Karar

1194 Words
Giyinme odamın kapısını açtım. Gardırobumdaki kıyafetlere göz gezdirdim, ruh halime en uygun olanı seçmek istiyordum. İhtişamlı ama sade; güçlü ama içten. Siyah bir ceket, altına krem tonlarında zarif bir bluz… Bu gün farklı olacaktı. Kendime söz vermiştim, ne olursa olsun dimdik duracaktım. Kıyafetimi giyinirken aynaya baktım. Gözlerimdeki yorgunluk silikleşmemişti belki ama kararlılık oradaydı. Saçlarımı topladım, hafif makyaj yaptım. Hazırdım. Odamdan çıkıp Lara’nın odasına doğru yürüdüm. Kapısını hafifçe açtım. Kızım mışıl mışıl uyuyordu. Yumuşak adımlarla yanına yaklaştım, saçlarını kokladım. O minik kokusu, dünyadaki en güvenli limandı benim için. Öpücük kondurdum alnına ve fısıldadım: “Geç kalmam, söz veriyorum.” Odayı sessizce terk ettim. Koridorda şoförüm Selim karşıma çıktı, gülümseyerek başıyla selamladı. “Hazırım, hanımefendi,” dedi nazikçe. Birlikte kapıdan çıktık. Selim, arabayı hazır bekletiyordu. Araca bindiğimde kapıyı dikkatle kapattı ve yola koyulduk. Dışarıdaki şehir hareketleniyordu. Bugün, yeniden güçlü olmam gereken günlerden biriydi. Selim direksiyonda sessizce yol alırken, camdan dışarı bakıyordum. Şehir yavaş yavaş uyanıyor, sokaklar dolup taşıyordu. Kafamın içinde ise başka bir trafik vardı; işler, toplantılar, raporlar… bir de susturulmuş duygular. Babam işleri bırakalı neredeyse altı ay olmuştu. Başlarda sadece denetlemekle başlamıştım, ama sonra fark ettim ki kontrol artık tamamen bende. Ve işin garibi, bundan hoşlanıyordum. Kendimi ilk kez bu kadar güçlü hissediyordum. Herkes şaşkındı; çünkü sessiz sakin duruşumun altında bu kadar sağlam bir irade beklemiyorlardı. İş yerinin kapısına geldiğimizde Selim arabayı durdurdu. “Toplantı saati on buçuktu,hanımefendi.Yardımcınız aradı, sizi bekliyorlarmış,” dedi. Başımı sallayıp teşekkür ettim. Arabadan inip içeri adım attım. Resepsiyon görevlisi beni görünce hemen ayağa kalktı. “Günaydın, Sera Hanım.” Gülümseyerek başımı eğdim. “Günaydın.” Asansöre bindim. Katlar geçtikçe yüzüme ciddi bir ifade yerleşti. Evliliğim... evet, o bambaşka bir konu. Ne kadar sessizsem evde, o kadar gür sesliydim işte. Burada ben vardım tüm gücümle. Asansör durdu. Derin bir nefes aldım ve kapılar açıldı. Gün başlıyordu. Katıma geldiğimde asistanım Melis, masasından hızla kalkıp yanıma geldi. "Günaydın Sera Hanım, odanız hazır. Sabah kahveniz de masada. Ayrıca bazı evraklar bırakıldı." Başımı hafifçe salladım. "Teşekkür ederim, Melis." Kapımı açıp içeriye girdiğimde tanıdık ahşap kokusu ve hafif çiçek notaları karşıladı beni. Odam, benim imzamı taşıyordu. Geniş camlardan süzülen gün ışığı masama vurmuştu. Masanın üzerinde kahvem buğulanıyordu. İçeriye hâkim olan düzen, ruhumu bir nebze olsun dinlendiriyordu. Ceketimi çıkartıp askıya astım, sonra pencereye yöneldim. Aşağıda şehir yavaş yavaş uyanıyordu. Kendi içimde, kalabalığın ortasında ama hep biraz uzakta... Masama geçtim, kahvemden bir yudum aldım. Tam o sırada masamın üzerindeki dosyaları fark ettim. Bir tanesinin köşesinde el yazısıyla küçük bir not vardı: "Bugün gelen teklif önemli olabilir. Görüşme saat 14:00’te." İçimden hafifçe gülümsedim. İş dünyasında hiçbir şey tesadüf değildi. Dosyaların arasında gözlerim hızla geziniyordu. Her bir sayfa, aylarca verdiğimiz emeğin kanıtıydı. O ihaleyi ne kadar istediğimizi, ne kadar uğraştığımızı ben biliyordum… ve sonunda beklediğimiz haber geldi. Kapı nazikçe tıklatıldı. Başımı kaldırmadan, “Gel,” dedim. Sekreterim heyecanla içeri girdi, yüzünden bir şeylerin yolunda gittiği belliydi. Sera Hanım… İhaleyi kazandınız. Proje bizim oldu. Bir an yerimde kaldım. Sonra elimdeki dosyayı yavaşça masaya bıraktım. Gözlerim dolmadan önce derin bir nefes aldım. İçimden geçen tek cümle: "İşte bu." Ayağa kalktım, pencereye yürüyüp aşağıdaki yoğun trafiğe baktım. Bu şehir kolay kazanılmıyordu. Ama ben başardım. "Babamın emeklerini boşa çıkarmadım… Ve evliliğim yıkılıyor olsa da, ben ayakta kalmayı başardım." Gülümsedim. “Haydi bakalım,” dedim kendi kendime. “Bu sadece başlangıç.” Tam o sırada telefonum çaldı. Ekranda “Yiğit” ismini görünce yüzümdeki gülümseme silindi. Tereddütsüz açtım. “Efendim?” Sesinde alaycı bir sıcaklık vardı. “Merhaba,” dedi. “Benim de teklif verdiğim bir ihaleyi... karım kazanmış. Tebrik ederim. Güller senin için.” O anda kapım yeniden tıklatıldı ve yardımcım içeri girdi. Elinde büyük bir buket vardı, kırmızı güllerle dolu… Masama doğru yürüdü, gülleri dikkatlice bıraktı ve sessizce odadan çıktı. Kulaklarımda hâlâ Yiğit’in o kelimesi yankılanıyordu: karım. Soğukkanlılığımı koruyarak cevap verdim. “Teşekkür ederim, çok incesin. Ama... karım lafı hiç ağzına yakışmıyor. Bir daha kullanma.” Ve hiç beklemeden telefonu kapattım. Güllere baktım bir süre... O kadar gösterişliydiler ki... ama bir o kadar da samimiyetsiz. Seslenip sekreterimi odaya çağırdım birkaç saniye sonra içeri girdi. Gözüm buketin üzerindeki notta takılıydı ama elime alıp bile bakmadım. Notu koparıp buruşturdum, sonra çöpe attım. Gülleri işaret ederek sekretere uzattım. “Sana veriyorum bunları. Masana koyarsın istersen.” Kız şaşkın ama sevinçli bir şekilde gülümsedi. “Teşekkür ederim Sera Hanım,” deyip buketi aldı ve odadan çıktı. Ben ise arkamı döndüm, camdan dışarı bakarken içimden geçirdim: Yenilgiyi sindiremeyen bir adamın son denemesi bu sadece. Ama ben eskisi gibi değilim, Yiğit. İşlerin ağırlığı omuzlarımda bir yük gibi duruyordu. Masamın üzerindeki kalemi elimde döndürürken, zihnim yorgunluktan bulanmıştı. Bugün yine bitmişti. Her günün bir öncekine benzediği o yorucu döngü… Çantamı ağır ağır toparladım, ofisten çıkarken sessizlik içime işledi; belki de bu sessizlik tek dostumdu artık. Araba yol boyunca usulca ilerlerken, dışarıdaki manzarayı seyrettim ama hiçbir şeyi gerçekten göremiyordum. Dış dünya, içimde fırtınalar koparken sanki başka bir gezegendi. Kendi yorgunluğuma esir olmuştum. Eve adım attığımda, her şey yerli yerindeydi. Merdivenleri yavaş adımlarla tırmandım, odama girdiğimde üzerimdeki günün yükünü yavaşça çıkardım. Işıkları yakmadan, ipek sabahlığımı üzerine geçirdim ve doğruca banyoya yöneldim. Sıcak suyun ilk damlaları omuzlarımı sardığında, gözlerimi kapattım. Su sesi, içimdeki karmaşayı bastıran tek melodiydi. Ellerim saçlarımda dolaşırken, zihnimdeki sesler bir an sustu. O an, sadece o anlık bir huzur arıyordum. Derin bir nefes çekip, kendi kendime fısıldadım: “Bir an olsun, sadece bir an olsun… özgür olmak istiyorum.” Banyodan çıktığımda saçlarımdan süzülen su, tenime ince bir serinlik bırakıyordu. Üzerimdeki havluyla odaya yöneldim. Henüz adımımı atmıştım ki kapı hızla açıldı. Yiğit. Gözleri kararlı, adımları kendinden emin... Ve doğrudan bana doğru geldi. Ne olduğunu anlayamadan konuşuverdim: " Ne yapıyorsun sen odamda ?" Sözlerim sert çıkmış olabilirdi ama içimde bastıramadığım bir sarsıntı vardı. Gözleri gözlerime değdiğinde bakışları ciddiydi, ama dudak kenarlarında belli belirsiz bir kıvrım vardı. Neredeyse... oyunbazca. " Karım değil misin sen?" Yaklaşmıştı. Nefesini hissettiğimde, içimde bir yer ürperdi. Ama ben kolay kolay yelkenleri suya indiren biri değildim. Dudaklarımı ısırıp başımı hafif yana eğdim, sesimdeki ince alayı gizlemeden fısıldadım: "Şimdi mi aklına geldi bu? Evdeki yardımıcıyı becerirken ne düşünüyordun acaba? Fantezini mi gerçekleştiriyordun... yoksa sadece canın sıkıldığı için mi? Sözlerim ona tokat gibi çarptı mı, yoksa zaten beklediği bir saldırı mıydı, bilemedim. Ama o geri adım atmadı. Tam aksine... Bana yaklaşarak elini belime sardı hızla beni duvara yaslayıp " hala benim karımsın.Yalnış yaptım biliyorum ama biz bir aileyiz ve onun gibi kadınların bir önemi yok" dedi. Göğsüne vurarak onu geri çektim "Gidip aldatıp sonra gelip yalvaran aşağlık kocalar gibi davranorsun yapma.İkimizde aramızda bir zamanlar sadece saygının olduğunu biliyoruz.Şimdi oda yok.Siktir git Yiğit seni görmek istemiyorum" dedim. Pes etmişcesine odamdan çıktı. Telefonumu elime aldım, yıllardır hayatımın en zor anlarında yanımda olan avukatım Belgin Hanım’ın ismini aradım. Parmağım hiç tereddüt etmeden ekrana dokundu. İçimde yıllardır bastırdığım duygular, korkular ve kararsızlıklar yerini kesin bir karara bırakıyordu. Artık kaçacak, erteyecek hiçbir sebebim yoktu. Ekrana yazdım, kelimeler sert ve netti: “Yarın görüşelim. Boşanma süreciyle ilgili konuşmamız gerekiyor.” Gönder tuşuna bastığım anda, sanki üzerimde taşıdığım tüm yük hafiflemişti. Artık o eski ben değildim. O suskun, herşeyi göz ardı eden kadın yoktu içimde. Kendi hayatımın kontrolünü elime alacak, kendi yolumu çizecektim. Bu kararlılık, yılların acısını, ihaneti, yalnızlığı bir nebze olsun dindirmişti. Biliyorum, önümüzde zorlu bir yol var. Ama artık korkmuyorum. Çünkü bu savaş benim. Ve ben kazanacağım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD