ALIŞMAK

2238 Words
*** Neslihan duyduğu en tuhaf ama en güzel cümleyi bu yaşında hapiste duyduğu için şaşırsa da yavaşça esmer kadına yaklaştı. Elleri kelepçelerden dolayı, ne kadar büyük gelseler de, tahriş olmuş ve kızarmıştı. Aralarında üç dört adımlık mesafe kalana kadar yaklaştı kadına ve yaklaştıkça yüzünde ki izi fark etti. Kadının yüzünü çapraz olarak ikiye ayıran koskocaman bir yara vardı. Dikiş izleri bile silinmemişti. Genç kız o yaranın nasıl oluştuğunu o kadar merak etti ki. Utanmasa soracaktı ama patavatsızlık etmek yerine onu süzmeye ve incelemeye devam etti, tabi kadının da onu izlediğinin farkında olarak. Siyahın en güzel tonunu barındıran saçlarına aklar düşmüş bu kadının boyu olsa olsa bir yetmişti ve balıketiydi, yüzünü mahveden o yara izine rağmen çok müthiş bir güzelliği vardı. Hatta bu yara ona ayrı bir aura katmıştı. Ve gözleri, büyüleyiciydi... Su yeşili, çok güzel olan gözlerine bir de odada bulunan küçük, demirlerle kaplı, pencereden yansıyan ışık vurunca insana düşündüklerini bile unutturuyordu. Giydiği şeyler orta halli biri olduğunu gösterir vaziyette ve oldukça sadeydi. Üstünde yeşil penye uzun kollu bir bluz ve onun üstünde de sarı işlemeli bir süveter altında ise gri renk bir eşofman altı vardı, ayaklarına geçirdiği terlikle oturmuş tek başına çayını yudumluyordu işte... Neslihan bakışlarını kadının ayaklarından yüzüne çevirdiğinde tekrar göz göze geldi iki güzel yürek... İkisi de birbirini sevecekti, sayacaktı, kollayacaktı. Ta ki kader tekrar Neslihan'a oyun oynayana kadar.. *** "Eee anlat bakalım adın ney ?" " Kim bilir ne halt yedin de buraya tıktılar ?" Kıkırtılar.. " Kız sende hiç suçlu tipi de yok çok salak saftirik biri gibisin!" Kahkahalar. "Kaç yaşındasın gız sen essehten? Altı aylık mı ?" Genç kız normalde olsa göz devirir ve laf sokardı bu soruları soran insanlara ama bunu ilk dakikadan yaparsa kendi kendisine burayı cehennem ederdi bu yüzden susup düz ve mutsuz bir suratla kadınlara bakmaya devam etti. Evet uyuyan kadınların hepsi uyanmış, değişik ve meraklı gözlerle Neslihan'a bakıyorlardı. Neslihan ömrü boyunca susmak gibi bir şansa sahip olmadığı için derin bir nefes alarak şişirdi göğsünü ve kendini tanıtmaya başladı. "Adım Neslihan. On sekiz yaşıma girdim geçen ay. Ve suçlu değilim. İftira atıldı üstüme." " Ye babam ye! Kızz! Sence bizde bunu yiyecek tip var mı? Hı? Söyle hele? Sen giderken biz dönüyorduk. İftira değildir o iftira olsa duramazsın!" Ve tabi ki yine kahkahalar... Neden bu kadar mutlulardı? Ya da umursamaz? Bir başkası atıldı lafa bu sefer : "Bişi diyecem. Merak ettim haa! Söyle hele ne iftirası? Anlat hele nasıl düştün buraya." Neslihan sıkıntılı bir halde kendilerine en uzak köşe oturmuş Kur'an okuyan kadına baktı. Onun gözlerindeki yaşları sileceğini söyleyen kadına... Belki onu bu durumdan kurtarır diye ama kadın bir kez bile kafasını çevirip de bakmamıştı onların toplanıp akbaba gibi üşüştüğü masaya. "B-ben çöp atmak için indim aşağıya sonra bir k-kadın vardı çığlık attı birden! B-bende olabilecekleri düşünmeden sesin geldiği yer-re gidip baktım. Ü-üç tane adam vardı, yerde de baygın bir kadın..." Genç kız o anıları tekrar düşününce yine dizildi boğazına tek tek bütün harfler, konuşamadı ve fark etmeden sımsıkı kapattığı gözlerini açınca tüm kadınların suspus olmuş bir şekilde onu dinlediğini gördü. Hepsi bir anda ciddileşmiş, yüzlerindeki o alaylı ifade kendini gizlemişti, ifadesizliğin perde arkasına... Ne olursa olsun bir kadın başka bir kadının duygularını hissedebiliyordu. Birbirlerini ne kadar sevmiyor olsalar bile... Genç kız yutkunamıyordu. Boğazı parçalanmış gibi yanıyor ve sızlıyordu. Ne diyeceğini bilmeden bir kaç dakika öylece durdu, öylece baktı her bir kadının yüzüne acıyla... Söyletmeyin, konuşturmayın diye yalvarması mı gerekiyordu illa? Konuşmak için ağzını açtı ama yok! Olmuyordu sesi çıkmıyor ağzının içinde lafları geveleyip duruyordu. " Kız belli ki anlatacak kadar güçlü değil daha. Rahat bırakın. Leyla, kıza yerini göster ve ona iki gün süre ver! Biraz alıştıktan sonra anlatır size eğer isterse. Ondan sen sorumlu olacaksın bu iki gün boyunca. Hadi herkes işinin başına!" Bunları söyleyen yeşil gözlü kadındı. Yavaşça onların olduğu tarafa doğru döndüğünde Kur'an'ı çoktan kapatmış başındaki yazmayı indirmişti. Tekrar bezgin ama net bir sesle konuştu: "Hadi! Herkes işinin başına. Sanki ilk defa kız görüyorsunuz." Onun bu hafif azarlar gibi olan konuşmasından sonra Neslihan'ı sorularla bunaltan kadınlardan biri atıldı lafa: Amaaan be Elif Abla! Ne ettik sankim? Soru sorduk, kötü bir şey mi ettik ?!" Diye sitem ettiğinde kızın dikkatini çeken tek şey o yeşil gözlü kadının adının Elif olduğuydu. Güzel ve sade... Elif abla ona laf yetiştirmek yerine Neslihan'a bakmayı tercih etmişti. Aralarında bir çekim vardı biliyordu ama bunun adını bilemiyordu. Aslı şuydu kadın genç kıza içi gidiyormuş gibi bakıyordu, o kadar duygu yüklü ve yumuşak bakıyordu ki Neslihan bu bakışlardan anlam çıkarmaya çalışırken saniyeler saatlere dönüyordu da fark etmiyordu. Onun ihtarıyla birlikte kadınlar kendi köşelerine çekilmiş ve ona bakarak teoriler üretmeye devam etmişlerdi. Geri kalan olaylar ise şöyle olmuştu: Adı Leyla olan uzun ama zayıf kız ona yatağını, tuvaleti ve mutfak benzeri şeyi göstermiş sonrasında ise burada kimin sözünün geçtiğini anlatmıştı. Ha! Bir de seviyelere göre kimin hangi işle sorumlu olduğunu anlatmıştı. Ve gelen en küçük, en yeni üye (!) kız o'ydu bu da demek oluyordu ki neredeyse herkesin getir götürünü o yapacaktı ta ki yeni biri gelene kadar. Neslihan'ın içini bir burkulma kaplamıştı ancak yapacak bir şeyi yoktu, olanları kabullenmiş gibi yapıp herhangi bir ifade göstermiyordu kimseye. Böylece her türlü eleştiri ve laftan sakınıyordu kendince. Sonunda yatağına uzandığında belki de çoktan gece olmuştu. Ona bir asır gibi gelen bu süreç sadece birkaç saatti biliyordu fakat yine de değişik hissediyordu işte. Buraya ait değildi. Gözünü kapattığı an aklına o karanlık görüntülerin düşmesi bir olmuştu, hızla açtı gözünü ve doğruldu hızla yerinde, eskiden olsa kabus gördüğü zaman kalkar balkona çıkar soğuk onu yerinde duramaz hale getirene kadar bekler ve kabusundan anlam çıkarmaya çalışırdı şimdi ise kapana kısılmıştı. Her anı gözetleniyordu. Hem de günün yirmi dört saati. Bu görüntüler ne zaman silinirdi aklından, kalbinden, kabuslarından? Dayanabileceğini sanmıyordu çünkü. Kirpiklerini birbirine kavuşturmaya korkar olmuştu işte. Uyku haram olmuştu gözlerine. Kafasını kaldırıp baktı küflü ve döküntülerle dolu duvara ama bir çare bulamadı bu acziyet ile çevrili ruhuna... Yavaşça kalktı ranzasından yalpalaya yalpalaya, duvardaki saate göre gecenin üçüydü, içinde tuhaf bir his silsilesi vardı. Sanki bir patlama gibiydi. Her şeyi yapabilecek gücü bulmuştu bir anda kendisinde. Değişik... Yavaş adımlarla yürürken ensesinde bir ağırlık peyda oldu birden. Adımları duraksadı ve soluk alışı yavaşladı. İzleniyordu?! Sakin adımlarla arkasına döndü ve tek tek kapkaranlık oda da ona bakan gözleri aramaya koyuldu lakin herhangi bir şey sezmemişti. Tam arkasını döneceği sırada gözleri bir şeye takıldı, yeşil bir şeye. Evet ona bakan kişi Elif ablaydı. Peki gecenin bu saatinde niye uyanıktı? Hiç ses çıkarmadığına emindi oysa. Garip bakışları vardı kadının, tıpkı bir kedi gibi dimdik bakıyordu Neslihan'a ama nedense onun delici bakışlarından rahatsız olmuyordu. Aniden gelen bir cesaret tufanıyla fısıldadı Neslihan: "Su ister misin ?" Aldığı cevapsa hiçti, herhangi bir tepki vermemişti Elif abla. O da tekrar sormak yerine arkasını dönüp mutfak lavabosuna yaklaştı ve suyu içti kana kana. Soğuktu oda, kendisi terden sırılsıklam olmasına rağmen ayak parmakları buz gibi olmuştu çoktan. Elif ablanın olduğu tarafta hareketlenme olduğunda bakışlarını oraya çevirdi ve izlemeye başladı kadını. Elif abla ne yapacağını bilir vaziyette oturduğu yatakta kalkıp kızın yatağına yerleştiğinde genç kız yutamadığı suyu ağzında tutmaya başladı. Kadının yüzünden herhangi bir his belirtisi ya da mimik oynaması bile görünmüyordu, yavaşça üç yudumda içti ağzındaki suyu ve orada ayakta beklemeye başladı çünkü şuan kendisini neyin beklediğini bilemiyordu. Ya onu öldürecekse? Ya şişlerse onu? Belki de elleriyle boğardı? Kim bilir?.. Elif Abla ise kızın yatağının ucuna emaneten oturmuş, dik bir şekilde kıza bakıyordu. Ondan ses çıkmadığını görünce başıyla "gel" işareti yapmış ve yetmediğini düşünmüş olmalı ki eliyle bunu desteklemişti. Neslihan daldığı "saçma düşünceler konserinden" çıkmış ve el-mecbur kadının yanına, tam karşısına biraz mesafe bırakarak oturmuştu ama sırtından soğuk soğuk terler boşanıyordu. Ve bir kez daha fark etti; bilmediği her şey, her duygu, her an, her olay onun ruhunda büyük fırtınalar koparıyor ve aklına kazınıyordu tıpkı şimdi olduğu gibi kendisini kötü hissettiriyordu. Ama fırtınaları kadın konuşmaya başlayınca yerini meltem rüzgarlarına bırakmıştı saniyelerle... "Nasılsın?" Tek bir kelime, sekiz harf bu kadar içini yakamazdı bir insanın, o kadar dolmuş o kadar yıpranmıştı ki Neslihan sadece birkaç günde... Gözlerini yumduğu gibi sağanak yağmura tutulmuştu. Alelade sorulan bir soruydu oysa neden bu kadar yanmıştı içi? Genç kız gözünü kaldırıp da kadının gözlerine bakınca gördüğü merhamet ve tarifsiz bir teslimiyet hali mahvetmişti onu, tanıdık bir sima belirdi bir anda yaşlı kadının yüzünde, annesini andırıyordu bu bakışlar ona, daha da arttı yağmur gibi gözyaşları devam etti bir süre ve hatta Elif Abla da onun gibi tutulmuştu bu yoğun yağmura... Belki saniyeler belki saatler sonra dindiğinde yağmurlar, söz aldı Neslihan: "Suçsuzum." Bir fısıltı onlarca yükünü yıkmıştı omuzlarından; sanki ilk defa sesli bir şekilde söylüyordu bunu, sanki ilk defa duymuşçasına yabancılıkla, sanki kardeşiyle yaptığı tartışmayı annesine izah edermişçesine... Elif Abla sanki bunu söyleyeceğini biliyor gibi kolundan tuttuğu gibi sarılmıştı kıza. Genç kız da hiç düşünmeden karşılık verdi yeşil gözlü kadına çünkü gerçeklikten kopmak üzere idi. Tutunacak son dalıymış gibi sarıldı, son çaresi oymuş gibi sarıldı, annesinin kokusunu alacakmış gibi sıkı sımsıkı sarıldı sonra yaşlarla dolu kırmızı gözleri kapanıyorken bir mırıltı duydu saçlarının arasından ona söylenen: "Her şeyin bir bedeli var kızım, Rabbimin adaleti can bulacak kaderinde ve sen zamanı gelince ortalığı kasıp kavuracaksın ne kadar canın yansa da. İçin rahat, gönlün ferah olsun..." En sonda ise okuduğu sureleri duymuş ve günler sonra hasret olduğu uykuya yatmıştı genç kız. *** Gözlerini Leyla denilen kızın cırtlak sesiyle açmak o kadar rahatsız etmişti ki onu daha gözlerini açmadan kaşlarını çatmaya başlamıştı. " Eeh! Kalksana be kızım! Yapacak bir sürü iş var. Seni mi bekleyeceğiz?" Neslihan üstünden çekilen -ne ara örttüğünü bilmediği- çarşafla iyice sinirle dolmuştu ama sinirinin esas sebebi şu an burada olmaktı ve bu kadına ağzının payını verememekti. Daha fazla ses duymak istemediği için çevik birkaç hareketle yataktan çıkmıştı , terliklerini giyip acele adımlarla tuvalete girip elini yüzünü yıkamış ve aynaya bakmadan hızla dışarı atmıştı kendisini. Aynaya baksa göreceği hal kendisini yeni bir depresyona sokabilirdi çünkü. Dışarı adımını atar atmaz Leyla tekrar söze atılmıştı: " Hadi kalk! İşin çok, önce elbiseleri yıkayacan leğende sonra tezgahtaki bütün bulaşıkları yıkayıp yerlerine yerleştirecen ondan sonra da tuvaletler var zati onları da hallettikten sonra namuslu bir çay yaparsın içerik tamam mı canım? " Bunları söylerken de pat pat Neslihan'ın sırtına vuruyor arada da sıvazlıyordu, bu kadın kendisiyle dalga geçiyordu belliydi her ne kadar gıcık olsa da tavırlarına sesini çıkarmadı çünkü her zaman yaptığı işlerdi bunlar. Alışmıştı yani. Bu yüzden sorduğu soru " Leğen nerede? " olmuştu. Leyla kalın kara kaşlarını havaya kaldırarak şaşırdığının sinyallerini vermişti sonrasındaysa ağzından dökülen kelimeler tehditvari ve zehirliydi: " Vay anam babam beh! Dayak yemene gerek kalmadan kabullendin demek, aferin aferin. İyi tembihlemişler seni." Neslihan'sa onun egoist sözlerini kulak ardı edip mutfak tezgahının altına bakmaya koyuldu tam da tahmin ettiği gibi leğen oradaydı. Hızlıca alıp yere koydu ve su ısıtmak için kettle'ı eline aldığında sol tarafından sert ve net bir ses yükseldi "Bırak onu!" diye. Kafasını çevirmesine gerek yoktu, ses Elif Abladan çıkmıştı. Dün gece gözlerini yumduktan sonra olan hiçbir şeyi hatırlamıyordu ama hatırladıkları onu utandırmaya ve germeye yetiyordu zaten. Uyandığında onu görmüştü ama hızla kafasını çevirmişti. Utanıyordu çünkü dün gece bir anda çok samimi olmuş ve bir gündür tanıdığı kadının kollarında uykuya dalmıştı. Şimdiyse o anın gerginliğini taşıyordu üstünde. "Sana ketle’ı bırak dedim Neslihan!" İrkilerek ketle’ı aldığı yere bıraktı ve kadına doğru döndü sesinin aksine yüzünde sanki hiç konuşmamış gibi bir hava hakimdi. Ona sorgulayan gözlerle bakıyordu tüm kadınlar halbuki saliseler önce herkes konuşuyordu. Şimdiyse herkes Elif Ablanın ne diyeceğini merak ediyordu. Demek ki burada sözü geçen birisiydi. Yine duyuldu odada sesi; " Ben sana demedim mi bu kıza iki gün boyunca dokunulmayacak diye?! Ne bu hal? " Yanındaki kadın kem küm etmeye başlayınca Elif Abla sağ elini kaldırarak onu susturdu ve yeşillerini genç kızın bal köpüğü gözlerine değdirdi. " Geç, otur yemeğe kadar yatabilirsin sonrasında seninle işlerim var o yüzden iyi dinlen anlaşıldı mı? " Demiş ama sorusunun cevabını almadan yine diğer kadınlarla konuşmaya devam etmişti. Neslihan, şaşkınlıkla etrafına bakmış sonra da yapacak bir şey bulamayınca gidip yerine oturmuştu. Çok geçmeden yerinden kalkıp Elif Ablanın konuşma yaptığı küçük gruba yaklaşmış ve konuşmalara adapte olmaya çalışmıştı. Anladığı kadarıyla Hz. Ömer'in yaşamını dillendiriyor ve ondan kendi hayatları için örnek teşkil edecek davranışların neler olduğunu basit bir dille anlatıyordu. O anlattıkça kadınlar akıllarına takılan soruları soruyor ve cevabını alabildiklerinde tekrar derin bir sessizliğe gömülüyorlardı. Derken çoktan saat dokuzu bulmuş kahvaltı zamanı çoktan gelip çatmıştı. Yavaşça herkes yerinden kalkmış ve masalarına oturmuş yemeklerini yemeye başlamışlardı. Kahvaltı da tabi ki fırınlanmış patlıcan, biber, domates vardı ve yanında da ayran. Yemek faslı çabucak bitmiş hemen sonrasında bahçe izni çıkmıştı. Üç kişi hariç herkes dışarı çıkabiliyordu. Onlar cezalıydılar. Ama sebebini bilmiyordu. Elif Abla bir anda yanında belirdiğinde Neslihan dışarı çıkmaya hazırlanıyordu. Sessizce yan yana dışarı çıkmak için kapıdan geçtiklerinde Neslihan'ın içi değişik ve nahoş duygu ve hislerle dolmuştu, sanki yıllardır hiç gökyüzü görmemiş gibi bir havaya bürünmüştü içi. O bu hislerini bastırmaya çalışarak yürürken Elif Ablanın okyanus dalgaları gibi huzur veren sesini duymuştu: " Bu kadar heyecanlanma. Dışarı çıktığında o kadar da güzel şeyler görmeyeceksin çünkü." Dediğinde Neslihan biraz duraklamış ve Elif Ablaya bakmıştı şaşkın gözlerle. Ama bir şey demek yerine önüne dönmüş ve hızlıca yolun bitimini beklemeye başlamıştı. Ne kadar kötü olabilirdi ki? Demirden yapılma paslı kapı açılınca içerisi ışık huzmeleriyle adeta canlanmıştı. Genç kız sıranın ona gelmesini sabırsızlıkla bekliyordu artık . Ve beklenen an gelmiş içindeki merakla dışarıya ilk adımlarını atmıştı genç kız, elini güneşten etkilenen gözlerinin üzerinden çekince yavaşça etrafına bakındı, aslında hiçbir şey umduğu gibi değildi. Artık alışık olan omuzları yine çöktü çünkü bu bahçenin her yeri gri beton ve kalın duvarlarla geri kalanı da dikenli tellerle çevriliydi yani gördüğü tek şey mavi gökyüzüydü başka hiçbir şey yoktu. Hiçbir şey...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD