Beliz Şekerci
2 HAFTA SONRA..........
---------
Güne alarmımın sesi ile başladım. Yatakta doğrulup gözlerimi açmaya çalışırken biraz vakit harcamıştım ve sonra kalkıp güzel bir duş aldım. İşte bu iyi gelmişti. Ayna da ki kendime baktım. Morluklarım gitmişti. Kaşımın kenarında hafif bir çizik kalmıştı. Bugün makyaj yapmama gerek yoktu o zaman.
Saçlarımı kuruttuktan sonra kot şortumu ve üstüne siyah kısa kollu bol bir badi giydim. Aksesuar olarak özel tasarım uzun birkaç kolyemi takıp siyam çantamı aldım.
Kulaklığım ve telefonumu da alınca artık hazırdım.
---—————
Okula girip kantine yöneldim. Hemen çay ve tost alıp bir masaya yerleştim. Urazla 2 haftadır görüşmüyorduk. Yani görmemiştim onu. O günden sonra hiçbir şey olmadı. Beni hemen evime bıraktı. Aslında içimde bir eksiklik vardı ama bu neydi gerçekten bilmiyorum. Alışkanlık mıydı bu ?
'Belkide özlemişsindir.'
Elim adamını neden özleyeyim ben yahu !
'Elin adamı olduğunu kim söyledi ?'
Gözlerimi devirdim ve cevap vermemeye karar verdim.
Tostumla ve çayımla fazlaca ilgilenirken kantine böğürerek giren kıza yönelttim gözlerimi. Sese bak ya. Böyle bir gülme stili olamazdı.
İçeri böğürerek giren sarışın kız yan masam da oturan esmer ve kumral kıza doğru koşarken "kızlaaaaar" diye cıvlıyordu. Elinde ki dergiyi masaya çarpıp hızla nefes nefese konuşmaya başladı. Aslında amacım onları dinlemek değildi ama kulak misafiri olmak ayıp değil, değil mi ?
'Gayrette ayıp. Ama bence de dinlemelisin.'
Bazen seni gerçekten sevdiğimi falan düşünüyorum ya.
Tostumdan bir ısırık aldım.
"Uraz Delen sahalara görü dönüyor"
Söylediği cümle ile kafam refleks olarak aniden oraya döndü. Cümlenin içerisinde ki Uraz Delen dikkatimi çekmişti.
Belkide başka Uraz Delendir.
'Bu kızların tanıyabileceği kaç tane Uraz Delen olabilir.'
Ne bileyim ben ya.
'Susta dinle şunları. Gözlerini demek kızların üzerinden.'
Kafamı önüme çevirdim aniden.
Çaktırmamak için tostumdan bir ısırık daha alıp dikkatle dinlemeye devam ettim.
Bu sırada masama yönelen Beliz ve Nevrayı görünce işaret parmağımı dudağıma götürerek 'susun' işareti yaptım. Anlamayan gözlerle bana bakarken gerçekten ne kadar gerizekalı olduğumu fark ettim.
"Yarın .... da yeni barının açılışı varmış. Kızlar çok heycanlıyım ya. Uzun zamandır görünmüyordu ortalıkta. Çok güzel olmam gerek. Artık beni görmesini sağlamalıyım. Bakın habere yaa."
Al sana 2. Selin vakası daha. Uğraş dur Eylül...
"Yalnız çok yakışıklı çıkmış." Diye esmer olan kız lafa atladı. İçimden nedense onları yolmak geliyordu. Nevra kolumu dürterken gözlerimi büyülterek ona baktım.
"Bırakın Urazı da derse gidelim geç kalıcaz" dedi ve masadan ağır adımlarla kalktılar. Ben bu sırada onları dinlemiyomuş gibi yapmakla meşguldum.
'Çok başarılıydın ya.'
Dalga geçme !
"Demek Uraz Delen sahalara geri dönüyor." Diye kendi kendime mırıldanırken bana 'bu sefer gerçekten kafayı yedin' bakışları atan arkadaşlarıma baktım.
Suratıma sevimli bir gülüş koyup "biraz kulak misafiri olmaktan ne zarar gelir ki ?" Derken Nevra araya girip "dökül." Dedi sert bir şekilde. Gülümsemem iyice yayılırken " Uraz. Sahalara geri dönüyomuş. ..... da bar açmış.
Sürekli 'sahalara döndüğünü' söylüyorlar. Hayır sadece sahaları merak ettiğimden.
Hiçbir şey anlamadım ama o Uraz -" diye lafımı kesen Beliz oldu. Senin Urazzz" diye bağırarak parmağını bana uzattı.
Ayağımı sertçe yere vurdum. Benden beterleri de vardı tabi.
"Yönetim katı tam olarak duymadı Beliz, biraz daha bar gerizekalı" dediğim de ağzını açmıştı ki elimi ağzına götürdüm ve " eğer tek kelime edersen ölümün benim elimden olur canım arkadaşım. Ayrıca o benim Uraz değil anlaştık ?" Dediğim de kafasını sallayınca ellerimi yavaşça çektim ve tam ağzını açmışken ölümcül bakışlarımı üstünde gezdirdim.
Üzüldüğünü anlayınca koluna vurunca " konuş konuş, napalım başa gelen çekilir" diyip güldüm ve onlar da bana eşlik etti.
"Konumuza dönelim. Urazın çokta tekin biri olmadığını biliyorsun Eylül."
Nevra uyarır tonunda konuşmuştu, derin bir nefes aldım ve "Bilmiyorum. Yani onu hiç tanımıyorum kızlar." Dediğimde
"Tanıyalım o zaman" diyen Beliz'e çok zekisin bakışlarımı attım. "İyi de, nasıl ?" Dedim iç çekerek.
"Bizde şu sahalara bir uğrarız, ha ne dersiniz ?" Diyen Nevraya baktım. Bunu söylemesine şaşırmıştım çünkü bu durumdan hoşlanmadığını biliyordum. Omuzlarını düşürdü. "Merakın gitsin diye uğraşıyorum."
Gözlerimi masaya çevirdim. "Sahalar derken Bardan bahsetti kız Nevra. Ve dediğin gibi nasıl bir ortam olacağını kestiremiyorum."
Nevrayla Beliz araların da küçük bir bakışma yaşadıktan sonra aynı anda kalkıp " hemen alışveriş yapmalıyız" diye ekledi Beliz.
Şaşkınca ikisine bakarken "Hadiiiii. Çok eğlenceli olacak" diye hevesle çırpınan salak arkadaşlarıma 'neyin kafasındasınız' bakışlarımı attım.
Kendilerine eğlence arayan arkadaş grubunun bugün ki kurbanı ben seçilmiştim.
---———————
Akşam saat 8 olmuştu.
Kızlar saatlerdir elbise deniyorlardı. Ben ise gitmemek için inat etsem de gittiğim zaman üstümde ki şort ile gideceğimi söyledim. Baya inatlaştıktan sonra 'Zafer benim!' Dansı yaptım tabikide.
"Olmuş mu?" Diye soran Nevraya bıkkın bir şekilde gözlerimi devirirken Beliz çıktı ve "Buna bayıldım. Nasıl?" Diye cıvladı.
Araya girip "Kızlar yeter. Fazla abartmadınız mı ? Gerçekten böyle yaparsanız asla gelmem."
dediğimde "Tamam yaa. Bakar mısınız ? Biz bunları alacağız paket yapar mısınız?" Dediğinde aynı yerden ayakkabı ve aksesuarlarını da aldılar ve zorla kuaföre gittik, saçlarını yaptırdıkların da "Artık yeter. Ne olacaksa olsun. Saat resmen 11 oldu ya." Dedim isyan ederek. "Haklısın. Hadi bakalım, eğlence başlasın" deyip ellerini birbirine çarptı.
--———————
Geçen sefer geldiğimiz sokaktı fakat bu sefer daha farklıydı. Etrafta birsürü insan vardı ve tipleri ürkütüyordu.
"Kızlar hadi dönelim."
Deyip arkamı döndüğümde Nevra kolumdan tutup
"korktuğun bir şey mi var ?" Dedi.
"kızlar burdakiler biraz.. biraz farklı bakıyo. Yani biz ne yapacağımızı da bilmiyoruz." Dedim.
"Ben bile bu kadar korkmuyorum ya" diye Beliz araya girince pes edip "Ölmek için başka seçeneğim olsaydı keşke." Diye sayıklandım ve içeri girmek için hamle yapacaktım ki kolumda bir el hissettim.
"Buraya bu tiple giremessiniz küçük hanım."
Gözlerimi hayretle açarak adama baktım.
"İyide ben o iki kızla geldim. Nasıl ya onları alıp beni niye almıyosunuz ?"
"Küçük hanım. Burası lise değil. Bayanlar buraya uygunlar. Fakat siz, fazla küçük-"
dediğinde "Aman çok meraklıydım sizin Uraz beyinizin mekanına zaten. Benim işime gelir. Uraz beyine söyle mekanını başına çalsın." Deyip lafını kestim.
Nevra ve Beliz içeri girmişlerdi. En azından gözcülük yapacaklardı bana.
Arkamı dönecektim ki bir öküze çarptım. Evet, yanlış değildi bir öküzdü.
"Hayırdır Gökhan ? Bir sıkıntı mı var?"
Ses Urazın arkadaşı olan, birkaç kez karşılaştığımız ve sonunda 2 hafta önce tanıştığımız Emreydi.
"Hayır Emre bey. Küçük hanım gidiyordu. " diyip dudaklarını birbirine bastırdı. Emre'nin suratında ki o imalı ve pis sırıtışa rastladım.
"Küçük hanımı içeri alın."
Dedi küçük hanımın üzerine bastırarak.
"Kendisi özel misafirimiz."dediğinde kaşlarım kalksa da burnuma pis kokular geliyordu. "Nasıl emrederseniz efendim" deyip beni içeri geçirdi. Takım elbiseli adama sert bakışımı bıraktım ve içeri girdim.
Dışarıya gelen seslerin bu kadar yüksek olduğunu
tahmin edemediğim için elimi sağ kulağıma bastırdım. Geçen sefer geldiğimiz yere göre oldukça farklıydı. Bir kere burada ki kadınların üzerinde kıyafet yoktu!
Acaba bizim salaklar nerde derken bir masanın önünde bir şeyler aldıklarını gördüm. Koşarak kalabalığın arasından sızdım ve bardakları ellerinden alıp "yeterince iğrenç bir ortam. Birde sizinle uğraşmayayım."
Nevra kaşlarını kaldırarak bana baktı. "Sen içeri nasıl girdin?"
Ellerinde ki içkileri koydum masaya.
"Kalkın gidiyoruz. Buna daha fazla katlanamayacağım."
"Neyin var Eylül ?" Diye lafa atlayan Belize baktım.
"Şu ortamın rezilliğini gerçekten göremiyor musunuz ? Burası sadece bir geç kulübü değil." Dedim. İkiside bıkınca mırıldandı ve çantalarını ellerine aldı.
Arkamı dönüp gidecekken okulda ki o sarı kızı görmem bir oldu. "Durun." Dediğimde bana anlamayan gözlerle baktılar.
"Okulda ki sarı çiyan ve yandaşçıları burada." Dediğimde kaşlarımla gösterdiğim yere bakan Nevra "Bu gece eğlenceli olucak. Yalnız kabul et fazla dengesizsin be kardeşim" dedi gülerek.
Çatık kaşlarım ile yüzümü ona çevirdim.
"Ne olursa olsun, asla içmiyorsunuz kızlar. En azından burada içmiyorsunuz."
Gözlerimi Beliz'e çevirdim.
"Ciddiyim."
----————————
2 saattir burdaydık ve Uraz hiç görünmüyordu etrafta. Hani burası onundu ya. Bir şey de öğrenemedik zaten. Canım sıkılmış bir şekilde alkolsüz kokteyl içen kızlara bakıp "hadi gidelim, bunaldım" deyip omuzlarımı indirdim.
"Kimse yok zaten ortalıkta. Gidelim, Evde içeriz" diyen Belizi Nevra da onaylayınca ayağa kalkıp merdivenlere yöneldik.
Kafamı sağa çevirdiğim de büyük bir topluluğun ileri de toplanıp alkış tuttuklarını görünce anlamaz bakışlarımı oraya çevirdim.
Oha ! Merdivenden inen bizim Uraz olamaz değil mi ?
'Bizim Uraz derken ?'
Lafın gelişi..
'Sence de fazla yakışıklı değil mi ?'
Abartma!
'Abartma mı ? Saklama Eylül ! Bu adam fazlasıyla karizmatik ve çekici.'
Bıkkınlıkla ofladım.
Mekanın en köşesinde ki uzun merdivenlerden iniyordu. Suratı oldukça donuktu. Kimseyle göz teması kurmadan ruhsuz bir şekilde iniyordu merdivenleri. Aksel ve Emre de yanındaydı.
İnsanların aptal gibi alkışlaması normal miydi. Loca bölümüne doğru ilerledi. Sahneden 5-6 basamak daha yukarıdaydı.
Geçen sefer geldiğimde de orada oturuyordu.
Sen kimsin Uraz ? Uraz Delen kim ?
Gözlerimi ondan ayıramıyordum. Oturduğu yerden baktığında çok rahat görebileceği bir yerdeydim. Ama yerimden kıpırdayamıyordum. Çok garipti içim. Müzik ve insanlar kaldığı yerden eğlencesine devam etmişti.
Arkamı dönecektim ki okulda ki o sarışın Kısım ve arkadaşlarının locaya doğru ilerlediğini gördüm. Her elini kolunu sallayan içeri girebiliyorsa ne özelliği kalmıştı bunun ?
Gelde sarı çiyan deme ama şimdi. Kız Urazın yanına oturmuştu. Uraz ise telefonuyla ilgileniyordu. Sinsice gülümsedim.
Emre Urazın yanına doğru adımladı ve kulağına eğilip bir şey söyledi.
Onun ise suratı donuklaştı ve ayağa kalktı. Bir iki adım atıp etrafa baktı. Benim burada olduğumu mu söylemişti ? Gözlerim ateş saçan kehribarlar ile buluşunca sessizce yutkundum. Gözlerini benden ayırmadı ve derin bir nefes aldı. Bir insan neden bu kadar yakışıklı olurdu ? Nasıl bu kadar karizmatik olurdu ?
Onu 2 haftanın sonunda görmek karnımın ağrımasana sebep olmuştu.
Onu gerçekten özlemiş olabilir miydim ? Kafamı olumsuz anlamda sallayıp Arkamı dönecektim ki elinde büyük bir tepsi ile içki taşıyan adama çarpmam bir olmuştu. Allah kahretsin !
Gözlerimi suçlayan elime çevirdim.
Kanıyordu.
"Gel temizleyelim, içerisinde kan kalmasın."
Kafamı olumlu anlamda salladım lavaboya doğru ilerlemeye başladık.
"Özür bile dilemiyor. Küstaha bak. Rezil ettin her yerii..." diye sayıklayan adamı ise arkamızda bırakmıştık.
Elimi peçeteyle temizledik ve peçeteyi oraya tutmamıza rağmen fazla kanadığı için hastaneye gitmeye karar verdik.
"Dev sakarsın, yemin ederim bak."
Nevra sinirle boynunda ki dışarı çıkarttı ve elime sardı.
"Tut bunu böyle."
Kafamı olumlu anlamda salladım ve lavabodan çıkıp mekanın çıkışına ilerledik. Merdivenleri çıkıp mekandan çıkacaktım ki içimde ki hisse engel olamadım.
Arkamı döndüm ve kafamı Urazların olduğu locaya çevirdim.
Uraz yoktu. Ama o kızda yoktu.
Belkide..
Aklıma gelen düşünce ile kafamı olumsuz anlamda salladım ve mekandan çıktım.
İçimde ki düşüncenin gerçeklik oranı ne kadar yüksek olsa da bir yanım bunu reddediyordu.
'Belkide bu içinde ki aptal duyguya bir son verip eski hayatına dönmen daha iyi olacak Eylül.'
Bu sefer haklıydı sanırım. Urazdan soğumam için çok ciddi bir sebep konulmuştu önüme....
2 GÜN SONRA...
Uzun bir aradan sonra derin bir uyku çekmiştim. Hızlıca yataktan kalkıp banyoya gittim. Soğuk bir duş alıp saçlarımı kuruttuktan sonra sarı gömleğimin altına kot pantolonumu giyip gömleğimi içine soktum. Gerçekten şeker olmuştum şu an..
Aynada kendime bakarken gözlerim elime kaydı. İçinde cam kaldığı için parçalanmıştı o yüzden birkaç dikiş atılması gerekmişti. Evet bardan çıktıktan sonra Uraz'ı hiç görmemiştim. Şu saatten sonra görmesem daha iyi olurdu aslında.
Yatağın üstün de ki telefonumu alıp arkama cebime atarken aşağıdan gelen çığlıkla olduğum yerde durdum.
Sonra bir şeyin düşme sesiyle abimin "DAMLA ! " diye kükreyişi evde ölüm sessizliği oluşturdu.
Koşarak odamdan çıkıp merdivenin başına ilerlediğim de merdivenin korkuluğuna yaslanarak oturmuş babam girdi görüş alanıma.
Onun üzerine yürüyen abimi gördüm daha sonrasında Bağırarak babamın boğazına yapışmıştı. Abim sanırım ilk defa bu kadar ciddiydi. Ve sinirli. Seslerin ne abimden ne de babamdan gelmediğini anlayınca kafamı öne uzatıp merdivenlerin sonuna bakınca başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü.
Sağ gözüm seyrimeye başlarken kafamı salladım belli belirsiz.
Bunu yapmış olamazdı değil mi ? Bu kadar ileri gitmiş olamazdı. Ablama dokunmuş olamazdı değil mi ? Beynimdekileri susturdum merdivenleri inip yerde yatan Damlanın yanında dizlerimin üstüne çöktüm.
Suratını kapatan saçlarını geriye attım.
"Damla." Dedim yorgun çıkan sesim ile. Soğukkanlı olmak zorundaydım.
"Damla bana bak."
Buğulu gözlerim ile kanlar içinde olan suratına baktım.
"Damla yalvarırım aç gözlerini."
Kafamı kaldırıp etrafıma baktım.
"Elmas teyze ambulansı ara !"
Sesimi oldukça sakin tutmaya çalışıyordum. Panikleyip yanlış bir şey yapamazdım.
"Eylül."
Kafamı kaldırıp Elmas teyzeye baktım.
"Ambulans çağır ! Lütfen."
Sonuna doğru sesim kısık çıkmıştı. Ellerimi Damlanın yanağına koydum.
Yalvarırım bana bunu yapma. Bu sefer kaldıramam, yalvarırım sende gitme benden..
Gözlerim yerde ki kanlara kaydı. Kafası..
Kafası kanıyordu.
Elimi ensesine doğru götürdüm.
Kafası kanıyordu ablamın..
Gözümden akan yaşa müsade ettim.
"Damla ! Abicim, bak bana güzelim."
Abim Damlanın yanağından tutup kendisine doğru çevirmişti.
"Sen gel buraya, gel ! Seninle işim bitmedi."
Eliyle abimi işaret eden babama çevirdim kafamı.
"Senin ipini sonra keseceğim."
Kafasını bana çevirdi.
"Ambulansı bekleyemeyiz. Ölecek yoksa. Hadi Eylül."
Abim Damlayı kucağına alıp ayağa kalkarken kafamı babama çevirdim. Merdivenleri inerek bize doğru geliyordu.
Ayağa kalktım ve karşısına geçtim.
"Yetmedi mi yaptıkların ?"
Sesim de ki acıya, hayal kırıklığına engel olmamamıştım. O savunmasızdı. Konuşamıyordu, hayatına tekerlekli sandalyede devam ediyordu. Bunu ona yapması adiceydi.
"Sen dayak yemeye doymaz mısın ?" Dedi. Gözlerimin içine bakıyordu.
"Onun ne kadar savunmasız olduğunu biliyorsun. Senin derdin benimle ! Hadi burdayım." derken ellerimi iki yana açtım. Artık gerçekten kaldıramıyordum. Derdi benimleydi.
"Her şey benim suçum. Kızını ben öldürdüm. Benim yüzümden oldu, doğru. Bıçakla, vur, ya da işkence ederek öldür. Ne yapıyorsan yap."
Ellerimi bıraktım ve ona doğru 1 adım attım. Gözlerimi mavi gözlerine çevirdim. Birbirimize benziyorduk. Gözlerim babama benziyordu.
"Çıtım çıkarırsam babasının kızı olayım. Tam bir adi şerefsiz olayım." Dediğim de suratıma yediğim tokat iki adım geri gitmeme sebep oldu.
"Sen katilsin !"
Yanıma doğru adımladı ve ellerini yakamda birleştirdi. Beni yere doğru fırlatırken ellerim zemine sert bir şekilde çarpmıştı.
Karnıma doğru vurduğu tekme gerilememe sebep oluyordu.
Gözlerim Damlanın giderken arkasında bıraktığı kanlardaydı.
Karnıma attığı son darbeyle sırtım yere çarptı ve acı ile inledim.
Dizlerinin üstüne çöktü ve karşıma geçti.
"Seni kızım gibi öldüreceğim. Aynı araba da. Aynı hastanede. Tek sorun var. Sen hastaneye sadece morg için girebileceksin. Senin şansın yok küçük katil" dediğin de son lafını hazmetmeye çalışmıştım.
Küçük katil..
Ağzımda ki Demir tadı ile sağa doğru yattım.
Babam ayağa kalkıp merdivenlere doğru adımladı ve "siktirin gidin evimden"diye tısladı.
Acı ile inleyerek yerimde doğruldum.
Dizlerimin üzerinde oturup yerde ki kanlara baktım. Yanıma koşan Elmas teyzeye baktım.
"Eylül."
Yanıma geldi ve ellerimi tuttu. "Hadi gel seni de götürelim."
Hiçbir şey demeden düz bir şekilde yerde ki kanlara bakmaya devam ettim.
Hiçbir şey hissetmiyordum.
Ayağa kalktım ve yavaş adımlarımı dış kapıya yönelttim.
Kapı sonuna kadar açıktı.
Ayağa kalkıp dış kapıya gelince karşım da gözleri öfkeyle karışmış Urazla karşılaşmayı beklemiyordum.
Şaşırmış gözüküyordu. Arkasında ise Emre vardı.
Gözlerim kararıyordu. Urazı es geçip yürümeye devem ettim. 1-2 adım atacaktım ki vücudumun kendisini tutamadığını hissediyordum. Vücudum geriye doğru düşerken yere kapaklanmayı bekliyordum fakat birisinin kollarını hissettim vücudumda. Kokusundan anlamıştım onun olduğunu. Daha sonrası ise tamamen karanlıktı..
-----—————
Gözlerimi açmakta ne kadar güçlük çeksem de hafifçe araladım. Gözüme çarpan ışıkla tekrar sıkıca kapatmam bir olmuştu. Kokudan dolayı hastanede olduğum belliydi. Neden buradaydım peki ? Beynimi zorlamaya başlarken kesik kesik sahneler geliyordu gözüme. Ablam ! Her şey aklımda yerini alırken aniden yataktan fırlamam başımın dönüp yere düşmemi sağlamıştı. Bu sese koltukta uyuyan Nevra ve Beliz panikleyerek kalkmışlardı. Onlara kim haber vermişti ?
Beliz yanıma doğru koştu. "Eylül, kolun kanıyor." Dediğin de kafamı koluma çevirdim serumun olduğu yerin kanadığını görünce umursamadan kalktım. Tam olarak kendime gelemediğim için koşamıyordum. Kapının kulpunu tutup açınca "Nereye ?" Diye bağıran Nevraya döndüm.
"Damlaya." Dedim ve çıktım.
Karşımda yerde oturmuş bir adet Emre duruyordu. Ben gelince hemen ayağa kalkıp "Napıyosun ? İçeri gir." Diye emir verince küçük bir gülümseme koydum suratıma. Herkesi arkamda bırakmış ilerlerken Uraz'ı görmemem canımı sıkmıştı. Hızla katta ki bilgsayarın başın da duran görevli kıza "Damla Akay." Dediğimde "Yoğun bakımda . Asansörleri kullanabilirsiniz. 4. Kat." Dediğinde koşar adım asansöre bindim.
Son anda asansöre binen Beliz'e ve Emre'ye baktım.
Kafamı olumsuz anlamda salladım ve tırnaklarımı avuç içime geçirerek asansörün durmasını bekledim.
4. Kata geldiğim de yoğun bakım tarafına yürüyen abimi gördüm. Abim korku dolu gözlerle yanıma gelirken yoğun bakımın camına yapıştım. Ablam bitkin bir şekilde yatıyordu. "Ne oldu ona ?"
Abime baktım korku ile. Söyleyeceği şeye pekte hazır değildim.
İçeriden çıkan doktora çevirdim kafamı.
"Damla hanımın yakınları ?" Dediğinde konuşmaya gücüm olmadığı için abim araya girip
"Abisiyim. Nesi var? " dedi ve doktor suratını asıp
"Kafa tasında 2 çatlak var. Bir süre müşahede altında olması gerekiyor. Geçmiş olsun."
Sessizce sandalyeye oturdum. Gözlerimi yere sabitleyerek yaşlarımı geri yollamaya çalışırken kafamı kısa bir süreliğine kaldırınca Beliz, Nevra, Emre ve yanında 4 tane daha bana doğru bakan çocuk görünce ağzım aralanmıştı. Herkes burdayken Uraz gerçekten yok muydu ?
Derin bir nefes aldım ve gözümden akan yaşı silip ayağa kalktım. Koridorun solundan koşar adım gelen dedeme çevirdim gözlerimi.
"Eylül. Kızım. Şükür iyisin."
Deyip kollarını bana sardı.
"Damla nasıl ? O da iyi oldu mu ?" Deyip geri çekildi.
"Dede-"
Cümleye girecektim ki dedemin kafasının abime dönük olduğunu gördüm.
"Bazılarımız yurt dışından teşrif edebilmiş"
gözlerimi abimi diktim.
"bazılarının aklına bir ailesi olduğu gelebilmiş"
Dedi abim suratında ki ciddiyeti bozmadan.
"Yurt dışın da itlik yaparken mi düşündün bunları sevgili torunum ?"
Dedem oldukça sinirli ve gergin gözüküyordu.
"Sonat beyin paraları sıkıyor. Zorla tuttuğunuz yerden dönmenin vakti geldi değil mi ? İpleri elime almanın sırası geldi dede."
Derken onları arkamda bırakıp merdivenlere doğru yöneldim.
Gözümden akan yaşı hemen silip kendimi toparlamaya çalışınca salaklığıma güldüm.
Zemin kata gelince biraz durdum ve resepsiyona gidip ücreti öğrenmek istediğim de bana ödendiği söylendi.
Dedemin ödediğini düşünerek bahçeye ilerlemeye başladım. Arkamdan "Eylül" diye seslenen Nevraya döndüğümde koşarak gelip kollarını sardı ve karşılık verdim.
Onun ardından Belizle de sarılınca bahçeye çıktık. Hava kararmıştı ve baya esiyordu. Belizin üstüme attığı siyah kapşollumla buluşunca üstüme geçirdim ve saçlarımı yana atıp kafamı kapattım. Bahçede ilerledikten sonra arka tarafa doğru yürüdük. Bu arada kızlar kafamı dağıtmak için saçma şeyler konuşmuşlardı. Aklım onlar da değildi. Ama arada dediklerin de tebessüm ederken bende burdayım mesajımı veriyordum.
Arka bahçeye gelince 3 tane takım elbiseli adamı azarlayan Uraz'ı gördüm. Arada küçük küfürler savurup etrafa vuruyordu. Duvarın arkasına geçip onları dinlemeye başlayınca duyduklarımla ağzım aralandı.
"Ne dedim lan ben size ? 1 saniye ayrılmayacaksınız demedim mi ? O evde kimsenin burnundan dahi kan gelmeyecek demedim mi ? Ciddiye almıyor musunuz lan siz ? Kaç defa uyarıcam lan" deyip elini hızla duvara vurdu. Olduğum yerde sıçrayıp biraz daha geri çekildim.
Ne demekti bu ?
"Ne bok yemeye duruyosunuz lan orda ? Şimdi içeriye gideceğim ve Eğer o kıza bir şey olursa.. Ne olacağını tahmin edebiliyorsunuz değil mi ? Küllerinizi bile bulamazlar. " diye bağırırken ordaki 4 çocukla birlikte Emrenin de orada olduğunu gördüm.
Emre beni fark etmeden arkamı dönüp bahçe çıkışına yürümeye başladım. Ne yani ? Evime koruma mı tutmuştu ? Düşüncelerime "Ayy. Resmen filmlerde ki gibi." Diyerek ara veren kişi Beliz olmuştu.
"Başka bir amacı vardır. Bunlar sadece filimlerde olur. Bunu unutma."
Beliz suratını astı.
Buna Nevrayla kahkaha attığımız da buna bozulduğu için kolumu omzuna atıp sıkıca sarıldım. Taksi çevirip eve gitmeye karar verdik. Ne kadar istemesem de yalnız kalamassın dediler.
Eve geldiğimiz de zile basıp beklemeye başladım. Nevra cebinden anahtarı çıkarıp kapıya yönelince 'ne alaka' diye ona bakarken "Elmas hanım izinli. Baban kapıyı açmayacağı için. Anahtarı abinden aldım." Dediğinde bu kadar mükemmel olmasına ağzım açık baktım.
Eve girince her yerin kanlar içinde olması canımı sıkmıştı. Aşağı inen merdivenlere yönelince arkamı dönüp "burda bekleyin, gelirim hemen." Dediğimde Nevra itiraz etse de Beliz kafa sallayınca küçük bir gülümsemeyle aşağı indim. Merdivenler de kan danlalarını görünce tüylerim ürpermişti.
Alt kattaki odanın kapısının önünde durdum.
Bu odadan çıkmazdı. Bu kattan. Burası ona aitti. Ve genelde her yerde fotoğraf olur. Kızının fotoğrafı. Kardeşimin fotoğrafları. Mutlu aile tabloları....
Odaya girince babamı uyurken gördüm. Daha doğrusu sızmıştı. Bunu bekliyordum. Acı dolu gözlerimi üzerinde gezdirdim.
Yatağın kenarına oturdum ve gözlerimi pencereye sabitledim.
"Nazlının ölümü hepinizden çok benim canımı yaktı. Ama ben sizin gibi yapmadım. Kimseden çıkarmadım acımı. Kendi içimde yaşadım hep. Toparlamaya çalıştım. Damlayı iyileştirmek için elimden geleni yaptım. Annemin sağlığına kavuşması için her şeyi göze aldım. Ama en çok senin için çabaladım."
Gözümden akan yaşı sildim ve babama çevirdim gözlerimi.
"Senin acını hafifletmek için yaşadım hep, biraz olsun düzeleceğini umut ederek yaşadım. Babamdın sen benim. Ne yaparsan yap sevgimi alamayacağını düşündüm içimden."
Gözlerimi oda da gezdirdim. Duvarlarda hepimizin fotoğrafı vardı. "Mutlu bir aile olamasakta, aile olarak kalmamız için çok çaba sarf ettim. Ama buraya kadarmış.."
Buğulu gözlerimi tekrar babama çevirdim.
"Ben artık çabalamayacağım. Sizin yaptığınızı yapmayacağım, ama kendi hayatımı feda etmeyeceğim senin hırsın uğruna."
Titreyen bacaklarımı tuttum ve derin bir nefes alarak ayağa kalktım.
"Ben katil değilim."
————————
Yukarı çıktığım da Nevra elinde bez kanları temizlemeye çalışırken Beliz onun başında bir şeyler söylüyordu. " Eylül kızacak bak elleme. Ona göstermeyiz. Birini tutarız ya da elleme lütfen. " dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırırken yanlarına gidip Nevranın elinde ki bezi çektim. "Hadi çıkalım" dediğim de Beliz "demiştim" diye fısıldadı Nevraya doğru.
" Elleriniz bu kana bulaşmamalı." diyip kollarına girince çıkışa doğru yürümeye başladım. İçim de anlam veremediğim bir duygu vardı. Taksiye binip hastaneye geldik.
Asansöre binip 4. Kata çıktığım da etrafta koşuşturan doktorları görürken gözüm deli gibi doktorları azarlayan dedeme takıldı "Kurtarın onu ! Ölümünüzün benim elimden olmasını istemiyorsanız yavrumu kurtarın ! Size söylüyorum!"
Gözlerim abime takılınca ağladığını gördüm. Abim...
Ağlıyordu. Koşarak yoğun bakımın önündeki cama gidince gözlerim ablamı buldu makinede ki yeşil düz çizgi ilerlerken sadece bakıyordum. Sadece bakıyordum. Kolumu kıpırdatmaya dahi halim yoktu çünkü.
Perdeleri kapattıkların da kafamı yere eğdim.