Ayten’le arkadaşlığımız ilerlemişti, devamlı otel açtığımız için sürekli çalışanımız ve benim çok yakın arkadaşım olmuştu, birlikte geziyor konuşuyor, dertleşiyorduk… Bu gün yeni açılan bir pastanede buluşmaya karar vermiştik, Taksim’de açılmıştı, hoş bir atmosferi vardı…
“Hoşuna gitti mi burası”
“Çok beğendim”
“Övünmek gibi olmasın ben yaptım”
“Harika bir iş çıkartmışsın tebrik ederim”
“Kızmazsan sana bir şey sormak istiyorum Esma”
“Bir söyle önce, sonra kızıp kızmadığımı söylerim”
“Vallahi kızsan da soracağım, artık dayanamaz bir hale geldim”
“Hadi, bak bende meraklandım şimdi”
“Sen nasıl bir evlilik hayatı yaşıyorsun?”
“Ne demek istedin”
“Ne demek istediğimi çok iyi anladın, Ali Beyle hep ayrısınız, birlikte olduğunuz zaman da arkadaştan farklı davranmıyorsunuz birbirinize, bir kez bile birbirinize sevgiyle baktığınızı görmedim”
“Bu konuda konuşmasak”
“Neden konuşmuyorsun, ikinizin de birbirinizi sevmediğiniz o kadar belli ki”
“Çok mu belli ediyoruz?”
“Belki başkaları fark etmeyebilir, ama ben seni çok iyi tanıyorum, mutsuzluğunu görebiliyorum, tabi ki Ali Beyin kadınlarını da biliyorum, önceden çok daha göz önünde yapıyordu, şimdi daha temkinli davranıyor, siz karı koca ilişkisi yaşamıyor musunuz?”
“Biz birbirimizi sevmeden evlendik, ben cahildim hiçbir şey bilmiyordum, benimle ailesinin ısrarı sonucu sırf çocuk için evlendiğini öğrendim, zaten hamile kaldıktan sonra bir daha hiç yanıma gelmedi, bunu kabullendim”
“Sen çok genç, çok güzel bir kadınsın nasıl böyle bir hayata razı oldun”
“Öncesinde her evlilik benimki gibi sanıyordum, gerçeği öğrenince oğlum doğmuştu, onsuz yaşayamazdım. Ayrılsam baba evine dönmek zorunda kalacaktım… Babam çok anlayışsız bir insandır onunla yaşayamazdım, oğlumu bana vermezlerdi bende onsuz olmaktansa bu hayatı kabullendim… Çalışmaya başladım, oğlumla birlikte olunca da evliliğimi umursamadım”
“Hiç başka bir erkekle evlenmeyi mutlu olmayı düşünmedin mi?”
“Oğlumdan ayrılacağımı bildiğim için istemedim”
“Kimseyi sevmedin mi?”
Bu sorusunu cevapsız bıraktım, özelim hakkında çok bile konuşmuştum,
“Hadi kalkalım artık geç oluyor, Orhan’ın gözleri yollardadır”
Pastaneden çıkar çıkmaz… Selim’in babası Harun Bey’e rastladım, yüz yüzeydik selam vermeden geçemezdim. Adamın ne suçu vardı ki, oğlundan önce onu tanıyordum…
“Selam Harun Bey hastalığınız nasıl oldu iyi gördüm sizi”
“Sağ ol hanım kızım, ben iyiyim de sorma başımıza gelenleri”
“Ne oldu, niye bu kadar üzgünsünüz”
“Ah ne olsun kızım, Selim’i Hastaneye yatırdık”
Kalbimi bir el sıktı bırakmıyordu, nefesim kesildi, Ayten fena olduğumu anlamış kolumdan tutmuş bana destek oluyordu…
“Neyi var, Selim beyin”
“İllet hastalık, kanser dediler gencecik oğlum yataklara düştü”
“Çok mu kötü, hangi hastanede yatıyor”
“ Durumu iyiye gitmiyor, kendi de çaba vermiyor, hadi kızım çok oyalandım ben gidiyorum yanına”
Ayten atıldı… “Birlikte gidelim, biz de geçmiş olsun diyelim”
Buz gibi donmuştum, Ayten kolumdan çekti birlikte taksiye bindik… Adam konuşuyor anlatıyordu, benim düştüğüm durumun farkında değildi, farkına varmaması için Ayten devamlı sorular soruyor, adamı oyalıyordu… Tek kişilik odada yatıyordu, eskisinden farklı görünmüyordu…
“Bak oğlum yolda kimlere rastladım”
Beni görünce çok şaşırmıştı, yüzünde o çok sevdiğim gülüşü belirdi,
“Zahmet etmişsiniz”
Ayten, yüzüme baktı, durumumdan ne olduğunu anlamıştı,
“Harun Bey ben çok susadım, bana eşlik etseniz bir su alsam”
“Ben alırdım kızım”
“Hasta odaları beni çok kötü ediyor, birlikte gidelim”
Selim yatağından kalkmaya çalıştı, yanına yürüdüm sandalyeye oturdum, ayakta duracak halim yoktu,
“Kalkma, nasılsın?”
“Gördüğün gibiyim, şimdi seni düşünüyordum sen geldin, mucize gibi”
“Babanı yolda gördük o söyledi”
“Öğrenmeni istemezdim”
“Neden?”
“İşte bu yüzden”
Elini uzattı gözlerimi sildi, ağladığımın farkında bile değildim,
“Ben birden öğrenince kötü oldum”
“İyi ki teklifimi kabul etmemişsin, hem oğlundan olacak, hem de erkenden dul kalacaktın”
“Konuşma böyle Allah büyük iyileşirsin”
“Artık her şey için çok geç sevgilim, seni çok sevdiğimi hiç unutma, ilk gördüğüm andan beri sevdim seni… Evli olduğunu bile bile sevdim, her zaman bir umut taşıdım içimde beni seversin diye”
“Veda eder gibi konuşma, hazır değilim seni kaybetmeye”
“Kim hazır olur ki kaybetmeye ölüme”
“Lütfen Selim kuvvetli ol, ben evlenmişsindir, mutlusundur diye düşünüyordum”
“Seni bu kadar severken başka bir kadınla evlenmek, hiç düşünmedim”
“Çok üzgünüm Selim çok üzgünüm”
Artık kendimi engelleyemiyordum, boynuna sıkıca sarıldım başımı göğsüne gömdüm az bir duraksamadan sonra o da sıkıca sarıldı, sevdiğinin kollarında olmak sarılmak ne güzeldi,
“Senin de beni sevdiğini biliyordum, çok mutluyum Esma beni ne kadar mutlu ettiğini bilemezsin”
Gözyaşlarımız birbirine karışıyordu, çekinerek öptü dudaklarımdan…
“Benim şimdi gitmem gerekli, ama yine geleceğim”
“Buraya gelme, hafta sonunda iki günlüğüne çıkacağım, dışarıda buluşalım, konuşuruz”
Ayten ve Harun Bey gelmişti vedalaşarak dışarı çıktık, banka oturdum ağladım, ağladım…
“Anlamıştım, Selim’i ilk gördüğümüz de senin davranışlarından anlamıştım”
“Onu çok seviyorum Ayten, uzaktan sevmek yetiyordu bana, şimdi tamamen kaybetmek beni öldürecek”
“Ah arkadaşım, erkeklerden yana hiç şansın gülmemiş”
Hafta sonuna daha iki gün vardı, hastaneye telefon ettim, odasını bağladılar, benim olduğumu duyunca çok sevindi…
“Kimse var mı yanında”
“Yok, şimdi gittiler sabah gelecekler”
“Ben gelmek istiyorum”
“Hemen gel”
Kayınvalideme Ayten’in rahatsızlandığını, birkaç saate kadar geri döneceğimi söyledim, bir saat sonra Selim’in yanındaydım, bu sefer ayakta karşıladı beni… Tıraş olmuş yeni pijama giymişti, gülüyordu…
“Burada anca bu kadar süslenebildim”
Sıkıca boynuna sarıldım, yanağından öptüm
“Her zaman ki gibi yakışıklısın”
“Ne demezsin, ama sen her zaman çok güzel oldun, anlat bana hayatını anlat seni her yönünle tanımak istiyorum, gizli hiçbir şey kalmamalı”
Ona tüm bilmek istediklerini anlattım, acılarımı, üzüntülerimi az da olsa sevinçlerimi… Ona âşık olduğumu, bu yüzden ondan kaçtığımı anlattım… Şimdi de onu kaybetmekten korktuğumu söyledim,
“Canım bu alınyazımız bizim, severken kavuşamamak yine de kendimi çok şanslı görüyorum, ölmeden senin de beni sevdiğini öğrendim, mutlu olarak öleceğim”
İki gün sonra buluştuk, eve otelde işlerim olduğunu söyledim gece gelemeyeceğimi de ekledim. İş için otelde kalmama alışıklardı… Kaderden iki gün çalacaktım mutlu olmak için iki gün… Olmadığım, bir daha da olamayacağım hayattan çalınmış iki gün. Selim’le gizlice buluştuk, çocuk gibiydik, yeni yetme âşıklar gibi, her şeye gülüyor her fırsatta öpüşüyorduk, o kadar mutluydum ki… Ayten’in babadan kalma yazlığına gittik, gözlerden uzakta sadece ikimizin olacağı bir yer.
Biliyordum, biliyordu sadece sevgiydi, aşktı… Günah değildi,
Gece olmuştu… Her geçen dakika daha çok geriliyor suskunlaşıyordum, olabileceklerin düşüncesi hem heyecanlandırıyor hem de utandırıyordu…
“Esma, sohbetlerimiz bile yeter bana, beraberiz beni sevdiğini biliyorum inan başka bir beklentim yok senden”
“Ben, sana nasıl karşılık vereceğimi bilemiyorum”
Yanıma geldi, beni kollarının arasına aldı, izin ister gibi gözlerimin içine baktı, yumuşak bir öpüşle dudaklarımız birleşti. İçimde hiç hissetmediğim duygular büyümeye başladı, titriyordum… Elbisemin düğmelerini açmaya başladı, her öpücükte bir düğme, üstüm belime kadar açılmıştı… Elimle örtünmeye çalıştım, şaşırmıştı…
“Nasıl bu kadar çekingen olabilirsin”
“Kocam hiç göğüslerimi, vücudumu görmedi görmek istemedi, anla işte sadece çocuk için geceliğimi kaldırdı, bana bakmadı, hiçbir yerimi senin gibi okşamadı”
“Neler çekmişsin sen, senin için çok üzgünüm böyle bir evliliğin olduğu için, kendim için sevindim ilkleri benimle birlikte yaşayacaksın”
Öpücükleriyle sakinleştirdi, az sonra önünde çırılçıplaktım,
“Ne kadar güzelsin, sen benimsin, benim eşimsin”
Kollarının arasına istekle sokuldum, benim gerçek kocam Selim’di, isteyerek verdim kendimi… İhtirasla şefkat le aldı beni, ilk kez hissettiklerim, ilk arzum, ilk doyumum, ilk erkeğim gibiydi sadece onundum… Bu sevgi günah olamazdı.
İki gün boyunca seviştik, konuştuk tekrar seviştik bir daha birlikte olamayacağımızı bilerek, tutkuyla içimiz yanarak… Sayılı gün birbirimize doyamadan bitti, gözyaşları içinde birbirimizden ayrılma zamanıydı,
“Ağlama sevdiceğim, seni ağlarken hatırlamak istemiyorum, ben çok mutluyum… Güzel yüzünü gülerken görmek istiyorum, sen benim dünya da ve ahirette tek eşimsin… Öteki dünya da birleşme varsa seni bekleyeceğimi bil”
“Ah Selim sende benim bu dünya da ve ahirette tek eşimsin, çok geç olmadan seninle bu anları paylaştığım için çok mutluyum, çocuğum olmasaydı”
“Sus aşkım, belki sana saçma gelecek, Orhan bizim oğlumuz, ikimizin olmayan çocuğu benim diye de sev, ikimizin oğluymuş gibi daha fazla sev… Son geldiğinde beni yanında seni beklerken bulacaksın, ben gittikten sonra çok yaşa torunlarımızı gör… Hatta torunlarımızın çocuklarını, benim yerime de çok sev onları, senin onları her öpüşün benim öpmem olacak… Elveda demiyorum, bir gün yine buluşacağız”
Son bir öpücükle birbirimizden ayrıldık, tekrar hastaneye döndü gün geçtikçe daha kötüleşti… İki ay sonra görmeye gittiğimde yatağı boştu, gece öldüğünü söylediler yere yığılmışım… Günlerce yataktan çıkmadım, yemeden içmeden kesildim eve doktor getirdiler.
Ali iki kez dolaşmaya geldi gitti, kimseyi görmek istemiyordum, Ayten’in ziyaretiyle biraz da olsa kendime geldim ağladım, anlattım hayata olan öfkemi, kırgınlığımı, onsuzluğu, yaşamanın zor geldiğini, ölmek istediğimi sadece dinledi…
“ Selim’in emanetini yalnız mı bırakacaksın, senin oğlunu kendinin gibi kabul etmiş, sana emanet etmiş daha fazla sev benim yerime de sev demiş, nasıl sevdiğinin isteğine karşı gelirsin. Kalk oğlunuz seni bekliyor annesini özlemiş, işler de seni bekliyor, Selim’i daha fazla üzme ruhu azap çekiyordur”
Haklıydı, bir an önce kendime gelmeliydim… Oğlumun sevgisine sığınarak, gün geçtikçe toparlandım. Bir süre sonra kayınpederim vefat etti, çoğunlukla Adana’da olduğu için orada gömüldü, Ali tek bir damla gözyaşı dahi dökmedi…
Ayşe’nin evini gördüm onlardan bir kişi dahi cenazeye gelmedi, kayınvalidem bir hafta kalarak dua okutmak istedi, Ali gerek olmadığını İstanbul’da okutabileceğini söyleyince, dosta düşmana karşı burada okutmalıyız diye ısrar etti… Biraz daha buradaydık, ister istemez yan evin insanlarıyla karşılaşıyorduk, her karşılaşma aradaki tansiyonu yükseltiyordu, bir hafta çabuk geçsin diye dua etmeye başladım, çocuğumu yanımdan hiç ayırmıyordum…
Nihayet geri döndük Ali çok değişik davranıyordu, günlerce ortadan kayboluyor, nerede olduğunu söylemiyordu, zaman içinde neler yaptığı ortaya çıktı Adana’dan gelen haberler bunu doğruladı, Ayşe’nin kendinin intikamını aileyi yok ederek hıncını alıyordu, her şeylerini elinden aldı, işlerini dağıttı dolaylı yoldan borçlandırıp onları perişan hale getirdi,
“Çok ileri gitmiyor musun?”
“Az bile yapıyorum, canlarını almadığıma dua etsinler, beni onsuz bıraktılar, beni yaşayan ölü haline getirdiler, her yaptığımı hak ediyorlar”
“Ayşe’nin ve yaşamadığınız hayatın öcünü alıyorsun, yanlış yoldasın Ali, çok acımasız davranıyorsun”
“Onlar bize acıdılar mı, Ayşe’ye acıdılar mı, olmaz olası atalarımın yaptığı hatanın bedelini ben ödedim… Ya babam, ya onun ailesi, geçmişten gelen toprak kavgası yüzünden Ayşe’yi mezara soktular, beni de ölmeden gömdüler”
Korkuyordum, rüyamda sık sık Selim’i görüyordum, bir şeyler için beni uyarmaya çalışır gibiydi,
Birkaç ay sonra turist bağlantıları yapmak için acentelerle toplantı yapıyordum, yeni açacağımız otelleri grup indirimlerini konuşuyorduk,
“Esma hanım, sizi evden arıyorlar”
“Şu anda toplantının en önemli yerindeyim, ben sonra ararım”
“Çok önemliymiş”
Birden yerimden fırladım, kesin Orhan hastalanmıştı “Ne oldu, Orhan hastalandı mı, ateşimi var”
Kayınvalidem telefonda ağlıyordu, konuşamıyordu bağırdım, “Allah aşkına anne ağlamayı bırak oğluma ne olduğunu söyle”
“Kızım Orhan kaçırıldı”
“Nasıl olur, nasıl kaçırılır, sizler neredeydiniz, dünya kadar insan bir çocuğu kollayamadınız mı, yok olamaz saklanmıştır”
“Gözümle gördüm kızım, kaçırırlarken gördüm”
Paniklemiştim… Hemen Ali’yi aradım her zamanki gibi ulaşamıyordum, not bırakarak doğru polise gittim, birlikte eve gittik, sorgu başlamıştı bir süre sonra Ali geldi… Polis üst üstte soru soruyor neden ve kim tarafından kaçırılmış olabileceğini bulmaya çalışıyordu, ağlıyordum Selim’in rüyalarıma girişi aklıma geldi, beni uyarmıştı ama ben anlamamıştı, içimden yalvardım,” Tanrım yardım et, sevgilim her neredeysen yardım et oğlumuz bulunsun”
“Arabanın plakasını, modelini gördünüz mü?”
“Kaçıran kişiyi tarif edebilir misiniz?”
“Hiç düşmanınız var mı?”
Sorular bitmek bilmiyordu, birden aklıma geldi Arıkan ailesi yapmış olabilir, kesin çocuğumu onlar kaçırmışlardır, birden gözüm döndü… Ali’nin üzerine atladım göğsüne yumruklarımla vuruyordum,
“Ben sana dedim çok ileri gittiğini söyledim, defalarca tekrarladım, kendi kızgınlığından takıntılı hislerinden başka kimseyi düşünmedin, oğlunu da beni de yok saydın, senden nefret ediyorum, anlıyor musun senden nefret ediyorum… Eğer oğluma bir şey yapacak olurlarsa seni kendi ellerimle öldürürüm anlıyor musun beni”
Kollarımdan tutup sertçe koltuğa oturttu, “Saçmalıyorsun, buna cesaret edemezler”
“Neden cesaret edemezlermiş, sen kimsin hayatlarını mahvettin, tahmin etmiştim korkularım boş çıkmadı, her şey senin yüzünden”
Polis sakin olun diyerek gitti, sanki bu mümkünmüş gibi, yavrum ellerindeydi, kim bilir nasıl kötü davranıyorlardı. Sabaha kadar uyumadım, her an kapı çalacak anne ben geldim, sana şaka yaptım diyecekmiş gibi geliyordu.
Polis araştırma yaptığını söylüyor yine de hiçbir sonuç çıkmıyordu, perişan haldeydim… Sinirle Ali’nin yanına çıktım, telefonla görüşüyordu, hırsla telefonu elinden alıp kapattım,
“Orhan benden değil de Ayşe’den olsaydı, hala bu kadar rahat oturabilir miydin?”
“Kendine gel, saçmalıyorsun artık”
“Saçmalamak mı, doğduğundan beri kaç kez oğlunu kucağına aldın, kaç kez başını okşadın, Ayşe’ye kavuşmamanın acısını tek benden değil öz oğlundan bile çıkardın… Senin bu takıntılı aşkın olmasaydı, oğlum kaçırılmayacaktı”
“Sen istediğini söyle, takıntı, sorun, hastalık bu Ayşe’ye duyduğum aşkın büyüklüğünü değiştirmez, ama Orhan benim oğlum bende endişe duyuyorum”
“Senin tek endişen varisini kaybetmek düşüncesi, yüzlerce adamın var sen hala burada oturuyorsun”
Kapıyı çarptığı gibi çıktı, yere çöktüm yavrum kaybolalı dört gün olmuştu, telefon çaldı hemen açtım polis eşkâle uyan bir adamın ölü olarak bulunduğunu, gelip bakmamızı söyledi… Koşarak aşağı indim, Ali koltukta oturuyordu durumu anlattım,
“Sen evde kal”
“Evde kalmak mı asla”
Kısa süre sonra morgun önündeydik, polisle beraber içeri girdik, görevli cesedi gösterdi, tahmin ettiğim gibiydi Ayşe’nin büyük abisi,
“Çocuğum nerede”
“Şimdilik bilmiyoruz, adam intihar etmiş yanında bu notu bulduk”
Kan düşmanım Ali…
Senin Ayşe’ye kavuşamamanın en büyük nedeni benim, amcamın katili olan bir ailenin pis kanının bizim ailemize karışmasını istemedim, ikinizi ayırınca çok mutlu oldum, intikamımız bir türlü alınmıştı, aslında seni öldürmek isterdim. Ayşe’yi tehdit ederek sana gelmesini engelledim böylece daha çok acı çekecektin… Ayşe öldü, senin artık acı çekmeyeceğini düşündüğüm için ölmesine üzüldüm, rahat durmadın bizi mahvettin… Her şey karşılıklı şimdide sen mahvolacaksın piçini kimsenin bilmediği bir yere kapadım, açlıktan kıvranarak ölecek, ecdadımın kanı yerde kalmayacak, yaşadığın sürece azap çekeceksin, bende mutlu olacağım.
Hastalıklı düşünceleri olan bir adamın yazdığı notu okumak beni çok kötü etmişti, bir toprak parçasının bu kadar acıya sebep olmasını aklım almıyordu… Polisin telsizine haber geldi, adamın yanıldığı tek bir şey vardı onu viran bir eve girerken görenler olmuştu, hemen hareket ettik ev harabe bir haldeydi, polisler dikkatli olmamızı evin her an çökebileceğini söylediler, onlarla birlikte bende dolaşıyordum… Evin bodrum katına indiğimizde vurma sesini duyduk, sapık adam çocuğumu kömürlüğe kilitlemişti, kapı nihayet açıldı yavrum yarı baygın bir halde kollarımdaydı… Hemen ambulansa aldılar serum takıldı, adam çocuğuma fiziki bir zarar vermemişti, açlık ve susuzluktan bitap düşmüştü… Bir süre sonra toparlandı, karanlıkta olmaktan korkuyordu, psikolojik tedavi görmeye başladı bu durumu azalsa da tam anlamıyla düzelmedi,
“Anneciğim ne olur ışığı kapama”
“Tamam canım, kapamıyorum”
“Kapıyı da kapama”
“Olur, kapıyı da kapamam”
“Ben o pis yerdeyken rüyalar gördüm, bir amca hep bana kuvvetli olmamı, kurtarmaya geleceğinizi söyledi… İlk babam sandım değildi, hep bana sarıldı oğlum uyan annen çok üzülür kapıya vur dedi, dün gece yine gördüm bana gülüyordu… Aferin benim aslan oğlum dedi kimdi ki o amca”
Oğluma sarıldım, ağlıyordum, Selim’im çocuğumuzu korumuştu,
“O amca dediğin senin koruyucu meleğindir oğlum, küçük çocukların hep melekleri olur”
Gözyaşlarım dinmiyordu, Orhan’ın yanına uzandım küçük vücudunu kollarımın arasına aldım Selim’e içimden seslendim…
(Aşkım eğer beni duyuyorsan evladımıza destek olduğun için çok teşekkür ederim, seni çok seviyorum, o kadar çok ki kalbim acıyor… Sen demiştin ya sen öptüğünde ben öpmüş gibi olacağım Orhan’ı her öpüşüm senin içinde olacak… Yerinde rahat ol sevgilim beni bekle bir gün mutlaka yanına geleceğim ilelebet birlikte olacağız)
******
Zaman geçiyordu… Orhan delikanlılık çağına gelmişti sık sık, Behiyelerle birlikte oluyorduk, çocuklarımız iyi anlaşmışlardı, yazın konağa geliyorlar havuza birlikte giriyorduk Behiye’nin küçük kızı Orhan’ın peşinden hiç ayrılmıyordu,
“Melek’le Orhan’ı evlendirsek mi Behiye”
“Vallahi kısmet ne diyeyim, baksana hiç birbirlerinden ayrılmıyorlar”
“Ben çok isterim, Melek hem güzel hem de akıllı”
İki kadın anlaşarak gençleri biraz daha serbest bırakmaya karar verdik, birlikte gezmeleri için fırsatlar yarattık…
“Oğlum bu gece Melekle buluşuyor musunuz?”
“Herhalde, sıkıldım artık”
“Ne oldu, niye sıkıldın”
“Yaz partisi, kış partisi, doğum günü partisi, hep ayni kızlar, aptal gülüşmeler”
“Melek nasıl, güzel mi sence?”
“Güzel”
“Sevindim beğenmene”
“Niye seviniyorsun ki, güzel dedim sadece”
“Tamam, hemen kızma hadi gidin eğlenin”
Kızı güzel bulduğuna göre, ilerisi için umut var demekti, oğlumun âşık olmasını istiyordum, bu iş içinde en yakın aday Melek’ti, ailesini tanıyordum… En önemlisi sevgi dolu bir ailede büyümüştü, oğlumu mutlu edeceğinden emindim… Kızın oğluma tutkun olduğu o kadar belliydi ki, Orhan’ında ona âşık olmasına ramak kalmıştı.
İşlerimizi gittikçe büyütüyorduk, dünya çapında tanınır olmuştuk, dünyanın değişik yerlerinde peş peşe oteller açıyor başarılıda oluyorduk… Ali son olaylardan sonra durulmuştu, intikam alacağı öfkesini körükleyen insan kalmamıştı, hala eski alışkanlıklarını sürdürüyordu zaten ilk zamanlar hariç hiçbir zaman umurumda olmamıştı… Kayınvalidem oğluyla yaptığı tartışma sonrası çok kötü oldu, tansiyon yüksekliğinden yataklara düştü çok geçmeden de vefat etti,
“Keşke annene o ağır sözleri söylemeseydin”
“Doğru olmayan hiçbir söz söylemedim”
“Kadının ne suçu vardı, babana karşı durmak istese bile buna cesaret edemezdi”
“Ben anneme babama karşı duramamasından değil, bana destek olmadığından kızgınım, o da Ayşe’yi hiç istemedi, oğlumdan uzak dur diye tokat attığını dövmeye çalıştığını gördüm… Ne hakkı vardı çok küçüktük aşkımız bu kadar günah mıydı? Hepsi cehennemde yansın, Ben affetmiyorum, Allah’ta affetmesin onları”
Sadece tek bir dünyası vardı, ne önü ne arkası, ne çocuğu… Ayşe’den başka hiçbir şey düşünmüyordu, kendi haline bıraktım,
Benim ve Behiye’nin çocukları birbirine kaynaştırma çalışmalarımız son hız devam ediyordu, kızın bizden çıktığı yoktu… Orhan çok ilgili gibi davranmıyor çoğu zaman yanına bile gelmiyordu, Üniversiteyi yurt dışında okumak istediğini söyledi, babası Amerika da okuması ve oradaki otelle ilgilenmesi şartıyla kabul etti, yavrum büyümüş yuvadan uçma zamanı gelmişti, bavulunu özenle hazırladım, onu uzun süreli göremeyecek olmam beni çok üzüyordu,
“ Annem ağlama bu kadar, telefonla konuşuruz, aralarda gelirim, hadi beni üzme”
“Ne bileyim, senden bu kadar uzun süre hiç ayrı kalmadım oğlum, ondan üzüldüm herhalde, söz ver kendine çok iyi bakacaksın, soğukta kalma sıkı giyin, kötü alışkanlıkları olan insanlarla arkadaşlık etme”
“Tamam canım annem, iyi giyinirim, üşütmem, kötü arkadaşlar edinmem sen içini ferah tut, hem biliyorsun benim koruyucu meleğim var”
“Doğru senin koruyucu meleğin var, gel annene sarıl kocaman bir öpeyim, Allah ve Meleğin hep yanında olsun, güle güle git oğlum”
****
Oğlum gittikten sonra iyice yalnız kalmıştım, arada bir Ayten’le birlikte Zekeriya köydeki eve gidiyorduk… Her gittiğimde anılarım tazeleniyordu, mutluluğu burada yaşamış, bu evde bırakmıştım, sanki Selim buradaydı, odanın duvarlarında, bahçedeki çiçekte, yattığımız yatakta her yerdeydi, özellikle beynimde ve kalbimde,
“Bak yine kötü oldun”
“Onu düşünmediğim tek bir günüm yok Ayten, burada yaşadığım anılar o kadar güzeller ki, kötü olmak değil neden daha önce tanışmadım, niye onunla gerçekten evlenmedim, Ali yerine Selim çıkamaz mıydı karşıma”
“Kader bu arkadaşım, Allah’ın işine karışılmaz, sen dua etki mutsuzluğunun içinde mutluluk buldun, seni seven bir erkeğin oldu, ya bana bak bu yaşıma geldim gelip geçici ilişkiler dışında beni seven bir erkeğim olmadı, yalnız doğdum yalnız öleceğim haline şükret, iki gün de olsa aşkı tutkuyu yaşadın”
“Ayten bu evi bana satmayı düşünür müsün?”
“Bu evi çok sevdiğini biliyorum, tek bir şartla satarım, içini ben dizayn edeceğim”
“Çok sevindim, benimde tek bir şartım var, ev yıkılmayacak sadece restore edilecek… Özellikle yatak odasının renkleri bozulmayacak, eşyalar tamir ettirilip ayni şekilde yerlerine konacak”
“Anlaştık o zaman, hayırlısı olsun, tamiratına hemen başlatır bir çivinin bile yerinin değişmesine müsaade etmem”
Onunla hayattan iki gün çaldığımız ev artık benimdi… Canım sıkıldıkça onun özlemine dayanamadığım zamanlarda hemen geliyordum… Dertlerimi, üzüntülerimi, özlemlerimi boş duvarlara anlatıyordum… Biliyordum her geldiğim de o buradaydı…
******
Orhan gideli beş sene olmuştu, yüksek lisans yapmak için kalacağını söyledi, orada ki otelde daha yoğun çalışacağını da eklemeyi ihmal etmedi, böyle deyince bizde söyleyecek söz kalmamıştı, birkaç ay sonra haber vermeden geldi, çok heyecanlı gözüküyordu,
“Size güzel bir haberim var”
“Dur oğlum nefes al biraz kapıdan yeni girdin”
“Anneciğim, baba ben evlenmeye karar verdim”
“Kim oğlum bu kız, otur bir anlat bakalım”
“Adı Lisa, Amerikalı”
Ali ayağa kalktı,
“Kesinlikle bir Hristiyan’la evlenmene müsaade etmiyorum”
“Biz birbirimizi sevdikten sonra ne fark eder”
“Ben son sözümü söyledim, bu sözümden de dönmeyeceğim”
Baba oğul neredeyse birbirlerine girmek üzerelerdi,
“Oğlum odana git biraz dinlen, daha sakin bir şekilde konuşalım”
Orhan kızgınlıkla odasına gitti, Ali’ye döndüm “Daha sakin olsan, bağırarak bu işe çözüm bulamazsın, kendi geçmişini unutma”
“Benim geçmişimi ikide bir açıp durma, Ayşe Müslüman’dı, ben evlenmesine karşı değilim, sevmesine hiç değilim, sadece Dini dinimize uygun olsun diyorum, şimdiye kadar ne istediyse yaptım, benim sayemde bunca zaman rahat yaşadı, benim dediğime kulak vermek zorunda”
“Oğlun da senin gibi katı düşünceli, bir karar verdimi vaz geçmesi çok zor, konuşarak bu işi çözmeye çalışalım”
Tam Ali sakinleşmişti, Orhan yine geldi,
“ İstediğiniz kadar karşı çıkın, fikrimi değiştirmeyeceğim”
******