“Bir bakış bazen her şeyi anlatır…
Ama bir suskunluk, her şeyi bitirir.”
Gün biraz daha yavaş akmaya başlamıştı.
Ben biraz daha hızla dağılmaya…
Ama en tuhafı da şu ki, içimde bir yerde hâlâ güvende hissediyordum.
Kiminle?
Arel’le.
Ama bu güvenin yanında bir başka şey daha vardı.
Mesafe.
Bir bakışıyla içime dokunan ama bir cümlesiyle yerle bir eden o adam…
Bugün yine o cümlelerden birini savurdu.
⸻
Mutfakta kahvaltıyı hazırlarken, kapı çaldı.
Arel açtı.
Kapıdaki adamla kısa bir konuşma yaptı.
Ama sesi… gergindi.
Sonra kapıyı kapattı, yüzüme bile bakmadan:
“Bir süre dışarı çıkmayacaksın.”
Donakaldım.
“Ne?”
“Sakın tartışma Havin.”
“Tartışmıyorum ama açıklama bekliyorum.”
“Açıklayacak bir şey yok. Tehlikedesin. Nokta.”
O an içimde ne varsa kabardı.
“Bana bir çocuk gibi davranma Arel! Ben senin koruman gereken bir eşya değilim!”
“Hayır, sen sadece düşünmeden hareket edip hep başkalarının seni toparlamasını bekleyen birisin!”
Söz ağzından çıkar çıkmaz odada yankılandı.
Sessizlik…
Kahvaltı soğudu, içim de öyle.
Yutkundum.
Gözlerim yandı ama ağlamadım.
Sadece söyledim:
“Senin fikrin buysa, seni düzeltmeye çalışmayacağım.”
Arkamı döndüm.
Yavaş adımlarla odamın kapısını çektim.
Ama çarpamadım.
Çünkü hâlâ onu kırmak istemiyordum.
Kırıldığım halde…
⸻
Saatler geçti.
Hiç çıkmadı odasından.
Ben de çıkmadım.
Akşamüstü…
Güneş odama süzülürken duvarda bir gölge belirdi.
Başımı çevirdim.
Arel kapıda sessizce duruyordu.
Gözleri bana değil, yerdeki halıya bakıyordu.
“Sana yemek getirdim. Soğumasın.”
“İştahım yok.”
Sessizlik.
“Bugün söylediğim şey… haklılık değil, korkuydu.”
Bakışlarımı kaçırdım.
“Bazen seni korumaya çalışırken kırıyorum.
Ama bu, seni küçümsediğim için değil.
Kırılmanı kaldıramadığım için…”
Yaklaştı.
Tepsiyi komodine koydu.
Diz çöktü.
Göz hizama geldi.
O buz gibi Arel… ilk kez bu kadar yumuşak konuşuyordu.
“Ben hep yalnızdım. Alışığım. Ama senin gibi biri… içimdeki duvarlara çarpıyor. Ve ben… ne yapacağımı bilmiyorum.”
O an…
Ellerini tuttuğumu fark ettim.
Parmak uçlarımız birbirine değdi.
Ama ne bir öpüşme, ne bir sarılma oldu.
Sadece…
O dokunuşta bin kelime vardı.
Ve onun gözlerinde ilk kez açık açık bir cümle:
“Gitme.”
Benim gözlerimse bir şey sordu:
“Peki, kalırsam yıkmaz mısın beni?”
⸻
Gece, mutfakta çay içerken ben fark etmeden omzuma ceketini attı.
“Üşüyorsun. Fark etmeden hep titriyorsun.”
Gülümsedim.
“Senin yüzünden olabilir.”
“Yani etkiliyorsam, hâlâ şansım var demektir,” dedi göz kırparak.
İlk kez kahkaha attım.
“Evet ama dikkat et… bazen etkileyen, daha çok yara alır.”
Tam içeri dönecekken kapı yeniden çaldı.
Bu kez açan bendim.
Karşımda bir kadın.
Gözleri koyu yeşil.
Ceketini düzeltip bana baktı.
“Arel burada mı?”
“Sen kimsin?”
Kadın hafifçe gülümsedi.
“Arel’in geçmişinden gelen biri… ama aynı zamanda senin geleceğinden de olabilirim.”
Donakaldım.
Arel geldiğinde onu görünce kaşları çatıldı.
“Senin burada ne işin var Sera?”
Kadın bana döndü.
“Ben sadece izlemekle yetinemem Arel.
Ve biliyorsun… bir kadın sustuğunda en tehlikeli halindedir.”
⸻
Ve işte o an…
Artık sadece Arel ve ben yoktuk.
Hikâyemize biri daha dahil olmuştu.
Kiminleydik, kime aittik ve kim kime neyi saklıyordu…
Cevaplar yakındı.
Ama hiçbir cevap, kalbin sızısını hafifletmeyecekti.
⸻
Devam Edecek…