Gece henüz karanlığını kaybetmemişti. Şafak Timi, sınır hattına doğru ilerlerken yalnızca bot seslerinin hafif yankısı ve nefes alışlarının ritmi duyuluyordu. Dağlık arazinin sert kayaları, pusulara davetiye çıkaran geçitleri vardı. Binbaşı Ömer Karasu, timin önünde yürürken gözleri her ayrıntıyı tarıyor, aklında Albay’ın sözleri dönüp duruyordu. “Bu operasyon basit değil…” İşte bu gerçek, adımlarını daha da kararlı kılıyordu. Ömer’in sağında Üsteğmen Tuğrul Demir vardı. Sırtındaki ağır tüfeği omzuna yaslamış, gözlerini keskin bir kartal gibi ileriye dikmişti. Sessizliği, gözü karalığının en net ifadesiydi. Sol tarafta Teğmen Güliz Onur, elindeki dürbünlü tüfeği sıkıca kavrıyor, kuzey hattını gözetliyordu. Yanında Teğmen Bahar Korkmaz vardı; gözleri sert, adımları disiplinliydi. Onun yüzü

