşkınıza”
“Bunu nasıl arzu ettiğimi bir bilseniz, güle güle Esma Hanım lütfen tekrar gelin”
Elini uzatmıştı, elimi avucuna koydum sıcacıktı okşar gibi tuttu elimi, bırakmak istemez gibiydi içeri giren müşteriyle ellerimiz ayrıldı, arkama bile bakmadan dışarı çıktım, biliyordum bana aşıktı, bende ona aşık olmuştum ama dediği gibi bizimki imkansız aşktı, kaçarcasına uzaklaştım, bir daha onu görmemeliydim,
Günler aylara döndüğünde evdeki yalnızlığım daha çok artmış, bu yalnızlık beni Selime daha çok itmeye başlamıştı, hislerimden korkuyordum gitmedim kendimi engellemeliydim, bazı romanlarda okuduğum aşk denilen kavramı Selime hissediyordum… Onu görmek, sesini duymak, bana dokunmasını istemek bu hisleri içime gömmeliydim uzaklaştım, evliydim bir çocuğum vardı, yine de onu düşünmeden bir günüm geçmiyordu… Son aldığım kitap konsolun üstünde açılmadan duruyordu, onun ellerinin dokunduğu kitap, elime aldım sayfaların arasından minik bir kâğıt parçası düştü, bana bahsettiği yazı olmalıydı…
Yasak aşkımsın kavuşamadığım, hasretinden yandığım kadınım,
Eğer günahsa bu yaşadığım, cehennemde yanmaya razıyım,
Allah istemese bu aşkı verir miydi, kulunu bu kadar perişan eder miydi?
Gel benim imkânsızım, birlikte bu aşkı yaşayalım.
Ağlıyordum, kendim için, Selim için, bu dörtlüğü yazan adam için adı üstündeydi… İmkânsızdı aşkımız artık gidemezdim bana âşık olmuştu, ona bu acıyı yaşatamazdım… Birbirimizi görmezsek zamanla unutulurdu, kaçtım hislerimi kalbimin en karanlık yerine hapsettim.
Bir haftalığına teyzemin kızının yazlığına gitmeye karar verdim biraz uzaklaşmak bana iyi gelecekti, oğlumu da yanıma aldım, gitmek istediğimi söyleyip izin istediğimde Alinin tek söylediği yüzüme bile bakmadan gidebilirsin Orhan’a iyi bak demek oldu.
Behiye’nin yazlığı şirin bir tatil köyü olan Ağvadaydı, küçücük iki katlı bahçe içinde denize yakın bir evdi, onunda eşi İstanbul’da kalmış iki kızıyla gelmişti, çocuklarımız çok iyi anlaşıyorlardı.
“Esma seni bu sıralar hiç iyi görmüyorum, dalıp gidiyorsun bir sorunun mu var”
Aklımın Selimde kaldığını her an onu düşündüğümü nasıl söylerdim, hislerim sadece bana özeldi Alinin bana evlendiğimizden beri olan soğuk davranışları, Selimin ilgisini daha fazla hissetmeme sebep olmuştu, kadındım ilgi görmek istiyordum.
“Yok, bir şeyim, sana öyle gelmiş”
“Sende var bir şeyler, Ali kötümü davranıyor”
“Yüzünü bile zor görüyorum, bana kimsenin kötü davrandığı yok”
“Sana senelerdir sormak istedim, şimdiye kadar hiç yalnız kalmadık mutlumusun Esma”
“Neden bu soruyu sordun şimdi”
“Kocan sana nasıl davranıyor”
“Ne demeye çalışıyorsun, bilmek istediğin ne?”
“Sen benim kardeşim gibisin, senelerdir mutsuzluğunu görebiliyorum evlendiğinden beri yüzünün güldüğünü görmedim”
“Her istediğim oluyor, bir oğlumda var bir kadın başka ne ister ki “
“Ben maddi durumunun iyiliğini sormuyorum, kocan seni sen kocanı seviyor musun?”
Behiye’nin bu sorgusu etrafımı çeviren, kendimi hapsettiğim mutsuzluk duvarını çatlatmıştı,
“Sevgi ne Behiye, evlen dediler evlendim, çocuk doğur dediler doğurdum, sadece yaşıyorum, Orhan doğduğundan beri Ali bir kez bile odama gelmedi, ondan öncede zoraki geliyordu ağzından tek bir kez bile sevgi sözcüğü duymadım, anneme, ablama danıştım tüm erkekler böyle dediler bende kabullendim”
“Canım benim, hissetmiştim yüzünün hiç gülmemesinden anlamıştım mutsuz olduğunu… Çoğu kadının kaderi senin gibi… Aileler karar verir evlendirirler mutlumu mutsuz mu hiç önemli olmaz, sadece rahat etmesi zengin koca bulması mutluluk için yeterliymiş gibi, kadın hep ikinci planda kalıyor kocasının, ailesinin dediğini yapsın onların sözünden çıkmasın, çocuk doğursun bir de maddi olarak rahatsa başka bir duyguya ihtiyacı yok diye düşünülüyor”
“Anlattığın gibi değil mi tüm evlilikler”
“Senin kafanı bulandırmak istemiyorum, daha da mutsuz olmanı istemiyorum ama değil kardeşim, annenin, ablanın anlattığı gibi değil, biliyorsun bende görücü usulüyle evlendim şansıma eşim çok iyi çıktı evlendikten kısa bir süre sonra birbirimize aşık olduk, ne o bensiz, ne ben onsuz duramaz hale geldik, birbirimize dokunmak ihtiyaç hale geldi eşime bir şey olursa bende ölürüm”
“Bu söylediğin hisleri ben Aliye karşı hiç hissetmedim, o da bana hissetmedi herhalde”
“Eşine karşı daha sevecen olsan, kendini sevdirmeye çalışsan bu birazda kadının elindedir, belki o zaman başka kadınlara ihtiyaç duymaz”
“Ne demek istiyorsun Ali başka kadınlarla mı beraber”
“Çok özür dilerim hayatım, bildiğini sanıyordum”
Bilmiyordum, nereden bilecektim bana yaklaşmamasını soğuk olmasına bağlıyor, başka kadınları aklıma bile getirmiyordum, beni istemiyordu ondan dokunmuyordu, buz kestim benden başka her kadına dokunan bir kocam vardı, ne yapmalıydım.
“Akıl ver bana ne yapayım, ayrılmak istesem bir daha çocuğumun yüzünü göremem”
“Bence ilk baştan güzellikle konuş, her şeyin farkında olduğunu sende ne eksik bulduğunu, gerekirse istediği şekilde değişeceğini söyle”
“Dediklerin ben olmamam demek, onun istediği gibi şekillenmek bunu yapamam, birazcık ilgisi olsaydı çaba gösterirdim… Onun için benliğimden vazgeçmeyeceğim, bu hayatı ben seçmedim yeterince sessiz kaldığımı düşünüyorum, bundan sonra ondan iyice umudumu kestim, o beni nasıl eşya yerine koyduysa bende onu koyacağım, çocuğum beni anlayan yaşa gelene kadar bekler ondan sonra boşanırım, otelde de çalışmak niyetindeyim, beni ezemeyecek artık”
“Pişman olmayasın sonra”
“Asla pişman olmayacağım, bu hayatı o yarattı ben değil”
On beş günlük tatilimiz bitmişti, ayaklarım geri gidiyordu, Behiye’nin sözlerinden sonra, Alinin yüzünü bile görmek istemiyordum. Eve geldikten on gün sonra Ali ile ilk kez karşılaştım, biz tatildeyken yurt dışına gitmiş daha yeni dönmüştü, Orhan babasının boynuna atladı çok istediği oğlunu bile üstünkörü öptü, yanıma geldi yanağıma eğildi öpmesine izin vermedim şaşırmıştı,
“Ne oldu, neyin var bir hoş geldin demek yok mu?”
“Hoş geldin, yemeğimizi yiyelim seninle konuşmak istediklerim var”
“Daha yeni geldim eve yorgunum daha sonra konuşuruz”
“İki gün önce geldiğini biliyorum, yeterince dinlenmişsindir artık hiçbir şey gizli değil”
Şaşkın gözlerle bana bakıyordu, evden dışarıda geçirdiği hayatının ne kadarını bildiğimi anlamaya çalışıyordu, hiçbir şey söylemedim, yemeğin bitmesini odasına çıkmasını bekliyordum, bunca zaman hep o benim odama gelmiş ben hiç onun odasına gitmemiştim, yalnız konuşabileceğimiz tek yerde orasıydı, nihayet yalnız konuşma imkanım olacaktı odasına gitti bende peşinden gittim, tam kapıyı kapatacakken engelledim.
“Seni odama çağırdığımı hatırlamıyorum”
“Zaten hiçbir zaman çağırmadın, artık umurumda da değil zaten ben sadece seninle konuşmak istiyorum, beni bu gece dinleyeceksin bana borçlusun”
“Sana hiçbir borcum yok, saçmalıyorsun”
“Bana hayatımı, gençliğimi, yalnız geçen günlerimi, gecelerimi, dışlanmışlığımı, gözyaşlarımı, hiç atamadığım kahkahalarımı borçlusun şimdi diyet ödeme vaktin”
“Neymiş diyetim, para içinde yüzüyorsun, istediğini alıp, istediğin yere gidiyorsun çık odamdan”
“Her şey senin için paramı, gezmek, almak bir kadın için yeter mi sanıyorsun, bencil olduğunu biliyordum ama bu kadarına şaşırdım… Bak bana ben seni evde gözyaşları içinde beklerken değişik kadınlarla gününü gün ettiğini biliyorum, karın oldum diye beni sevmek zorunda değilsin çünkü bende seni sevmiyorum, bir çocuğumuz var ailenin çok istediği çocuğun”
“Derdin ne, ayrılmak mı istiyorsun?”
“Hayır, dediğin gibi rahata alıştım baba evine dönüp babamın baskısı altında asla yaşayamam, çocuğumdan da asla ayrılmam, eskisi gibi yaşa hayatını, tek söz söylemeyeceğim zaten oğlumuz doğduğundan beri evliliğimiz sadece kâğıt üzerinde, ben bunu kabullendim”
“İstediğini bir an önce söylesen”
“Ben otel yönetiminde çalışmak istiyorum”
“Olmaz, otelcilik kadın işi değil, Bozoğlu karısını çalıştırıyor deyip, el âlemi kendime güldüremem”
Sesi gittikçe yükseliyordu, pes etmeyecektim,
“Neden, birçok kadın var bu sektörde çalışan, sadece sen kadınları yataktan ve evden başka bir yerde düşünemediğin için olmaz diyorsun”
“Hayır dedim işte o kadar, kır dizini otur evinde, gez alışveriş et gününü geçir”
“Sen gerçeği görüp kabul edene kadar pes etmeyeceğim”
Savaşımız başlamıştı, daha çok ta benim savaşım, görebildiğim her an otel işleyişe ilgili bildiklerimi anlatıyordum, sık sık yanına gitmeye başlamıştım beni devamlı çevresinde görmesi bir süre sonra canını sıkmaya başladı, eskisi gibi rahat hareket edemiyordu.
Evde de huzursuzluklar artmıştı, kadının evde olmasını inatla savunan kayınvalidem oğlunun tarafını tutuyor çocuğumu ihmal ettiğimi öne sürerek oğlunun daha da kızmasına neden oluyordu, aldırmıyordum bu benim var olmamın savaşıydı… Beklediğim fırsat hiç ummadığım anda ayağıma geldi Ali’nin at binme sevdası yaralanmasıyla son buldu bacağı kırıldı vücudunun çeşitli yerlerinde kırıklar vardı uzunca süre yatmak zorunda kaldı.
Otelin müdürü organizasyonlarda yetersiz kalıyordu, duyduğum anda hemen gittim oldukça başarılı oldum, övgüler Alinin kulağına gelmişti, iyileşme süreci çok uzun sürdü ben bu arada boş durmadım eksik kalan yönlerimi tamamlamaya başladım… İş hayatı umduğum gibi çok hoşuma gitti hayatımda ki boşluk dolmuş gibi geliyordu ta ki Selimi rastlantı sonucu yolda görene kadar, bir anda kalbim ağzıma geldi,
“Esma Hanım ne zamandır uğramıyorsunuz”
“Vaktim olmadı, babanız nasıl oldu?”
“Daha iyi, teşekkür ederim”
“Ne zaman işinin başına geliyor”
“Biraz daha dinlenmesini istedim, yeni kitaplar geldi, zamanınız olursa gelin, sohbetlerimizi özledim”
Ayaküstü konuşmuştuk, yine de tedirgin olmuştum, aklımda ki yeri tazelenmişti, onu her gördüğümde düşündüğümde içimde duyduğum sıcaklık beni deli ediyordu, gençtim güzeldim daha önemlisi kadın olarak görülmemiş arzuyu hiç tatmamış biriydim, dışarıdan gören insanlar ne şanslı kadın bir eli yağda bir eli balda, bunun ne derdi tasası olur ki… Ama durum öyle değildi içimde olan yangınları bir bilselerdi hayatıma özlem duymazlardı, beni seven bir eşim olaydı da bu kadar param olmasaydı… Genç bir kadının buz gibi yatakta tek başına yatması, kocasının onun yerine fahişeleri tercih etmesi, mutsuzluğu para için değer miydi, ailem arkamda değildi, bir oğlum vardı ne kadar istesem de çekip gidemezdim,
Ali yine işe başlamıştı, çok geçmeden de hayatına günü birlik kadınlar girip çıkmaya, işten uzaklaşmaya başladı, gözümün önünde yatsa bile umursamazdım, benim daha çok işime geliyordu… Gece gündüz çalışıyordum, ne ev ne koca benim için yoktu, sadece oğlumu asla ihmal etmiyordum, kayınvalidemin çenesi susmayınca Orhan’ı yanımda getirip götürmeye başladım, ben inadımdan vazgeçmeyince, kayın validem vazgeçmek zorunda kalmıştı, hayatımda ilk ve son kavgamızı Ali yüzünden yapmıştık,
“Sen ne biçim kadınsın”
“Ben ne biçim bir kadın mıyım?”
“Çalışmak dedin tutturdun, hem kocanı hem oğlunu ihmal ediyorsun”
“Oğlumu ihmal ettiğimi asla söyleyemezsiniz, kocam dediğiniz adama gelince, ben onu değil, o beni ihmal ediyor, farkında değil misiniz her gece başka kadınlarla gönül eğlendiriyor”
“Kadın olaydın da kocanı elinde tutaydın”
“Ben evinize küçücük geldim, fikrim bile sorulmadı, oğlunuz ilk geceden işini bitirip yanımdan çekti gitti, sadece çocuk olana kadar o da belirli günlerde geldi… Siz de kadınsınız, bir kez olsun sevgi sözcüğü duymadım, vücuduma bile dokunmadı, sadece bacaklarımı ayırdı, işini bitirdi gitti… Zamanla beni sever sandım, elimden geldiğince eş olmaya çalıştım olmadı, davranışları değişmedi… Hamile kalınca da bir daha yanıma uğramadı, sevgisiz bir hayat yaşadığımın farkında değil misiniz? Bu genç yaşımda yarı ölü bir hale geldim, şimdi siz beni karılık yapmamakla nasıl suçlarsınız, beni kendine karı yapmayan oğlunuz, beni yalnızlığa mahkûm eden oğlunuz… Kendimi bu yalnızlıktan çıkarmak zorundayım, kadınlığımı bilmeden yaşamayı kabul ettim sadece oğlum için o yüzden bu sözleri söylemeye hakkınız yok, çalışmazsam çıldırabilirim, anlayışlı olun”
“Tüm kocalar böyle, benim kocam da senin babanda, biz kabullendik evimizin kadını olup oturduk”
“Ben siz değilim, annem değilim, sizler böylesiniz diye benimde kabullenip oturmamı bekleyemezsiniz, hem her evliliğin sizin anlattığınız gibi olmadığını çok iyi biliyorum… Sadece sizlerin ve benim evlilikten yana şansımız yokmuş, ne evli çiftler var sevgi dolu birliktelik yaşayan, onun için çalışmama laf edip durmayın… Sizler ev hapishanenize gönülsüz girip, kendi isteğinizle kilit vurmuşsunuz, ben o kilidi reddediyorum… Kendimi ev hapsine mahkûm etmeyeceğim, bunu bana yaptıramayacaksınız, sevgisiz hayatı kabullendim, mahkûmiyeti kabullenmiyorum bunu böyle bilin”
Bu konuşmadan sonra kayınvalidem bir daha bana karışmadı, akıllı kadındı düşününce onların kaderini benimde yaşamak zorunda olmadığımı anladı, çok yakın olmadık ama artık düşman da değildik, elinden geldiğince oğlunun hatalarını kapatmak için bana yardımcı oldu.
Bir gece ter içinde uyandım, rüya görmüştüm yemyeşil kırlarda piknik yapıyorduk… Selim kocam olmuştu beni okşuyor, sevdiğini söylüyor öpüyordu, Orhan’a oğlum diyerek sarılıyordu, ne mutluydum… Selim’le Orhan oynarlarken birden Ali geldi, o benim oğlum senin değil diyerek, çocuğumu kucakladı kayboldu, arkalarından koştum yetişemedim… İstediğim hayat, yaşadığım hayat birbirinden çok farklıydı. Benim için bir tek gerçek vardı Orhan ’sız yaşayamazdım.
******