İNAN BANA

1951 Words
Şuan karşısında geçmişi duruyordu Neslihan'ın hüzünlü gözleriyle ona bakan... Annesi, cefakâr annesi... Onu birkaç saatte o kadar özlemişti ki kendisi bile şaşırmıştı bu hisse. Sanki asırları geride bırakmış olmanın yükünü. taşıyordu En son sarıldığı zamanı bile hatırlamadığı annesine şimdi sarılmak için neler yapmazdı... Ama o, parmaklıklar arkasında annesi ve babası karşısındaydı. Buradan çıkar çıkmaz ikisine de öyle bir sarılacaktı ki nefeslerini kesecekti, söz verdi kendine bunun için. Annesi dakikalardır kendilerine çıt çıkarmadan bakan kızının suskunluğuna daha fazla dayanamadı. " İyisin değil mi? Merak etme çıkaracağız seni buradan. Baban amcaoğlu Mehmet'i aradı gelirken hani şu avukat olan, geliyor şimdi ona her şeyi anlat tamam mı? Hiç bir şeyi atlama! Her şeyi anlat. O seni Allah'ın izniyle çıkartacak buradan. Sen sakın korkma !" Neslihan ona acı acı bakabiliyordu sadece. Annesi o kadar emindi ki kızının suçsuz olduğuna burada kalabilecek olma ihtimalini dahi düşünmüyordu. Ama kızı üç tane adamı bıçaklamıştı. Bu gerçek, bir anda boynuna dolanmış nefesini kesmişti saniyeler içinde. Ve can vermişti ruhu sessizce ama ne yazık ki bu hisler yüzüne yansımıyordu bir türlü. Dışarıdan bakan birisi onun sadece ağlamaktan şişmiş çekik gözlerinin yürek burkan boşluğunu tadabilirdi... Ahmet Bey atıldı bu sefer söze elleriyle parmaklıkları sarsarak " Hadi kızım. Anlat bize ne oldu orada? Nasıl bu hale getirdiler seni? Söyle, söyle ki bilelim kızım! " Derin bir nefes aldı genç kız, bugün ne çok derin nefes almıştı böyle... Normalde bu saatlerde uykusunun en tatlı olduğu ama onun uyumayıp en sevdiği seriyi bitirmek için uyanık kaldığı için garip bir heyecanla geceyi gündüze devirdiği zamanlardı. Şimdiyse beyni işlevini yitirmiş ve gözlerini bile açık tutmaya hali kalmamıştı. İlk defa uyumak istiyordu ama buna izni yoktu. Artık istese de vicdanı uyutmazdı ki onu... Çaresizlikle babasına çevirdi bakışlarını ve anlattı her şeyi bir bir, yavaş yavaş ve yine aynı azabı yaşattı kendisine o anıları tekrar anlatarak... Anlattıkça kolaylaşır sanıyordu ama sadece sanmakla kalıyordu. Diline sanki tonlarca ağırlık koymuştu kader, konuşurken kaç kez durup hıçkırıklarının ona izin vermesini bekledi sayamadı genç kız... Her anlatışında daha da ağlıyordu. Hem de hiç durmadan. Babası duyduklarıyla demir parmaklıkları elleriyle bir sıkıyor bir gevşetiyor ama asla oradan ayırmıyordu sanki ayırırsa o elleriyle bir şeylere zarar verecek gibi duruyordu kızının karşısında... Gözleri alev alev bakıyor ve birçok şey söylemek istiyordu ama kendisini zorlayarak kızının susmasını bekliyordu. Neslihan annesine bakmıyordu bile çünkü ağladığını biliyordu eğer o kahır dolu surata bakarsa kendini kaybedebilirdi. Belki de çoktan kaybetmişti kendini, zihnini, masumiyetini... Kim bilir. Genç kız son olarak Alev komiserin çıkıp gittiğini ve tekrar buraya getirildiğinde onların sesini duyduğunu söyledi... O konuşmasını bitirene kadar kimse onun konuşmasını kesmemişti. Alışık değildi bu kadar sessiz olmalarına çünkü çoğu zaman ailede kim ne diyecekse hepsi ister istemez birbirlerinin ağzına tıkarlardı lafı ama şu an şu saniye hepsi onu dinliyordu çıt dahi çıkarmadan. Annesi, yani Hürrem Hanım, artık ağlamayı arşa çıkarmıştı o kadar yüksek sesle ağlıyordu ki genç kız öldüğünde bile bu kadar ağlayamayacağını düşünmüştü bir an için. Karakoldaki kimse yadırgamıyordu bu ses ve ağlamaları o kadar alışkınlardı yani. Genç kız daha fazla annesinin içi çıkarcasına ağlamasına dayanamayıp kendisinin bile beklemediği sert bir sesle annesine " Ölmedim anne! Sadece adam yaraladım! Bu şekilde ağlamanın bana faydası değil zararı oluyor! Lütfen ağlama artık! Senin de dediğin gibi Mehmet abi beni buradan çıkaracak ve eve gideceğiz. Sadece ağlama artık." "Am- ama kızım! Eli-elimde değ-değil ki!" Neslihan duygularını kontrol edemiyordu şimdi de annesine kızdığı için suçlamaya başladı kendisini. "Biliyorum annem, biliyorum ama hâkim ol o gözyaşlarına. Ben kötü bir şey yapmadım ve er geç buradan çıkacağım siz sadece benim yanımda olun yeter. İnanın bana yeter." Neslihan'ın gözleri arkadan onlara yaklaşan -gecenin bu saatinde bile takım elbisesi jilet gibi olan- Mehmet abiyi görünce rahatladı. Otuzlarının sonunda olan bu adam ailenin tek avukatıydı. Ve doğruyu söylemek gerekirse ela gözlerinden bile karizma fışkırıyordu. İşini iyi yaptığını herkes çok iyi biliyordu. Ve Neslihan içten içe ona imreniyordu. İlerde bir gün onun gibi olacaktı. En az onun kadar dik duracaktı omuzları. Gözleriyle meydan okuyacaktı insanlara. Her şeye rağmen. Orta boylu ama yapılı vücuduyla hızlı adımlar atarak yanlarına ulaştı Avukat Mehmet. Gözleri uykusuzluktan pörtlemişti ama yine de dinç görünüyordu. Biraz şaşkınlıkta vardı bakışlarında. Tanıdığı kız normalde çok sakin ve güler yüzlüydü, aklı almıyordu zaten kızın böyle bir şey yapacağına yine de kesin olamadı düşüncelerinde... Daha dün dersleri hakkında babasıyla konuşmuşlardı şimdiyse hapishanedeydi. Yine de profesyonelce yaklaşmalıydı olaya. Mimiklerini kontrol altına alarak yaklaştı karşısındaki üzüntüden mahvolmuş insanlara. Hepsine bir baş selamı vererek direkt olarak gözlerini karşısındaki küçük kıza dikti Mehmet Azeroğlu. Ve hiç vakit kaybetmeden " Bir görüşme ayarlayacağım biraz bekleteceğim sizi "Deyip bir hışımla geldiği yönün tam zıttı yöne gidip çıktı merdivenleri. *** "Neslihan, her şeyi anlattın değil mi? Herhangi bir şeyi atlamadın? " Genç kız bu sorudan bıkmıştı resmen. Cevap vermediğini fark edince olumlu yönde salladı kafasını yavaşça. " Tamam, o zaman tekrar geçelim üstünden olur mu? " Boş bir soru olduğu için cevap vermeden sessizce karşısındaki iri yarı adamın kravatını gevşetmesini ve yine hapsolduğu sorgu odasını bayık gözlerle izliyordu artık. Gözleri başından çıkacak kadar çok ağrıyor ve yanıyordu çünkü. Daha önce de uykusuz kaldığı olmuştu tabi ki hatta rekoru bile vardı; otuz yedi buçuk saat uykusuz kalmıştı ama o zaman bile şimdiki kadar ağrımamıştı ne başı ne de gözleri... Duygudan duyguya koşmuştu tüm gece, önce korku, öfke onu peşi sıra takip eden sinir krizi sonra üzüntü sonraysa bıkkınlık şimdide uyku... Ne olacaktı acaba bundan sonra ki? " Şimdi, kadını yerde gördün ve o korkuyla çığlık attın. Ve o adamlar seni gördü. İçlerinden biri elinde büyük bir bıçakla senin üstüne doğru koştu sende kendini korumak için onu yaraladın değil mi? Sonra da diğerleri üstüne geldi ve onları da sadece bıçakla yaraladın! Hiçbir şekilde silah veya benzeri bir alet yoktu, bıçak dışında..." "Evet, aynen böyle oldu. Ne eksik ne fazla..." "Peki kimseyi görmedin mi? Yani sadece sen mi vardın orada? Belki bir tanık vardır? Hatırlamaya çalış lütfen!" Neslihan yerinde daha dik bir konum alarak masanın altında olan ellerini yukarı koydu, kelepçeli, soğuktan kızarmış ellerini... Ellerine acıdı genç kız ve gözlerini oradan ayırmadan konuştu avukatla: " O ara sokak tek girişi olan bir yer, çıkmaz sokak ve eğer biri varsa, ki eminim vardı, arkamda olduğu için göremedim. Ama silahla vurulmuşlar bu yüzden bir başkası mutlaka olmalı. Silah hiçbirinde yoktu ve kadın zaten baygındı. Ama hiçbir ses duymadım yani silah patlaması sesi hiç gelmedi bana... Belki de ben o heyecanla duyamadım. Bilmiyorum." Son kelimeyi omuzlarını silkerek söylemişti. " Eğer kamera kayıtlarına ulaşabilirsek hiçbir sıkıntı çıkmadan kurtarırız seni buradan ve lakin sorun olsa bile hastanedeki kadın yani Melek Karaçam uyanırsa sana tanıklık edeceğini düşünüyorsun. Yani şuan o görüntüleri ve kadının uyanmasını beklemek zorundayız. Birazdan seni sorguya çeken polis ve komiserle de konuşacağım. Bulacağız bir hâl çaresini. Senden sadece sabretmeni istiyorum. " Neslihan adamın söylediklerini kafasını sallayarak onayladıktan sonra mırıldanarak konuşmaya başladı; "Daha fazla burada kalmak istemiyorum. Soğuk burası ve açım... Tek başıma orada düşünmekten kafayı yemek üzereyim. Bana yardım eder misin? " O kadar hüzünle kurmuştu ki bu cümleleri o kadar duygu yüklü bakıyordu ki avukat onu oradan çıkarmak ve ailesiyle birlikte sapasağlam bir şekilde eve gitmesini sağlamak istedi ama eli kolu bağlıydı işte. Haksız yere bu durumlara düşen birçok müvekkili olmuştu ve hepsini er ya da geç özgürlüğüne kavuşturmuştu şimdi sıra bu küçük kızdaydı... "Şu an için kaldığın yere battaniye vereceğim. Üzgünüm, elimden bunun dışında bir şey gelmediği için. Sık dişini biraz." Neslihan yenilmiş bir sesle " Peki" demek dışında bir tepki göstermedi. Gösteremedi, sanki tüm mimikleri çekilmiş gibiydi. Yavaşça kalktı yerinden ve tekrar tıkıldı hapse... Annesi ve babasıyla çoktan konuşmuş ve burada, bu soğuk ve hissiz yerde, tek kalabileceğine ikna etmeyi başarmıştı. Avukat Mehmet'te bir yerlere kaybolmuştu. Yine tek başına kalmıştı ama en azından sessizlik vardı. Başını ellerinin arasına aldı ağırca, duvara monte edilmiş kalın demirlerin üzerine yerleştirilmiş eski tahta parçasının üzerinde oturuyordu. Ayaklarına takıldı gözleri, yere bile değmiyordu. Tıpkı yarın gitmesi gereken okul sırasında olduğu gibi... Acaba arkadaşları onu merak eder miydi? Ederlerdi kısa bir süre belki. Kahverengi düz saçları etrafında salınıyordu. uzunca bir süre hiçbir şey düşünmeden durmaya çalıştı ve başardı da. Ağlamaktan olsa gerek gözleri açılmaz olmuştu, daha fazla dayanamadan yana devrilip bacaklarını üst üste koydu ve anında uykuya dalıverdi küçük kız. *** Alev Komiser sinirden çatlamak üzereydi hem de kelimenin tam anlamıyla, odasında volta atıyor ve bağıra bağıra " Lan mahallede yirmi sekiz tane kamera var! Ama ne hikmetse orayı çeken iki boktan kamera hariç hepsi çalışır durumda! " Harun' da bir şeylerin ters gittiğini ayıkmıştı ve istemsizce strese girmişti çünkü kameralar kızın dışarı çıktığını ve çöpü attığını sonra da arkasını döndüğü zaman aralığını gösteriyordu sadece. Ve çıkmaz sokağı gösteren iki kamera da akşama kadar sorunsuz çalışırken bir anda karıncalanıyordu. Yine de sakin kalarak Alev komisere döndü bilgisayardan kafasını kaldırıp : " Sakin ol biraz... Bir yolunu bulacağız, hiç olmadı o kadını sorguya çekeriz. Hem-" dedi kalın kaşlarını çatarak " sen ne ara bu kızın masum olduğuna inandın da onun için endişelenir oldun? Belki arkasında bambaşka bir senaryo var ? " Alev, kahverenginin en koyu rengini taşıyan gözlerini hâla anlamayan adama çevirdi hızla: "Sen beni delirtecek misin lan? Ha!? Delirtecek misin?! Sende her haltın farkındasın ne diye gencecik kıza bok atıyorsun? Tek bir şaibeli ifadesi oldu mu? - Hayır! Kendisiyle çelişti mi ? - Hayır? Ee?! " Harun böyle anlaşıldığını fark ederek kendini düzeltmeye çalışmak için ağzını açtığı sırada Alev komiser tek elini kaldırarak onu susturdu ve her şeye şahit olan karakolun hackerine baktı : " Herhangi bir şey bulamayacak mısın? " dedi telaşla. Kadir kafasını salladı iki yana yüzünde mahcup bir ifadeyle... Alev komiser havada olan eliyle yüzünü sıvazladı sertçe. " Tamam Kadir sağ olasın. Çıkabilirsin." Kadir onaylayan birkaç mırıltı çıkararak hızlıca odadan ayrıldı. Alev komiserin hışmına uğramak istemiyordu çünkü. Kadir odadan çıktığı anda Harun ayağa kalkıp Alev'in karşısına geçti aynı anda kadının kızarmış ve terlemiş suratına bakıyordu ne kadar da sıkıntılı görünüyordu. " Bende kötü polis olmaya meraklı değilim ama mecburum çünkü ortada bir cinayet var Alev... Biliyorum kızın ifadesinde yanlış ve ya şüpheli bir şeyler yoktu ama kamera kayıtları silinmiş, bu bariz bir şekilde belli. Diyelim ki orada Neslihan dışında birileri daha vardı, adamları vururken ses gelmedi eğer gelseydi insanlar duyardı bu da demek oluyor ki susturucu takmış silaha. Ama o saatte orada kim silahla gezer? Kamera görüntüleri de kızın çöpü atmasından sonra siliniyor..." Alev komiser, Harun'un sonunda işi ciddiye aldığını görünce sakin bir sesle " Bunu kızın yapmadığı aşikâr zaten ama kim yapsın? Neden başına bela alsın? Mantıksız şeyler dönüyor ve ben sinirleniyorum. Şu kadın uyanmış mı diye hastanedekileri ara! Biz ifadesini almadan kimseyi içeriye almayacaklar." Harun başıyla onayladıktan sonra arkasını dönüp masanın üstündeki telefonunu hızlıca eline aldı ve koltuğa oturdu. O sırada kapıyı çalma zahmetine bile girmeden birisi içeriye dalınca Alev komiser arkasını döndü, karşılaştığı manzaraysa kaşlarını çatmasına sebep olmuştu. Aldığı sık nefeslerle göğsü hızlıca inip kalkan adam avukat Mehmet Azeroğlu'ndan başkası değildi. Onu tanıyordu, Urfa'nın önde gelen avukatlardandı, iyi de burada bu saatte ne işi vardı? İstifini bozmadan karşısındaki adama baktı sadece, avukatta hiç beklemeden direkt olarak "Neslihan Azeroğlu'un avukatıyım, otuz dakika önce kamera kayıtları elinize ulaşmış, incelemeyi talep ediyorum." Alev şaşkınlıkla karışık "Neslihan Azeroğlu mu ? " dediğinde adam başını aşağıya yukarıya hareket ettirip elindeki çantayı masaya koymak için kadının yanından hızlıca sıyrıldı, istediği gibi masaya çantayı koyduktan sonra açtı ve içindeki yeni çıkmış fotokopi ve belgeleri arkasını dönüp onu dikkatle izleyen kadına verdi. " Evet onun avukatıyım. Bunlar da gerekli evraklar, şimdi lütfen kayıtları izleyebilir miyim? " Alev belgeleri hızlıca okuduktan sonra kısa bir tamam deyip tekrar ona uzattı ve bir kaç adımda kapıya ulaşıp açtı, bağırarak koridoru inletti " Kadir! Neredeysen hemen buraya gel! Beş saniyen var! " kapıyı kapatmasına fırsat bulamadan Kadir çoktan odanın içinde belirmişti bile. Alev komiser ona " Tekrar kayıtları izleyeceğiz çabuk ol" dediğinde Kadir üstündeki üst düzey gerilimle birlikte masaya yaklaşıp sandalyeye oturdu " Bana beş dakika ver. " sözünü söyler söylemez Alev komiser tekrar dikkatini avukata yöneltti. Avukatsa çoktan ela gözlerini ona dikmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD