Bölüm 1 (Sezon 1)
Telif Hakkı Bildirimi:
Bu eser Giti Mahmood'a aittir. İzinsiz kopyalanması, yeniden paylaşılması veya kullanılması kesinlikle yasaktır.
Feragatname:
Bu hikâye tamamen kurgusaldır. Gerçek kişilerle benzerlikler tamamen tesadüftür. Şiddet, anksiyete ve ruh sağlığı gibi hassas konular içerebilir.
Lütfen dikkatli okuyunuz.
Karakterlerle Tanışın
Kaan — Otoyol mühendisi. Zeki, metodik ve kontrollü. Sorumluluğun ağırlığını taşıyan, her şeyi öngörmeye çalışan biri.
Maral — Doktor. Kendine güvenen, baskı altında soğukkanlı, kararlarında keskin. Her şeyi kontrol eden, kaybetmeyi kabul etmeyen biri.
Yağmurda bir bakış. Asla unutulmayan bir an. Ve asla seçilmeyen bir yol.
İstanbul Çevre Yolu, Sahil Otoyolu
Pazartesi Gecesi, 23:38
Hava kan ve yanmış lastik kokuyordu.
Kaan Tufan arabasından indi, gözleri üç saniyede tüm sahneyi taradı. Çıkışlar. Polis araçları. Kaç kişi. Eski eğitim asla onu terk etmemişti.
Altı araç asfaltın üzerinde ezilmişti. Kırık camlar acil durum ışıklarının altında parlıyordu. İki araç birbirine kilitlenmişti, biri tavanı üzerinde duruyordu. Beyaz bir sedan uçurumun kenarına kadar gitmişti—arka tekerlekler kenarda, ön tekerlekler havada asılı. Arka tekerleğin altına sıkışmış asfalt parçası, düşmesini engelleyen tek şeydi.
Beş metre aşağıda sivri kayalar.
Otuz dakika önce Kaan ofisinde oturmuş, laptopunda rota haritalarına ve program tablolarına bakıyordu. Dört ay önce gönderdiği e-postayı—açılıştan bir ay önce—yeniden açtı:
Gönderen: Kaan Tufan
Alıcı: Yönetim Kurulu
Konu: Acil Öneri - Karayolu Güvenliği
Yoğun yağış tahmini ve beklenen trafik hacmi göz önüne alındığında, 32-36. kilometreler arasındaki (Marmara sahil kesimi, kuzey virajı) bariyerlerin resmi açılıştan önce kurulmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Kurulumun ertelenmesi ciddi güvenlik tehlikelerine yol açabilir.
Kurul'un yanıtı hızlı gelmişti:
Konu: Ynt: Acil Öneri - Karayolu Güvenliği
Bütçe kısıtlamaları ve açılış için zaman baskısı nedeniyle, Kurul bariyer kurulumunu İkinci Aşama'ya (açılış sonrası) ertelemektedir.
Nihai Onay: Yönetim Kurulu
Kaan e-postayı kapatmıştı. Parmakları masaya düzenli bir ritimle vuruyordu—düşünürken her zaman yaptığı hareket.
Telefon çalmıştı. Tarık.
Bir saniyeden kısa sürede açmıştı. "Evet."
"Kaza. Sahil otoyolu. Zincirleme çarpışma. Altı araç." Tarık'ın sesi kum gibi kuruydu. "34. kilometre."
Kaan dizüstü ekranına baktı. Otoyol haritası hâlâ açıktı. 34. kilometre vurgulanmıştı.
Kuzey virajı. %4 boyuna eğim. Yaklaşık 350 metre yarıçaplı yatay kurp ve %6 süper elevasyon.
Korkuluk yok.
"Kaç kişi yaralı?"
"Bilmiyorum. Ambulanslar yola çıkıyor. Gitmen lazım."
"Yoldayım."
Ayağa kalktı—tek bir akıcı hareketle. Paltosunu aldı. Anahtarlar. İş çantası. Her şey kesin bir düzende. Ofis kapısını kilitledi. İki kez kontrol etti—geride bıraktığı yıllardan kalan bir başka refleks.
Arabayı park yerinden hızla çıkardı. Yağmur şiddetliydi, silecekler güçlükle çalışıyordu.
Yirmi beş kilometre. Yoğun trafik. Yağmur. En az yirmi beş dakika.
Zihni otomatik olarak alternatif rotaları hesapladı. Üç olası yol. İki—sonra üç—ambulansın arkasına girdi; onlar önde yol açıyordu. Gözleri her on saniyede bir aynaları kontrol ediyordu—artık orada olmayan tehditler için tarama yapıyordu.
Zihni hesaplamalar yapıyordu: %4 boyuna eğim. Muhtemel hız 100-120 km/s. Taze asfalt, düşük sürtünme katsayısı. Yağmur, sınırlı görüş mesafesi. Bariyerler: yok. Eğer biri fren yaparsa...
Felaket öngörülebilirdi.
Telefonu çaldı. Canan.
Ekrana baktı. Görmezden geldi.
Bir mesaj geldi: Duydum. Neredesin?
Cevap vermedi.
İkinci mesaj: Kaan, gazetecilerle konuşma. Önce benimle konuş.
Telefonu sessize aldı.
Kırmızı ve mavi ışıklar uzaktan göründü. Trafik durmuştu. Polis bir şerit açmıştı.
23:38. Aramadan otuz dakika sonra.
Durmuş araçların yanından yavaşça geçti. İnsanlar pencerelerden bakıyordu. Bazıları video çekiyordu.
Kaan yüzünü nötr tuttu. Endişeli değil, sinirli değil. Sadece profesyonel.
Sonra sahneyi gördü.
Altı ezilmiş araç asfaltın üzerinde. İkisi birbirine kilitlenmiş. Biri tavanı üzerinde. Dokuz hasta—altısı kritik, üçü orta düzeyde yaralı.
Dört kara ambulansı gelmişti. Standart iki kişilik ekiplerle bu sekiz paramedik anlamına gelmeliydi, ancak ambulanslardan biri sadece sürücüyle gelmişti.Toplam yedi personel vardı ve aynı anda sadece altısı aktif olarak hastalar üzerinde çalışabiliyordu—birinin araçlar ve ekipmanlarla kalması gerekiyordu. Yeterli değildi.
Kaan ileri adım attı. Gözleri taradı: dokuz hasta, altı paramedik, dört polis, iki çıkış. Hepsi üç saniyeden kısa sürede.
"Kalp durması! Doktor nerede?!"
Kaan yerdeki adama baktı—kanayan göğüs, mavi yüz. İki paramedik kalp masajı yapıyordu.
Tanrım, daha fazla yardıma ihtiyacımız var.
Bir polis memuru yaklaştı. "Kimsiniz?"
Kaan tek bir hamlede kimliğini çıkardı. "Kaan Tufan. Şirket temsilcisi."
"Genel müdür" demekten kaçındı; "temsilci"nin hukuki ağırlığı daha azdı.
Memur baktı, başını salladı. "Buyurun."
Kaan ileri hareket etti ama güvenli bir mesafede durdu. Müdahale edecek kadar yakın değil, ilgisiz görünecek kadar uzak değil. Kendini dikkatlice konumlandırıyordu—her zaman işlerin nasıl göründüğünün farkındaydı.
Sonra duydu.
Vum-vum-vum-vum.
Helikopter rotorlarının sesi.
Kaan kontrollü bir şekilde yukarı baktı. Gözleri önce gökyüzüne gitti, sonra hızla etrafı taradı—kimsenin kendisini kareye alarak film çekmediğinden emin oldu.
Aşağıda polis hızla iniş bölgesini güvence altına aldı. Pilot rüzgârı kontrol etti, tamam işareti verdi.
Helikopter ışıkları sahneyi gündüz gibi aydınlattı.
Bir hava ambulansı.
Kaan yavaşça nefes verdi.
En azından yardım geldi.
Helikopter indi. Kapı açıldı. Ağır bir çantalı bir paramedik atladı.
Sonra yansıtıcı şeritli kırmızı uçuş tulumu giyen genç bir kadın. Şeffaf vizörlü güvenlik kaskı.
Yağmur ve karanlığa rağmen görünüyordu.
Ama Kaan'ın gördüğü hareketti.
Koştu.
Durmadan. Doğruca hastaya.
Kaan bunu tanıdı. Eğitimli biri. Baskı altında çalışmış biri. Kendisi gibi.
Doktor hastadan hastaya geçti. Hızlı. Kesin. Durmaksızın.
Kaan yandan izledi, gözleri her detayı kaydetti.
İlk hasta—kalp durması.
"Yağmur örtüsü! Defib hazır!"
İki paramedik hastanın üzerinde su geçirmez kumaş tuttu. Doktor göğsü bir havluyla kuruladı, pedleri sıkıca yapıştırdı.
"Oksijen uzak—herkes çekilsin."
"200 joule—şarj. Temas yok... şok!"
Vücut sarsıldı. Birkaç saniye geçti.
"Nabız var. Götürün!"
Kaan nefes verdi. Profesyonel. Tamamen profesyonel.
İkinci hasta—kafa travması.
"Hanımefendi? Beni duyabiliyor musunuz?"
Gözler açıldı. El feneriyle gözbebeklerine baktı.
"Gözbebekleri reaktif. Boyunluk. Götürün."
Hızlı teşhis. Kararlı.
Üçüncü hasta—açık kırık.
Uyluğun etrafına turnike. Sıkı.
"Acıyor..."
Şırınga. Protokole göre damardan ağrı kesici.
"Götürün."
Ağrı kontrolü. Zaman kaybı yok.
Dördüncü ve beşinci hastalar—aynı araçtan. Biri şokta, birinin kaburgası kırık.
"Önce bu. Sonra öbürü."
Triyaj. Önceliklendirme.
Kaan izledi. Bu sadece bir doktor değil. Bu baskı altında kırılmayan biri. Eğitimli biri. Kendisi gibi—
Hayır. Odağını geri çekti.
Altıncı hasta—bilinçsiz. Genç adam, yaklaşık doksan kilogram.
"Bu ağır—yardıma ihtiyacım var!"
Sedyeye kadar yirmi metre. Zemin kaygan. İki paramedik yeterli değildi.
Polis memuru etrafına baktı. "Buraya kas lazım!"
Gözleri Kaan'a takıldı—uzun boylu, geniş omuzlu.
"Siz! Buraya gelin!"
Memur hızla Kaan'a yansıtıcı bir yelek verdi. "Giyin. Ekip yönetiminde gönüllü olarak."
Kaan tereddüt etmeden yeleği giydi ve ileri hareket etti.
"Dikkatli olun. Zemin kaygan."
Kaan başını salladı. "Tamam."
Üç kişi, sedyenin üç tarafı. Kaan ön sol tarafta, baş kısmında. Doktor ön sağ tarafta. Paramedik arka ortada.
"Üçte! Bir... iki... üç!"Kaldırdılar. Ağırlık Kaan'ın beklediğinden çok daha ağırdı—hasta artı ekipman, yaklaşık doksan kilogram.İlk adım. İkinci adım.Üçüncü adım—Paramediğin sol ayağı kaydı. Sedyenin arkası aniden aşağı düştü."Tutun!" diye bağırdı doktor.
Her iki ön taşıyıcı da tüm güçleriyle çekti. Kaan sol tutamağı sıkıca tuttu ve yukarı çekti. Doktor sağdan iki eliyle çekti.
Bir saniye boyunca denge kayboldu. Sedyenin ağırlığı yana kaydı. Kaan ve doktor karşı taraflardan içe doğru çekildiler.Kaan'ın omzu onunkine çarptı—sert.
İkisi de dengeyi korumaya çalışırken ortaya doğru sendelediler.
Kaan'ın eli onunkinin üzerindeydi.
Bir saniye.
Kaan, elinin sıcaklığını—eldivenin içinden bile—hissetti.
Doktor başını hızla kaldırdı, hastayı kontrol etti. Gözleri bir anlığına onunkiyle kilitlendi.
Mesafe: yaklaşık on santimetre.
Kaan koyu ve tamamen odaklanmış gözler gördü. Hiç duygu yok. Sadece iş.
Ama başka bir şey de vardı. Kendisini hatırlatan bir yoğunluk—kaybetmeyi göze alamayan, her şeyi, hatta kendi tepkilerini bile kontrol eden biri.
"Hareket edin!" diye seslendi paramedik.
Denge sağlandı. Doktor elini hızla geri çekti.
"Gidelim."
Hiç bakış yok. Hiç duraklama yok. Sadece iş.
Üçü sedyeyi tam bir koordinasyonla ileri taşıdılar. Yirmi metre. On beş. On.
Ambulans.
Sedye içeri girdi. Paramedik arkasından girdi. Doktor hemen bir sonraki hastaya döndü.
Hiç duraklamadan.
Ama Kaan hâlâ orada duruyordu. Elleri yağmurdan ıslanmıştı, ama hâlâ hissediyordu—eldivenin içinden bile elinin sıcaklığını ve içinde adını koyamadığı bir şey taşıyan o bir saniyelik bakışı.
Bu saçma, diye düşündü. Sadece iş sırasında tesadüfi bir temas. Özel bir şey yok.
Ama neden kalbi hâlâ hızlı çarpıyordu?
Bir paramedik yanından geçti. "Yardımınız için teşekkürler."
Kaan başını salladı. "Rica ederim."
Sesi nötrdü. Ama kimsenin görmediği eli—hâlâ yumruktu.
Altıncı hasta ambulansa girdikten sonra doktor son araca geri döndü.
Son üç hasta. Biri yüzeysel yaralarla, birinin kolu kırık, biri...
Genç adam. Yirmi yedi yaşında. Evlilik yüzüğü.
Hareketsiz.
Vücudunun üzerinde turuncu battaniye.
Doktor yanına diz çöktü. Parmaklarını karotis üzerine koydu. Birkaç saniye.
Yavaşça başını salladı.
Paramedik battaniyeyi yüzün üzerine çekti.
Doktor birkaç saniye orada kaldı. Dudakları sessizce kıpırdadı—belki dua, belki de sadece veda.
Doktor ayağa kalktı, yırtık eldivenlerini çıkardı, yenisini giydi ve helikoptere doğru yöneldi.
Kaan uzaktan izledi. Göğsünde bir şey kırıldı.
Sekiz kişi kurtarıldı. Biri gitti. Onları uyardım. Kabul etmediler. Ama ben de korkulukların kurulmayacağını kabul ettim. Bu adam imzaladığım bir karar yüzünden öldü.
Son hasta ambulansa girdi.
Eldiven değiştirdikten sonra doktor—kana bulanmış uçuş tulumu, ıslak saçlar—helikoptere doğru yöneldi. Paramedik ona bir havlu uzattı. Yüzünü sildi.
Flaş.
Kaan döndü—sadece bir refleks. Kırmızı ceketli bir seyirci, telefonu havada, video çekiyordu.
Kana bulanmış uçuş tulumlu doktor. Arka planda Kaan. Korkulukların olması gereken boş alan.
Tık.
Tehlikeyi hemen fark etti.
Kaan sakin bir şekilde bir adım geri attı—doğal, sadece yol açan biri gibi.
Kareden çıktı.
Seyircinin parmağı paylaş düğmesinde.
Ön kolunu kapı çerçevesine dayadı ve içeri tırmandı. Kapı kapanmadan önce geriye baktı.
Gözleri sahneyi süzdü—hurdaya dönmüş altı araç, korkulukların olması gereken boşluk—sonra Kaan.
Üç saniye—doğrudan.
Kaan bakışını tuttu—ne korku, ne irkilme; sadece sarsılmaz bir dinginlik.
Doktorun bakışı—keskin, değerlendiren—üzerinde kaldı. Soğuk mu, meraklı mı? Çözülemez.
Rotorlar devir aldı. Helikopter yükseldi ve bulutların içinde kayboldu.
Kaan yağmurun altında tek başına kaldı.
Ellerini ceplerine soktu—telefon, anahtarlar, iş çantası. Her şey yerli yerinde.
Bir polis memuru yaklaştı. "Bay Tufan? Birkaç sorumuz var."
Kaan döndü; yüzü nötr, profesyonel. "Elbette."
Önümüzdeki günlerde hikâyeyi planlar ve raporlar anlatacaktı. Bu geceyse gözünün önünde tek bir görüntü vardı—çamura diz çökmüş, sabit elleriyle hayatı geri getiren o kadın.
Adını bilmiyordu. Ama öğrenecekti.