23 YIL HAPİS

1334 Words
*** NESLİHAN'DAN Yarın duruşma vardı. Benim duruşmam, tutuklu yargılanacağım duruşmam... Heyecan tüm bedenimi sararken önümdeki tabldottaki yemeklerden bir kaşık bile yemek yiyememiştim ama mühim değildi eve gittiğimde annem bana daha güzelini ve daha sıcağını yapacağına söz vermişti çünkü. *** Üç gündür karakol köşelerinde bir oraya bir buraya sürükleniyordu. Ve bu üç gün içerisinde gelişen tek şey Melek denen kadının gözlerini açar açmaz genç kızı yalanlaması olmuştu. Nasıl yapardı bunu bir insan? Hem de onun hayatını kurtaran birine. Onun yüzünden buradaydı. Hiç mi sızlamamıştı vicdanı onu kurtaran kişiye iftira atarken ? Neslihan, Melek denilen kızın uyandığını öğrendiği zaman o kadar mutlu olmuştu ki! O neşe ve mutlulukla Alev komisere sarılmıştı hatta, onun yüzünden düşen bin parça olmasına rağmen... Zaten mutluluğuda kısacık sürmüştü... Her zamanki gibi. Alev komisere " Kurtuldum!" Demesiyle onun kafasını iki yana üzüntüyle sallaması bir olmuştu. Kaşlarını çatarak: "Nasıl yani ? Hani uyanmıştı ?" diyebildi sadece genç kız... "Uyandı... İfadesini bizzat ben aldım." Sıkıntıyla nefesini bırakıp göz teması kurmadan : " Ve dediği şeyler bambaşka..." Başını kısa bir süreliğine tavana dikip tekrar ona dönmüş ve Neslihan’ın geçirdiği küçük çaplı şoku umursamadan konuşmaya devam etmişti. Oysa Neslihan susmasını istemeye başlamıştı sessizce. " Senin o adamlardan hap temin ettiğini, kullanmadığını ama sattığını söyledi. O adamlarla para konusunda tersleşince sizi ayırmak için yanınıza gelmiş ve sen hepsini yaralamışsın. Buna kadın da dahil, bacağındaki bıçak yarası sana aitmiş. " Kurduğu keskin ve can yakan cümlelerden sonra bulunduğu yerde git gide küçülmeye başladığını hisseden Neslihan bütün hayallerinin mahvolduğuna şahit olmuştu tekrar ve tekrar... Hiçbir şey diyemedi. Ne diyebilirdi? Gözleri Alev komiserin ellerine takıldı, ellerinde en son üç gün önce çıkardığı kendisine büyük gelen kelepçeler vardı... Şimdi ne olacaktı ? Alev komisere döndü yüzünü tekrar aceleyle . Kalbinin vuruşları hızlandıkça hızlanıyor elleri terlemeye başlıyordu. Kafasını iki yana salladığını bile fark edemeden konuşmaya başladı Neslihan: " Yemin ederim! Yemin ederim yalan söylüyor! Ben öyle bir şey yapmam! Size annemin üzerine yemin ederim! Ben yapmadım! Hem niye yapayım ? " Aldığı cevapsa koskoca bir sessizlik olmuştu. O gece hissettiği korkuyu atlatamadan yepyeni bir acıyla karşı karşıyaydı Neslihan. Bu büyük ve acı veren imtihandan nasıl geçecekti acaba? Ömrünün baharında hapse tıkılacaktı. Hem de suçsuz yere... *** İKİ SAAT ÖNCE " Alev komiserim, dediğim gibi herhangi bir görüntüye ulaşılamadı. O gece anlaşılan adamlarla buluşmak için çöpü bahane etmiş. Ama işler umduğu gibi olmamış. Ve yakalanmışlar. Adamların üstünden dört torba dolusu uyuşturucu madde çıktı. Zaten sizin de bildiğiniz üzere o mahalleler pek de tekin değil. Melek Karaçam isimli tanık da bu şekilde olduğunu bizzat size anlattı zaten. Daha fazla konuşmanın manası yok. Bütün deliller kızın aleyhine. Sizden ricam o kızın masum olmadığına kanaat getirin artık. Üç gündür kendinizi bir zehir tüccarı için mahvettiniz. Ama sonuç değişmedi. " Gencecik yaşta bu işe bulaşmasının tek sorumlusu ailesi, siz değilsiniz. Yarın duruşması var ve tutuklu yargılanma kararı verildi. Avukat Mehmet Bey'i de bilgilendirdim zaten. Mahkuma verilen kararı anlatmak kaldı geriye..." "İsterseniz siz veya Mehmet Bey yapabilir bu görevi. O küçük şeytanın yüzünü görürsem cinnet geçirebilirim çünkü. Ne kadarda iğrenç bir nesil yetişiyor." Son cümlesini söylerken aslında böyle düşünmüyordu Müdür Fatih ama yine de kurmuştu. Haddinden fazla rüşvet aldığı için işini iyi yapmaya çalışıyordu Fatih Bey. Omuzlarını gere gere çekip gitti. Alev komiser arkasına dönüp giden adama hayretle bakmak dışında bir şey yapamadı. Doğruyu söylüyor olabilirdi ancak nedensizce o kızın öyle bir şey yapmayacağından da emindi. Ağrıdan çatlamak üzere olan kafasını duvarlara vurmak istiyordu artık. Ama elinden bir şey gelmiyordu. Müdürün de dediği gibi hastanedeki Melek denen kadının yanına gitmiş ve olanları dinlemişti, birkaç kez hem de. İnanmıyordu kadına çünkü. Bir şeyler sakladığı ve yalan söylediği çok belliydi lakin Harun gevşeği o kadının güzelliğinden ve iki damla akıttığı gözyaşından etkilenmiş ve kızın üstüne gitmesine izin dahi vermemişti. Neredeyse onu kapı dışarı edecekti beyefendi. Bu yüzden iyi bir fırça yese de karakola eli boş dönmüşlerdi günün sonunda. Kadının odasına hastaneye kaldırılır kaldırılmaz sadece bir tane adam girmişti ve o da abisiydi. Yani kimse onu tehditte etmemişti. Kız, Harun'un da dediği gibi harbiden bayağı güzeldi. Barbie bebekler gibiydi. Ama bu, yalancı olduğu gerçeğini değiştirememişti Alev için. Neden yalan söylediği hakkında bir şeye de ulaşamamıştı oysa. Eli kolu bağlıydı işte. Şimdi de odasında oturmuşken gelip onu azarlayan müdürüne kızgındı. Sanki yüreği yokmuş gibi davranması sinirini zıplatıyordu. Normalde merhametli davranan o iken bu davada sanki bile isteye bu şekilde davranıyordu. Bu davanın bir an önce bitmesini istediğini üç gün boyunca defalarca kez dile getirmiş ve Alev komiserin üstünde epey baskı yapmıştı. Alev çoğu şeye anlam veremiyordu ilk defa... Kendini işe yeni başladığı zamandaki halinden bile daha tecrübesiz ve acemi hissediyordu. Kapana kısılmıştı. Hapiste olan Neslihan'dı ama o sanki ondan daha beter bir haldeydi. Bu üç gün içerisinde küçük kızı yakından incelemiş ve istemsizce bir yakınlık kurmuştu. Toprak rengi gözleri ona kendi bataklığa benzer çocukluğunu hatırlatıyor bir nebze de olsa o kıza yardım etmek istiyordu işte. *** ŞİMDİ "Duydun!" Dedi Alev komiser içi yana yana. Umudunu yitirmemek için konuştu yine " Evet tutuklu yargılanacaksın ama hâkim seni suçsuz da bulabilir ya da kefaretle de serbest kalabilirsin. Daha genceciksin-" " Komiserim ben suçsuzum zaten! Kendimi korumak dışında bir şey yapmadım. Kameralar kasten bozulmuş dedi Mehmet ağabey! Madem gerçekleri biliyorsunuz niye ben tutuklu yargılanıyorum?" " O işler öyle yürümüyor küçük hanım." Bunu diyen tabi ki Harun'du. " Diğer iki adamı ve o güzel kadını defalarca kez dinledik aynı şeyi söylediler. Adamlar itiraf etti her şeyi, kendileri vermişler maddeleri sana ama sen parayı denkleştiremediğin için kavga çıkmış o sırada arkadaşının evine giden Melek hanım sizi görüp sana yardım etmek için koşup gelmiş ama senin gibi bir cani olduğunu bilmediği için onu yaralayabileceğini düşünememiş işte ne yaparsın. Sen bir uyuşturucu satıcısısın. Boşuna dökme o gözyaşlarını, Alev komiser senin ucuz yalanlarına inanabilir ama ben asla! Senin gibi kızlar doluşur her gün buraya. Yazık ailene cidden yazık. Biraz yat çık belki aklın başına gelir." Bu kelimeler Neslihan'ın parça parça etlerini kesiyormuş gibiydi. Can yakıyordu, hem de çok yakıyordu. Fütursuzca sarf edilen birkaç cümlecik bir araya gelip kızın kalbinde büyük bir karadelik oluşturmuştu bile. Genç kız dayanamadı "Kes sesini! Senden ne adil bir polis olur ne de baba. İnsan bile değilsin! Önyargılı kendini beğenmişin tekisin! Umarım aldığın ahımla gün yüzü göremezsin. Benim üstüme attığın bu asılsız iftiralarda boğul! Duydun mu? Boğul!" Neslihan karşısında dumura uğramış adama tiksinerek baktı ve sakinleşti birden bire. Yavaş ve temkinli hareketlerle Komiser Alev'e döndü yüzünü. " Her şey için teşekkür ederim komiserim. Siz elinizden geleni yaptınız. Allah sizden razı olsun. Bundan sonrası Taktir-i İlahi. Sağ olun ama ben bu görüşmenin geri kalanını avukatımla yapmak istiyorum zira karşımdaki adamla bir dakika bile aynı ortamda bulunmak istemiyorum." kısa bir es verdikten sonra aynı keskinlikle devam etti Neslihan : " Ve eğer izin verirseniz size sarılabilir miyim? " Bu soruyu iki poliste beklemiyordu anlaşılan. Alev komiserden ses çıkmayınca Neslihan kollarını Alev komiserin beline doladı, sol kulağına gelen kalp sesleri onun beyninin içinde atıyordu sanki. Ya da kız kafayı yiyordu bilmiyordu. Bu durumla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu. Ve yardım edecek kimsesi yoktu. En üzücü olanı da buydu ya. Ailesi bile öylece gidip geliyorlardı karakol yolunda boşu boşuna... İçinden geçen duaya kendisi de şaşırdı genç kız, sanki kendisi değil de bir başkası etmişti bu duayı " Allah'ım sen benim suçsuzluğumu biliyorsun. Ömrümü burada heba etmeme izin verme. Beni en kısa zamanda özgürlüğüme kavuştur ne olur!" Yavaşça çekildi şok olmuş kadının kollarının arasından ve gülümsedi kederle. "İyi günler. Yarın büyük gün, enerji toplamamız lazım. " Dedi ve döndü sırtını biraz daha küçük düşmemek için onlara. Harun ağzını açıp onun hadsizliğini yüzüne vurmak istediğinde karnına yediği dirsekle nefesi kesilip iki büklüm olduğunda Alev'in üç gündür biriktirdiği sinir azıcık olsun dinmişti. Fısıldayarak " Sesini kes ve odana git! Yoksa bugün seni elimden müdürün bile alamaz." Demişti. Harun ise acıdan kıvrandığı için yüzünü buruşturmuş ve bulunduğu yeri yavaş adımlarla terk etmişti. Alev, acıyarak baktı kızın sırtına... O küçücük omuzlarına tonlarca yük binmişti suçsuz yere. Hissediyordu işte! Bu kızın burada heba olacak olması haksızlıktı ve Alev hayatında ikinci kez bu haksızlığa karşı çıkamamanın acısıyla karşı karşıyaydı. İlk acısını, babası annesini vurup öldürdüğünde korkudan dolayı babasını savunduğunda yaşadığı siktiri boktan histi, diğeri ise şimdi... ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD