MAHKEME & MUHAKEME

2074 Words
"Sanığın yirmi üç yıl hapsine karar verildi!" Hemen ardından yükselen acı dolu haykırış ve çığlıklar kızın kulaklarını uyuşturmuştu. Zaman donmuştu sanki ve Neslihan kendisine ait olmayan gözlerle bakıyordu mahkeme salonundaki insanlara... Dik duracağına yemin ettiği omuzları çöktü yavaşça. Bu bir hafta da defalarca kez olduğu gibi. Bitmişti işte... Günlerdir umudunu diri tutarak beklediği, dua ederek geçirdiği beş günün sonunda işler hiçte umduğu gibi olmamış, hayatı kararmıştı. Adaletin ağır cübbesini taşıyan hakim, genç kızı adaletin zerresinin bulunmadığı bir kararla, mahvolmakla cezalandırmıştı. İşin can yakan kısmı kızın masum olmasıydı. Melek, yüzü melekler kadar güzel ama kalbi katrandan beter olan kadın, yalan söylemişti hem de genç kızın gözünün içine baka baka. Ona hem özür dileyen yaşla dolu gözlerle bakıp hem de nasıl hakime yalan söylemişti? Neden ? Sanki cenaze varmış gibi giyinmişti. Baştan ayağa siyahlara bürünmüş olan kadının yüzü beyazdı, rahatsız edici bir beyazlıktı, gözleri acıydı, kahvenin en acısından bu yüzü, gözleri asla ama asla unutmayacaktı. Genç kız daha fazla yalancı kadına bakamadı ve ailesine dikti gözlerini hüzünle. Onu seven sevmeyen herkes gözyaşlarıyla veda ediyordu genç kıza şimdi. Belki düştüğü duruma ağlıyorlar belki de gencecik yaşta hapse tıkılacak olmasına... Sürekli onunla olan teyzeleri, atıştığı halaları, onunla kavga eden kuzenleri ve platonik olduğu akrabası aynı zamanda da sınıf arkadaşı olan Mustafa... Annesi ve biricik erkek kardeşi bağıra bağıra ağlıyorlardı... Babasıysa isyan ediyordu acıyla " Yapmaz hakim bey yapmaz! Benim kızımı benden iyi mi bilirsiniz ?! Hakimim adalet yok bu kararda! N'olur serbest bırakın kızımı n'olur! " diyor ancak hakimin onu umursamadan gittiğini görünce o da ağlıyordu. Genç kız yanında sarsılarak ağlayan Mehmet ağabeyine döndü bu kez... Ama Mehmet gözlerini sıkı sıkı yummuş başını eğerek ağlıyordu. İçi gitti genç kızın. Mehmet ağabeyi elinden geleni yapmıştı, son ana kadar savunmuştu genç kızı hatta bir ara sesi kısılmıştı bağırmaktan ama karşı taraftakiler ağız birliği kurunca ve delil eksikliği olunca hapis kaçınılmaz olmuştu. Kimsenin elinden bir şey gelmiyordu. O yüzden Mehmet ağabeyinin bu hali onu acı veren gerçekliğe itmişti. Şimdi o bir katil miydi? Hapiste kalacaktı... Yirmi üç sene, yirmi üç yaz ve yirmi üç kış... Keşke dedi içinden" Keşke o pislik beni bıçaklasaydı da geberip gitseydim. " Bir daha güneş yüzü görecek miydi? Ya da bir gün özgür olabilecek miydi? Bu soruların bir cevabı vardı artık: HAYIR! Beyninde sesler duymaya başladı. Sesler giderek artıyor, canını yakıyor, başını ağrıtıyordu... Hakime isyan etmek için neden ayağa kalkmıyordu? Kafasının içindeki seslerin kesilmesini beklemeye başladı... Ama hayır bu boktan sesler kesilmek yerine daha daha da yükseliyordu. Genç kız deliriyor muydu? Yoksa ölüyor muydu? Bu seslerde neyin nesiydi? Niye susmuyorlardı. " Hatalı aptal! Ne diye o ara sokağa girdin?! Üstüne vazife miydi? Geri zekâlı! Geri zekâlı! Kimse yardım etmiyor sana gördün mü? O kadın da sattı seni. Aptalsın sen aptal!" Bir başka sesse: "Hayatın mahvoldu! Hapiste çürüyüp gideceksin! Herkes senden iğreniyor!" Daha sözlerini bitiremeden bir başka ses duydu beyninin en derinlerinde hiç beklemediği ama onu bir anda rahatlatan: "Bu böyle olmayacak korkma. Dayan... Allah'ın senin için başka planları var. Olmalı..." Genç kız etrafında olup bitenleri anlamadan dalıp gitmişti, iç seslerinin arasında kaybolmuştu. AH! Kesinlikle kafayı sıyırıyordu. Hem de bu kadar erken! Ne kadar da acı verici bir durumdaydı... İki tane izbandut gibi asker yaklaşmaya başladı Neslihan'ın yanına, son derece ciddi suratları sadece ve sadece kendisini korkutuyordu. Komut almış gibi kızın iki yanına geçip yavaşça çöküp kaldığı yerden kaldırdılar. Çoğu görevli çoktan yerlerini terk etmiş öğle yemeğinde ne yiyeceklerini konuşarak onun yanından çıkıp gitmişti, çok kısa süre önce kendisinin de okul da arkadaşlarıyla yaptığı konuşma gibi... Neslihan'ın önce doldu gözleri biri düşüp yere düşemeden diğer gözyaşları gelmeye başladı. Sonrası sağanak yağmur olup sevdiklerinin ciğerini dağladı. Genç kız ağlarken bile sessiz olmaya çalışıyordu. Başkalarının önünde ağlamak ne olursa olsun acı veriyordu çünkü. Haline ağladı. Ömrüne ağladı. Saflığına, salaklığına ağladı. Yaşayamadığı anılarına ağladı. Geçmişine ağladı. Geleceğine ağladı en çokta, artık kararmış bir bulanıklıktan ibaret olan geleceğine... "Kaybettin!" dedi bir yanı, dümdüz suratlı askerler onu alıp koridordan sürüklercesine götürürken. " Daha yeni başlıyoruz!" dedi diğer yanı, ailesi arkasından koşup ona bir umut tutunmaya çalışırken... Başaramadılar, genç kız yaka paça dışarı çıkarılırken ailesi çoktan geride kalmıştı bile. Arkasına dönmeye çalışıyordu ama nafile... Bindirildi resmi araca alelacele ve arkasında kaldı vedalaşamadığı ailesi, can ailesi, bal ailesi... Arabada sessizce ağlarken genç kız, şoförlük yapan asker yanındaki orta yaşlardaki bir diğer askere seslendi gayet keyifli bir ses tonuyla: Bugün benim kızın matematik sınavı vardı ya!" dedi beklentiyi arttırarak "Evet lan! Hiç unuttum onu bak! Ne yaptı yumurcak geçebildi mi?" Şoför olan asker büyük bir böbürlenme ve gururla: " Geçti geçti. Sınavın içinden geçti! Yüz almış benim zeki kızım! Diyor ki asker abim bize gelsin beni çalıştırdığı için teşekkür etmek istiyorum. Bu akşam bizdesin. Güzel bir ziyafet çekeriz. Hem! Bugün Fener'in maçı var izleriz onu da! Belki yüzümüzü güldürür biraz. " "Olur tabi gelirim. Bizim hanımda seninkiyle tanışsın kaynaşsın biraz." Şoför olandan ses çıkmadı. Genç kız adamların sesi hariç bir şeyler göremiyordu ki ne tepki verdiğini anlasın. Oturduğu yerde daha da küçülüyordu genç kız onları dinledikçe. Kendisinin sınavları daha yeni bitmişti. Onun da sınav sonuçları çok güzeldi. Sözde bu sene üniversiteye gidecekti. Kurduğu hayaller o kadar çoktu ki. Artık sessizce ağlayamıyordu çünkü her hayali çöp olmuştu. Koskoca bir çöp! Bu acı yüreğini dağlıyordu. Kimse onu umursamıyordu. Umursasalar hapse girecek gencecik bir kızın yanında böyle mutlu olmazlardı. Ağlamasının şiddeti artınca adamları büyük bir sessizlik kaplamıştı bir anda. Herhalde yeni idrak ediyorlardı arkadaki kızın varlığını... Uzunca bir süre devam ettiler arabada yolculuğa. Genç kız ağlamayı hala bırakmamıştı. Bırakamamıştı. Hatta bu yüzden öndeki adam ondan bir ara sessiz olmasını rica etmişti(!) Kendini tutamıyordu ki elinde değildi. Gözünü her kırptığında aklına bin bir türlü düşünce çöküyor onu mahvediyordu. En sonunda durdu araba ani bir frenle. Adamlar aynı anda arabadan indi aynı anda arabanın arka kapısını açtılar ve şimdi de bezgin bir tavırla Neslihan'ın aşağı inmesini bekliyorlardı. Genç kız yüzündeki yaşları kollarıyla silmeye çalışarak yerinden kalktı ve aşağıya indi, elleri tutuklu olduğu için inerken biraz yalpalasa da kendini düzelttiğinde o büyük yazıyla karşı karşıyaydı işte. ŞANLIURFA E TİPİ KAPALI AÇIK CEZAEVİ. Getirildiği yer tam da burasıydı işte. Hayat ona burayı layık görmüştü. Kapıda iki tane kadın görevli belirdi ve onlara doğru yürümeye başladılar. Hiçbir şekilde konuşulmadı ya da herhangi bir şey söylenmedi, sanki hepsi anlaşmış gibi davranıyorlardı... Saçlarına ak düşmüş, balık etli, üniforması ona cuk oturmuş olan esmer teni güneşin altında parlayan gardiyan kadın, onun kolunu tutmuş ve içeriye doğru ilerletmeye başlamıştı. Arkasını döndüğünde adamlar çoktan şakalaşarak arabaya biniyordu bile. Ne kadar da çabuk unutulmuştu... Hızla içeri girerken hala ağlamanın etkisinde olduğu için sürekli iç çekiyor, hıçkırıyor ve burnunu çekiyordu ama yanında yürüyen diğer gardiyan kadının verdiği sıkıntılı nefesten bu durumdan memnun olmadığını anladı Neslihan, elinden geldiğince sessiz olmaya çalışıyordu yürürlerken. İstediği gibi ağlayamayan biriydi artık. Özgürlüğü elinden alınmış, iftiraya uğramıştı... Kim bilir daha neler görüp geçirecekti bu köhne yerde. Yürürken sürekli arkasına bakıyor ailesinin gelip gelmediğini görmek istiyordu ama ne bir araba gelip geçiyor ne de biri onları durduruyordu. Her yer hissizdi. Soğuk, karanlık kirli ve köhne... Bir an için kadınların elinden kurtulup dışarı kaçmak istedi. Ama içinden bir ses bunu yapmamasını söyleyip duruyordu yine de denemek için yanıp tutuşmaya başladı. Şeytan ilmek ilmek zehrini salıyordu beyninin kıvrımlarına: "Dayanamazsın! Burada yaşayamazsın. Olmaz! Kaç! Belki bir ihtimal kurtulursun! Hadi! Hadi! HADİ!" Demirden yapılma paslı kapıları geçmeye başladılar. Bir, iki üç, dört, beş... Ve tam yirmi üçüncü kapıda durdu adımları üçünün de... Kadınlardan biri kolunu bıraktı ve bezgin bir sesle " Kadriye sen burada bekle ben gidip müdüre ile konuşup geleceğim hemen. Anahtarlar onda kalmış." Kadriye sadece baş sallamakla yetinmiş, düşünceli ve ağır abi havalarına geri girmişti. Neslihan diğer kadının iyice uzaklaşıp gözden kaybolduğunu görünce yanındaki kadına-Kadriye'ye- dönmüş ve boğazını iki üç kere temizleyip göz teması kurmasını sağlamıştı. Kısık sesle konuşarak: Bana bir bardak su verir misiniz? Lütfen! İki gündür aç ve susuzum. " "Yalan!" diye yankılandı kalbinin tam orta yerinde bir ses! Yapmaması gerekliydi ama burada yaşayamazdı ki! Kendi içinde git gel yaşarken kadının bezgin sesi dikkatini dağıttı. Kadın iki üç kere oflayıp etrafına bakınmaya başladı. En yakın damacana onlara beş masa uzaklıktaydı. Neslihan nefesini tutarak bakıyordu kadının her hareketine. Kadriye son kez kızı süzüp yavaşça onun yanından ayrıldığında Neslihan nefesini verdi. Tam ileri doğru bir adım atıyordu ki bir kapının hızla çarpma sesini duydu ve irkilerek geri adım attı. Bu ses içinde bir şeyleri hareketlendirdiğinden olsa gerek son kez arkasında kıvırtarak yürüyen kadına bakıp tam üç saniye sonra koşmaya başladı çıkışa doğru. Arkasına bile bakmadan geldiği yolu hızla geri gidiyordu. Ve tam on birinci kapıyı geçtiğinde arkasından bir bağırış koptu. Kadriye onu fark etmişti. Genç kız son sürat koşarken nedensizce sırıtmaya başlamıştı. Kahkaha atmak istemesinin sebebi neydi? Kafayı yiyordu bu gülme isteğinin başka bir sebebi olamazdı çünkü. Ve çıktı o kapıdan, tekrar güneş ışıklarını gördüğü için sevinemeden içini titreten bir ses duydu. "Kızım?!" Adımları bıçak gibi kesilirken ağırca verdi nefesini... Ağır çekimde yaşanıyordu sanki her şey. Önce kafasını sonra tüm vücudunu sesin geldiği yere çevirdi ve gördüğü manzara tam olarak şöyleydi: Ağlamaktan kızarmış suratıyla ona şaşkın şaşkın bakan güzel annesi, olayı çözmeye çalışan küçük kardeşi ve her şeyi ona baktığı an anlayan babası... Eli tutuklu kızı son sürat kaçıyordu hapisten ve o bunu saniyesinde anlamıştı. Neslihan ona kızmasını beklemeye başladı buna rağmen onlara doğru hızlı adımlarla yürümekten alıkoyamadı kendisini. Göz temasını bir kez bile kesmeden babasına bakıyordu. Ne yapacağını bilemeden tam önünde durdu ve pişman olmuş gözlerle ona bakmaktan başka bir şey yapamadı. Babasıysa hiç beklenmedik bir şekilde onu tutup hızla sarıldı. Neslihan'a göre bir asır süren bu sarılmada ilk defa babasına sarılamıyordu. Sadece ceketinin önünü iki küçük eliyle tutmuş babasının kokusunu içine çekiyordu. Bir anda o içini kaplayan yüksek ve keskin duygular yerini derin bir hüzne bıraktı. Yorulmuştu... Son kez saçlarını öpüp ondan ayrılan babasının ağzından çıkan sözler kızı çok utandırmıştı. "Yapma kızım bunu kendine! Haklıyken, masumken suçlu duruma düşürme kendini. Allah mazlumun hakkını zalime yedirmez seni de burada unutmaz. Elbet yardım eder. Biliyorum korkuyorsun, istemiyorsun ama kaçma yüzleş. Biz sana güveniyoruz, inanıyoruz tamam mı? Özür dilerim seni koruyamadığım için. Affet beni. Ama kaçma lütfen. Beni biraz seviyorsan kaçma." Neslihan ağlarken sesinin gücüne güvenememiş ve sadece kafasını sallamıştı. Tam annesine sarılacakken arkasında bir ağırlık hissetti. Kadriye arkasındaydı ve nefes nefeseydi. Neslihan ne bekledi bilmiyordu ama Kadriye bir ailesine bir de onun küçük elleriyle tutuğu babasının ceketine bakmış sonrasında "SİKTİR!" diye bağırmıştı. Ve " Vedalaşmak için iki dakikan var! Daha fazlasını bekleme! " demişti hala nefeslerini düzene sokamamışken. Genç kız şaşırarak kadına bakarken: Annesi fırsattan istifade bir çırpıda kadına teşekkür edip hemen kızına sarılıp tekrar ağlamaya başlamıştı. En sonunda genç kız onu yatıştırdığında sıra o geceden beri sadece üç kere gördüğü kardeşine gelmişti. Furkan dolu dolu olan yeşilin en açık rengine ev sahipliği yapan gözleriyle , titrek ve içine kaçmış bir sesle "A-abla?!" demişti. Furkan hayatında ilk defa ona abla diyordu. Neslihan işte o an tutamadı içindeki çığlığı, bağıra bağıra ağladı Furkan'ına sarılırken... İçi çıkana kadar ağladı. Beş gün boyunca sessiz sessiz döktüğü gözyaşlarının acısını çıkartırcasına ağladı ve içine gömer gibi sarıldığı kardeşinin saçlarını ensesini yanaklarını öptü alelacele. Uzun bir süre uzak kalacaktı çünkü biliyordu. Yavaşça ve hiç istemeyerek ayrıldı ondan da. Kadriye o an hemen belirdi yanında, tuttu kolunu ve yine sırtını dönmek zorunda kaldı ailesine... Ama daha sakindi şu an, babasının ona dedikleri büyük bir etki yaratmıştı bünyesinde. Sessizlik ve kabulleniş... Ailesi, müdüre ile konuşmaya gidiyordu kendisiyse hapse. Bu sefer her şey daha hızlı olacak sanırken onlar tekrar yirmi üç numaralı kapıya geldiğinde hala diğer kadın gelmemişti bile. Neredeyse on üç dakika civarı bir bekleme sonucu kadın sonunda duvarın köşesinden görünmüştü. Elindeki anahtarları sallaya sallaya gelip önce kızın kelepçelerini çıkarmış sonrasında hiç beklemeden diğer anahtarlıktaki anahtarlardan biriyle kapının anahtar deliğine yerleştirmişti. Kapı açıldı ve kızın önündeki gardiyan kenara çekildi. Neslihan merakla içeriye doğru minik bir adım attı ve bakışları direkt olarak duvardaki fotoğraflara takıldı. Bir adım daha attığında ranzalarda yatan kadınları gördü. Bir adım daha ve bir adım daha attı. Artık odanın ortasında duruyordu tam karşısında da saçını ensesinde atkuyruğu yapıp toplamış en az kırk beş yaşlarında tek başına oturmuş çay içen esmer tenli bir kadın vardı, anında gözleri birbirine kilitlenmişti. Biri su yeşili biri toprak rengi... İkisi de birbirini süzerek bakarken gardiyan kadının sesi odaklarını değiştirmelerine sebep olmuştu. "Neslihan Azeroğlu bu saatten sonra bu odada sizinle kalacak hanımlar. " dedikten sonra onu kimsenin kale almadığını fark etmişti bu yüzden gözlerini devirip kapıyı kızın suratına kapatmıştı. Esmer kadın biraz şaşkın biraz meraklı bakışlarla iki üç dakika boyunca karşısında bileklerini ovalayan kızı izlemiş ve çay bardağını yanındaki masaya bırakmıştı. Kızla tekrar göz göze geldiğinde yüzünde yılların yaşanmışlık izi belirdi ve ağzından şu sözler döküldü: "Gel bakalım minik. Kirpiklerinde birikmiş yaşlarını kurumadan silelim. Silelim ki izleri acıtmasın yüreğini!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD