URAZ DELEN..
Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Cenin pozisyonunu almış bir şekilde uyuyordu. Ben ise başında oturmuş düşünüyordum. Ne düşündüğümü bilmiyordum ama öylece düşünüyordum.
Bembeyaz tenine baktım. Belkide Eylülden kaçamamanın sebebini biliyordum. Beni ona iten şeyin sebebini biliyordum.
Anneme çok benziyordu. Gözleri, saçı, bakışı, siniri, gülüşü.En çokta kokusu benziyordu..
Yaptığım birkaç araştırmaya göre ise yıllar önce yaşadıkları bir trafik kazası hayatlarını alt üst etmiş. Eylülün kardeşi vefat ettikten sonra herkes farklı şekilde yarasını sarmaya başlamış. Her şeyi sırtlanan o kişide bu cadı olmuş sanırım.
Ekranı yaklaştırdım biraz daha. Sonat Akay mı ?
Bu kız Sonat Akay'ın torunu mu ?
Mesajı tekrar okudum kaşlarımı kaldırarak.
"Sonat Akay'ın değerlisi."
"Nevra ve Beliz adında yetimhaneden tanıştığı 2 yakın arkadaşı var."
Yetimhane mi ?
"Babası evden attığı için bir süre yetimhanede yaşamış."
Garip birisi. Oldukça garip.
————————
EYLÜL AKAY....
Başımda ki ağrı ile gözlerimi araladım. Gözlerimi bir süre etrafta gezdirdim ve geri kapattım. Bence uyumak için harika bir gün. Deli gibi uyumak istiyordum. Bir sağa dönüp uyumak, sonra tekrar sola dönüp uyumak istiyordum. Çalan telefonumu sessize aldım ve kafamı yastığa gömdüm.
"Eylül."
Nevranın sesi miydi o ? Asla kaldırmazdım kafamı. "Eylüüül !
Kolumdan çekiştirilince sinirle kafamı kaldırdım. "Harika bir güne uyuyarak devam etmek istiyorum. Sorun ne ?"
Yatağa oturdu ve 32 diş bana bakmaya devam etti. "Harika bir güne devam etmek için hazırlanman gerek."
Omuzlarımı silktim. "Bence uyumak için gayet hazırım."
"Eylül kalk hadi. Bugün okul gezisi var."
Yarım yamalak açık gözlerim ile Nevraya baktım tekrar. "Lisedemiyiz ne okul gezisi ?"
"Küçük bir parti. Hadiiii."
Elimi savurdum ve kafamı yastığa koydum tekrar.
"Üzgünüm. Kendine başka bi enayi bul."
——————
(Eylül Akay
(Eylül Akay.)
Evet o enayi tam olarak bendim.
"Sence de biraz sade olmadı mı ?"
Arabanın kapısını açıyorumdu gözlüğümü indirip ona baktım. "Haklısın. Ben bi koşu abiyemi gidip geleyim."
Elimi havaya kaldırdım. Hayır zaten o kadar lafın üstüne gelmiştim. Şükür edeceğine bir de çemkiriyordu.
"La havle."
Arabaya bindim ve kemerimi taktım.
"Rotamız neresi ?"
"Beliz."
Şüphe ile ona döndüm. "Sahi Beliz neden gelmedi ?"
Omuzlarını silkti. İddiaya girdik ve gelmeyeceğini söyledi. O yüzden kendini yormadı prensesimiz.
Kaşlarımı kaldırdım. "Ne kadar da mantıklı bir arkadaş."
Önüme döndüm ve yola koyuldum.
———————
"Hellooo !"
Beliz tüm enerjisi ile arabaya bindi. Ama sorun şu ki ben halimden asla memnun değildim ve değişmeyecekti. "Eveeet !"
Ellerimi birbirine vurdum. "Gerçek rotamızı öğrenme zamanımız geldi."
Soran gözler ile ikisine baktım. "Aslında şöyle, otobüsler yaklaşık 2 saat önce kalktı okuldan. O yüzden biz özel gideceğiz."
Nevraya boş boş bakmaya devam ettim.
"Yaaaaniiiii rotamız Ağva !"
Harika ! Upuzun bir yol !
Ne kadar da eğlenceli.(!)
"Aç konumunu aç."
"Sen niye suratsızsın acaba ?"
Aynadan Belize baktım.
"Yatağından ve pijamalarından ayrıldı."
———————-
"Nevra bu 3. Dönüşümüz buradan."
Nevra gözlerini kısıp sırıttı ve tekrar telefona döndü.
"Ama konum burayı gösteriyo."
Elimi alnıma vurdum.
Ve camdan dışarıyı gösterdim. Bomboş bir tarlaydı burası.
"Tam olarak burası mı ?"
Allahım gerçekten sinirlerime hakim olamıyorum. Hem uykumdan uyandım hem de bir tarlaya geldim.
"Arasana sana şu konumu atanı."
Kafasını salladı ve telefonu kulağına götürdü. Telefonu kuşağından indirerek daha çok gülümsedi. "Kapalı."
Kafamı direksiyona koydum. "E takılalım o zaman burada. Tatil yapmış oluruz."
Kafamı kaldırdım. "Mantıklı. Güzel bi otel bulalım."
Telefonumu elime aldım ve safariye girdim. "Şey ben konumu aldım."
Kafamı Belize çevirdim. Niye salak salak sırıtıyordu bu kız ?
"Nerden aldın sen konumu ?"
Omuzlarını silkti. "Bir arkadaştan."
"Hangi arkadaş o ?"
Nevraydı bu sefer sorguya geçen.
"Kızmak yok."
Kaşlarımı çattım. Biz ne zaman kızmıştık ki Allah aşkına ?
"Sen söyle bakayım bi."
"Emre."
Kaşlarımı çattım. Emre kim ?
"Beliz ben sana ne dedim ? Sen beni çıldırtmak mı istiyorsun Beliz ? Biz bu konuyu konuşmadık mı seninle !"
Nevra avazı çıktığı kadar bağırıyordu. "Emre kim ?"
"Kızmak yok demiştik."
Belize döndüm. "Emre kim ?"
"Ya şu seninle uğraşan gerizekalının arkadaşı. Hani şu otoparkta çarpan."
Gözlerim kocaman olmuş bir şekilde Belize döndüm. "Ne alaka ?"
Nevraya döndüm. "Ayrıca sen niye bu kadar yükseldin bu olaya ?"
"Ne bok oldukları belli ! Canını yakacak, üzecek bırakacak kenara."
"İyide sevgili değiller ki."
Belize döndüm. "Değilsiniz değil mi ?"
Kafasını salladı olumsuz anlamda. "Değiliz değiliz. Sadece ihtiyaç durumu için vermişti numarasını."
"He sende ihtiyaç duydun. Aferin benim kızıma. Harikasın sen."
"Her neyse aç şu konumu da gidelim artık. Bunu da konuşacağız seninle."
__________
Arabayı park ettim ve otelin girişinde ki topluluğa baktım. "E maşallah tüm ülke burada."
Gözlüğü kafama taktım ve arabadan indim. "Ooo kimler gelmiş."
Ya bu aptal kızın benimle derdi neydi. Bir çarpacağım ağzına şimdi !
Bagajı açtım ve valizimi çıkarttım.
Kızlarda valizlerini aldı.
Güçlü gelen toprak sesi ile kafamı çevirdim arkama.
"O da mı gelmiş ?"
Arkamda konuşan kıza çevirdim kafamı ve önüme döndüm. Arabamın yanına park edildi araba. Simsiyah bir spor arabaydı. İçinden çıkan Uraza ağzımda ki salyaları silerek bakıyordum.
"Neden sonradan geldiğiniz belli oldu."
Kulağımda ki iğrenç ses ile kıza döndüm. "Gözüme çok batıyorsun."
Gülümsedim ve ona doğru eğildim. "Dikkat et de o gözünü oymayayım senin."
Valizimi aldım ve otelin içine girdim.
Herkes odalara dağılıyordu. Otel okul için kapatılmıştı. Yalnızca biz vardık otelde.
Okul kartımı uzattım ve oda kartımı aldım. Tabikide üçümüz aynı oda da kalacaktık. "Selam."
Otoparkta ki çocuktu bu. Emre.
Gülümsedim. "Selam."
Kadın ücreti söylediğinde cüzdanımdan çıkarttığım nakiti uzattım.
"Tek mi geldin ?"
Suratımı buruşturdum. "Anlamadım ?"
"Yani geziye. Yalnız mı geldin ? Hiç eşin dostun gelmedi mi ?"
He bunun derdi başka. Bu Belizi arıyor.
"Beliz dışarıda."
Elimle arkasının dönük olduğu kapıyı işaret ettim.
"Ve şimdi bize doğru geliyor."
Suratı ciddileşti. "Hadi ya."
Gülümsedim ve valizimi tuttum.
"Selam."
Ah Beliz ! Bu sırıtış ne kızım ya !
"Hadi odalarımıza."
Nevra koluna girdi ve asansöre doğru yürümeye başladı.
Kapıdan giren Uraza kaydı gözlerim. "Emre."
"Görüşürüz."
Kadının uzattığı anahtarı aldı ve o da asansöre doğru yürüdü.
Deli midir nedir bu da...
———————
Çalan telefonumu yatağın üzerinden aldım.
Odanın balkonuna çıktım. "Gönül Sultan."
Sesimin titrememesi için dişlerimi birbirine bastırdım. "Deli kızım."
Babaannem...
Hayata tutunmama sebep olan insan...
"Napıyosun nasılsın ?"
Onu çok özlüyordum.
"İyiyim babaannem sen nasılsın ?"
"İyiyim kuzum. Seni çok özledim, sesini duyayım dedim."
Gözlerimi kapattım ve sandalyeye oturdum. "Çok özledim seni."
Gözlerimin dolmasına engel olamıyordum. "Eylül."
Derin bir nefes aldım. "Ben biliyordum. Gördüm ben. Anlat bakayım ne oldu ?"
Sesi o kadar yorgundu ki..
Babannem de dedem gibi hiçbir şey bilmiyordu. Yani biliyordu ama babamın şiddetini vs. Bilmiyordu..
Sadece annemin hastanede babamın da akıl sağlığının yerinde olmadığını biliyordu.
"Bir şey olmadı. Ben sadece çok özledim seni."
"Eylül dedim."
Gözümden akan yaşı sildim. "Sen yokken kendimi çok yalnız hissediyorum."
Nefesini dışarıya verdi. "Yapma be deli kızım. Bilmiyor musun sana olan hasretimi ? Deli gibi gelmek istiyorum yanına."
Gözümden yaşlar daha çok aktı. Hızlıca sildim ve iki büklüm olduğum sandalye de doğruldum.
"Tamam tamam sen sıkma canını. Ben çok iyiyim. Sağlığım da yerinde. Sadece sesini duyunca tutamadım bir an."
Gözümden akan yaşları sildim. "Eylül ben bir rüya gördüm."
Kaşlarımı çattım ve ayağa kalktım.
"Senin üzerinde bembeyaz bir elbise vardı. Böyle melek gibi kanatların vardı, ama simsiyahtı. Gece gibi karanlıktı. Seni böyle sarmıştı, sende kalbini tutuyordun."
Mümkünmüş gibi kaşlarımı daha çok çattım.
"Allah hayırlara getirsin babaannem."
"Merak etmek kuzum hemen verdim sadaka."
Gülümsedim. "Seni çok seviyorum deli kızım."
Çatan kaşlarım düzleşti, dudaklarım yukarı kıvrıldı.
"Ben daha çok."
Telefonu kapattım ve ellerimi balkonun korkuluklarına koydum. Gözlerimi bahçede gezdirirken kehribarlarda durdu kaldı maviliklerim. Elinde ki sigaradan bir nefes daha çekti. Gözlerini ayırmıyordu gözlerimden.
Babaannemin cümlesi yankılandı kafamda.
"Böyle melek gibi kanatların vardı, ama simsiyahtı. Gece gibi karanlıktı.."
EYLÜL AKAY..
Gözlerimi saçlarımın oynanması ile araladım. Hayatım da kendimde önem verdiğim tek şey belki de saçlarımdı. Dokunulması, taranması hoşuma gitmiyordu. Her şey'i geçtim, ben uykusu çok hafif bir insanım. Saçlarımla oynanması bile beni uyandırmaya yetmişti.
Ciğerlerime kadar dolan güzel ama bir o kadar farklı bir koku vardı. gözlerimi açmak istemediğimi fark ettim. Bu koku... Bir çok şey barındırıyordu içinde bu koku.
Dudaklarımda hissettiğim nefes ile gözlerimi araladım. Şaşkınlık ve tedirginlik tüm bedenimi sarmıştı. Gözlerim milim mesafe ile kehribarlara bakıyordu. Uzun ve kıvrık kirpiklerini tenimde hissediyordum.
Olduğum yerde doğrulacakken Uraz ile aramda ki azalan mesafeye baktım.
Aferin Eylül. Harikasın. Gözlerim kehribarlara bakıyordu. Ne yapacağımı bilmeyerek kafamı yastığa sert bir şekilde geri koydum. Olduğu yerde doğruldu ama gözlerime bakmaya devam ediyordu. Suratında kinaye vardı. Pis bir kinayeydi. Alayla dudağı yukarı kıvrıldı. "Sen gerçekten sapıksın." Dedim ve yatakta doğruldum. "Benim burada ne işim var ?" Kaşlarımı çatarak ona bakıyordum.
"Konuşmak isteyen sen değil miydin ?"
Oturduğu yerde arkasına yaslanmış bana bakıyordu.
"Evinde niye konuşuyoruz ?" Dedim gayet sert sesim ile.
"Günler ve yerler kaçmıyor diye biliyorum."
Yatakta oturur pozisyona geldim. "Eylül dün bayıldın. Seni orada mı bıraksaydım ? Ne olsun istiyorsun ?"
'Haklı Eylül.'
İç sesim yine devreye girmişti. Haklı falan değil, beni buraya getirmesi için bahane olamaz bu.
'Onu bunu boşverde rezilliğini düşün sen. Çocuğu öpecektin az daha.'
Söylediği şey aklıma gelirken yanaklarım kızarmaya başladı.
Durumu toparlamam gerekti ve bu yüzden hemen kalkıp odayı gözlerimle süzmeye başladım. "Odan güzelmiş. Eminim senin zevkin değildir. Ya da burası senin odan değil bence. Fazla güzel vee ımm" elimi aynanın önünde duran masa da gezdirip "fazla temiizz" diye söylendim. Hiçbir şey demedi ve odadan çıktı. Derin bir oh çekerek yatağa atladım. Üstümdekiler küflenicekti sanırım.
Bugün eve uğramam gerekti. Bir durumları kontrol etmem gerekti. Belki merak etmişlerdir derken suratımda ufak bir donuklaşma oldu. Dün yaşadıklarım aklıma gelince benim bir ailem olmadığı aklıma geldi.
Kafamdakiler'i dağıtmak için evi turlamaya çıktım. Bakalım evi bu kadar temiz mi derken koridorda ki loş ışık gözüme girdi. Çıktığım odanın hemen yanında ki odaya girdiğimde gayet büyük bir odaydı. Burası pek ilgimi çekmedi ve direk çıktım. Bu odanın karşısın'a girince buranın büyük grilerle kaplı bir oda olduğunu gördüm. Gayet güzeldi ve kokusu bana tanıdık gelmişti. Koridorun sonunda tam karşısında olan odaya dayanamayıp girince gözlerim yerinden çıkacak sanmıştım.
'Al işte. Fazla merakının bedelini öde.'
Keser misin sesini !
Kapının hemen yanında boydan bir ayna vardı. Yerde beyaz düz bir halı vardı. Kapının sol tarafın da adeta sırayla dizilmiş makyaj malzemeleri ve parfümler. Onlara sahip çıkan sehpa ve gayet yumuşak görünen koltuk. Sağ tarafta cama yakın yerde ise baya fazla büyük bir yatak vardı. Üstü beyaz bir örtüyle kaplanmıştı. Yatağın her iki yanında küçük 2 çekmeceli komidinler vardı. Ve ikisinin de üstünde birer kitap ve üzerlerinde birer gözlük. Gayet şık ve gösterişli gece lambaları ile cama yakın tarafında ki komidinin üzerin de bir sürü ilaç vardı ve yarım bardak su...
Birisi yaşıyordu bu evde. Bir kadın..
Annesinin olabileceğini düşündüm.
2 kapı daha görünce bir oda daha ne kadar büyüyebilir diye düşünürken "Fazla meraklısın küçük." Dedi ve beni hafif iterek kapıyı kapattı. Açmak için hamle yaptığım da "yemek aşağı da" deyip kaşıyla merdivenleri gösterdi. "Aman ya, zaten merakımdan değil banyoyu arıyordum"
Aslında kaldığım oda da banyo olduğunu biliyordum ama maksat cevap vermek. Ağzım boş durmasın, yeterdi.
Merdivenleri inerken bir üst kata daha çıkan merdivenleri gördüm. İçimde saklı olan mahallelerde ki meraklı Melehat abla devreye girdi. "Aslında banyo yukarıda da olabilir. Bence bir bakmalıyım" deyip yukarıya yönelince beni belimden tutup aşağı indirdi. Beni sertçe sandalyeye oturtunca buz gibi karşımda duran suratına baktım.
"Çuval değilim ben yalnız." Dedim öfkeli sesim ile.
Hiçbir şey demeden suratıma bakıyordu.
Gözlerinden ne hissettiğini anlayamıyordum. Duygularını kestiremiyordum.
"duyguların... onları nasıl bu kadar saklayabiliyorsun ?" Bu sorum karşısında afallasa da bir şey demeden beni izlemeye devam etti.
Gerçekten beni zorluyordu bu suskunluğu. Sinirle masaya baktım ve karşıma gelen ilk şey ile domatese batırdım çatalımı.
Gece gece yemek yemek mi ? Muazzam aktivite !
"Gerçekten sen bi cılız kalmışsın sanki ha ? Domates faydalıdır bak ye" diyip ağzına tıktığım da domatesi yutmadan suratıma bakıyordu. Ayağa kalktı mutfağa gitti ve hemen geldi. "Vere vere domates mi verdin ? Bugün tüm kotanı doldurdun gibi ha ? Borcun gittikçe artıyor."
Suratım aslınca burnumu iki parmağının arasına alıp sıktı. "Domates yiyemem. Hayatımda hiç yemedim. Bunu bir daha yapma küçük hanım" diyince aklıma direk kardeşim gelmişti. O da domatesten nefret ederdi. Günahı kadar sevmezdi. Gözlerimde ki buğulanmaya engel olamıyordum.
Özel günüm yaklaştığı için içimde iyice bir dengesizlik vardı üzerimde.
Dün yaşadıklarım zihnimde canlanmaya başlarken yalnız kalmak istediğimi fark ettim. "Eve gitmem gerek." Deyip ayağa kalktım. Ağlamak istiyordum. Bağıra bağıra ağlamak istiyordum.
Dış kapının kulpunu tutup aşağı indirince açılmadığını gördüm. Hayret ile gözlerimi Uraz çevirdim.
"Kaçırıldım mı ben şu an ? Sen beni kaçırdın mı ?"
Bana gerçekten anlamayan gözlerle bakarken elimde dur işareti yapıp "gelme" dedim çatallaşan sesimle.
'Senin devreler yanmış kızım. Acilen tedavi görmen lazım.'
Hahaha ! Aptal. Ekşın arıyorum burada, karışma sen.
Kapıyı zorlamaya devam ettim.
Kolumda hissettiğim el ile kafamı ona doğru çevirdim. "Yoksa gerçekten mi kaçırıldım ben ?"
Hayretle ona baktım.
Yaptığım tek şey dün yaşadıklarımı dalga geçerek atmaya çalışmaktı. İçimde ki bağıra bağıra ağlama hissini kapatmaya çalışıyordum.
"Gece olduğu için doğal olarak kapım kilitli. Sabah gidersin."
Kolumu hırsla ondan çektim.
"Zorbalıktan nefret ederim."
Kafasını olumsuz anlamda salladı. "Sana zorbalık yapmıyorum. Yardım etmeye çalışıyorum."
Elimi ona doğru uzattım.
"Etme ! Kimsenin yardımına ihtiyacım yok."
Bana acıyordu. Bana gerçekten acıyordu.
"Seni tanımıyorum. Kimsin, benden ne istiyorsun bilmiyorum. Bana acıyıp yardım etmeni hiç istemiyorum."
Hiçbir şey demeden merdivenleri tırmandım. Karışık dugularımla odaya girdim ve kapıyı sertçe çarpıp aynanın önünde ki objeyi alıp aynaya fırlattım. "Bıktım" diye bağırmıştım tüm gücüm ile.
Yorulmuştum artık. Zaten karmakarışık olan hayatımda bir de bu duygunun karışıklığını istemiyordum. Normal bir kız gibi bende bu duyguları çok daha farklı şekilde yaşamak istiyordum. Bunu hak ediyordum.
Odayı birbirine katarken "Böyle olsun istemedim ben." Deyip sesimle hıçkırarak ağlamaya başladım. Engel olamıyordum kendime.
"Ona benzemek istemezdim. Orda ölmesini istemezdim." Deyip yatağın üzerinde ki yastığı fırlattım. "Onun yerine ölmek istedim. Olmadı. " diye haykırırken aynada ki yansımama baktım. Saçlarım dağılmıştı. Makyajım akmıştı ve ağmalaktan her yerim kızarmış gözlerim şişmişti. Sırtımı kapıya vururak yere oturdum çaressizce. Canım acıyordu ve kendime zarar vermek istiyordum.
"Onun benim gibi lanet birisinin kardeşi olmasını istemezdim. Siz sadece onu kaybettiniz. Ben.. Tüm benliğimi kaybettim. Parçamı kaybettim. Yarı yolda bırakıldım. Nefesimi yitirdim ben. İkizimi kaybettim. Ruhumu o mezara teslim ettim ben." Diye fısıldadım daralan nefesim ile.
Ben seçmemiştim. Böyle bir hayatım olmasını ben istemememiştim.
2-3 saattir aynı odada oturuyordum.
Etrafta gezdirdim yorgun gözlerimi.
Odayı mahvetmiştim. Umursamaz bir şekilde ayağa kalktım.
Kapıyı yavaşça açarken kapının dış tarafına yaslanmış bir şekilde otururken kapının sesiyle yerinden irkilip acı dolu gözlerle bana bakan Uraza baktım.
Kapının önünde oturmak mı ? Umursayacağını düşünmemiştim aslında. Acıyor muydu bana ?
Gözlerinden anlayamıyordum bunu.
Hiçbir şey anlatmıyordu gözleri bana.
"Korkunç gözüküyorum değil mi ? Hiçbir şeyi beceremediğim gibi ağlamayı bile beceremiyorum."
Gözümde ki yaşı sildim ve ürkek gözlerimi koyulaşan kehribarlarına diktim.
"Acıma bana olur mu ?"
Gözlerime baktı bir süre.
Daha sonra derin bir nefes aldı ve merdivenleri indi. Bu yaptığı kafamı daha çok karıştırmıştı. Cevap verememişti işte. Acımıştı. Bana acıyordu. Sabah olmasını ve bu evden defolup gitmeyi istiyordum.
Gözümden usulca bir damla aktı. Odaya girdim ve kapıyı kapattım arkamdan.
Ruhum yanıyordu.
Odada ki klimayı açtım ve yatağa oturdum. İçim üşürken, tenim yanıyordu sanki.
Camı açtım ve dışarıyı izlemeye devam ettim.
Sert rüzgar Tokat gibi suratıma çarpmıştı.
Hayatımı sorgulamaya başladım. Her zaman halime şükrediyordum. Ama bazen gerçekten dayanamıyordum. Katlanmıyordum.
Çünkü insanların hep bir şeyler'i eksiktir. Ya maddi durumları yoktur ama ailesi çok sever , ya annesi veya babası yoktur fakat durumu çok iyidir . Ya da daha farklı bir şey.
Ben ? Kendime dönüp baktığım da benim hiç artım olmadığını görüyordum.
İnsanlar bir şeyle uğraşamazken ben, kardeşimin acısıyla, annemin beni evlat olarak kabul etmemesiyle, şımarık abimle ve kardeşimin katili olduğumuzu söyleyip her defasın da bizi öldürmeye çalışan babamla uğraşıyordum.
Bunlar çok kolay gibi görünüyordu belki dışarıdan. Ama her gün bunların hepsini cd gibi başa sarıp sarıp tekrarlamak..
Dedemi ve babaannemi özlemiştim.
Babaannemi çok özlemiştim.
Yatağa doğru ilerledim ve yorganın içine girip gözyaşlarımın akmasına müsade ettim.
——————
Üzerimde büyük bir ağırlık hissediyordum.
Gözlerimi aralayıp simsiyah olan etrafıma baktım.
Gözlerimi tekrar kapattım ve derin nefesler almaya başladım. Başım deli gibi ağrıyordu. Ve çok üşüyordum.
Kafamda ki yorganın çekildiğini hissederken yüzümü döndüm ve yatakta doğruldum.
Karşımda ince gözlüklere sahip, yeşil gözlü, sakalları beyazlamış, hafif tombul, 40-50 yaşların da birinin beni incelediğini gördüm. " İyi misin kızım ?" Dediğin de hiç konuşmadım.
Üzerinde takım elbise vardı, elinde ise bir çanta.
Etrafa bakındığım da kapı açıktı ama Uraz yoktu.
Vücudumu tedirginlik kaplamıştı.
Büyük bir güçlükle "Siz.." diye fısıldadığım da sanki içimden geçenleri duymuş gibi bana dikkatlice bakıp gülümsedi.
"Sakin ol kızım. Uraz bey gelir birazdan. Yazdığım ilaçları almaya gitmişti."
Beni o kadar saat umursamadı, şimdi ilaç mı alıyordu ? İyide ben iyiydim. Ne ilacı ?
"Biraz sakinleştirici vücûd direncine iyi gelecektir."
Ne dediğini anlamaya çalışsam da anlamıyordum. Kaşlarımı çattım ve yüzüne bakmaya devam ettim.
Çantasını açıp içinden çıkardığı birkaç ilaç ile eline iğneyi aldı. İğne mi !
Yatakta geriye doğru süründüm ve korkulu gözlerimi iğneye çevirdim.
"Ben asla o iğneyi vurulmam. A- asla" dedim kekeleyerek.
"Sakinleşmeniz için küçük hanım. Ayrıca ateşiniz var. İzin verin lütfen. " Yatakta biraz daha gerilerken sırtımı yatağın yanında komidinin sivri yerine çarpınca güçlü bir inilti koptu ağzımdan. Yüzümü buruşturdum.
O an Uraz'ın nefes nefese odaya girdiğini gördüm. Uraz doktorun üzerine doğru yürüyordu.
"Ne yaptın lan ?" diyerek bağırırken yataktan kalkıp acıyan sırtımı tuttum. Kolunu tuttum ve adamın önüne doğru geçtim. Karşısında ki kocaman yaşlı bir adamdı sonuçta. Ayrıca ben kendi sakatlığımın bedelini ödüyordum.
"İyiyim" dediğimde gözlerini adamdan çekti ve bana çevirdi. Bu kadar boş bakmak zorunda mıydı ?
İlaçları komidinin üzerine koydu ve odadan çıktı.
Adam ise hemen ilaçları koydu ve iğneye hafif bastırarak ucundan sıvı çıkmasına izin verdi.
"Sakin olmanı istiyorum."
Kafamı olumsuz anlamda salladım. "Ben gayet iyiyim, enerjim harika !"
Gülümseyerek karşımda ki adama baktım.
"Ondan korkuyor musun ?" Dedi kaşlarını kaldırıp bana bakarken.
Sorduğu soru afallamama sebep olmuştu.
'Korkuyor musun ?'
Bilmem, bence bunun cevabını herkesten daha iyi biliyorsun.
Cevap vermeden yatağa geçtim. Sırtımı yastığa yasladım ve hafif ötürü pozisyonda kaldım.
"Ben iğnemi yiyeyim."
Adamın güldüğüne şahit olmuştum.
Yatağın kenarına oturdu ve kolumu tuttu.
"Uraz bey, her zaman tetiktedir. Onun bu hareketleri Korkutucu geliyor sana belliki. Kendisini 6 yıldır tanıyorum ama hala aynı. Fazla korumacı birisi."
Koluma pamuğu bastırdı.
Diğer elimi de pamuğun üstüne koydu. "Biraz bastır ve güzelce uyu."
Çantasını kapattı.
"Bir saniye ben iğne oldum mu ?"
Koluma hayretle bakıyordum.
'Sen iyice Leyla olmaya başladın ama, sana bağırıyorum sabahtan beri.'
Kafamı ileri geri salladım. Yine zevzekliğe başlamıştı.
Adam yüzüme baktı ve gülümsedi.
"Vücûd direncinin düşük olması normalmiş yahu." Dedi hafif sesli gülerek. Neyi ima etmişti o.
'Adam açık açık söyledi vallahi.'
Yanlış anlamıştı ama.
"Siz yanlış anladınız."
Kapıyı açtı ve suratıma baktı.
"Çok sık rastladığımız benzer vakalardan. Merak etme, zamanla alışırsın."
Gülümsedi ve odadan çıktı.
'Buna da ima demeyeceksin umarım.'
Gözlerimi devirdim ve kafamı yastığa koydum.
Saçmalıyor o adam.
'Saçmalıyor mu ? Niye kendinden kaçıyorsun ?'
Saçlarımı yolmama sebep oluyordu bu kız.
Susacak mısın artık.
'Ben sana görmen gereken gerçekleri söylemek için varım.'
Haydaa ! Kuzum bir sus ama ya.
Yatakta Cenin pozisyonunu aldım ve gözlerimin kapanmasına müsade ettim.
Gerçekleri duymak istemiyordum..
BÖLÜM SONU...