bc

Küçük Kadın

book_age16+
133
FOLLOW
1K
READ
dark
possessive
powerful
confident
drama
tragedy
comedy
mystery
shy
stubborn
like
intro-logo
Blurb

"Biliyor musun okuduğum kitaplarda kız hep mavi, çocuk siyah olurdu. Çocuk karanlık, kız aydınlık. Oysa ben.." dedi dolu gözlerini adama çevirirken. "O okuduğun kitapta ki puştlar aydınlığı aradıkları için buldular o kızları."

Derin bir nefes alıp önüne döndü genç adam. "Ben aydınlığı istemedim ki. Ben aydınlıktan korktum cadı. Ben seninle karanlıkta sessizce oturmak itedim. Ben, karanlıkta bana sarılmanı istedim."

chap-preview
Free preview
1-Kehribar
Merhaba. Ben Eylül. Eylül Akay. Adını dahi bugün telefonuma atılan mesajla öğrendiğim üniversitemin ilk günü. Yorgun vücudumu kaldırdım yataktan. Sırtım, bacaklarım çok acıyordu. Kaşımın kenarı da sızlıyordu ama uyuşmaya başlamıştı. Ya da ben artık alışmaya başlamıştım. Güneş canımı sıkmak istercesine odanın içini aydınlatıyordu. Ayağa kalktım ve güneşlikleri çekip güneşi geri gönderdim. Derin bir nefes aldım ve gözlerimi oda da gezdirdim. Kendime gelme sürem vardı tabi biraz. Biraz bakındım ve giyinme aşamasına geçtim. Camın kenarında ki dolabı açıp hayatımın aksine beyaz olan elbiseyi giydim üzerime. Banyoya girip kendime baktım. Her şey güzeldi. Ta ki... Suratımı ve kabarmış olan saçlarımı görene kadar. Bugünün güzel geçmesini istesem de kendim mahvetmiştim. Kaşımın kenarında ki patlağın yara bandını değiştirip morlukları fondötenle kapatmaya çalıştım. Hafif bir makyaj solgun suratımı canlandırmaya yardım etmişti. Bacaklarımda ki morlukların üzerine de fondöten sürdüm ve banyoyu terk ettim. Ayakkabılarımı giyip telefonumu çantamın içerisine koydum ve odamdan çıktım. Ablamın odasına uzattım kafamı. Sandalyesine oturmuş dışarıyı izliyordu. Yanına gittim ve dizlerimin üzerine çöktüm. Gözlerimi gözlerine dikti ve bir süre bekledi. Eli dudağımın kenarındaki patlağa kaydı. Gülümsedim ve avucunun içini öptüm. Odasından çıktım ve merdivenleri indim. Mutfaktan Elmas teyze çıktı. Kendimi bildim bileli bu evdeydi. bir yardımcıdan çok bir abla gibiydi. "Aşağıda mı?" dedim yutkunarak. Kafasını salladı olumlu anlamda. Adımlarımı ilerlettim evden çıkmak için. "Eylül." diye seslendi arkamdan Elmas teyze. Suratımı ona döndüm. "Gelince ablamı sahile çıkaracağım. Bir şey olunca da ne yapman gerektiğini biliyorsun." Derin bir nefes aldı. Zorda olsa bir tebessüm koydum suratıma ve evden çıktım. ------------- Sıkıntıdan tam ölecektim ki der sonunda bitmişti. Nevra hala etrafta yoktu. Belizle gözlerimiz bahçede Nevrayı ararken arkamdan ağır bir darbe yemem ile ayağa sıçramam bir oldu. "Yuh be! Hayvan mıs-" Lafımı kesen Nevranın ağzımı kapattığı elleriydi. Alaycı biri gülümseme ile bakıyordu yine. "Sakin ol şirinee." Kollarını boynuma sardı ve kemiklerimi acıtmaya yemin etmişcesine sıktı. Nevra ve Belizle 8 yaşından beri yetimhaneden arkadaştık. Nevra grubumuzun en sertiydi. Hiçbir şey takmayan, sınırları olan birisiydi. Beliz.. O bizim polyannamızdı. Her şeye karşı fazla sakin ve alıngandı. Ona polyana dememizin sebebi ise her olaya saf ve iyi niyetle bakıyor olmasıydı. Bardak ne kadar boş olursa olsun illa bir dolu tarafını görmeye çalışırdı. Bu niyeti onu hep harcamıştı malesef. Ve ikisi benim tek ailemdi. Yanlarında korkmadan gülebildiğim tek insanlardı. Evden uzun süredir çıkamadığım için onları göremiyordum ve çok özlemiştim. Kendimce derinlere dalarken Nevranın kolumu sıkmasıyla kendime geldim. Kolumu ovuşturarak Nevraya döndüm. Bileğimde ki morlukları incelemekle meşguldü. Kolumdan tutarak ayağa kalktı. Hayret içinde ona bakıyordum. "Öldüreceğim o adamı! Yine mi Eylül ?Lanet olsun yine mi?" Gözlerinde ki acı dolu bakış yüzümde gezdi. "Neden izin veriyorsun buna hala ?" Bahçede ki tüm gözler bize dönmüştü. Beliz Nevranın kolunu tuttu. "Nevra sakin ol. Herkes bize bakıyor. Sakince halledebiliriz. Küçük bir alayla gözlerimi devirdim. 8 yaşımdan beri halledilemeyen şey şu an halledilecekti yani öyle mi? "Neyi halledeceğiz?" Nevra bağırarak elini kolumdan çekti. "Gidip öldüreyim. Bende rahatlayayım, o da rahatlasın." Kaçamak gözler ile bakan herkes film izler gibi bakıyordu şu an bize. "Öldürünce her şey çözülecek mi? Gidelim şikayet edelim. Gösterelim vücudunda ki yaraları." Beliz söylediği Nevrayı daha çok sinirlendirmişti. Sesi daha çok yükseldi. yüzü Belize dönükken eli ile beni işaret etti. "Aynısını bu laz damarına tükürdüğüme de söyle." Hiçbir şey yapmadan banka geri oturdum. Onlar aralarında tartışırken telefonumun çalan mesaj sesiyle çantamdan çıkardım ve mesaja baktım. ELMAS TEYZE MESAJ:EYLÜL YETİŞ! Gelen mesajla başımdan aşağı yavaşça kaynar sular dökülmüştü. Otomatik mesajdı bu. Etrafıma baktım korkarak. Eve gitmem gerekiyordu. Ayağa kalktım ve etrafıma bakmaya devam ettim. Ne yapacaktım şimdi? "Eylül." Beliz kolumdna tuttu ve endişe ile kendisine çevirdi. Şiddetli reflex ile kolumu çektim. Arkamdan bağıran arkadaşlarımı duymamaya çalışarak tüm gücümle koşmaya başladım. Vücudum yıllardır koşmaya o kadar alışmıştı ki maratona koşuyor gibiydim artık. Hiçbir yerde taksi yok muydu Allah aşkına ? Sola döndüm ve hızımı arttırarak koşmaya devam ettim. Adamın omzuna çarpmam ile hızım düşerken sendeledim. Arkamı dönüp Omzunu tutan adama baktım mahçupça. Bakmaz olaydım çünkü önüme döndüğümde öküz gibi bir ağaca tosladım. Vücudum yere kapaklandığında dizimde ki sızı ile dişlerimi birbirine bastırdım. Kafamı kaldırdım ve kırıldığına inandığım burnumu tuttum. Beynimin içerisinde ki uğultu normal miydi? Hızlıca doğruldum ve önüme düşen saçımı kulağımın arakasına sıkıştırdım. Yere düşen telefonumu aradı etrafta gözlerim. Ayağın yanında ki telefonumu elime aldım v- Ayak mı? kafamı yavaşça kaldırırken vücudumu da zorla ayağa kaldırdım. Bir dakika. Bu ağaç değildi. Bu insan mıydı? Bu kadar sert bir insan mı? Kafamı olumsuz anlamda salladım. Acaba halüsilasyon mu görüyordum ? İnsan görünümlü bir yeni üretim olabilir miydi ki? Başka mantıklı bir açıklaması olamazdı çünkü.Gözlerimi suratında gezdirdim. Dikkatimi çeken ilk şey gözleriydi. Kehribar olan gözleri.. Sesli bir şekilde yutkundum. Bu gözler gerçek olabilir miydi? Suratında hiçbir mimik yoktu. Kirpikleri her kızı kıskandıracak türdendi. Bu nasıl kıvrıklık... Kafamı olumsuz anlamda salladım. Kendine gel Eylül. Salak salaak dalma kendi içinde! belkide kafama darbe aldım diye salak saçma şeyler görüyordum. Evet evet. Bu çok daha fazla mantıklıydı. Kafamı olumsuz anlamda sallamaya devam ederken koşmaya başladım ve köşedeki taksi durağında durdum. Taksiye binip evi tarif ettikten sonra çarpışmadan dolayı kapanan telefonumum açtım. 8 cevapsız arama vardı. Bunlardan 3 tanesi Elmas teyzeye aitti. Kötü bir şey olmasın lütfen.. Korkudan titreyen ellerimle numarayı girip telefonu kulağıma götürdüm. Uzunbir çalışın ardından sonra telefon açıldı. ve arkadan gelen çığlık sesleri mkalp atışlarımın vücudumu kaplamasına, kalbimin sıkışmasına sebep olmuştu. Kendimi toparladım ve zorda olsa ağzımı araladım. "Damlayı al ve hemen benim odama kilitle. Sakın ben gelene kadar onu oradan çıkartma ! sakın!" ----------- Taksiden indim ve koşarak kapıya geldim. Elimde ki anahtarla kapıyı açtım ve odama koştum. Koridorda kimse yoktu. Odama girecektim ki kapı kilitliydi. "Aç Elmas teyze. Aç kapıyı ben geldim." Elmas teyze korku dolu gözleri ile kapıyı araladı. Ellerimi kollarına koydum. "İyi misin ?" Kafasını salladı olumlu anlamda. "Teşekkür ederim. Ben halledeceğim gerisini." Merdivenlerden inişini izledim ve daha sonrasında odama girdim. Ablam oradaydı. Arkası dönüktü ve duyduğum tek şey hıçkırık sesiydi. Yanına gittim ve yüzüne koymuş olduğu ellerini çekip bana bakmasını sağladım. "Buradayım. Korkma tamam mı? Bitti. Geçti. Ben yanındayım. Çok az kaldı. Biraz daha sabret.." kafasını salladığında mavi gözleri tüm kızarıklığı ile gözlerime baktı. Elimi uzattım ve akan yaşı sildim usulca. Uyku saati gelmişti. Tekerlekli sandalyesini sürüp onu yatağımın baş ucuna getirdim ve onun yardımı ile sırtıma alıp onu yatağıma yatırdım. Burada kalması daha sağlıklı olacaktı.. Arkamı dönüp odadan çıktım ve titrek bir şekilde yutkundum. Ağır, yorgun adımlarım ile merdivenleri indim. Gözlerimi salonda gezdirdim. Her yer cam parçaları ile doluydu. Kenarda sızmış bir şekilde onu görünce suratıma bir tokat gibi çarptı hayatım. Üzerimde ki beyaz elbisenin aksi gibi bağırdı sanki hayatım. Ben kim miydim? Eylül Akay.. 8 yaşında bir trafik kazasında kaybettiği küçük kız kardeşinin ardından paramparça olan ailesini toparlamaya çalışan ama bunu 14 yıldır asla yapamayan bir kızdım. Hayatı boyunca sadece 1. sınıfı okuyan ve şimdi 22 yaşında tam 14 yıl sonra üniversitenin ilk gününü yaşayan bir kızdım. Gözümden akan damla yavaşça tenimde gezdi ve daha sonrasında beyaz olan elbiseme değdi. Ona doğru bir iki adım attığımda kanlar içinde olan ellerine kaydı gözlerim. Cam kırıklarına aldırmadan koltuğun üzerinde ki hazır pansuman setini aldım ve dizlerimin üstüne çöküp onun yanına oturdum. Elini tutup pansuman yaptım ve ellerini sardım. Her sargıda bir yaş bıraktım arasına. Yerde ki cam kırıkları bacaklarıma değilde sanki kalbime bata bata paramparça ediyordu. Sanki vücudumun titremesine sebep olan şeyler yerdeki cam parçalarıymış gibi geliyordu. Daha sonra bir kolunu omzuma atıp yavaş adımlarla ayağa kalktım. Merdivenlere adımlayarak bir alt kattaki odasına doğru adımladım. Sarsılarak yatağına yatmasına yardımcı oldum. Bir süre kapalı gözlerine baktım. yıl önce ki babam canlandı gözlerimde. Yaşadığımız şeyler canlanacaktı ki artık onlarda kaybolup gitmişti. Onlarda gitmeyi tercih etmişti. Uyurken bile daha farklıydı babam. Sanki şimdi şu yatakta yatan adam o değildi. 14 yıl önceki babam beni uyurken de severdi. Ama burada yatan adam uyurken de benden nefret ediyordu. Uyurken de beni öldürmekm istiyordu... Derin bir nefes aldım iç çekerek. Ne kadar da şuursuzca yaşıyorduk bu hayatı. Ne kadar da her şey aynı kalacakmış gibi mutlu olabiliyoruz. Kimse gitmeyecekmiş gibi gülüyoruz. Hayatımızın sonuna kadar mutlu yaşayabileceğimize inanıyoruz. Bunlar benim gibi birisine göre ne kadar da fazla hayaller değil mi? Kafamı yukarı kaldırdım ve dolan gözlerimi geri gönderdim. Ağlamak yok Eylül.. Ağlamak yok.. Arkamı döndüm ve ayaklarımı yere sürte sürte kapıya yürüdüm. Sonra bir mırıltı duydum arkamda bıraktığım sızmış vücuttan. "KIZIM." Elimi şakaklarıma bastırdım. Hayır, dememişti. Yanlış duydun. Yanlış anladın Eylül. Bir adım daha atmam ile daha tok bir şekilde söyledi. Ayaklarım olduğu yere çivilendi. Bedenim bir buz gibi kaldı. ayak parmaklarımdan tüm vücuduma yayılan karıncalanma ile titrememe engel olamadım. Babam bana kızım mı demişti ? Adımı dahi ağzına almayan adam 14 yıl sonra bana kızım mı demişti? Arkamı dönüp çok özlediğim yüzüne bakmak istiyordum ama zerre cesaretim yoktu. Derin bir nefes aldım. Karnımda ki uyuşmanın sebebi umut muydu yoksa korku mu? Arkamı döndüm uyuşuk bir şekilde. Hafifte olsa yana kıvrılan dudaklarım eski yerlerine geçtiler zaman kaybetmeden. Ne bekliyordun salak? Kalkıp sana kızım diyeceğine inandın mı gerçekten ? Senin ölmen için gece gündüz uğraşan adam sana kalkıp kızım mım diyecekti? Salaksın ! umut etmeyeceğini iddia etsen de hep o salak umudun kollarına atıyorsun kendini. Ben umut etmeyi bile hak etmiyordum ki.. Sanki odanın camı açılmış rüzgar vücudumu sarmıştı. Diz kapaklarımdan içeriye ılık bir esinti giriyordu. Üşüyordum. Ağlamak istiyorum. Çığlık ata ata kalbimde ki yaralara ağlamak istiyordum. 14 yılıma ağlamak istiyordum. Gözümden akan yaş ile dizlerim bağımsızlığını ilan etti. Gözyaşlarım bunu bekler gibi daha çok aktılar. Sırtımı dolaba yasladım ve dizlerimi kendime çektim. İçimden attığım çığlıkları gözyaşlarım atabiliyordu yalnızca dışarıya. Sanki göz kapaklarıma kesikler atılıyordu. "Kızım.. Gelicem babacım.. Korkma." O sayıkladıkça ben ağlamaya devam ettim. Bir kere olsun bana da kızım deseydin keşke. Veya adımla seslenseydin. Ölmem mi gerekiyordu? Bana kızım demen için benim de o mezara girmem mi gerekiyordu? Ölmüştüm zaten ben... Kafamı eğdim tüm güçsüzlüğüm ile. Biraz kurumuş biraz ise kanamaya devam eden kırmızı sıvıyı gördüm. Dilzerime batan camları fark etmemiştim sanırım. Veya düştüğümde olmuştu, bilmiyorum. Gramda umrumda değildi açıkçası. Kafamı dizime yasladım ve bu gecenin bitmesi için yalvardım. Lütfen bitsin artık bu kabus... ------------ Okulda 2. Haftamızdı ve gereksiz sosyalleşmeye çalışan bir okulduk. Okulun sonuna kadar Nevra ve Belize yalan açıklamalar yapmak zorunda kalmıştım. 2 Haftadır ne evden çıkmıştım ne de telefonlara bakmıştım. Ağlayarak yaşadıklarımı gülerek anlatmıştım. Çünkü Eylül ağlamazdı. Ağlayamazdı. Çünkü biliyordum ki eğer dökersem kendimi, kimsenin toplamaya gücü yetmeyecek. Umut dolu, herkese pozitif yaklaşan, hayatın devam ettiğine inanan bir kız mı beklemiştiniz? Evet belki de normal olan buydu ama hiçbir şeyin normal olmadığı gibi hislerim ve bende normal değildik. Dağınık, darmadağınık bir hayata sahiptim. Elimde ki kahveden bir yudum daha aldım. "Keşke bugün bizde kalsan." Ses Belize aitti. Yetimhaneden çıktıktan sonra ailesinden kalan miras ile kendisine bir ev almıştı. İkisi birlikte yaşıyorlardı. "Damlayla kalmam gerek. Başka zamana söz versem?" Nevra kafasını önünde ki dergiden çekti ve ban baktı. "Aman yalnız bırakma. Belki o canavar senden başkasına zarar verir." Gülümsedim. "Eylül izin ver şu adamı şikayet edelim." Kafamı olumsuz anlamda salladım. Beliz elini kolumun üzerine koydu. "O zaman yarına sözünü alıyorum." Gülümsedim tekrar ve ayağa kalktım. "Haberleşiriz?" Kafasını salladı, uzanıp yanağımdan öptü. "Kızlar !"Kafamı bize doğru gelen kıza çevirdim. "Hafta sonu küçük bir eğlence var. Katılmak ister misiniz ?" Kızın masaya koyduğu broşüre baktım. Gece kulübü.. Bu okul açılalı daha 2 hafta olmuştu. Ne bu samimiyet? "Geleceğinizi düşünüyorum. Burası çok ünlü bir yer. Bence kaçırmamalısınız." Ağzımı aralamıştım ki Beliz araya girdi. "Gelmeye çalışacağız." Kaşlarımı kaldırarak ona baktım. Kız gülümsedi ve arkasını dönüp gitti. "Ne bu sosyalleşme çabası?" dedi Nevra tek kaşını kaldırarak. "Kız o kadar çağırdı. Hayır mı diyecektik? Ayrıca kafa dağıtmak belki bize de iyi gelir." Nevra kafasını olumsuz anlamda salladı. "Saçmalık bu." gülümseyerek Belize baktım. "Düşünülebilir bence." Nevra elinde ki dergiyi masaya koydu ve sert gözlerini üzerimde gezdirdi. "Seni de kaybettik yani?" Omuzlarımı silktim. "Biraz eğlenmekten zarar gelmez bence." Kızlarla vedalaşıp okuldan çıktım ve eve gitmek için yola koyuldum. Hey, şu duvarın üstüne oturmuş iğrenç bir şekilde laflarıyla taciz eden gerizekalıların derdi neydi ? Ellerinde salladıkları bıçağı görünce ürperdim. Diğer kaldırıma geçmek için hamle yaptığım da ellerimin içinde hissettiğim sıcaklıkla birden irkilerek ellerime baktım. Bir dakika ! Bu elde kimin? Sevgilim bile benim elimi tutamazken hemde.. 'Senin sevgilin yokki gerizekalı.' Susar mısın lütfen. Şu an iç sesimle kavga etmenin hiç sırası değil. Gözlerimi ellerimden çekemiyordum. "Sanırım bana gerçek bir teşekkür borçlusun." diye duyduğum ses ile kafamı kaldırdım. Dudaklarında umursamaz bir sırıtış vardı. İyide kimdi bu? Elimi çekecekken daha sıkı tuttu. Gözlerimi suratında gezdirmeyen başladım. Kirli sakalları, renkli dudakları, hafif dağınık saçları. Kıvrık ve uzun kirpikleri. Gözleri.. Kehribar gözleri... Ağzımın aralanmasına engel olamıyordum. Bu oydu. Geçen gün koşarken çarptığım kişiydi. 'İyi de o ağaç değil miydi?' Duyduğum ses kendi içimden geliyordu. Değilmiş demek ki. 'Aptal aptal bakmayı kes şu adama." bu oydu. Geçen gün hayal olduğunu sandığım kişiydi. Uzun boylu, kalıplı vücudu, geniş omuzları ile kendine hayran bırakan kehribarların ta kendisiydi.. Köşeyi döndüğümüzü fark ettiğim de ellerimi hızla ellerinden çektim. İnce uzun parmakları.. 'Eylül ne oldu sana?' Bilmiyorum, kes sesini... "Halledebilirdim." Gözlerine bakmamaya özen gösteriyordum. Çünkü büyü varmış gibi kendimi kaybediyordum. Arkamı dönüp karşı durağa geçecektim ki kolumda hissettiğim el ile geriye doğru bir adım attım. Gözlerine kaydı bakışlarım. Geçmişe götürüyordu gözleri Sanki bir yerlerden tanıdık çıkacaktım kehribarları ile.. "Bu 3oldu." Duyduğum sesi ile kafamda ki aptal kavgadan kurtulmuştum. Söylediği kaşlarımın çatılmasına sebep oldu. "Teşekkür ederim." Gözlerimi etrafta gezdirdim. O ise kaşlarını kaldırmış bana bakmaya devam ediyordu. Omuzlarımı dikleştirdim ve sağıma soluma bakıp karşıya geçtim. Biraz ileride ki otobüs durağına ulaştığımda akbilimi çıkarttım. Sonat Akay'ın kıymetli torunuydum. Otobüse binmek.. hiçte onun torununa yakışacak bir durum değildi. Ama bu kimin umurundaydı ? Kendimi özel şoför ile gezerken de görmüştüm, bir mahallenin kenarında limon satarken de.. Sırtımı duvara yasladım ve beklemeye başladım. Kafamı hafif sağa yatırdım ve o çocuğun orada olmadığına baktım. Yoktu... Keşke adını sormayı akıl etseydin diye kendime kızan iç sesim ile boğuşuyordum. Belki de bizim okuldaydı. Gözleri.. Ne saçmalıyorsun sen Eylül? Al işte başladı yine konuşmaya. İki dakika susmuyordu ki düşüneyim. 'Sen bunları düşünemezsin.' Gözlerimi hayretle açtım. Pardon nedenmiş o? Ellerimi belime koymuş iç sesime çemkiriyordum şu an. Çok olmuştu artık. 'Bunları düşünmeye ne vaktin var ne de beynin.' Kafamı olumsuz anlamda salladım ve gerçek dünyaya geri döndüm. Yanımda hissettiğim, hatta dibimde hissettiğim gölge ile yerimde sıçradım. al işte, fırsat ayağına geldi! 'Fırsat ayağına mı geldi? Ona hemen tepki göster!" Kaşlarımı çattım içimden. İyi de neden tepki göstereyim? 'Belki de seni takip ediyordur.' 1 adım geri attım ve iç sesimi dinleyerek karşımda duran kehribarlara kaşlarımı çatarak baktım. "Teşekkür ettim işte. Daha ne istiyorsun?" Ellerini cebine koymuş ve sırtını duvara yaslamıştı. "Niye peşimden geliyorsun diyorum?" Bir de çocuğu sapık ilan ettin. 'Hiç otobüse binecek tip var mı bunda?' Haklıydı. Kafamı salladım. "Evime gideceğim." Gülümsedim. "Evine otobüs ile mi gideceksin?" Doğruldu ve ellerini omuzlarıma koydu. "Seni dinlemeyi ve cevap verebilmeyi inan çook isterdim. Ama emin ol çok daha önemli işlerim var. Yani muhakkak vardır." Yanımdan geçerken bana laf sokulunu hazmetmeye çalışıyordum. Yanımıza yanaşan siyah lüks arabaya bindi ve uzaklaştı. 'Rezil oldun sanki biraz.' Kes sesini gerizekalı. Seninle evde görüşeceğiz. ------- Tedirgin bir şekilde arabayı durdurdum ve gösterişli sokağa baktım. Bugün Cumartesi akşamıydı. Ve Beliz bizi ikna ederek getirmişti buraya. Anahtarı valeye verdim ve sokakta ilerlemeye devam ettim. "Şurası işte." Siyah kapıya çevirdim gözlerimi. Kapıda 4 tane iri yapılı adamlar vardı. "Emin misin ?" Dedim kaşlarımı kaldırarak. "Al işte !" Elinde ki kartı uzattı bana doğru. Burası hiçte eğlenebileceğimiz bir yere benzemiyordu. Adımlarımı ilerlettim ve kapının girişinde durdum. İçeriye girecektim ki adamlardan bir tanesi önümde durdu. "Kimin davetlisiydiniz ?" Dudaklarımı büzdüm. Belizin elinde ki kartı adama doğru uzattım. Adam kartı inceledi. "Yani ?" Dedi suratıma bakarak. "Arkadaşımız burada bir eğlence olduğunu söyledi. O davet etti." Nevra sinirle adama derdini anlatmaya çalışıyordu. "İsim verirseniz yardımcı olabiliriz hanımefendi." Kaşlarım daha çok çatıldı. "İsim falan bilmiyoruz. Çağırdılar geldik. Allah Allah ya." Adam kafasını olumsuz anlamda salladı. "Maalesef sizi içeriye alamam. Dilerseniz diğer mekanlarımızda ağırlayabiliriz sizi." Pardon buranın ayrıcalığı neydi ? Derin bir nefes aldım. Gireceğim yoksa bile şu an içeri girmek istiyordum. Tam ağzımı aralayacaktım ki önümde ki adam ceketinin önünü indikleri ve bir adım sağa kaydı. Gözleri benim arkama bakıyordu. "Hanımlar benim misafirim." Bu ses.. Tanıdık geliyordu bu ses. Omuzumun üzerinden gelen sese baktım. Bu oydu işte. Kehribar.. "Pardon Uraz bey.." Uraz.. Adını duyduğumda dudağım istemsizce yana kıvrılmıştı. Adam kapıyı açtı. İçeriye girdim ve etrafta gezdirdim gözlerimi. Dışarının aksine oldukça sesli bir yerdi. Karanlık belirli aydınlatmalar ile loş bir ortam yaratılmıştı. Müziğin sesi kuşağımı tırmalıyordu. "Bu 4 oldu." Omuzumda hissettiğim sıcaklık ürpermeme sebep olmuştu. Kafamı sese doğru çevirdim. Aramızda milim mesafelerin olması nefesimin değişmesine sebep oluyordu. Dudağının hafif kenara kıvrıldığını görebiliyordum. "Borcun gittikçe artıyor." Suratı ciddileşti ve duruşunu dikleştirip sağ tarafta ki koridorda ilerlemeye devam etti. "Eylül kim bu ?" Bu soru tabikide Nevraya aitti. Ben ise adının Uraz olduğunu öğrendiğim kehribarın etkisini üzerimden atamıyordum. "Sana soruyorum ?" Eli kolumdaydı. Kafamı belli belirsiz salladım ve Nevraya baktım. "Anlatırım." Beliz ortamıza girdi. "Aman boşverin ! İçeri soktu mu soktu bizi. Gerisinin ne önemi var ?" Kafamı olumsuz anlamda salladım ve gösterişli merdivenleri inmeye başladım. "İçkiyi abartmak yok !" Belize son ikazımı yaptım ve yürümeye devam ettim. İleride 5-6 basamak yukarıda loca tarzı bir yer vardı. Yüzlerini seçemiyordum ama 4-5 kişi vardı kızlı erkekli grup olarak. Boş bir bar sehpasına doğru ilerledik. Beliz masanın üzerinde ki kadehi eline aldı ve içkisinden bir yudum aldı. Gözlerim etrafta onu arıyordu. Ama yoktu. Gözlerim locada eğlendiğini sanan insanlara döndü. Gerçekten eğlendiklerini mi düşünüyorlardı ? Kuzular bildiğin adamlara kendilerini pazarlıyordu ve bu miğdemin bulanmasına sebep oluyordu. Ayrıca bizim burada ne işimiz vardı ? Derin bir nefes aldım ve çantamdan telefonumu çıkarttım. Hiçbir arama yoktu. Güzel.. Beliz çalan şarkı ile yerinde dans etmeye başlarken oturduğum yerden kalktım. "Nereye ?" Kafamı bar bölümüne doğru uzattım. "Alkölsüz bir şeyler bulmaya çalışacağım." Nevra kafasını salladı ve gülümseyerek Belize eşlik etmeye devam etti. Adımlarımı ilerlettim ve uzun masanın önünde dikildim. "Alkolsüz bir kokteyl alabilir miyim ?" Adam onunla dalga geçiyormuşum gibi baktı suratıma. "Alkölsüz bir içeceğimiz yok." Suratımı ekşittim. "Ne demek yok ?" Kafamı sağa yatırdım. "Redbull alabilir miyim o zaman !" Bağırarak anlaşmak zorunda kalıyorduk. Kafasını salladı ve arkasını dönüp bir şeyler yapmaya başladı. "Alkol kullanmayan birisi için fazla alkollü bir ortam." Gelen ses ile kafamı sol tarafa çevirdim. Sırtını masaya yaslamış gözleri etrafta geziyordu. Kehribar.. 'Onun bir adı var, Uraz !' Biliyoruz herhalde ! Alışkanlık. '2 günde neyin alışkanlığı ?' Sen tahmini ne zaman susarsın ? 'Kavga etmenin şurası mı ?' Onu doğrulayarak kafamı salladım ve salak görünüşümü bırakıp önüme gelen redbulldan bir yudum aldım. "Araba kullanacağım." Sırıtarak kafasını sağa yatırdı. "Bak sen." Allah aşkına şöyle durma ben düşüp bayılacağım birazdan ! "Buranın sahibimisin ?" Kaşlarını havaya kaldırdı. Aferin Eylül. Böyle bodoslama gir. "Yani içeriye senin cümlen ile girdik. Teşekkür etmem gerekiyor sanırım ?" Gözlerini etraftan ayırmıyordu. "Borcun artıyor." Kaşlarımı çattım. "Borç derken tam olarak ?" Omuzlarını silkti. "Bilmem ona da sen karar ver." Gözlerimi kıstım. "Hediye alayım istersen sana." Gülüş sesini duymuştum. Gülmüş müydü ? Yanağın da çıkan çizgi ile ben burada eriyip yerlere düştüm. Allahım sana geliyorum ! 'Dünyanın 8. Harikasını buldum !' Diye çığlık atmak istiyordum orta yerde. "Ben hediye sevmem." Kafasını bana çevirdi. Loş ışıkların arasından kehribarları bağırıyordu bana. Gözleri dudaklarıma mı kaymıştı ben mi yanlış anlamıştım ? Sapık.. sapık mıydı ? Borç dediği şey ! Aptal Eylül ! Aptalsın ! Aptal ! Elimde ki bardağı bıraktım ve bir adım geri attım. "Sen neyi ima ediyorsun! Pis sapık !" Gülüyordu. Gerçekten gülüyordu. "Senin ruhun sapık. Ben düzgün bir şekilde bana borçlandığını söyledim." Kafamın içerisinde ki belirsizliği susturmak istiyordum ama susmuyordu. Kafamı sol tarağa doğru çevirdim. Burada ki kızların gözü bizim üzerimizde miydi bana mı öyle geliyordu ? Kimdi bu Allah aşkına. "Çirkin imalarda bulunmazsan bir şey soracağım." Utançtan yanaklarımın kızardığını çok rahat bir şekilde hissedebiliyordum. Sesli bir şekilde yutkundum. "Dinliyorum." Üzerimizde ki gözler rahatsız olmama sebep olsa da sesimi çıkartmadım. "Adın ne ?" Kaşlarım havaya kalktı. Gerçekten bu kadar ter dökmenin sebebi olan soru bu muydu ? Kafamı belli belirsiz salladım. "Eylül." Dedim düz bir ses ile. "Senin adının da Uraz olduğunu öğrendim." Kafasını salladı olumlu anlamda. Arkasını döndü ve barmene baktı. Daha sonrasında bana baktı ve yanıma doğru bir adım attı. Aramızda yine milimle kalmıştı. Nefesini hissediyordum. Ama kafamı kaldırmaya cesaret edemiyordum. Kafasını daha çok yaklaştırdı. Nefesini boynumda hissediyordum. Burnuma deli gibi içki kokan mekanın inadına onun kokusu geliyordu. "Mor yakışmış Eylül." Söylediği cümle ile ne ara kapandığını anlamadığım gözlerimi araladım. Yoktu. Nereye kaybolmuştu ? Acaba ben kafamda birisini kurmuştum ve onunla bir şeyler mi yaşıyordum? Gözlerimi etrafta gezdirdim. Birçok kişinin gözleri üzerimdeydi. Kafamı salladım ve bardağımı alıp kızların yanına adımladım. "Neredesin sen ?" Nevra gülerek sorduysa bu soruyu kafası gitmeye başlamıştı bile. Bar sandalyesine oturdum ve çantamdan telefonumu çıkarttım. Elmas teyzeden bir mesaj vardı. 'Her şey yolunda güzel kuzum. Hiç merak etme.' Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Saat gece yarısını geçeli epey olmuştu. Şu an lavaboda kusan Belizin saçlarını tutuyordum. Ben sana dedim bu kadar abartma diye ! Ağzını çalkaladı ve ensesine su tuttu. "Gidelim mi artık ?" Dedim gözlerinin içerisine bakarak. Gülümsedi. "Kalkarız birazdan." Koluna girdim ve lavabodan çıktım. Bir yanım gitmek istemiyordu. Urazla belki karşılaşırım diye düşünüyordum. İçerisi biraz daha aydınlanmıştı. Nevranın yanına geldiğimiz de Beliz oturdu ve telefonunu eline aldı. Gözlerim ilk girdiğimizden beri dikkatimi çeken locaya kaymıştı. Orada ki insanlar daha net görünüyordu. Gözlerim ruhsuz bir şekilde oturan kişiye kaydı. Görmeyi inkar etsem de bu oydu. Urazdı bu. Yanında esmer bir kız oturuyordu. Eli Urazın ensesindeydi. Ona doğru bakarak bir şeyler konuşuyordu. O ise ona bakmıyordu bile. Bir şeyler oluyordu içimde ama ne olduğuna bende karar veremiyordum. "Eylül gidelim mi ?" Ses Belize aitti ama tepki vermek istemiyordum şu an. 'Ne sanıyordun ? O çocuğun sana körkütük aşık olacağını falan mı ?' İç sesimi duymamazlıktan geldim. Gözlerimi ayıramıyordum üzerinden. Daha sonrasında gözlerim asla unutamayacağım o kehribarlar ile değdi. Bir halisülasyon gibi geliyordu ama değildi. Gözlerimin içerisine bakıyordu. "Gidelim." Dedim ekşittiğim suratım ile. Çantamı aldım ve çıkış kısmında ki kasaya doğru ilerledim. "24 numara." Dedim oturan adama bakarak. Önünde ki bilgisayara baktı ve bana döndü. "Ödemeniz gözükmüyor." Kaşlarımı çattım. "Anlamadım ?" Bilgisayara tekrar baktı ve bana döndü. "Eylül hanım değil mi ?" Kafamı salladım olumlu anlamda. "Sizlerden herhangi bir ödeme alınmayacaktır." Derin bir nefes aldım. "Abi ! Biz varya bir içtik ! Bak bir içtik !" Nevranın kolunda ki Beliz konuşmaya başlamıştı. "Siz batarsınız biz ödemezsek." Kafamı olumsuz anlamda söyledim. "Hesabı söyler misiniz ? Ödeme yapıp çıkmak istiyoruz." Adam kafasını olumsuz anlamda salladı. "Ödemeniz gözükmüyor efendim maalesef." Kafamı uzakta kalan locaya doğru çevirdim. "Bekleyin burada." Parmağımı Nevraya uzatarak ilerlemeye başladım. Amacı neydi bu aptal herifin ? Barmene doğru yaklaştım. "Bir menü rica edebilir miyim ?" Adam kafasını salladı ve menüyü önüme koydu. Çantamı açtım ve tüm nakiti çıkarttım. Daha sonra Nevranın yanına adımladım ve çantasında olan bakirini aldım. 1.600 e yakın para vardı elimde. Az veya fazla umrumda değildi. Bu nakiti yanıma aldığım an'a dua ettim. İçtiğimiz masaya doğru ilerledim. Gözlerim locadan gözlerini ayırmadan bana bakan Urazdaydı. Gözlerimi ona diktim ve masanın önünde dikilmeye devam ettim. Parayı masanın üzerine koydum ve arkamı dönüp çıkışa yürüdüm. Belizin bir kolunda ben bir kolunda Nevra vardı. Sokağın sonuna doğru ilerliyorduk. "Eylül !" Beliz yine susmayacaktı. "Şurada kussan, elini yüzünü yıkamak için bir su bile alamayacağız. Ağzını açarsan seni gebertirim !" Vale arabamı bıraktığında tebessüm ettim ve arka kapıyı açtım. Nevra da peşinden bindi. "Yatın zıbarın ikinizde." Arabaya bindim ve topuklularımı çıkarttım. Kemerimi taktım ve hızlı bir şekilde sokaktan ayrıldım. Bu sinirim kimeydi bilmiyorum. Nevra ve Belize miydi ? Yaşadığımız şu saçma hesap muhabbetine miydi ? 'Yoksa Urazın yanında bir kız görmene miydi ?' Gaza daha çok bastım. "Sus artık !" ———————— "Günaydın şirine !" Gözlerimi ovuşturarak mutfakta kahvaltı hazırlayan Nevraya bakıyordum. "Günaydın." Başımda bir ağrı vardı. Dün gece.. "Beliz nerede ?" Gülümsedi. "Duş alıyor !" Üzerinde ki bornoz ile salona gire Belize kaydı gözlerim. "Seni geberteceğim !" Ona doğru yürürken masanın arkasına geçti. "Ne yaptım ben ya ?" Sesi isyan eder gibiydi. "Ben sana demedim mi abartmak yok diye ?" Masanın üzerinde ki kutuyu ona doğru fırlattım. "Vallahi çok içmedim ya. Ortam çarptı beni." Masanın etrafında dolanıp duruyorduk. "Beliz kaçma şuraya gel !" Kafasını olumsuz anlamda salladı . "Zaten başım çatlıyor. Ne olur beni azad et !" "Sucuklu yumurta hazır !" Nevra biz hiç kavga etmiyormuşuz gibi aramızdan geçip masaya oturdu. "Kahvaltıdan sonra kavgaya devam etsek olur mu ? Ben çok açım !" Belizin söylemesi ile boş anından yararlanıp koşmaya başladım. O ise gözlerini kocaman açmış bana bakıyordu. "Eylül niye böyle yapıyorsun ama ya !" Topuklarına vura vura odasına doğru koşmaya başladı. Suratıma keyifli bir sırıtış yaydım. "Bu bana yeterli." Masaya oturdum ve enfes gözüken kahvaltıya baktım. ——————— Eve girdim ve kapı girişinde ki aynadan kendime baktım. Pijamalarım üzerimdeydi. Ara sıra kozlarda kaldığım için birkaç kıyafetim vardı orası için. Kafamda ki dağınık topuza gülümsedim ve ablamın yanına çıktım. Uyuyordu. Bu beni rahatlatmıştı. Babam ? O neredeydi ? Merdivenleri inip salona bakındım. Tabiki de yoktu. Tekrar bir alt kata inip leş gibi kokan içinde ise resimlerden başka bir şey bulunmayan odanın kapısını aralayıp kafamı uzattım. Evet, tahmin ettiğim gibi. Babam yine her zaman ki gibi bir yandan içip bir yandan küfürler ediyordu. Sessiz adımlarla odadan çıkacakken "Sizin yüzünden. Her şey sizin yüzünüzden ! Lanet olsun !" Diye kendi kendine bağırırken önümde durdu. Evet, bana vuracak sanmıştım. Elinde ki içkiden biraz daha içerek yanımdan geçip gitti. Hayır ! Ablamın yanına gidiyor olamazdı değil mi ? Koşarak peşinden gittim ve ablamın kapısının önüne geldiğinde önüne geçip her zaman ki gibi kendimi kurban kıldım. Vurduğu tokatta her ne kadar sarsılsam da o odaya girmesine izin veremezdim. Kafamı kaldırıp tekrar ona baktım ve onu iyice sinirlendirecek şeyler söyledim. Sesimi çıkarmamam gerekirdi. Sızana kadar beni dövmesine izin vermeliydim. Yoksa.. Hayır buna katlanamazdım... Vurduğu son tekmelerle yavaşça bilincim kapansa da o sızana kadar direnmek zorundaydım. Yerde yatarken ağlamıyordum bile sadece kendimi sıkmakla meşguldüm. Kafamı çevirdiğimde sandalyesinde ağlayarak beni izleyen ablamı gördüm. Bilincim git gide benden ayrılıyordu. Babamda sızmak üzereydi. Elmas teyzenin ablamı alıp içeri götürmesiyle biraz olsun rahatlamıştım. Babam bu haliyle onun yanına dahi gidemezdi. Evet Elmas teyze bizi ayırmamıştı. Çünkü bunu bir kere yaptığında hem o da hırpalanmıştı ve benden gereğinden fazla azar yemişti. Babam beni döverken kimsenin karışmamasını ben istemiştim. Çünkü onun kurbanı ben olmazsam başkası olacaktı. O başkası %90 ablam olacaktı. Kendimi daha fazla tutamamıştım ve üzerime fırlattığı içki şişesinin parçalanışıyla gözlerim ve bilincim de son darbeyle ve babamın son sözleriyle uzun süre açılmamak üzere kapanmıştı. "Onu nasıl öldürdüyseniz hepiniz öyle ölüceksiniz. Benim kızımın katili sensin, senin katilinde ben olacağım !" BÖLÜM SONU

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

OYUN BİTTİ | 3

read
10.1K
bc

YEMİN KANLA YAZILIR, AŞKLA BOZULUR

read
3.1K
bc

Koca Adam +18

read
256.0K
bc

Hayal İle Aşka Yolculuk

read
44.9K
bc

Kimse Sağ Çıkmaz |Çıkmaz Serisi 2 |

read
1.8K
bc

Eylül Masalı

read
6.3K
bc

Tesadüf (Türkçe)

read
5.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook