Sabahın en sağır saati, Thorne kalesinin taş duvarları arasında yankılanan tek şey, Alaric’in ağır ve düzenli nefesleriydi. Lyra’nın buz kesmiş teni, Alaric’in kor gibi yanan göğsüne yaslandığında, odadaki gümüşi loşluk bir nabız gibi atmaya başlamıştı. Alaric, bir kadına bu kadar yakın olmayı ruhundaki her hücreyle reddetmek istese de, mühür bağının kadim frekansı iradesini felç ediyordu. Onu sadece sarmalamamış, adeta bir ganimeti dış dünyadan gizler gibi kollarının arasına hapsetmişti. Gümüş kanatlı o gizemli böcek, Lyra’nın kızıl saçlarının arasında parlamaya devam ederken, Alaric’in içindeki o vahşi Alpha kurt, eşinin iyileşen her hücresiyle birlikte yavaşça sakinleşiyordu. Lyra, bilincinin karanlık sularından yukarı doğru çekildiğini hissettiğinde, vücudundaki o ezici yorgunluk y

