🕂 7

1186 Words
O isminin manası gibi benim cennetimdi. İskariyot’un meydanına doğru sakin adımlarla yürüyor ve çevremizde ki seyyar ya da yerleşik olan satıcı dükkanlarına bakınıyorduk. Kaçamak bakışlar olsa da gözlerin üzerimizde olduğunu hissediyordum. Kocam ve rahip olan Judas ayda birkaç kez İskariyot’un merkezine gelirdi. Ben ise fazla insan içine karışmazdım. Ve kızımda. Sessiz bir hayat sürmek amacıma ulaşana dek tek isteğimdi. Juds elimden tutup çekti ve hurma tezgahlarının önüne kadar beni arkasında sürükledi. Hurma almak için Aden’den bile daha heyecanlıydı. Omuz silkip gülümserken ikisinin arkasında kaldım. Judas ve Aden en güzel hurmaları seçmeye başlamıştı. Kollarımı göğsümde birleştirdim ve onları izlemeye başladım. Nadide aile anılarımızdan bir tanesiydi. Kara bir enerji hissedene dek yüzümde ki gülümse tüm ışığıyla parıldıyordu. Sonra gülümsemem yüzümde donuklaştı ve sonunda söndü. Omzumun üzerinden baktığım doğrultuda gördüğüm ilk şey sağdan soldan geçenlerin arasında dikilen siyah pelerinli başlığı içinde bana ve aileme bakan kadın mı, erkek mi anlayamadığım hayvan maskeli biriydi. Sanki onu benim dışımda hiç kimse görmüyordu. Oysaki çok rahatsız edici bir görünüşe sahipti. “Judas, Aden’i kucağına al ve ne olursa olsun zarar görmesine izin verme.” Juds anında Aden’i kucağına alarak sözüme itaat etti. Bense koşmaya başladım. Maskeliye doğru hızımı kesmeden koşmayı sürdürdüm. O tarikatın müritlerini tek ek bulup canlarını alacaktım. Aramızda birkaç adım kala maskelide koşmaya başladı. Onu takip etmemi istiyorsa istediğini alacaktı. Hatta ona daha fazlasını verecektim. Asıl tapınaklarını bulduğumda katliam yapacaktım. Ben Mia Kut’un kızıydım. Acımasız olmam doğaldı. Issız bir sokağa girdiğimizde maskeli durdu ve bana döndü. Şimdi dört kişiydiler ve etrafımı çevirmişlerdi. Gözlerim kızıllaştı. Ne istediklerini bilmek beni daha da öfkelendiriyordu. Hepsi senkronize bir şekilde hareket ediyordu. Elleri havalandı siyah pelerinlerinin başlığından kavradılar ve aynı anda indirdiler. Her bir yüzde, farklı bir hayvana ait ve çeşitlice islenmiş figürlerin olduğu maskeler vardı. Kedi, çakal, boğa ve aslan... Kendimi tutamadan bir kahkaha attım. “Bir maskeli balo vardı da ben mi davet edilmedim?” diye sordum alaycıl sesimle. Gözümden gelen yaşlar ve katlanılamayacak tonda artan kahkahamla birlikte gözümden gelen yaşları ellerimin tersiyle sildim. “Siz yeni oluşum amma da komiksiniz. Neden daha önce ortaya çıkmadınız? Uzun zamandır böyle gülmemiştim.” Bir kez daha kahkaha attım. “Kızımı sizin gibi soytarılarla bir güzel eğlendirebilirdim. Ancak şu anda eğlencenin tadını çıkarabilecek tek kişi ben olacağım.” Aslan maskeli olan konuştu. “Güneşin Seçilmişi, sunulan olmalıdır.” Ses bir erkeğe aitti. “Horus Tarikatı kurtarıcıyı Güneş’e adamalı.” “Horus’un gözü ay, Ra’nın gözü güneş. Sol sağdan, sağ soldan ayrılamaz. Kurtuluş için kollar değil ama parmaklar feda edilebilir. Altı kandan gelenin kanı kurtuluş olabilir ama ruhunun fedası kurtuluşa bedeldir. Horus’un gözü koruyucudur.” dedi çakal maskeli olan bir diğeri. “Ruh lazım. Ruha karşılık ruh. Güneşin kefaleti ayın karanlığa gömülüşüdür. Güneş yeniden doğmalı. Karanlık son bulmalı. Işık hükmetmeli.” O da bir erkekti. Çakal maskeli bir adım öne çıktı. “Bizler gözüz. Horus’un Gözü gibi her şeyi gören her, her şeyi bilen. Sizi izliyoruz. Her zaman izledik. Sadece bizi görmenize izin vermedik. Şimdiyse izin verdiğimiz için bizi görebiliyorsunuz.” “İskariyot Azizesi Lith Kut, oğul Kayin-den sonra ihanet eden. Sizlere ve kutsal düşmüşlere saygılarımızı sunarız. Bizden olanı kutsarız ki kutsal olan arındırılmışı kabul etsin. “İri yarı boğa maskeli konuştuğunda dişlerimi sıktım. Sabrım taşıyordu. En son en başından beri takip ettiğim kedi maskelinin sesini işittim; “Üç ruh ufukta göründüğün de; Kurtarıcılar yakında ki gelecekte. Cennet fısıldadı fani ebedilere; Tanrı bizimledir. Tanrı iyileştiricidir. Tanrının ışığı üzerimizdedir. Kalpten kalbe, zihinden zihne bağlılar. Bizi karanlıktan kurtaracaklar. Kutsal olan kanlar.” “Şimdi sıçtım kutsalınıza!” diye bağırdım ve yumruğumu kedilinin yüzünü gizleyen maskeye geçirdim. Aslan maskeli kolumdan tutup, beni çekmek istediğinde karın boşluğunu hızla dönerek tekmeledim. Öyle güçlü vurmuştum ki erkek sırtının yapıştığı harabe bir duvara uzun köklü çatlaklar bırakmasına sebep olmuştum. Boğa maskeli boynumu arkadan kaslı kollarıyla sarıp beni havaya kaldırınca ayaklarım yerden kesildi. Nefesim anında kesilmişti. Çakal maskeli avuçlarında beliren karanlık bir güçle uzun bir değneğe benzeyen ve gittikçe uzayıp iki ucu keskin bir sırığa dönüşen savaş aleti yarattı. İki elinde ustaca çevirdiği ve neredeyse yok olan o sırıkla bana doğru yaklaşıyordu. Nefes alamıyordum. Ayaklarımla havaya tekmeler savururken, arkama doğru sıçramam gerektiğini düşündüm. Böylece beni kollarıyla boğan, boğa maskeli bu iri kıyımın boynunu kırabilirdim. İki farklı renkte ki gözlerim mavi ve yeşil ışıkla parladığında şeytani güçlerimin ortaya çıkmasına izin verdim. Kullanmayalı ve kullanmayacağıma tövbe etmiş olsam da her söz zamanı geldiğinde bozulmaya mahkumdu. Gücüme odaklandım. Saf bir ışık her yeri donattığında kanatlarım sırtımdan iki yana güçlü ve keskin bıçaklar gibi atıldılar. İri kıyımın kolları sırtımdan firar eden kanatlarım yüzünden kopmuştu. Her yer kan gölüne dönerken, belimi kıvırıp geriye doğru sıçradım. İri kıyımın omuzlarının üzerinde, çömelmiş ayak uçlarımda dururken, iki elimle boynundan kavradım ve tek seferde çevirip kırdım. Beden yere bir çuval gibi yığılırken, yeniden yükseğe sıçrayıp kanatlarımın yarattığı akımla havada ters bir taklayla kendimi ayaklarımın üzerinde buldum. Kedi maskeli olan kızda da, çakal maskeli olan gibi karanlık güçlerle ellerinde beliren simsiyah kıvrık hançerler çıkarmıştı. Tek bir amacım vardı. En azından birini sağ bırakmak, ki böylece tarikatlarını ziyarete geleceğimi söyleyebilirdi. Kanatlarım kullanabileceğim tek silahımdı. Belki ellerim. Yumruklarımı sıktım. Bir ayağımı geriye atarken, önüme hafifçe eğildim. Aynı babam Luxares’ın öğrettiği gibi. Kimseye yenilmemiştim. Önce saldıran çakal maskeli oldu. Elleri arasında yer değiştiren sırık sağa sola hareket ederken, kıvrak hareketlerle kaçışıyordum. Çünkü eğlenceliydi. Sıkılana kadar kaçabilirdim ancak yüzümün yanından geçen sırığı tek hamleden yakaladığımda çakalın işi bitmişti. Sırığı tuttuğum anda maskelinin gücü yok olmuştu. Ona da bir tekme atarken, aslan maskeli gibi duvara yapışıp, sonra üzerine düşmüştü. “Gelsene pisicik. Durma öyle. Seni seveyim biraz.” Saatin aksinde yavaş adımlarla daireler çizerken ilk onun saldırı yapmasını bekledim. Yerde baygın yatan ve ölü arkadaşına bakıp kedi gibi tısladı. “Kızma ama.” Dudak büzdüm. “Ölüm hayatın tek gerçeği.” “Birazdan o gerçeği tadacaksın.” Ardından hançerleriyle bana saldırmaya başladı. Diğerlerinden daha hızlı ve çevikti. Aynı bir kedi gibi. Çakal da olduğu gibi onun hamlelerinden kaçtım. Ancak onun en zorluları olduğunu kabul edebilirdim. Hamleleri hep boynumu hedef alırken düşünüyordum. Hızlıca eğilerek ayağına bir çelme taktım. Dengesini kaybedip, düşmek üzereyken hızlıca arkasına geçip onu da kıçında tekmelemiştim. Çakal maskeli yeniden ayağa kalkarken, aslan maskeliyi kucağına almıştı. Bu şaşırtıcıydı. “Bestet!” diye bağırdı. Anında durdum ve seslerinin bana anımsattığı yaşı düşündüm. Genç hatta bunlar daha ergenlik çağında çocuklardı. Arkamda yatan iri kıyıma bakarken, yüzüme bir şey saplandı. Kedi maskelinin hançeri. Canım yanmamıştı ki. Hızlıca hançeri çekerken, yaramdan akan kan pıhtılaşmıştı bile. Yaralarımız çabucak iyileşirdi. Çakal maskeli ve kedi maskeli çoktan dikkatim dağıldığı anda ortadan kaybolmuştu. Bestet dedikleri kedi maskeliye öfkeyle baktım. Adımları geriye düşerken, “Horus Tarikatına söyle; Geldiğim zaman o delikten hiç çıkmamayı dileyeceksiniz!” diye haykırdım. Şimşek çakar gibi ışıklar parladı ve anında kedi maskelide diğerleri gibi yok oldu. Geriye boğa maskeli kaldığında dibine eğilip maskesini tuttum ve hiç düşünmeden çıkardım. Beden maskeyi çıkardığım gibi çöl kumlarına dönüşerek döküldü. Daha önce hiç görmediğim bir ölüm şekliydi. Onlar çocuk muydu? Yoksa amaç uğruna yaratılan araçlar mıydı? İç çekerek başımı göğe kaldırdım. O anda bir kül yağmuru bastırmıştı. Dudaklarım annemin ismini andığım gibi şekillendi ve iç çekerek gözlerimi gökyüzünden maskeye çevirdim. Elime birazda kum topladım. Ellerimde şimdilik bu obje ve bu bir avuç kum vardı. Küller İskariyot’un üzerine düşerken, kızım ile kocama dönebilmek için kanatlarımı açtım ve göğe yükseldim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD