BÖLÜM 1 - Bir Şey Yanlış
Gece çoktan yarıyı geçmişti.
Demirsoy Konağı’nın üst katındaki özel laboratuvarda yalnızca bilgisayar ekranlarının soğuk ışığı yanıyordu.
Konağın geri kalanı sessizdi.
Koridorlarda tek bir ayak sesi yoktu. Alt katta bütün ışıklar kapanmış, odaların kapıları çoktan örtülmüştü. Avlunun taşlarına vuran loş bahçe ışıkları dışında gecenin karanlığını bölen hiçbir şey yoktu.
Aras Demirsoy ise saatlerdir aynı sandalyede oturuyordu.
Önündeki ekranda birbirini takip eden genetik veriler vardı.
Kromozom dizilimleri.
DNA profilleri.
Eşleşme oranları.
Aras gözlerini ekrandan ayırmadan sonuçları yeniden inceledi.
Bir kez daha.
Sonra bir kez daha.
Yıllardır tıp dünyasının içinde olan biri için genetik sonuçlar yabancı değildi. Ancak bu kez karşısındaki rakamlar bir hastaya, bir araştırmaya ya da yayımlanacak bir makaleye ait değildi.
Bu, kendi ailesiydi.
Üzerinde çalıştığı akademik araştırmanın bir parçası olarak aileden gönüllü DNA örnekleri almıştı.
Önce annesi.
Sonra babası.
Kardeşleri.
Başlangıçta her şey sıradandı.
Hatta birkaç gün önce akşam yemeğinde Mert ona takılmıştı.
“Bunca yıl doktorluk yaptın, şimdi de bizi laboratuvar faresine çevirdin.”
Aras gülmüştü.
“Bilim için fedakârlık yapacaksınız.”
İpek de gülerek elini kaldırmıştı.
“Benim DNA’m çok değerli, ona göre.”
O akşam herkes gülmüştü.
Kimse o birkaç saniyelik şakanın günler sonra Aras’ın zihninde bu kadar ağır bir yere oturacağını bilmiyordu.
Aras ekrandaki sonucu tekrar açtı.
Kaşları yavaşça çatıldı.
Bir süre kıpırdamadan baktı.
Sonra sonucu baştan sona yeniden kontrol etti.
Değerler değişmemişti.
Sandalyede doğruldu.
“Olmaz.”
Sesi neredeyse fısıltı kadar alçaktı.
Numuneyi kontrol etti.
İpek Demirsoy.
Örnek numarası doğruydu.
Tarih doğruydu.
Sistemdeki kayıt doğruydu.
Aras laboratuvar cihazının bakım kayıtlarını açtı.
Sorun görünmüyordu.
Kalibrasyonu kontrol etti.
Normaldi.
Bir ihtimal daha vardı.
Numuneler karışmış olabilirdi.
Etiketleme hatası.
Teknik bir problem.
Yanlış alınmış ya da yanlış saklanmış bir örnek.
Aras bunların hepsini düşündü.
Sonra aynı örneklerle devam etmek yerine yeni örnekler üzerinden yeniden analiz yaptı.
Bekledi.
Ekrandaki işlem çubuğu ilerledi.
Aras yerinden kalkmadı.
Dakikalar sonra sonuç geldi.
Aynıydı.
Aras’ın yüzündeki ifade değişti.
Bu kez gözlerini ekrandan ayırmadan birkaç saniye öylece kaldı.
Sonra sandalyesinden kalktı.
Laboratuvarın ortasında durdu.
Ellerini beline koydu.
Bir hata olmalıydı.
Mutlaka bir hata.
Masaya geri döndü.
Sonucu tekrar açtı.
İpek’in DNA’sını ailesindeki diğer örneklerle karşılaştırdı.
Sonuç, ilkinden de açıktı.
Aras’ın boğazı düğümlendi.
İpek onun kardeşiydi.
Bunu düşünerek büyümüştü.
Aynı evde büyümüşlerdi.
Çocukluklarını birlikte geçirmişlerdi.
Birbirlerinin en küçük alışkanlıklarını bile biliyorlardı.
Peki bilim neden aksini söylüyordu?
Aras gözlerini kapattı.
Elini alnına götürdü.
Bir süre öyle kaldı.
Sonra yeniden bilgisayarın başına geçti.
Üçüncü kez analiz başlattı.
Bu kez sonucu beklerken ekrana bakmadı.
Ayağa kalkıp laboratuvarın camına doğru yürüdü.
Dışarı baktı.
Avlunun taş yolu sarı ışıkların altında sessizce uzanıyordu.
Demirsoy Konağı yıllardır olduğu gibi dimdik duruyordu.
Bu evde nesillerdir değişmeyen şeyler vardı.
İnsanlar değişmişti.
Hayatlar değişmişti.
Ama bazı şeyler aynı kalmıştı.
Aras o gece ilk kez, yıllardır değişmeden duran bir şeyin aslında hiç de sandığı kadar sağlam olmayabileceğini düşündü.
Telefonunu cebinden çıkardı.
Ekrana baktı.
02.17.
Dedesini aramak için birkaç saniye tereddüt etti.
Sonra arama tuşuna bastı.
Telefon uzun süre çaldı.
Nihayet karşı taraf açıldı.
“Aras?”
Rauf Demirsoy’un sesi uykuluydu ama torununun bu saatte aramasının sıradan bir sebebi olmadığını anlayacak kadar da dikkatliydi.
“Dede, uyandırdım mı?”
“Bu saatte arıyorsan önemli bir şey vardır.”
Aras sustu.
Cümleyi kurmak kolay değildi.
“Dede…”
“Ne oldu?”
“Laboratuvarda bir sorun çıktı.”
Rauf’un sesi bir anda ciddileşti.
“Ne sorunu?”
“Ben de tam olarak bilmiyorum.”
Aras ekrana baktı.
“Ama bilimsel olarak açıklayamadığım bir sonuç var.”
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
“Cihaz mı?”
“Hayır.”
“Numune mi?”
“Onu da düşündüm.”
“Başka bir ihtimal?”
Aras birkaç saniye sustu.
“Var.”
“Hangisi?”
“Numunenin karışmış olması. Etiketleme hatası. Teknik bir sorun. Yanlış alınmış ya da yanlış saklanmış olabilir.”
“Kontrol ettin mi?”
“Üç kez.”
Rauf cevap vermedi.
Aras devam etti.
“Sonuç değişmedi.”
Rauf’un sesi bu kez daha alçaktı.
“Aras…”
“İpek’in sonuçları beklediğimiz gibi çıkmıyor.”
“Ne demek bu?”
Aras gözlerini kapattı.
“İpek’in annemle babamın biyolojik kızı olduğuna dair beklediğimiz eşleşme çıkmıyor.”
Telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu.
Aras, dedesinin nefes alışını duyabiliyordu.
Sonunda Rauf konuştu.
“Emin misin?”
“Hayır.”
Bu cevap hiç düşünmeden çıkmıştı.
“Emin olsaydım seni bu saatte aramazdım.”
Rauf bir süre sustu.
“Başka yerde tekrar ettir.”
“Ettireceğim.”
“Sonuç kesinleşmeden bu evde tek bir kelime konuşulmayacak.”
“Biliyorum.”
“Kimseye söyleme.”
“Ben de zaten söylemek istemiyorum.”
Aras sandalyesine oturdu.
Ekrandaki sonuç hâlâ karşısındaydı.
“Dede…”
“Efendim?”
“Eğer sonuç yine aynı çıkarsa?”
Rauf cevap vermedi.
Aras’ın sesi biraz daha kısıldı.
“O zaman ne yapacağız?”
Rauf’un sesi ağırlaştı.
“O zaman ne olduğunu bulacağız.”
Telefon kapandı.
Aras bir süre telefonu elinde tuttu.
Sonra yavaşça masanın üzerine bıraktı.
Laboratuvar yeniden sessizliğe gömüldü.
Aras bilgisayara döndü.
Sonuçlara bir kez daha baktı.
Bu kez rakamların arasında kaybolmadı.
Gözleri yalnızca tek bir ismin üzerinde durdu.
İpek Demirsoy.
Çocukluğundan beri aynı evde gördüğü kız kardeşi.
Birlikte büyüdüğü insan.
Ailesinin kızı.
Ama bilim…
Bilim başka bir şey söylüyordu.
Aras dosyaları kapattı.
Bilgisayar ekranını kapatmadan önce gözü doğum tarihine takıldı.
İpek’in doğum tarihi.
Bir an durdu.
Tarihe baktı.
Sonra ekranı kapattı.
Henüz geçmişi araştırmayacaktı.
Önce testin doğru olduğundan emin olacaktı.
Çünkü elinde yalnızca bir şüphe vardı.
Ve Aras Demirsoy, hayatının en büyük sırrını yalnızca bir şüphe üzerine kuracak kadar dikkatsiz değildi.
Fakat o gece, henüz bilmediği bir şey vardı.
Bazı gerçekler öğrenildiğinde yalnızca bir insanın hayatını değiştirmezdi.
Bazen bütün bir ailenin geçmişini yerinden oynatırdı.
Ve Aras’ın önündeki sonuç…
Yıllardır kimsenin sorgulamadığı bir gerçeğin ilk çatlağıydı.
Sabah olduğunda ilk yapacağı şey belliydi.
Testi başka bir yerde tekrar ettirmek.
Eğer sonuç yine aynı çıkarsa…
O zaman gerçekten bir soru sormak zorunda kalacaktı:
İpek Demirsoy gerçekten kimdi?