Çekingen adımlarımı ona doğru ilerlettim.
"Rüyanda mı gördün?" Dedim soğuk sesim ile.
Hafif doğruldu ve kafasını kafama çevirdi.
"Aynen." Suratı oldukça sert, sesi oldukça netti.
"İyi rüyalar o zaman."
Yanından ayrıldım ve arabama doğru adımlamaya başladım.
"Eylül."
Önüme geçtiğinde sertçe gülümsedim. "Adımı hatırlamışsın."
Anlamayarak kafasını kaldırdı havaya.
"Evde bir problem mi oldu ?"
Kafamı olumsuz anlamda salladım ve yalanla gülümsedim.
"Her şey harika."
Sırıttı ve etrafta gezdirdi gözlerini.
"Tersinden kalkmışsın."
Ona doğru bir adım attım ve kehribarlarına uzun uzun baktım.
"Hayatıma burnunu sokmandan hoşlanmıyorum."
Suratı ciddileşti. Ve bir adım daha attı. "Suratını görmeye meraklı değilim. Saatimi ver."
İçimde ki Eylül tam da uyanacak zamanı bulmuştu. Kollarımdan tutmuş saatin neden bu kadar değerli olduğunu öğrenmeden verme diyordu.
"Neden bu kadar önemli o saat ?" Dedim kaşlarımı çatarak.
"Sanane." Dedi net sesi ile.
E ama herkesin bilmediği bir laz damarım vardı benim. Ve benden çekeceğin vardı.
"Öyleyse hoşçakal."
Yanından geçecektim ki kolumu tutması ile geri çekilip hırsla kolumu çektim.
"Ters tarafından kalkan belli ki bugün sensin, ama lütfen git bu gereksiz atarını, enerjini sevgilinde falan at. Uğraşma benimle."
Arabaya bindim ve hızla sokaktan ayrıldım.
Müziğin sesini son ses açıp direksiyonu sıkıca kavradım.
Okula geldiğimde arabayı park ettim ve otoparkın içerisinde beni bekleyen kızlara baktım. Beliz elinde ki dosyayı sallayarak yanıma geliyordu.
"Dosyanız hazır Eylül hanım."
Gülümseyerek ona doğru adımladım.
Belizin arkasından hızlı bir şekilde otoparka giren arabaya baktım.
"Beliz !"
Nevranın bağırması ile koşarak Belizi kollarımın arasına aldım ve sağa doğru yattım.
Kolumun acısı ile sızlanırken olduğum yerde doğruldum.
Etrafta uçuşan kağıtlara baktım.
Dosyam..
Nevra Belizin kolundan tutarak kaldırdı. Araba ise durmuştu. İçerisinden çıkan kişiye baktım. E bu o çocuktu. Urazın beni Nevralara bıraktığında yanında olan çocuktu.
"Kusura bakmayın lütfen."
Yanımıza doğru adımlarken Belizin yanında diz çöktü ve elini koluna koydu. E bende buradaydım ama.
"Otopark burası, hayvan gibi giriyorsun !"
Nevra sinirle çocuğa çemkirirken çocuğun gözleri Belizdeydi. Belizin kolundan tuttu ve ayağa kaldırdı.
Beliz yerde ki dosyalara baktı. "Dosyalar." Diye fısıldadı.
Hepsi mahvolmuştu. Harika !
Ayağa kalktım ve yerdeki dosyalara baktım.
"Eylül çok özür dilerim."
Beliz korku dolu gözleri ile bana bakıyordu. Çocuk kafasını bana doğru çevirdi. Uzun bir süre baktı. "Sen ?" Dedi şüpheli sesi ile.
"Şimdi sana soruyorum. Bugün teslim etmem gereken ödevim şuursuz bir sürücü yüzünden mahvoluyor. Seni mi gebertmeliyim ? Kendimi mi ?"
Gözleri ara ara Belize kayıyordu.
"Hangi bölüm olduğunuzu söylerseniz yardımcı olabilirim."
Sinirle kafamı olumsuz anlamda salladım.
Çocuk Belize doğru döndü.
"Sen iyi misin ?"
Yerde ki çantamı aldım ve geri doğruldum.
"Teşekkür ederim. İyiyim."
Otoparkın çıkışına doğru yürürken karşıdan gelen simsiyah arabaya baktım. İçerisi görünmüyordu ama Urazın arabasına benziyordu.
Umursamadan hızlı adımlarla kozlarla birlikte otoparktan çıktık.
"Eylül, çok özür dilerim."
Çatılı olan kaşlarımı daha çok çattım ve Belize döndüm.
"Beliz özür dileyip durma !"
2 hafta boyunca hazırladığım dosya Belizlerde kalmıştı ve bugün getirmesi için rica etmiştim.
Bugün de olanlar olmuştu.
"Benim dersim başlıyor. Görüşürüz."
Nevra ikimizin de yanağına öpücük bırakarak koşar adım çıktı.
"Bende derse gireceğim."
Beliz'e 'tamam' dercesine kafamı salladım.
"Sen girmeyecek misin ?"
Girmeyi hiç istemiyordum.
"Sorumlu hoca mı ne varmış. Eksik belgelerimi tamamlamam için çağırdı. Ona uğrayacağım."
Kafasını salladı ve sol tarafa doğru yürümeye başladı.
Onu arkamda bırakıp merdivenleri çıkmaya başladım. Koridorda yürürken üzerimde gezen gözler dikkatimi çekiyordu. Koridorun sonunda ki odanın kapısını tıklattım ve içeri girdim.
Adam masanın başında ciddi bir şekilde önünde ki dosyalar ile ilgileniyordu. Genç ve oldukça bakımlı görünümü olan kişiye daha dikkatli baktım.
Kafasını kaldırdı ve bana baktı.
"Eylül !"
Dedi neşeli çıkan sesi ile. "Kolay gelsin." Dedim ve kapıyı kapatıp içeri girdim.
Adımı nereden biliyordu acaba..
"Ben eksik evraklarım için gelmiştim."
Gülümsedi ve karşısında ki sandalyeyi işaret etti.
"Otur lütfen."
Tedirginlik vücudumu sarsa da oturdum.
"Seninle bir şey konuşmak için çağırdım."
Kaşlarımı kaldırarak karşımda ki adama bakmaya devam ettim.
"Sizi dinliyorum."
"Savaş ben bu arada." Dedi ve elini uzattı. Gülümsedim ve elini sıktım.
Gözlüğünü çıkarttı ve masaya bıraktı.
"Yaklaşık 1-2 saat önce Deden ile görüştüm. Senin hakkında pek bir bilgiye sahip değilim. Ama dedeni çok eskiden tanırım. Kendisi okulda ki yönetim kuruluna kadar oldukça iyi tanır ve okulda yaşadığın kötü bir olay bile onun kulağına gidebilir."
Ayağa kalktı ve çaprazımda ki koltuğa doğru yürümeye başladı.
"Dedenin karakterini sen hepimizden iyi biliyorsun."
Çaprazıma oturdu ve dizlerini dirseklerine bastırarak hafif eğildi.
"Bu sabah okulun panosunda ki fotoğraf ve sonrasında kulağına gelen şeylerin gerçeklik payı olmadığını biliyorum. Ama bu-"
Kaşlarım mümkünmüş gibi daha çok çatılmıştı. "Anlamadım, ne fotoğrafı ?"
Koltukta doğruldu ve anlamayan gözlerle suratıma bakmaya devam etti.
"Sen okula ne zaman geldin ?" Dedi o da kaşlarını çatarak.
"Az önce geldim."
Ne oluyordu Allah aşkına ?
Rahatsızca kapandım ve karşımda ki adama tüm ciddiyetim ile bakmaya devam ettim.
"Haberin olduğunu sanıyordum."
Konuşmaya devam edecekti ki lafını yarıda kestim.
"Ne olduğunu anlatır mısınız ?"
Memnuniyetsiz bir şekilde kafasını salladı ve ayağa kalktı.
Masasına doğru adımladı ve çekmecesinden birkaç fotoğraf çıkarttı.
Önümde ki sehpaya koydu ve oturmadan ayakta dikilmeye devam etti.
"Uraz beyin bu okulda ki vasfını sana söyleyemiyorum, çünkü bunu yönetim kurulu hariç kimse bilmiyor. Fakat bildiğim tek bir şey var. Oldukça saygı görülen ve bilinen birisi. Öğrencilerin ise oldukça dikkatini çeken birisi."
Söylediklerini sorgulamayı aklıma not ederken masanın üzerinde ki fotoğrafı elime aldım ve ne olduğuna baktım hızla.
Sağ gözüm seğirmeye başlamıştı bile.
Bu Urazı gördüğüm 2. güne ait bir fotoğraftı.
Okulun ilerisinde ki köşede elimi tutarak yürüyordu.
Diğer fotoğrafa baktım.
Aramızda milim mesafeler yok ve birbirimizin gözlerine bakıyorduk.
Sonra ki fotoğrafa baktığımda gözlerim fal taşı gibi açıldı.
Uçurumun kenarındaydık. Vücudumuz uçuruma dönüktü ama yüzlerimiz birbirine dönüktü ve oldukça dikkatli bakıyorduk birbirimize.
Bu olamazdı. Orada bizden başka kimse yoktu. Bunu kimse çekmiş olamazdı. Uraz.. Bunu neden yapmıştı ki ?
Elim ile ağzımı kapattım.
"Kim yaptı bunları ?" Sinirle karşımda ki adama baktım.
"Bunun bir önemi yok."
Fotoğrafları sıkmaya devam ediyordum.
"Bunun bir önemi var ! Kim yaptı bunu ?"
Ayağa kalktım. Sinirden yerimde duramıyordum. Bu şakaydı değil mi ?
"Bakın bunlar sanıldığı gibi değil."
Adamın gerilen suratı Gülümser gibi oldu. "Biliyorum. Ama bunu yapanları tanımıyorsun bile. Gerekli cezayı alacaklar."
Gözlerim dolmuştu. "Bana bunu kimin yaptığını söyleyecek misiniz ? Ben kendim mi bulayım ?"
Kafasını olumsuz anlamda salladı. "Sınıf arkadaşın. Selin."
Gözlerim hayretle açıldı. Nasıl yani ? Tanıyordum o kızı. Yanında 2 aptalla gezen, 10 metre öteden 'ben para kusuyorum' diye bağıran bir kızdı.
Kafamda taşlar oturuyordu.
Elimi alnıma koydum.
"Eylül."
Bu kızın arkadaşlarına anlattığı okulda ki o adam, Uraz mıydı ?
Saçımı arkaya attım ve elimde ki fotoğrafı daha çok sıkarak odadan çıktım.
E peki ben seni öldürmez miydim kızım !
"Eylül dur !"
Adının Savaş olduğunu öğrendiğim adam arkamdan bağırırken adım seslerini de hissediyordum.
Odadan çıktığımda karşımda Urazı görmeyi beklemiyordum. O da beni o oda da görmeyi beklemiyor gibiydi. Gözlerim kehribarları ile karşılaşınca duraksar gibi oldum ve elimle fotoğrafı daha sıkı tuttum. Yanında otoparktaki çocuk vardı. Suratımda ki gerginliği anlamış olacak ki kaşları çatıldı anında.
Gözlerim onu görünce daha çok ateş püskürmüştü.
Gözleri yavaşça fotoğrafı tuttuğum elime kaydı.
Seninlede hesaplaşacaktık Uraz.
Gözlerimi ondan ayırdım ve koşar adım amfiye doğru ilerledim.
Arkamda adım sesi duyuyordum.
"Eylül dur artık !"
Sorumlu hoca Savaş bağırıyordu arkamdan.
Kapıdan içeri girdiğimde kimse yoktu içeride.
Ders bitmişti belliki.
Amfiden çıktığımda sert bir duvara çarptım demeyecektim çünkü çarptığım kişi Urazdı.
Hızla ondan ayrılacaktım ki kolumdan tuttu. "Ne oluyor !" Sesi sakin ama tehditkardı.
Kolumu hırsla ondan çektim.
"Uzak dur benden."
Kolumu daha sıkı kavradı. "Sana ne oluyor dedim !"
Koridorun sonundan yanıma gelen Belize baktım.
"Eylül !"
Belliki o da birkaç şey duymuştu.
İnsanlar bize bakmaya çalışıyordu ama otoparkta gördüğümüz çocuğun bakışları ile bu engelleniyordu. Gözlerimi Uraza çevirdim.
"Ben seni insan sanmıştım. Bu hayatımda gördüğüm en adice şey."
Sesim oldukça sakin çıkıyordu. Belkide sadece ikimiz duyuyorduk. O ise delirmiş suratının arkasından şaşkın bakıyordu.
Söylediklerimi anlamıyor gibiydi.
"Adam akıllı anlat. Kötü olacak."
Elimde ki fotoğrafı sertçe Urazın göğsüne vurdum.
"Sen iğrenç bir adamsın !"
Kolumu hırsla çektim ve onu arkamda bırakarak yürümeye devam ettim.
"Eylül sakin ol lütfen."
Beliz peşimden koşuyordu. Okulun çıkışına doğru yöneldim.
Dışarıda bir kalabalık vardı.
Kaşlarım daha çok çatıldı, adımlarım daha da hızlandı.
Nevraydı o. Nevra Selin'le kavga ediyordu.
Allah kahretsin.
"Nevra !"
Ona doğru yürürken Selin Gülen suratı ile bana bakıyordu.
"Uraz Delenin yeni eğlencesi de geliyor işte."
İğrenç bir kahkaha ile söylemişti bunları.
Nevra Selin'e doğru kolunu atacaktı ki kollarından tuttum ve onu geri çektim.
"Benimle derdin ne ?" Dedim Selin'in tam karşısına geçerek.
"Belanı mı arıyorsun ?"
Bir adım daha attım ona doğru.
"Ay birde dövün isterseniz. Delilere çattık ya !"
Benden 1 adım uzaklaştı.
"Niye yaptın bunu ?"
Bana doğru bir adım attı.
"Çünkü o bu okuldan kimse ile daha önce muhatap olmadı. Seninle de olamaz, olmayacak."
Kafamı sağa çevirdim ve gümrüğümü sıktım.
"Sen hastasın biliyorsun değil mi ?"
Gülmeye başladı ve benden uzaklaşarak etrafta ki insanlara doğru adımladı.
"Ee Eylül, söylesene ! Altına yatabilmek için ona ne teklif ettin !"
Ayak uçlarımda ki karıncalanma tüm vücuduma yayıldığında yanına adımlayıp elimi saçına atacaktım ki bir ses tüm vücudumun kesilmesine sebep oldu.
"Selin Aydın !"
Bu ses Uraza aitti.
Buz gibi bir hava vardı etrafta. Gözlerim Selin'in üzerindeydi.
Şu halde bile Uraza hayranlık ile bakıyordu. Soyadının 'Delen' olduğunu öğrendiğim Uraz.
Beynimin içerisinde o kadar büyük bir fırtına vardı ki, bunu durduramıyordum.
"Odama !"
Selin'in gözlerini korku kaplamıştı.
Olduğu yere çivilenmişti sanki.
Selin yanımdan geçerek Uraza doğru yürümeye başladı. Kafamı olumsuz anlamda salladım ve onun zıttına okulun çıkışına doğru yürümeye başladım.
"Eylül Akay ! Sende."
Olduğum yerde döndüm.
Gideceğime kim inanıyordu Allah aşkına ?
'Oldukça saygı görülen ve bilinen birisi.'
İç sesim Savaş hocanın söylediğini tekrar etmişti ama bu ikna olmama yetmiyordu.
'Kendisi okulda ki yönetim kuruluna kadar oldukça iyi tanır ve okulda yaşadığın kötü bir olay bile onun kulağına gidebilir.'
Bana inat her şeyi sayıyordu. Onunla kavga etmeyi de aklıma not etmiştim.
Gözlerimi okulun girişinde durmuş bana bakan Uraza çevirdim. Kehribarlarından duman çıkışını bu kadar uzak mesafeden görebiliyordum.
Adımlarımı ona doğru ilerlettim.
O ise arkasını döndü ve okulun içerisine ilerledi.
Nevra ve Beliz yanıma gelmişti.
O çocukta Urazın yanında önümüzden yürüyordu. En üst kata çıkmıştık. Yemin ederim bacaklarım ağrıdı. Siyah kapının önünde durduğumuz da kapıyı açtı ve Selin içeri girdi. Uraz kafasını bana çevirdi. "Sakın buradan ayrılma."
Gözlerimi devirdim ve sandalyeye oturdum.
Girdikleri odanın yanında Urazın ismi yazıyordu. Ama ünvanı vs. Hiçbir şey yazmıyordu.
Beliz yanıma oturdu ve sırtımı sıvazladı. "İzin vermedi ki dövelim !"
Nevra olduğu yerde ileri geri gidiyordu.
Odadan otoparkta ki çocuk ve başkası çıktı. İçeride ürüyor muydu bunlar ne oluyordu ? Üçünde birbirine benziyor zaten.
Otoparkta ki çocuk yanımıza geldi. "Demek Eylül sensin."
Kafamı ona çevirdim.
"Emre ben." Dedi ve elini uzattı. "O gece seni görmüştüm ama, sen beni pek fark etmedin belliki."
Kaşlarımı kaldırdım. E bu arabamı kullanan çocuktu.
Elini sıktım ve gülümsedim. "Daha farklı bir tanışma olmasını dilerdim."
Diğer çocuk ise duvara yaslanmış bize bakıyordu. "Aksel ben." dedi elini kaldırıp hepimize bakarken.
Gülümsedim ve ona baktım.
Karşımda ki çocuk elini Belize uzattı. "Emre ben." Dedi gülümseyerek Nevra da elini uzattı ve ismini söyledi.
"İçeride ki kızı tanıyor musunuz ?" Dedi her ikisinde de gözlerimi gezdirerek. Emre kafasını olumsuz anlamda salladı.
"Daha önce hiç görmedim." Diye ekledi Aksel onu tamamlamak ister gibi. Kafamı salladım.
"Peki siz kimsiniz ?"
Ayakta sinirden köpüren Nevraydı bu. Ayağa kalktım hışımla. Onun bu sinirinin sonunu biliyordum.
"Hayır siz nasıl bu kadar rahat bir şekilde insanların içerisine girebiliyorsunuz ?"
Gözlerimi büyülterek Nevraya baktım.
'Onu susturmazsan buralar iyice karışacak.'
İçimde ki ses beni ele geçirmeye çalışırken kaşlarımı çattım. Gerizekalı değilim, anlayabiliyorum.
'Ondan pek emin değilim.'
Şu an olduğum yerde zıplayıp onun boğazını kesmek istiyordum.
"Arkadaş atarlı herhalde biraz."
Duvara yaslanan Akseldi bu.
"Aynen. Dua et sana değmesin o atarım biraz."
Nevra sinirli gözlerini ona çevirmişti.
Aksel güldü ve önüne döndü.
Odanın kapısı açıldığında kafamı herkes gibi oraya çevirdim.
Selin gözümden akan yaşlarla odadan çıkmıştı.
Gözünden nefreti okuyabiliyordum.
Yanıma geldi ve önümde dikildi.
"Seninle işim daha bitmedi."
Hayretle ona bakıyordum.
"O işini şimdi hallet sen."
Nevra, Selin'e doğru atılırken Aksel koşarak ikisinin arasına geçti.
"Hanımlar. Sakin oluyoruz."
Selin yanımızdan geçip merdivenlere doğru ilerledi.
"Eylül."
Ses Uraza aitti. Kapıda bana bakıyordu.
Onu görünce tüm sinirim eski halini almıştı.
"Emre, kızları evine bırak. Oradan mekana geçersin."
'Yeni kavganız hayırlı olsun.'
İç sesim bu kez haklıydı.
"Başka ? Başka bir isteğin, arzun var mı ?"
Nevra sinirle Uraza bakıyordu.
Belize döndüm.
"Siz eve geçin. Ben akşam size geleyim. Konuşalım olur mu ?"
Kafasını salladı. Bu tarz durumlarda Beliz daha sakin ve ortalığı toplayan olabiliyordu.
Odaya doğru adımladım ve içeri girdim. Uraz da ardımdan girip kapıyı kapattı.
"Ne anlatacaksan anlat." Dedim ve kollarımı bağladım göğsümün üzerinde.
Güldü ve koltuğa oturdu. "Merak ettiğin bir şey yok yani ?"
Gözlerine baktım sertçe ama onun gözleri daha sertti. Kehribar olan gözleri resmen renk değiştirmişti ve koyu kahverengiydi.
Telefonunu eline aldı ve masaya koydu. Selin'in sesiydi bu. Ses kaydına almıştı.
"Seni takip ettim, çünkü neredeyse 3 yıldır beni görmüyorsun. Sonuncu sonuç olabilirken bilerek sürekli kaldım. Seni daha çok görebilmek için. O kızla gördüm seni. Okulun köşesinde. Fotoğrafınızı çektim. Sonra seni takip ettim. Mantıksız anladın mı ? O kız giyinmeyi bile bilmiyor. Onunla çok yakınsın."
Ses kaydını kapattı ve suratıma baktı.
"O fotoğraflardan beni sorumlu tutamazsın."
Dedi net sesi ile. İyide bu kız hasta mıydı ?
Okulda kalmak nedir ?
Kafamı olumsuz anlamda salladım ve karşısına oturdum.
"Kimsin sen ?"
Gözlerimi koyulaşan gözlerine diktim.
"Karmakarışıksın. Her yerdesin. Tahmin dahi edemediğim her yerde her işten sen çıkıyorsun."
Kafamı sağ tarafa çevirdim. Belirsizlikten nefret eden bir insandım. Ve şu an içinde olduğum durum beni çok zorluyordu. Aklımı, kalbimi..
"Sen kimsin ?"
Koltukta doğruldu ve bana doğru eğildi.
"Uraz Delen." Dedi ciddi sesi ile.
"Uraz Delen kim ?"
Gözlerini mavi gözlerime daha çok çıkardı.
"Tanıyacaksın."
Ağzımı açacaktım ki oda da telefonumun sesi yankılandı. Cebimden çıkarttım ve arayan kişiye baktım. Klinikten arıyorlardı. Annemin doktoruydu arayan.
Tereddütle açtım telefonu.
"Eylül hanım."
Annemin doktoruydu bu.
"Merhaba." Dedim çekingen sesim ile.
"Kliniğe gelmeniz mümkün mü ? Sizinle konuşmak istiyorum."
Ayağa kalktım.
"Bir problem mi var ?"
Sesimde ki endişeye engel olamıyordum.
"Anneniz pek iyi değil. Yani, ilk zamanlarda davrandığı gibi davranıyor. İlaçlara ve tedaviye izin vermiyor. Sizin ona iyi gelebileceğinizi düşündüm."
Dolan gözlerime engel olamamıştım.
"Tamam ben yarım saate geliyorum."
Telefonu kapatıp odadan çıkacaktım ki önümde dikilen Uraza baktım.
"Ben götüreceğim."
Kafamı olumsuz anlamda salladım ve odadan çıkmak için hamle yaptım.
"Soru sormamıştım."
Odadan çıktı ve yürümeye başladı. "Aksel, sen geç abi ben geliyorum."
Aksel kafasını sallayıp bana baktı. Bir şey demeden koşar adım okulun içinde ilerlemeye başladım.
Uraz kendi arabasının kapısını açarken ben kendi arabama yöneliyordum.
"Zorluk mu çıkarayım illa ?"
Derin bir nefes aldım ve onun arabasına bindim. Tartışmaya dahi halim yoktu.
Gideceğimiz adresi söylediğimde afallar gibi suratıma bakmıştı.
Gözlerimi dışarıya çevirdim.
Ben ona iyi gelmezdim ki. Ben onu daha kötü yapardım. Annem benden nefret ederdi..
Hastaneye gelince arabadan adeta fırladım. Koşarak merdivenleri çıktım. Asansör yavaş bana göre. Ne ? Uraz arkamdan yürüyerek geliyordu. Yan yanaydık daha doğrusu. Doktoru bulunca yanına doğru adımladım. "İçeride." Dedi kapıyı göstererek. Kafamı salladım ve odaya doğru adımladım. Kapının önüne geldiğimde arkamı döndüm ve doktora baktım. Ara ara Uraza kayıyordu gözlerim. "Kimse gelmiycek odaya. Ne kadar bağırışma olsa da içeriye girmeyeceksiniz. Kimseye haber vermeyeceksiniz ! Kimseye !" Diye net bir şekilde konuştum ve içeri girdim.
Hazır mıydım ? 11 yıl öncesi ? Bunu yapabilir miydim? Bu kadar güçlü müydüm ? Nazlının ölümünden 1 yıl sonra annem bu hastaneye kapatılmıştı.
Derin bir nefes aldım ve soru yağmuruna tutan iç sesimi duymamazlıktan geldim.
Ne olursa olsun yapmak zorundayım. Derin bir nefes aldım ve içeri girdim. Ve... Koskoca 11 yıl boğazımda yumruk gibi kalmıştı.
Annem... Anne bile diyemediğim, korktuğum kadın. Gözümden düşen tek bir damla yaşla. "Anne..." diye mırıldandım...
URAZ DELEN.....
Hastanenin önüne gelmemizle arabadan fırladı ve koşmaya başladı.
Hızlı adımlarım ile yanında ilerliyordum çünkü koşuyordu hanımefendi.
Odaya girmeden önce net sesi ile uyarmıştı. "Lütfen daha fazla gelme."
Eylüle çeken bir şey vardı beni. Ama bu farklıydı. Koruma iç güdüsüydü hissettiğim şey. Onu korumak istiyordum, zarar gelmesini istemiyordum.
Annesinin odasına girecekken kapıda durdu. Korkmuş muydu ? Kafasını yere eğdi ve derin bir nefes aldı. Kapı kulpunu tutan eli titriyordu. Kapıyı açtı ve içeri girdi. Şu an fazla çaresizdi...
Kapıyı kapatmamıştı. O panikle belkide unutmuştu, bilmiyorum ama benim işime yaramıştı.
Kapıya yaslanıp izlemeye başladım.
Yavaş adımlarla annesinin yanına ilerledi. Annesi ise yerde dizlerinin üstüne oturmuş bir şeyler sayıklıyordu. Annesinin yanına gelince dizlerinin üstüne oturup sesi titreye titreye konuşmaya başladı. "Beni görmek istemiyorsun, biliyorum."
Gözünden birkaç damla yaş geldi.
Gözünden akan yaşlar ise rahatsız olmama sebep oluyordu. Ama bu Eylüle özel değildi. Kadınların ağlaması, üzülmesi acı çekmesi beni rahatsız ediyordu.
"Yüzüme bak. Ben geldim, kızın geldi. Eylül." Gözünde ki yaşı sildi ve devam etti.
Kafasını sol tarafa çevirdi ve biraz daha düşük sesi ile mırıldandı.
"Aslında o kazada ölmesini istediğiniz kızınız."
İçimde birkaç kez tekrar ettim cümleyi.
Kaza mı ? Ölüm mü ? Bu kızın nasıl bir hayatı vardı ?
Annesine döndü daha sonra.
"Sana yardım etmeme izin ver. çıkarıyım bu çukurdan seni."
Annesinden ses gelmeyince kafasını benim olduğum tarafa doğru çevirdi. Gözleri hayret ile açılmıştı. Daha sonra gözlerinde ki yorgunluğa ve çaresizliğe rastladım.
Umutsuz bir şekilde kafasını salladı olumsuz anlamda.
Küçük bir mırıltıyla "Anne..." deyip elini uzattığın da annesi bir anda ayağa kalkıp bağırmaya başladı. "Sus! Ben senin annen değilim ! Benim kızım yok ! Öldü ! Gitti benim kızım !" Deyip sinirle ona döndü kollarından sıkarak Eylül'ü ayağa kaldırdı.
"Sen, birdaha bana anne dersen, seni öldürürüm. Ben senin annen değilim. Öldü benim kızım, öldü !" Diyip dizlerinin üstüne düştü kadın.
"Bunu kendine yapma. Nazlının ölümünün sorumlusu biz değiliz." Eylül Kısık sesi ile derdini anlatmaya çalışıyordu.
"Sensin sebebi. Neden sen değilde benim kızım, neden ?"Diye sayıkladı.
Eylül'ü alıp götürmek için adım attığım da bana eliyle 1 dakika yaptı ve utanmış bir şekilde suratıma baktı.
Çalan telefonum ile arkamı döndüm. "Efendim ?"
"Abi işler biraz karışık, neredesin ?"
"Akşama gelirim."
Annesi yatakta arkası dönük bir şekilde yatıyordu. Onu nasıl sakinleştirmişti ? Eylül başında oturmuş bir şeyler sayıklıyordu. Ağlamıyordu ama gözlerini bir yere sabitlemiş konuşuyordu. Kulağımı o tarafa verdim. " Özür dilerim. Onu kurtaramadığım için. Onun yerine ölmediğim için. Yapamadım. Beceremedim."
Gözünden akan yaşlara kaydı gözlerim.
Bu kızdan ne istiyorlardı ?
Annesine arkasını dönüp yürümeye başladı ama aklına bir şey gelmiş gibi geri döndü.
"bir de, özür dilerim."
Kaşlarımı kaldırdım. Ne için özür diliyordu o kadından ?
"Sana anne dediğim için." Sesi titrek ve çatallaşmış bir şekilde çıkmıştı. Gözlerimi kapattım ve küfür mırıldandım. Gözleriyle çaresizce yüzü annesine dönük Eylüle baktım. Bu kız daha 21 yaşındaydı. Bunları yaşaması çok adiceydi.
Bir anda sol eliyle yatağın başına tutunmaya çalışınca koşarak yanına gittim sağ kolumu dizlerinin altına sol kolumu ensenine sabitledim. Onu burdan gerçekten uzaklaştırmam gerekti.
Bu kız bunları nasıl kaldırabiliyordu ? Neye tutunuyordu ? Fazla güçlü değil miydi ? Fazla, fazla güçlü.
Eylülü arabaya oturttum ve kliniğe geri girdim. "Doktor bey."
Cebimden çıkarttığım kartı uzattım. "Ben Eylül hanımın yakınıyım. Eğer annesi ile alakalı bir gelişme olursa ilk önce beni arayabilir misiniz ?"
Adam karta baktı ve tekrar bana baktı.
"Gerçekten Ender hanımın iyileşeceğine ihtimal veriyor musunuz ?"
Gözlerimi adama çevirdim.
"Bu da senin işin."
Arkamı dönüp iki üç adım attım ve tekrar ona döndüm. "Adamlarım burada olur. Bir şey olursa onlardan halledin."
Hastaneden çıktım ve arabaya yöneldim. Çünkü artık her şeyi tek başına yüklenmesinin bir anlamı yoktu. Ona yardım edebilme gibi bir imkanım vardı ve bunu değerlendiriyordum.
Eylüle bir duygu beslememle alakası yoktu bunun, o iyi birisiydi. Bu hayatta nadir görülen gerçekten iyi olan birisiydi. Ve bu yaşadıkları adaletli değildi.
Kafamı ona çevirdiğimde hâlâ uyuyordu. Telefonuma gelen mesajla arka cebimden telefonu çıkardım.
Kimden: 053* *** ** **
"Bizi bu aralar çok boşladın Uraz Delen. Sebebi arabada mışıl mışıl uyuyan kız değildir umarım."
BÖLÜM SONU.....