3.BÖLÜM

3034 Words
Bir gece Ali körkütük sarhoş bir halde, adamların kolları arasında eve getirildi, kayınvalidemler memleketlerine gitmişlerdi, adamlar odasına çıkardılar bırakıp gittiler, ben de odama çekildim… Sabaha karşı gürültüyle yataktan fırladım, küfürler ve bir şeylerin kırılma sesleri… Ali’nin odasından geliyordu, hemen dışarı çıktım… Orhan da uyanmış ağlıyordu hizmetliler holde toplanmıştı Orhan’ı çalışan kıza emanet edip buradan sesleri duyamayacağı bir yere götürmesini istedim… Diğerlerine kendi işlerine bakmalarını söyledim, hala sesler devam ediyordu bir süre bekledim ağlama sesi duydum Ali ağlıyordu… Kapıyı açtım oda tamamen dağılmıştı kırılmadık hiçbir şey kalmamış gibi görünüyordu, beni fark etmemişti… “Ne oldu neyin var” Birden öfkeyle yerinden doğruldu, üzerime yürümeye başladı, korkmuştum benim çekindiğimi görünce elini duvara vurdu, “Çek git odamdan” Yerde eski bir resim gördüm, elime aldım saçları iki yandan örgülü genç bir kız mutluluk içinde poz vermişti, elimdeki resmi gördü koparırcasına aldı, “Dokunma ona, kimsenin dokunmaya hakkı yok” Yere yığıldı, yine ağlamaya başlamıştı yanına gittim omuzuna dokundum,” Anlat bana” “Sana mı anlatacağım, kimse beni anlamadı sen mi anlayacaksın” “Dene bir, anlamasam da içini boşaltmış olursun, biz eş olamadık arkadaş olamayacağız diye bir kural yok, anlatırsan dinlerim” Hiç ses çıkarmıyordu, elimden geleni yapmıştım, odadan çıkma vaktiydi tam kapıyı açıyordum sesini duydum, “O ölmüş” Yanına gittim yere oturdum ses çıkarmadan anlatmasını bekledim, “Adana’da komşu evlerde oturuyorduk… Çocukluğumuz kırlar da bayırlar da koşturarak oynayarak geçti, hep gizli kaçar uzaklarda oynardık, hem onun ailesi hem benim ailem oynamamıza karşı çıkarlardı bizde ayrılmamak için böyle bir yol bulmuştuk… Onun kahkahasını, neşeli hallerini çok severdim. Seneler içinde birkaç kez yakalandık ikimizde dayak yedik umursamadık, tekrar buluşmaya oynamaya devam ettik…  Yaşımız on beş olmuştu,  gittikçe büyüyorduk, büyüdükçe birbirimize olan hislerimiz değişiyordu… Onsuz nefes alamıyordum o da ayni şeyi söylerdi… İlk öpücüğüm onunla oldu o kadar güzel o kadar tatlıydı ki, birbirimiz olmadan yaşayamayacak hale gelmiştik… Abisi bizi yakaladı beni çok kötü dövdü, komşular baygın bulmuş eve getirmişler, ayıldığım da ilk sorduğum o oldu… Annem bağırdı çağırdı, babam tehdit etti o kızdan ayrılacaksın diye, hayır dedim ben onu seviyorum… Beni duyan kimdi ki, o kızla asla olmaz dediler, neden dedim, eskiden beri süregelen husumetleri varmış davaları toprak paylaşmaktan çıkmış, aileler arasında bu yüzden ölümler olmuş, seni öldürürüm yine de o kızla evlenmene izin vermem bu sevdadan vaz geçeceksin dedi,  Biraz iyileşir iyileşmez beni İstanbul’a gönderdiler, kaçtım yine Adana’ya geldim uzaktan görebildim, benim geldiğimi duyan babam hemen geriye götürdü dayak atmayı da unutmadı… Ailem beni yatılı okula verdi, kesinlikle para verilmiyordu onunda yolunu buldum, kamyonculara yalvardım bir tanesi halime acıdı götüreyim dedi… Ayşe’min evden çıkışını bekledim iki gün iki gece, nihayet yanında bir kadınla çıktı… Pazar yerinde bir yolunu bulup kendimi belli ettim, bir yolunu bulup o da geldi, sarıldık halimize ağladık, kaçmaya karar verdik, hiç param olmadığını söyledim, sen beni burada bekle, harçlıklarımdan biriktirmiştim onları alayım hemen gidelim dedi, bekledim saatlerce bekledim gelmedi, babam benim orada olduğumu öğrenmiş yakaladı…  Benim Adana da olduğum duyulmuştu… Ailem bu kez hiç açık vermedi hemen toplanıldı apar topar İstanbul’a taşındık… Hayata küsmüştüm günlerce yemedim içmedim, kaçmaya karar verdiğimiz gün tam kapıdan çıkarken babasına yakalanmış… Hasta hanelik olana kadar dövmüş, babamı beni öldürmekle tehdit etmiş hemen akrabalarından biriyle evlendirmişler, duyduğumda kahroldum bizi ayırmışlardı, kendimi öldürmeye çalıştım, ama ölmedim,  ondan başka hiçbir kadını sevmeyeceğime yemin ettim, zaten sevemezdim kalbim bir tek Ayşe vardı başka hiç kimsede olmadı,  Seneler sonra onu gördüm gözyaşları içinde kalmıştık, parka gittik konuştuk hislerim hala aynıydı onu çok seviyordum… Mutlumusun diye sordum, benim mutluluğum senden ayrılınca bitti, sadece yaşıyorum dedi, bak büyüdük çocuk değiliz artık sana bakabilecek gücüm var kocanı bırak evlenelim deyince… Babam ve abim ileride o önüne çıkarda kocanı bırakır yüzümüzü yere eğersen onu vururuz dediler, biliyorsun yaparlar senin yaşadığını bilmek mutsuz da olsam yaşama nedenim, sen ölürsen ben yaşayamam, kalktı gitti sadece arkasından bakabildim.  Ailem beni kendilerinin buldukları bir kızla evlendirdiler hiç istemedim, sevemiyordum, sevmeyecektim, edepsiz bir kadındı biraz parayı görünce ne oldum delisi olmuştu çocukta veremeyince hemen boşadım.  Rahatladım artık derken seni buldular…  İlle çocuk diye tutturdular istemediğimi defalarca söyledim, babam istemezsen isteme bize torun ver yeter dedi, küçüktün senin de kanına girdiler seni gerçekten sevmek istedim inan buna ama kalbim o kadar onunla dolu ki sana yer açılmadı, bana zorla eş bulmaları beni sinir ediyordu Ayşe ile evlenseydim çok mutlu olacaktım…  İki aile bizi mutsuzluğa mahkum ettiler cehennemde yansın hepsi, bu gün öldüğünü öğrendim, haberi veren kişi Ayşe kahrından öldü dedi, son sözü benim ismim olmuş, Allah bir an önce benim de canımı alsın bu dünyada bizi birbirimize çok gördüler, belki öteki dünya da sevenleri ayırmazlar… Yine ağlamaya başlamıştı, yavaşça kalktım odadan çıktım, bende ağlıyordum onun bir sevdası vardı ya benim, kendim için Ayşe için hatta Ali için ağladım… Bu itiraf hiç olmamış gibiydi, aramızda sadece arkadaşlık ilişkisi başlamıştı, ikimiz de rahatlamıştık, o sevmeyeceğini, ben onun sırf beni değil hiçbir kadını sevemeyeceğini biliyorduk, Ali her zaman Ayşe’nin mezarına gidiyordu, hayattayken alamadığı çiçekleri şimdi götürüyordu, bir kez de ben gittim gizlice, Ayşe’nin mezarının başına oturdum dertleştim. “Beni hiç tanımadın ama mutlaka duymuşsundur, senin sevdiğin seni seven adamın sözde eşiyim, çok şanslı kadınmışsın Ayşe… Sevmişsin sevilmişsin… Ya ben hiç sevilmedim bom boş bir hayatım var, keşke senin yaşadıklarının birazını bende yaşayabilseydim sevilseydim sevseydim, sen acı çekerek yaşamışsın ama sevildiğini bilmişsin. Bende acı çekiyorum bir erkek tarafından sevilmenin ne demek olduğunu bilemeden öleceğim, yerinde rahat uyu, ruhun huzur bulsun hala seni çok seviyor” Gözyaşları içinde mezarlıktan ayrıldım, kaderimi iyice kabullendim kendimi daha fazla işlere adadım, ara da bir Selim aklıma geliyordu bir kere gitsem diyor vazgeçiyordum… İstanbul’da iki otelimiz vardı, işler çok iyi gidiyordu yabancı yatırımcılar Türkiye’yi gözlerine kestirmiş gibilerdi, birbiri peşi sıra yeni oteller açılıyordu. “Ali, iki otelle kaldık rakipler fazlalaşıyor bizim de atılım zamanımız geldi” “Ne gerek var, bu oteller iyi kazanıyor” “Ali inat etme, dünya değişim içinde bizde uyum sağlamalıyız yoksa yok olur gideriz” “Aklındakini söyle” “İlk önce, Akdeniz sahillerinde açalım, biliyorsun yaz gelince insanlar o taraflara gitmeye başladılar, gidelim yer araştıralım, mimarlarla mühendislerle görüşelim plan çizdirip, fikir alalım maliyetleri çıkartalım, ben iyi olacak diyorum” “Benim burada işim var sen git bak, sonra bana bildirirsin”   Hemen hazırlandım, fikir değiştirmeden harekete geçmem gerekiyordu, gider gitmez emlakçılara haber verdim nasıl bir yer istediğimi söyledim, ağaçlar içinde, arazisi büyük ve denize sıfır istiyordum. Sahil kasabalarının değişik bir toprak anlayışı vardı, erkeklere toprakları işlemesi için düzlük alanlarda ve dağlık bölgelerde tarla veriliyor, kız çocuğun mirası işe yaramayan deniz kıyıları oluyordu… Şansıma birkaç gün sonra Belek’te acil ihtiyaçtan satılık istediğim şekilde bir arazi bulundu, fiyatı düşündüğümden de uygundu… Hemen gerekil kişileri çağırarak nasıl otel yapabiliriz diye danıştım, projeler çizildi içlerinden mimarisi en ilginç olanı seçmeye çalışıyordum… Arazimiz oldukça geniş olduğu için istediğimiz şekli kullanabilirdik, bir mimarın çizimi oldukça hoşuma gitmişti, gemi dümeni şeklinde olacaktı tam ortasında büyük yuvarlak ana otel çevresinden yollar çıkacak, değişik alanlarda kullanacak barlar, eğlence yerleri yolların ucuna inşa edilecekti…  Otelin alt kısmında kapalı havuz olacak, dışındaki havuz çok büyük yapılacaktı, projeyi onaylaması için Ali ye gönderdim, umduğum gibi onun da hoşuna gitmişti, büyük inşaat şirketlerinle anlaşarak, seri olarak başlamalarını sağladım, iç ve dış mimarlarda çalışıyorlardı yaza kadar otel hizmete girmeliydi. Ayda birkaç kez giderek, ne kadar ilerlediğini kontrol ediyordum, gelişmeler güzeldi, bahar aylarının sonunda iç mimarlar devreye girmişti… Her gidişte daha uzun kalıyordum, onlarla birlikte çalışıyordum, iç mimarlarımızdan biri Ayten Hanımdı çok zevkli, konuşkan, her şeyi ince eleyip sık dokuması hoşuma gidiyordu, iyi arkadaş olmuştuk, bekârdı rahat bir hayatı vardı, hava güzeldi ağaçların altındaki banklarda oturmuş hem denizi seyrediyor, kahvelerimizi içiyorduk. “Ali Bey hiç gelmiyor, bu otelle ilgilenmiyor mu?” “Burasını ben çok istedim, Ali gönüllü değildi, ne yaparsan yap deyince hemen başlattım işleri” “Ali beyin namını duydum” “Duymuşsundur, ayni piyasanın içinde sayılırsınız” Nasıl duyduğunu az çok tahmin etmiştim, aldatılan, acınılan kadın olarak görülmek beni çok huzursuz ediyordu. “Ya sen niye evlenmedin, çok hoş bir bayansın” “Çevremde çok mutsuz evlilik var, okudum kendi paramı kendim kazanıyor istediğim gibi gezip yiyorum, karışanım yok kafam rahat” “Bu rahatlığına ailen karışmıyor mu?” “Baştan evlen diye çok baskı yaptılar, yaşım ilerleyince de vaz geçtiler, aslında her şey kader kısmet, evlenmek kaderim de yazmamış” “Ya sen severek mi evlendin” “Hayır, görücü usulüyle, aileler anlaştı evlendiğim geceye kadar görmedim” “Ne kadar kötü bir histir, karşına nasıl bir adam çıkacağını bilmeden evlenmek, tanımadan kadınlık görevini yapmaya mecbur edilmek” “Bu şans işi herhalde, ailelerin ayarladığı evliliklerde mutlu olanlar da var” “Mutlu olanlar da var ama çok nadir, bence sadece gelinen durumu kabullenmek, mutsuz olsan dahi dışarıya karşı mutluluk oyunu oynamak, zamanla bu adetlerin değişeceğini sanıyorum, çoğu genç kendi hayat arkadaşını kendi seçecek, böylece aileleri sorumlu olmayacak, mutsuzluklarından veya mutluluklarından” “Her şey zamanla değişiyor, evlenme şartları da değişir belki” “Birlikte merkeze inelim dolaşırız” “Biraz geç olmadı mı?” “Koskoca kadınlarız, karışacak kimsemizde yok, taksiyle gider geliriz” “Hadi gidelim ilk kez bu saatte dışarıda olacağım” “Her şeyin ilki vardır, hem burası yazlık yerler, bütün kadınlar rahatça dolaşabiliyorlar” Hemen bir taksiye bindik, biraz heyecanlanmıştım, evden ilk kez kaçan kızlar gibiydim babam bir köşeden çıkıp kadın kısmı bu saatte dışarı çıkar mı diye bağıracak gibi geldi, bunu Ayten’e söyleyince gülmeye başladık…  Antalya’nın gecesinin bu kadar güzel olabileceğini tahmin etmemiştim, her taraf açıktı, şehir hızla gelişiyor büyüyordu, bir kez daha akıllı karar verip yatırımı doğru yere yaptığıma karar verdim, sahil kenarında yürümeye karar verdik, küçüklü büyüklü dükkânlar kafeler, elişleri satan tezgâhlar, insanlarla doluydu birden dona kaldım, karşımda Selim bana bakıyor gülümsüyordu. “Esma ne oldu neden durdun” “Tanıdık birini gördüm sandım” “Kimi gördün, taş kestin kocanın tanıdığımı” “Benim tanıdığım, herhalde o değildi, benzetmiş olmalıyım” Yanıldığımı az sonra anladım, kalabalıktan sıyrılan Selim tam önümde duruyordu, “Esma Hanım sizi burada göreceğime dünya da ihtimal vermezdim, çok şaşırdım” “Bende çok şaşkınım, ne arıyorsunuz burada kitap evini kapattınız mı?” “Bir süreliğine kardeşim bakacak, sıkılmıştım tatile geldim” “Ya siz niye buradasınız” “Belek’te otel yapımı var arada bir gelip, ne durumda olduğuna bakıyorum” Ayten’i unutmuştum, “Mimarlarımızdan Ayten hanımla tanıştırayım sizi, Ayten, Selim beyde İstanbul’da Kitap evi sahibi” “İki güzel hanımı çay içmeye davet etsem” Ayten yüzüme baktı, “Esma ben burada oturan bir arkadaşıma uğrayacağım, iki saat sonra burada buluşsak nasıl olur” Gitmişti, cevabımı bile beklememişti, kızgınlıkla arkasından baktım, kaçmak için her yolu denediğim Selim’le karşı karşıya kalmıştım, “Hadi gelin az ileride bir çay bahçesi var” “Kalabalığa girmek istemiyorum, ses beni yoruyor” “Sahilde yürüyelim isterseniz” Sesimi çıkarmadım, yürümeye başladık tek bir kelime konuşmadık, aramızda oluşan bu sessizlik bile güzeldi, “Her gün sizi bekledim niye gelmediniz” “İşlere daldım, kitaplara ayıracak vaktim kalmadı” “Kitap için her zaman vakit bulunur” “Gelmedim işte” “Sohbetlerimizi özledim” “Geriye dönsek artık vakit oldukça geç oldu, etrafta kimseler kalmadı” “Neden benden kaçıyorsun Esma” “Neden kaçayım size öyle gelmiş” “Kaçtığını sende biliyorsun, benden çekinmesen gelirdin” “Sizden niye çekineyim saçmalıyorsunuz” “Aramızda başlayan hislerin farkına vardığından” “Siz saçmalıyorsunuz artık, ben evli bir kadınım” “Evlimi, kocanın ne mal olduğunu cümle âlem biliyor” “Bu sizi ilgilendirmez, terbiyesizlik ediyorsunuz” “Terbiyesizlik mi ben mi terbiyesizlik ediyorum, gözümün önünde gün geçtikçe soldun mutsuzluğunu fark etmemek imkânsız” “Siz de bundan kendinize pay mı çıkarmaya çalışıyorsunuz” ***** “Ben pay çıkarmıyorum, mutsuzdun benimle konuşurken rahatlıyordun niye gelmedin, bana bir şey hissetmediysen, neden tek mutlu olduğun yere gelmedin” “Ne açıklamamı istiyorsunuz, bana söyletmek istediğiniz ne” “Beni sevmeye başladığın için hislerinden korkup kaçtığını söyletmek istiyorum, buraya neden geldim sanıyorsun, senin burada olduğunu öğrendim bana hissettiklerini ben de sana hissediyorum, o küçük şiiri yazan adam gibiyim, okudun değil mi?” “Ben size bir şey hissetmiyorum, yanılmışsınız okumadım” “Seni o kadar iyi tanıyorum ki, yalan söylediğini biliyorum” Nasıl olduğunu anlamadan aniden sarıldı, dudaklarım ilk kez bir erkeğin öpüşlerini hissediyordu, yüzümü tuttu. “Şimdi de bana bir şey hissetmediğini, hissettiklerimin karşılığını olmadığını söyle” “Bırak beni, sen beni nasıl bir kadın sanıyorsun, ben evliyim, bir çocuğum var bu yaptığın kendini bilmezlik” “Evliliğinin ne halde olduğunu herkes biliyor, ben sana âşık oldum Esma” “Sen bana âşık oldun diye benim ne yapmamı bekliyorsun, çocuğumu bırakayım seninle aşk mı yaşayayım” “Çocuğunu da al, kocanı bırak evlenelim” “Ne kadar kolay söylüyorsun, hiç çocuğun olmadığı ne kadar belli, bana bırakırlar mı Bozoğlu’nun veliahdını, senin için aşkımdan ölsem bile oğlumdan ayrılmam” “Aramızdakiler, hissettiklerimiz senin için bu kadar mı önemsiz” “Bak Selim, senden kaçtım uzaklaştım bu sana aramızda bir şeylerin olmasını istemediğimi anlatmak için yeterli olmalıydı, şimdi beni geri götür benden de umudunu kes” Geri dönüşüş yolunda hiç konuşmadık, bu benim için iyi olmuştu, çok istesem de yapamazdım, çocuğumdan ayrılamazdım, oğlum benim mutluluğumdan, bedensel ihtiyaçlarımdan çok daha fazla önemliydi. “Geldik, arkadaşın az ilerde sana son bir sözüm var, oğlun büyüyor yakında kendi hayatını yaşamaya başlayacak, o zaman beni istemediğin için hiç mi pişman olmayacaksın bu sözümü bir düşün istersen” “Düşünmeme gerek yok, her ne olursa olsun çocuğum önceliğimdir, bir daha asla karşıma çıkma” Hızlı adımlarla yürümeye başladım Ayten yüzümün şeklini görünce şaşırmıştı… “Ne oldu Esma, neden mutsuzsun” “Konuşacak halde değilim hemen dönelim” “Selim bey, hala bize bakıyor” “Lütfen Ayten uzaklaşalım buradan yoksa dayanamayacağım” Dayanamayacaktım, hemen gitmeliydim her şeyi unutup geriye dönmekten kollarına atılmaktan korkuyordum, elimi dudaklarıma götürdüm yasak öpücüğü hala hissedebiliyordum, ilk ve son öpücüğümün tadını kalbime, beynime, ruhuma kazıdım… Ertesi sabah hemen döndüm, bir daha karşılaşırsam hislerime yenik düşebilirdim, bu asla olmamalıydı, çocuğum beni sevinçle karşıladı, yüzümü öpücüklere boğdu, işte bu masum öpücükler için hayatımı verirdim… “Baba nerde oğlum” “Gelmedi anne” “İşleri çoktur yavrum ondan gelememiştir” “Hiç gelmedi ki, babaannemle birlikte oyunlar oynadık” Telefon açtım iş yerinde olmadığını, üç gündür de gelmediğini söylediler, merak etmiştim, iki gün sonra geldi, yıkılmış bir hali vardı, yalnız kalmak için fırsat kolladım. “Ne oldu neden bu haldesin?” “Adana’ya gittim tüm hayatımın başladığı ve bittiği yere, eskileri hatırlamak bana çok acı verdi” Şimdi onu çok daha iyi anlıyordum, birini sevmek, sevdiğini kaybetmek, dokunamamak, bende bir şekilde onun gibiydim, ikimiz de mutsuz insanlar olarak hayatımızı geçirmeye mahkûmduk… “Geçmişini göm artık, sevmişsin sevilmişsin, kavuşamamışsın hayat devam ediyor, benim gibi yap işlerinle çocuğunla hayatını devam ettir” “Sen çok iyi bir kadınsın, neden bu hayata katlanıyorsun” “Neden mi? Sadece çocuğum için” “Üzgünüm, keşke seni sevebilseydim” “Ben kabullendim bu yaşadığım hayatı, sen de kabullen önümüze bakalım geriye değil, senden tek bir isteğim var, tek gecelik ilişkilerinde daha dikkatli ol, insanlar dedi kodu ediyorlar, bu işimize zarar veriyor” “Sana yaptıklarımın karşılığında bu istediğin az bile, seni sevgisiz bir hayata mahkûm ettim, istersen gidebilirsin mutlu olmak seni seven bir erkek bulmak için geç değil, çocuğunu da istediğin zaman görebilirsin” “Ben çocuğumu seçtim, arada bir görmek bana yeterli gelmez onsuz yaşayamam, hayatının her döneminde onunla olmak istiyorum” “Oğlumu da al git diyemem, Orhan benim varisim tek çocuğum” “Her şeyi konuştuğumuza göre, geleceğimiz için kararlar verebiliriz Belek’te ki otel bitmek üzere ay sonu açabiliriz, diğer şehirlerde hatta yurt dışında büyümeye devam etmeliyiz” Ali verdiği sözde durmuştu, aylar içinde dedikodular kesildi örnek patron, örnek aile babası diye anılmaya başlandı, bu değişim işe yaramıştı. Yurt dışında da yer aramaya başladık, Ali İngilizce konuşmayı iyi biliyordu, yazışmaları, görüşmeleri o yapmaya başladı, ben de bir an önce öğrenmeliydim, özel öğretmenler tuttum gece gündüz çalışmaya başladım evet sonunda başarmıştım bir yılsonunda tam konuşamasam da denilenleri anlıyordum, öğrenmekten hiç vazgeçmedim… **** Antalya’daki otel umduğum gibi çok iş yapıyor yazları dolu oluyordu… Yurt dışı seyahat acenteleriyle devamlı irtibattaydık, yabancı turistler otelimize akın etmeye başlamışlardı, en iyi elemanları tutuyor, ücretlerini zamanında veriyorduk…  Bu tarzımız işe yarıyor elemanlar iş korkusu olmadan güvenle çalışıp iyi hizmet veriyorlardı, yeterli olmayanları işten çıkartmalarını istemiyordum, kendilerini geliştirmeleri için kurslar açtırıyor, daha verimli şekilde işe dönmelerini sağlıyordum.  Belek’teki otelin başında Hasan Bey diye işimi bilen güvenilir biri vardı, senelerce yurt dışında otellerde çalışmıştı, yazlık otel işletmeciliği için biçilmiş kaftandı, saygılı çalışkan işinin erbabı. Dolaşmaya diye gittiğimde bir çocuğu azarladığını gördüm on dört, on beş yaşlarında bir oğlan çocuğu, “Bu delikanlı ne yaptı da bu kadar azarı hak etti Hasan Bey” “Bu hayta benim oğlum Esma Hanım, diğer çalışanlara örnek olacağına tembellik yapıyor” Çocuk korkusundan başını kaldıramıyordu, “Senin adın ne bakayım” “Mehmet efendim” “Yüzüne bakmak istiyorum, çekinme kaldır kafanı” Hınzır bakışlı bir oğlan, içim ısınıverdi, “Ne yaptığını, babanı neden kızdırdığını bilmiyorum, bilmekte istemiyorum, yaptığın işi seviyor musun?” “Babamın bana yaptırdığı işleri sevmiyorum” “Terbiyesizlik etme sus bakayım” “Durun Hasan Bey, Mehmet terbiyesizlik etmiyor, neden sevmiyorsun korkmadan anlat bana” “Babam hep otları, ağaçları temizletiyor sıkılıyorum” “Sen ne istiyorsun” Bir anda gözleri parlamıştı, “Ben insanlarla beraber olmak istiyorum, onları karşılamak, eğlendirmek, lokanta kısmında, girişte, insanların olduğu her yerde çalışmak istiyorum” “Anladım, şimdi sen dışarı çık ben babanla konuşayım” Babasına çekingen gözlerle bakarak dışarı çıktı, çok konuştuğu için babasından yiyeceği azarı düşünür gibiydi, “Bu çocuk adam olmaz Esma Hanım” “Ben tam tersini düşünüyorum, çok iyi bir çalışan olacak, ona uygun olmayan görevler vermişsiniz, istediği görevleri verin, okuluna da devam etmesini sağlayın, yabancı dil öğrensin” Otel kalabalıktı, deniz kenarına doğru yürüdüm güneş batmak özereydi, bu görüntüyü çok seviyordum… Aklıma aniden Selim geldi, ne yapıyordu acaba, evlenmiş miydi belki de çocuğu olmuştur diye düşündüm… Onun karısı olmak, onun çocuğunu taşımak, onun tarafından sevilmek, artık düşünmenin bana bir faydası yoktu. Onu birkaç kez uzaktan görmüştüm, bir keresinde o da beni fark etti, yanıma gelmek için yürürken hemen taksiye bindim uzaklaştım, kırgın gözlerle bakıyordu arkamda kaldı. Nasıl da kalbim çarpmıştı, onu görmemeliydim kalbim ona doğru koş diyordu… Ali yurt dışında ki otelin yapımı için uzunca süredir Amerika’da yaşıyordu, arada bir telefonla görüşüyorduk…  Aramızda çok ilginç bir ilişki kurulmuştu, evli olmalarına rağmen sadece arkadaş olan başka bir çift daha var mıydı acaba? Çoğu evli kadının mutluluk oyunu oynadığını, yüzlerine sahte maske taktıklarını biliyordum… *****
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD