Akşam annem ve babamla yemeğe gideceğimiz için hazırlamaya başladım. Yemekte bizimle olacak olan diğer ailenin benim yaşımdaki oğullarıyla beni tanıştırmak istedikleri apaçık ortada olsa da pek takmıyordum açıkçası. Ne o ne de başka bir erkek umurumda değildi çünkü. Sadece yemek yiyip dönecektim ben.
Hazırlanıp aşağı inince "Prensesler gibi olmuşsun." diyen babama gülümseyip yanağından öptüm. Tamam, anne ve babamla pek bir araya gelemiyorduk ama ikisinin de beni sevdiğini biliyordum, kim evladını sevmezdi ki? Seviyorlardı elbette, sadece gösterecek vakitleri yoktu.
Evden çıkıp da restorana gidince çocuğun pek de fena olmadığını gördüm, yakışıklı bile denebilirdi aslında ama bir Barlas olamazdı ne yazık ki..
Tanışma faslı bittikten sonra isminin Buğra olduğunu öğrendiğim çocukla muhabbet ederken iki ailenin de gözlerinin patladığını gördüm. Hadi ama, annem biraz daha ilgili bir anne olsa bu kadar efendi bir çocukla takılmayacağımı bilirdi.
"Demek sen de doktor olacaksın?"
"Aile mesleği. Küçüklükten beri böyle aşılanınca başka bir meslek düşünmedim açıkçası."
Buğra gülünce gamzesi olduğunu fark ettim. Yakışıyordu da.
"Galiba aynı kaderi paylaşıyoruz. Benim de aile mesleği. Gerçekten başka meslek düşünemiyor insan."
Offf.. Sıkıldım... Şimdi Barlas olacaktı, o beni tersleyecekti ben onu öpecektim...
"Yaa, öyle." diyerek yalandan gülümsedim, ne kadar inandırıcı olabildi biliyorum ama daha fazlası gelmiyordu içimden. Üstelik çocuğa da ümit vermek istemiyordum.
Zoraki gülümsememi bozan telefonun melodisi oldu. Ekrana bakınca kalbimin error vermesine engel olmaya çalışarak kalktım masadan.
"Barlas?"
"Şeyy. Gaye ben Gökalp, yani şey.."
"Tanıyorum. Ne oldu?"
"Barlas yaralı. Sen dikiş atmayı falan biliyor musun?"
"Delirdin mi daha ikinci sınıfım ben, hastaneye neden gitmiyorsunuz?" diyerek telaşla konuşmaya başladım.
"Sonra anlatsam. Gelecek misin?"
"Tamam, adresi konum at. Ha dur kapatma, nasıl yaralandı?"
"Şimdi sırası mı?" diye bağıran Barlas'ın sesini duydum, en azından ayıktı.
"Gerekli malzemeleri ona göre getireceğim, tabiki de sırası." deyince Gökalp "Bıçak, çabuk ol." diyerek kapattı telefonu.
Masaya geçip "Baba kliniğin anahtarları lazım." deyince herkes şaşkın bir şekilde bana baktı normal olarak.
"Hayırdır? "
"Ya bizim çocuklar dikiş öğrenmek için birbirlerini keserken abartmışlar da." deyince babam anahtarların arabada olduğunu söyleyerek arabanın anahtarlarını uzattı. Doktor adayları arasında gayet normal bir şeydi çünkü bu, dikiş öğrenmek için tavuk kesip biçenler bile vardı, pratik önemliydi sonuçta ve biz her zaman bir kadavra bulamayıp birbirimizi kesebiliyorduk.
"Anahtarları bir yere bırakmamı ister misin baba? Belki eve gelmem."
"Yok, yedek var, sen arabayı da al." diyen babama uzaktan öpücük atıp çıktım restorandan.
Kliniğe gidip gerekli malzemeleri aldıktan sonra Gökalp'in konum attığı yere doğru sürmeye başladım. Bir evin önünde durunca inşallah içi de dışı gibi değildir diye düşünmeden edemedim. Bir apartman dairesiydi ve sanki terk edilmiş de içeride esrarcılar varmış gibi bir havası vardı.
Içeri girince Gökalp'in kapıyı açtığını görüp oraya doğru yürüdüm. Içeri girince keşke evin içi de dışı gibi olsaydı diye düşündüm, resmen çöp evdi burası.
Barlas koltuğa uzanıp gözlerini kapatmıştı. Gözlerini aralayıp "Hele şükür." deyince "Aman merak etme, bence sen bu zamana kadar bu evde pislikten ölmediysen bir bıçak yarası sana birşey yapmaz." deyiverdim. Dikiş atsam bile bu evde mikrop kapardı o yara. Ki ben doğru düzgün dikiş atmayı bile bilmiyordum.
"Işe yarayacak mısın artık?"
"Şu an bana muhtaçsın, terslemek yerine iyi davransan iyi olur. Her an dalağını böbreğine dikebilirim." deyip gülümsedim.
Barlas'ın yanına yaklaşınca kesiğin derin olmadığını ama kan kaybettiğini gördüm, tüm kıyafetleri ve koltuk kan olmuştu çünkü.
"Tamam, önce temizleyelim " deyip malzemeleri çıkartıp yarayı temizlemek için tentürdiyot dökünce Barlas'ın dişlerini sıktığını görüp çantadan eteri çıkartıp pamuğa döktüm.
"O ne?"
"Seni bayıltıp ırzına geçeceğim de."
Gökalp arkadan gülerken Barlas neyden bahsettiğimi anlamaya çalışıyordu.
"Onu narkozla yapmıyorlar mıydı ya? Hem gerek yok dayanırım ben."
"Dayanırmışmış. Kime erkeklik taslıyorsun acaba? Git sevgiline yap sen o numaraları, dayanamazsın. Ayrıca narkozu yapmak için uzman doktor olmak gerekir ki ben daha doktor bile değilim."
"Dayanırım ben, hem sen bana erkek değil.."
Tabi o sırada pamuğu Barlas'ın burnuna dayadığım için konuşması yarıda kesilmiş, çoktan uykuya dalmıştı. Dikiş atarken ne kadar dikkat etsem de iz kalacağı kesindi ama kanama durmuştu sonuçta.
Ve şimdi doktorları neden yakınlarının ameliyatlarına almadıklarını çok iyi anlamıştım. Barlas'a batırdığım her bir iğne bana batmıştı sanki.
Sonunda dikişi bitirdiğimde üzerimdeki açık elbiseye rağmen kan ter içinde kalmıştım. Dikişin üzerini kapatıp, Barlas'a damar yolu açarken "Ne yapıyorsun? " diye soran Gökalp'e dönemden "Çok kan kaybetmiş, kan vereceğim." diye cevapladım.
"Iyi de ben sana onun kan grubunu söylediğimi hatırlamıyorum."
"Söylemedin zaten. Ben onun hakkında her şeyi biliyorum. Lavabo nerede?" diyerek gösterdiği yere gidip eldivenleri çıkarttıktan sonra ellerimi ve yüzümü yıkadım.
"Barlas'ın evi mi burası?"
"Evet."
"Odası neresi? Bakma bana öyle cinsi sapıkmışım gibi be. Odası da böyle pisse onu odaya taşımadan önce temizlemem gerek, mikrop kapar yoksa." deyince Gökalp sağdaki kapıyı işaret etti.
Sanırım kusacağım!
Odaya girip önce camları açtıktan sonra dolabı açarak giyecek bir şey aradım. Topuklu ve mini bir elbiseyle temizlik yapamazdım sonuçta. Tişört ve kapri bulunca kaprinin belindeki ipi iyice çekerek giyindim. Salona geçip telefona gerekli malzemeleri yazarak Gökalp'e "Bunları al." deyince "Ben bu saçma şeylere para vermem." cevabını almamla kredi kartını eline verip şifreyi söyleyerek postaladım. Bir evde süpürge bile olmaz mıydı Allah aşkına?
"Lan ben süpürgeyi nerden bulayım bu saatte?" diyerek kapıdan geri dönen Gökalp'e "Al be." diyerek arabanın anahtarlarını fırlatarak "Avm ye git." diyerek tekrar odaya girdim.
Gökalp gelene kadar ancak toparladığım odadan çıkarken o da elinde birsürü poşetle içeri giriyordu.
"Al be şunları. Bir bu kadar daha var, ben onları da getireyim."
Bu sırada uyanan Barlas "Bunlar ne lan?" diyerek açtı gözlerini.
"Boşver. Iyi misin sen?"
"Biraz ağrıyor ama iyiyim."
"Merak etme ağrı kesici de var ama sonra. Birkaç saat geçmesi lazım."
"Ne onlar?" diyerek tekrar poşetleri işaret etti Barlas. O sırada Gökalp diğer poşetleri de getirip kredi kartı ve anahtarları bana uzattı.
"Lan beyin özürlü! Ne diye kızdan para alıyorsun? Ahh! "
"Asıl beyin özürlü kim tartışılır bence, kıpırdamasana." diyerek azalarladım Barlas'ı.
"Yanlış dikmediğine eminsin değil mi bak? Bu kadar acıması normal değil bence."
"Vallaha emin değilim, şansına artık. Ayrıca bayıltma derken pek de öyle demiyordun."
"Iyi be." diyerek kafasını yana çeviren Barlas kan torbasını görünce "Bari bunu açıkla bu ne?" diye sordu.
"O kan torbası, kan torbası bak bu da Barlas abin. Şimdi ben içeriyi temizlemeye gidiyorum, sen kıpırdama." dedikten sonra Gökalp'e döndüm "Sen.. Ne yaparsan yap." diyerek malzemelerin bir kaçını alıp odaya geri girdim. Iyice temizleyince yeni alınan çarşafları da serip çıktım odadan. Gökalp ve Barlas sohbet ediyorlardı.
"Bitti mi?"
"Evet, şimdi seni oraya taşıyoruz ve ben de geri kalan yerleri hallediyorum."
"Saat kaç haberin var değil mi?"
"Evet, on ikiye geliyor. Ama rahatsız olacak komşuların olduğunu pek düşünmüyorum."
"Yok zaten de sen eve gitmeyecek misin?"
"Hayır."
"Peki nasıl bıçaklandığımı sormayacak mısın?"
"Sorsam anlatacak mısın?"
"Yoo."
"Iyi, ben de sormayacaktım zaten." diyerek omuz silktim.
Gökalple birlikte Barlas'ı kaldırmadan önce iğneyi çıkartıp damar yolunu pamukla kapattım. Barlas'ı odaya götürünce iki erkek de odayı tanıyamadılar bir an.
"Resmen gece yattığım kadınların bir ton makyajını silip de sabahki haliyle karşılaşmışım gibi oldum lan." diyen Gökalp'in bu iğrenç benzetmesine yüzümü buruşturarak cevap verdim. Barlas'a ağrı kesici verip çıktım odadan. Ben diğer yerleri temizlerken Gökalp de bir işe yaramadığını söyleyerek çıktı evden, tabi kızlardan bahsedince özlemişti doğal olarak. Sabaha karşı dörtte falan biten temizliğin ardından kendimi koltuğa attığım gibi uyudum ben de.