10- Küçük Katil

3887 Words
"Ben... dün gece... Yine Eylül, yine başa sardım ben.." dediğin de konuyu anladığım da onu susturmam gerektiğini fark ettim. Arkadında ki Emre elini havaya kaldırıp 'dur' işareti yaptı. Beliz bunları onun bilmesini ister miydi bilmiyorum ama Belizin hassas noktasını bilmesinde sakınca yok diye düşündüm. Derin bir nefes alıp sözlerine devam etti Beliz. "Konu Emre değil. Veya bir başkası. Konu o günler. O yetimhane de karşılaştığımız günden önce olanlar. Nefes alamıyodum Eylül." Kafasını olumsuz anlamda salladı ve gözünden akan yaşları sildi. "2 yıl sonra ilk defa tekrar aynı kabusu görmek beni çıldırtıyor. Tam iyileştim derken, bir şeyleri düzene sokabilirim derken neden Eylül ? Mutlu olamayack mıyım ben ?" Çaresizce bakıyordu gözlerime. Kafamı Emreye çevirdiğim de ne olduğunu anlamamış gibi baksa da Belizin ağlamasının hoşuna gitmediği aşikardı. "Yine o adamlar geldi Eylül. Silah sesleri beynime işledi sanki. Onlardan kaçarken annemin beni yatağın altına fırlattığı an. Sonra duyduğum o ses." Elleri ile kulaklarını kapattı. "Hâlâ kulaklarım da çınlıyor. Annemin çığlığı ile yere yığılışını silemiyorum kafamdan. Gözü açık gitmek buydu Eylül. Annemin gözleri açıktı. Elimi uzatmaya kalktığım da annemi vuranın elinin annemin gözlerine uzanması.. Yavaşça aşağı indirirken 'Ölmeye mahkumsunuz Şekerci.' Diye fısıldaması. O adamdan kalan tek şey bileğinde ki 'T' harfi olan dövmesi. Ve unutamayacağım o sesi." Kafasını olumsuz anlamda salladı ve daha çok ağlamaya başladı. "Bitmeyecek Eylül. Beni de alıcaklar. Yaşamak istemiyorum anlıyor musun ? Bunların hepsini tekrar yaşayamam. Bu sefer bunları kaldıramam. Yine hırsıma yenilip yıllarca o sesi ve 'T' harfini arayamam. Mutlu olmuştum Eylül. Emre ile iken mutlu olduğumu hissetmiştim. Sorun onun gitmesi değildi anlıyo musun ?" Dolan gözlerime lanet ederken vücudumun kesildiğini hissediyordum. Yine başa dönemezdik, kaldıramazdı bunu o. "Ben asla mutlu olamayacağım Eylül. Asla. Her mutlu olmaya kalktığım da hırsım kendini hatırlatıcak. Dönmek istemiyorum Eylül. O günlere dönmek istemiyorum. Annemin kokusunu hissedemediğim her saniye ölürken, gözümün önünde öldürülmesini hatırlayarak geçmişe dönmek istemiyorum. Yeni bir yenilgiye hazır değilim. Nefes alamıyorum artık, anlasanıza. Yaşayamıyorum. Geçmişe dönmekten korkuyorum. Arkasını dönüp geçmişine bakamayacak kadar korkak biriyim. Korkağım. Geçmişimden korkuyorum. " diye konuşurken sesi iyice çatallaşmıştı ve artık fısıldayarak mırıldanmaya başlıyordu. Nevra yaşlarına engel olamazken Emrenin suratın da öfke ile karışık acı vardı. Aksel Nevraya destek olmak istercesine kaçak bakışlar atsa da yanına gitmeyeceği belliydi. Uraz ise gözlerini bana dikmiş ifadesizce bakıyordu. O da ailesini çocukken kaybetmişti. O da düşmanları yüzünden kaybetmişti, bu kadar tepkisiz olması ise beni fazlasıyla şaşırtmıştı. Beliz, yıllardır terapi görüyordu. Ve en son kabusları 2 sene önce kesilince terapi olumlu sonuçlandı diye sevinmiştik. Bittiğine inanmıştık. İçimden histerik bir kahkaha attım hayatımıza. Biz böyleydik. 3 kardeştik. Ve mutluluk kavramına en uzak insanlardan birileriydik. —————- Beliz elleri ile kulaklarını kapatırken dizlerini kendisine çekmişti. Bu olmamalıydı, tedavi aldığı zamanlar da bu olayı anlatmaya dahi kalksa bu şekili alırdı. Bir keresinde yatağın altında annesinin çığlıklarını duymamak için bu pozisyonu aldığını anlatmıştı. O hâlâ çocuktu. O bazanın altında ki nefesini tutarak ağlayan çocuk... Beliz'e doğru bir adım attığım da Emre dayanamayıp hızla yanına oturdu. Beliz'i kendisine döndürürken Belizin ellerini kulaklarından çekmişti. Beliz kızarmış gözlerini ona çevirdi. Elim ile ağzımı kapattım ve ağlamamak için dua etmeye başladım. Gözlerinde ki korku eskiye mi dönüyoruz dedirtirken Beliz kafasını Emrenin omuzuna gömüp bağırarak ağlamaya başlamıştı. Okuldakilerin meraklı gözleri bize bakarken Aksel bakışlarını onlara yollayıp önlerine döndürtüyordu. İnsanların üzerinde bu kadar hüküm kurmaları normal mi ? Uraz ise hâlâ ifadesizce bana bakıyordu. Belizin hıçkırıkları huzursuz ederken , olduğum yerde sessizce oturup beklemeye başladım. Beynim durmuş gibiydi. Yapabildiğim tek şey boş gözlerle etrafı izlemekti. Annem ve babam olmasa bu kadar üzülür müydüm acaba ? Annem ölmüş olsa, babam yıllardır kayıp olsa... Şans mıydı benimki ? Belkide yanımda olmasalar daha az canım yanardı. Onların beni sevdiğini düşünerek avuturdum kendimi. Sahi ? Annemle babam beni severek ölmüş olsaydı daha mı az üzülürdüm ? EMRE KONURALP... Okula girdiğimiz de herkesin gözleri bize takılarken Urazın omzuma dokunup kaşları ile gösterdiği yere baktım. Beliz bankta arkası dönükken Nevra dizlerinin üstüne çöküp bir şey söylüyordu. Belizin bir şeyi olduğunu anlamamak imkansızdı. Biraz daha ilerlediğimiz de Eylül ve Nevranın görüş alanına girmiştik. Belizin tam arkasında durdum ve kaşlarımı çatarak dinlemeye başladım. Eylül hamle yapacaktı ki elimle durmasını işaret ettim. Dinlemek istiyordum. Şu an ne olduğunu öğrenmek istiyordum. Anlattıkları içimi sızlatırken hayatımızın bu kadar benzemesi dahada canımı sıkmıştı. Yanına doğru adımladım ve kendime doğru çevirdim. Kulağına kapattığı ellerine baktım ve usulca çektim. Kıpkırmızı olmuş Deniz gibi uçsuz bucaksız olan mavi gözlerini çevirdi bana. Bir süre gözlerine baktım. "Yanındayım." Gözlerine bakarak sadece onun duyabileceği şekilde fısıldadım. Kafasını olumsuz anlamda salladı ve omzuma yaslanıp bağırarak ağlamaya başladı. O ağladıkça dişlerimi birbirine bastırdım. Gözlerimi kapatıp sakinleşmeye çalışırken onun bu şeyleri tekrar yaşamaması için dua ediyordum. Bağırması şiddetlenirken gözlerimi daha çok kapattım. Şu an bizden başka bir şey yoktu. Sadece ikimiz. Zaman durmuştu sanki. "Korkuyorum, Emre. Dayanamıyorum artık." Diye bağırması ciğerlerime kadar acı doldurmuştu ve dolan gözlerime saçmalamaması gerektiğini söylemiştim. Kafası omzuma dayalı olduğu için sesi boğuk çıkıyordu. Daha sıkı sardım kollarımı ona. "Yanındayım sevgilim. Ben yanındayken hiçbir şeyden korkma." Dediğimde sessizleşmişti. Kulağına fısıldayarak bunları söylerken aralarda kafasını sallamıştı ama cümlem bitince kendini tutamayıp hıçkırarak ağlamaya devam etti. Kim bilmiyorum ama, o 'T' harfini bulup öldürücektim. Her kim olursa olsun. Beliz'e bunları yaşattığı için ölmek için yalvarıcak o köpek. "Canım çok yanıyor. Annemin kokusunu istiyorum. Annemi istiyorum" diye bağırması ile gözümden bir yaş gelmişti. Kafamı saçlarına gömüp kokusunu içime çektim çaresizce. Gözümden gelen diğer yaş ise saçları ile buluşmuştu. Anne işte. Kim olursa olsun, anne farklı bir duyguydu. Belizin kokusunu en son annemde duymuştum. Çekebildiğim kadar içime çekmiştim kokusunu. Kim olursanız olun. Bir annenin yanında 3 yaşında ki bir çocuk gibi olursunuz. Mafya olsanız bile.... ——————— Yaklaşık yarım saattir bu şekilde duruyorduk. Belizin nefesinin düzene girdiğini hissettiğim de gözlerimi araladım. Sırtıma giren ağrı ile dişlerimi sıksam da şu an içimde ki huzur anlatılmazdı. Kafamı geri çektiğim de kızarmış gözlerinin kapanmak üzere olduğunu fark ettim. Suratı kıpkırmızıyken mavi gözleri resmen ben burdayım diye bağırıyordu. Gözleri yerinden çıkıcak gibi şişmişti. Gözlerimi kapatıp uykuya dalmasını beklemeye başladım. Değil yarım saat, asırlarca bu şekilde durabilirdim. Beliz'in titrek bir nefes çekmesi ile hızla gözlerimi açtım. Ona baktığım da gözlerini kapatmış melekleri kıskandıracak bir güzellikte uyuyordu. Burnumu saçlarının arasında gezdirip derin bir iç çektiğim de Beliz tekrar bir iç çekmişti. Bu hali huzursuz olduğunu gösterirken gözünden gelen yaş dikkatimi çekti. Uykusun da mı ağlıyordu ? Bu yaşadıkları kimsenin tahmin edemeyeceği kadar canını yakmış olmalıydı. Her kim ne kadar anlıyorum dese bile onu sadece ben anlardım sanırım. Çünkü yaşadıkları benim hayatımı anlatıyordu sanki. Bu kadar güzel bir kıza fazla kötü bir hayat değil mi ? Bu kadar masum düşünen birisine göre, fazla acımasız.. Gözünde ki yaşı öptüğüm de dudağıma gelen tuzlu tat ile dudaklarım yukarı kıvrıldı. Gözünden gelen diğer yaşı da öperken gözyaşlarını silmeye çalışıyordum. Kafamı kaldırdığım da herkesin hâlâ burada olması şaşırmama neden olmuştu. Ben sadece ikimizi burada hissederken onlar buradaydı yani. Rahat bir şekilde uyuyabilmesi için kucağıma aldığım da kendince mırıldanmaya başladığını duyuyordum. Ayağa kalktığım da gözlerimi bizimkiler de gezdirdim. Nevra kaşları çatık bir şekilde ağlarken Aksel ona bakıyordu. Yanına gitmek istiyorda gidemiyor gibi sanki. Yanında olmak istiyor da olamıyor. Gözlerim Eylül'ü bulduğun da oturmuş elinde ki kalemle elindeki kağıda bir şeyler çiziyordu. Ağlamamıştı belli. Bu kızın güçlü olduğunu bilirdim ama bu kadar değil. Urazın ise bu duruma siniri bozulurken sadece onu izliyordu. Etrafta ölüm sessizliği vardı. Beliz'i alıp arabaya yöneldiğim sırada Nevra ve Eylül bize doğru ilerlemeye başladı. Nevra elini Belizin eli ile buluştururken elini öpti. Nevra sessizce ağlamaya başlarken arkasını dönmüştü. Eylül bana bakıp fısıldayarak "Çikolatayı çok sever." deyip koluma avucun içi ile hafifçe vurdu ve acı ile gülümsedi. Uraz hızla yanımıza doğru gelip kulağıma bir şey söyleyecekmiş gibi onun elini çekti. "Hangi evde olduğunuzu mesaj at. Kızlar gelmek isteyecektir." Deyip geri çekildi. Kardeşim falandı ama garip kıskançtı. Kafamı olumlu anlamda sallarken Beliz kıpırdanmaya başlamıştı. 'Şşş' deyip hızla arabaya yöneldim. Kapıyı açıp koltuğa oturturken emniyet kemerini takmıştım. Hızla sürücü koltuğuna geçip gazı kökledim. Yol boyunca gözüm ona gidip duruyordu. Her saniye ona birşey olacak korkusuyla yaşamak beni çıldırtıyordu. ——————- Eve gelince hızla onun kapısını açıp kucağıma aldım. Bahçe kapısını ayağım ile itip girerken anahtarı nasıl alacağımı düşünüyordum. Sağ dizimi kaldırıp Belizin kalçasını oraya oturturken hemen arka cebimden anahtarı çıkartıp kapıyı açtım. Elimi bacağının altına koyarken içeriye girip ayağımla kapıyı kapatmıştım. Kendi odama çıkarıp yatağıma yatırmıştım. Ayakkabılarını çıkardıktan sonra yanına oturup ellerimi saçlarında gezdirdim. Ellerim ile o küçük elini alıp öpmeye başladım. Elleri ellerimde iken gözlerine öpücükler bırakmıştım. O güzel gözlerinden gelen yaşlar için canımı verebilirdim. Çok güzeldi, çok saftı. Temizdi. Kalbi, yüzü, ruhu... Beni öyle bir çekiyordu ki kendisine, kaybolup gidiyordum sanki onun akıntısına. Aşk denen şeyin bencilliğini sorgulardım bir aralar. Sorgulanmıyormuş. O seni buluyor ve içine çekiyormuş. Uraza mesaj atmak için ayaklanmaya kalktığım da Beliz'in elimi sıkması ile kafamı ona çevirdim. Canı mı acımıştı ? Gözlerini aralmış bir şekilde bana bakıyordu. Gözlerinde Denizin en dibini görüyordum. Ve gözlerine baktığım zaman bana hissettirdiği bu şeyin bir adı yoktu. "Yalnız kalkmaktan korkuyorum. " Sesi oldukça kısık çıkmıştı. Elimi çektim ve üzerinden yatağın diğer tarafına atladım. Kafasını göğsüme yasladım ve burnuma dolan kokusunu tebessüm ile karşıladım. "Ben olduğum sürece asla yalnız kalmayacaksın. Şu hayattan gidene kadar seni bırakmaya niyetim yok." Sesinin en masum halini kullanarak cevap vermişti. "Biraz zor olucak seninle uğraşmak ama başa gelen çekilir" demesi ile tek kaşımı kaldırıp ona baktım. Üstüne doğrulduğum da gözlerini büyülterek tepki vermesi beni iyice mutlu ederken sırıtışıma engel olamıyordum. "Beliz hanıma bak sen." diyip gıdıklamaya başladığımda kahkahaları odayı doldurmaya başlamıştı. Saatler önce ağlayan kızdan eser kalmamıştı resmen. Böyleydi işte. İçinde ki umut beni hapsediyordu ona. Büyük bir dalga da savruluyordum. Ama bundan çok keyif alıyordum. Onun kahkahaları ile keyfim yerine gelirken biraz olsun şu acılardan kurtulsun diye daha fazla gıdıkladım. Kendince ellerimi çekmeyee çalışıp kahkahalarının arasında konuşmaya çalışıyordu. Mızmızlanmalarının onu daha çok tatlı ve sevimli gösterdiğinin farkında değildi sanırım. Daha fazla gıdıkladığım da ise suratı ciddileşip "dur" deyince içimi istemsiz bir korku kapladı. Anında elim karnının üstünde dururken ciddi bir şekilde suratına baktım. "Biraz nefes alayım yaa" Uzanıp yanağımdan öpmüştü, ben ise yaptığı dengesizliğin şoku ile ona bakıyordum. Küçük hanıma bak sen. Kafamı ona doğru yaklaştırdım. "Canın oyun istiyo sanırım" Suratıma piçvari bir gülüş koyup tekrar gıdıklamaya başladım. O güldükçe bende gülmüştüm. Uzun zamandır bu kadardır gülmüyordum belkide. Gülümsememi, kahkaha atmamı sağlıyordu. Bunu gerçekten yapıyordu.. -------------- URAZ DELEN.. Belizin anlattıkları herkesi fazlasıyla yaralarken gözlerim Eylülün üstündeydi. Canı acıyordu. Belli. Sabahtan beri ne çiziyordu bilmiyorum ama meraktan çatlayacaktım artık. Ondan uzak durmak zorundaydım. Çünkü ona yaklaşmaya çalıştığım an bile ağır bir bedel ödemişti. Emrenin koluna dokunması beni rahatsız etmişti. Kıskançlık değildi bunun adı. Rahatsız etmişti beni. Sadece bu kadar. Ben ona dokunmaya kıyamazken, kardeşim dahi olsa kimseye dokunmasına izin vermezdim. Emreler gittikten sonra Nevra kafasını önüne eğip yaşları silerken Eylül yanına gidip sıkıca sarılmıştı. Onu banka oturttuğunda kafasını önüne çevirip bir şeyler söylemeye başlamıştı. O Nevra ile ilgilenirken Eylül'ün az önce oturduğu yere gittim. Dizlerimin üstüne çöktüm ve yerdeki kağıdı elime alıp incelemeye başladım... Yanımda hissettiğim ayak sesleri durduğun da Eylül yere oturup bağdaş kurmuştu. Bende yere otururken gözlerimi kağıttan alamıyordum. "Mutlu bir aile. Hiçbirimizin hatyatında olmayan o aile. Huzur, sevgi. Artık her neyse adı. Yaşamayınca insan unutuyo tabi adını." Deyip burukça gülümsedi ve işaret parmağını kağıtta gezdirmeye başladı. Parmağını bir tane uzun boylu erkek çocuğunun üstünde durdurdu ve yutkundu. "Abiler... Abim. Genelde abiler koruyucudur. Kardeşleri ne kadar bu durumdan rahatsız olsa da, her şeyi onların iyiliği için yapar. Bizim ailede durumlar tam tersi sanırım" Parmağını gözleri belirgin çizilmiş bir kızda durdu daha sonra. "Ablam. Genelde her şeyi onlar bilir. Birine aşık olunca ablaya anlatılır mesela. Abla ise dert ortağı olur ona. Akıl verir. Bizim ailede bu da normal değil sanırım. Çünkü bana, akıl vermeyi geçtim, benimle konuşan bir ablam bile yok." Gözlerimi yüzünde gezdirdim. Zorunda mıydı ? Bu kadar acıyı saklamak zorunda mıydı ? Parmağını kısa boylu çizdiğinin üzerinde gezdirdi. "Ailemizin fındığı. Sincabı. Neden bilmiyorum ama ona dair unutamadığım şeylerden biri de sincaplara olan aşkıydı. Hayatım da keşke dedirten tek insan biliyo musun ? Keşkelerime sığdıramadığım insan..." Resmi kaşlarımı çatarak incelemeye baişladığım da 4 kişinin olması düşünmeme sebep olmuştu. Parmağını orta büyüklükte çizdiği kişinin üstünde durdurunca annesi olduğunu tahmin etmiştim "Annem. Kokusunu doya doya içime çekememiştim bile. Belki annem hayatta diye şanslı görünüyorum size göre. Ama o kokusunu içime çekememek. Ona anne diyememek." gülümsemişti ama gözlerinde ki acıyı yakalamak mümkündü. Parmağını sayfanın yarısını kaplayan kişi de durdurdu. Elleri titriyordu. Yutkundu ve ağzını araladı. "Babalar.. Evin direğidir onlar. Her kız babasına aşık büyürmüş. Her ne olursa olsun. Öyle söylüyorlar. Sanırım benim aşık olduğum adam o gece o sarışın kızla öldü. Nefret bile edemeyeceğim bir hâl aldı." Gözünden bir damla gelirken o yaş kalbime akmıştı sanki. Elini kağıttan çekti ve tekrar devam etti. " Mutlu bir aile tablosu var değil mi orada ? Bu mutlu ailede ben yokum. O kağıda sığmadığım gibi hayatta da sığamıyorum. Eğer ölmüş olsalardı onların beni sevdiğini düşünerek ayakta dururdum belki. Çünkü sevgi sadece ayakta tutabilir. Ama ben, onların benden nefret edişini izlerken her saniye yaşarken ölmeyi tadıyordum. Mutlu olmayı geçtim, ben bir aileye sahip olamadım. Ve ben bir aileye sahip olamayacağım." Gözlerini kağıttan çekti ve ayağa kalktı. Kağıdı katlayıp cebime koydum ve kafamı arkasını dönmüş yavaş adımlarla yürüyen Eylül'e çevirdim. Nevra Akselin arabasına oturmuş bir şeyler konuşuyordu. Pek keyifli olmasa da ağlamıyor gibi duruyordu. Eylül arabamın kapısı açıp oturduğunda dudaklarım yukarı kıvrılmıştı. Ne olursa olsun ben varken başına buyruk davranmıyordu. Yani her zaman olmasa da, bazen. ——————- Eve geldiğimizde hızla arabadan inmişti. Kapıya yönelirken zile deli gibi basan Nevra görüş alanıma girdi. Aksel arabadan indiğinde kafasını belli belirsiz sallayıp sırıtıyordu. Cebimde ki anahtarı çıkarıp kapıyı açtığım ve Eylülün çatık kaşlarını aldırış etmeden içeri girdim. "Ukala. Bir de bizi uğraştıyor. Aman o yürüyüşünü bozmasın zaten. İncileri dökülür. " Söylediği şey ile olduğum yerde durdum ve ani bir şekilde Arkamı döndüm. Herkes şaşkınca Eylüle bakıyordu. "sanırım sesli düşünmüş olabilirim" deyip sevimli bir şekilde gülmeye çalışıyordu ki bir anda suratını düzeltti. "Yalan mı ? Ukalasın yani bi havalar fal-" derken bakışlarımla susmasına neden olmuştum. Beliz gülerek aşağı inerken Emre arkasından geliyordu. Gözlerinde ki kırmızılık aynıydı ve gözleri hâlâ şiş dıruyordu. 3'ü birbirine sarılırken göz devirip içeri geçtik. "Nerden bildin burada olduğumuzu ?" Diye soran Emre'ye baktım. " Ne olursa olsun buraya geliyorsun oğlum. Aradım ama açmadın." Hepsi içeri girerken Beliz Emrenin yanına oturmuştu. Nevra tekli koltuğa oturmuştu. Eylül yanıma oturur diye beklerken diğer tekli koltuğa geçmişti. Kaşları çatık bana bakması tek kaşımı kaldırmama neden olmuştu. —————- Sohbetler ve kahkahalar havada gezinirken sanırım gülmeyen sadece ben ve Eylüldü. Bir şeye canı sıkkındı, belli. Bunu anlamamak imkansız değil yani. Sinirle ayağa kalktığım da kapıya yönelirken Eylül kaşlarını çatmış beni inceliyordu. Emre "Uraz" diye seslenirken arkamı dönüp kafamı Emreye çevirdim. "Yarın akşam için bir şey demedin. " Ne dediğini anlamadığım için "ha" diye bir ses çoktu ağzımdan. "Abi sabahtan beri konuşuyoruz ya. Yarın akşam Belizlerde yemek yiyeceğiz." "Takılın siz, uyarım." Deyip kapıya yöneldim tekrar. Aklım Eylül de kalırken çalan telefonumu açtım. "Abi Korhan'a dair bir iz bulduk." Arabaya bindim ve mekana doğru sürdüm. Mekana gittiğim de herkes etrafta koşuşturuyordu. Önümden koşarak geçenlerden bir tanesini omuzundan tutup bana çevirdim. "Uraz bey" Kocaman olmuş gözleri ile bana bakıyordu. Neye bu kadar şaşırmıştı acaba ? Soru dolu gözlerle onlara bakarken sağ tarafımdan koşarak gelen koruma bir kağıt uzatıp kafasını yere eğdi. Sertçe kağıdı açtım. "Az kaldı Uraz Delen. Sabret. Sevdiğinin elinden alınmasını izle. Tahmin edemeyeceğin kadar yakınındayım. Zafer bayrağımı çekiyorum genç, dizlerinin üstüne çök ve itaat etmesini öğren. Şu mavi gözlü kız. Güzel kızmış. Ama sana bir sır vereyim mi ? O kız malesef senin olamayacak. Oğlum benimle aynı şeyi yaşamayacak. Bunu aklına sok. O hatunu, daha yakından tanı Delen. En yakından." Okuduklarımın her kelimesi beynime işlerken hazmetmeye çalışıyordum. Beni Eylülle tehdit etmesi yetmezmiş gibi, oğlunu katmış. Kahretsin. Düşünceler beynimi yerken, kaslarımın fazlasıyla gerildiğini hissediyordum. İçimden küfürler ederken dışarıdan sakin görünmeye çalışıyordum. Kağıdı elimde buruşturdum ve hızla arkamı döndüm. Mekandan çıktığım da soğuk rüzgar suratıma çarpmıştı. Çalan telefonu alıp ekrana bakmadan açıp arabaya bindim. Akselin sesini duyunca rahatlasam da sinirime hakim olamıyordum. "Abi, Eylül." Demesiyle istemsizce daha çok hız yapmıştım. "Ne oldu lan Eylüle ?" 1 saat, bilemedin 2 saat olmuştu evden ayrılalı. "Eylüllerin evine git abi. Yoldayız biz." ---------— EMRE KONURALP.. Uraz çıktıktan sonra Eylül de çıkınca Nevra hızla kapıya yönelmişti. Beliz kulağıma doğru eğildi. "Yanında olmamız gerek. Haber veririm" dediğin de sadece kafamı saldım Ne kadar bu durumdan hoşlanmasam da Eylül gerçekten iyi görünmüyordu. Akselle derin bir sohbete dalarken telefonumun çalışı ile kafamı çevirdim. 'Deniz Gözlüm' Kaşlarımı kaldırıp telefonu açtım. Belizin korkulu sesi ve hıçkırıkları gelirken ayağa kalktım hızla. "Emre." Daha çok ağlıyordu ama konuşmuyordu. Daha 1 saat olmamıştı ! "Beliz. Ne oluyor orada ? Neden ağlıyorsun ?" Dediğim de inilti ile karışık ağlamıştı. "Eylül. Eylüllere gel lüften. Yalvarırım bişey yapın" Kapıya doğru ilerlediğimde Aksel peşimden geliyordu. "Kapat o telefonu ! Defolun buradan !" Arkadan gelen ses Eylül'e aitti. Depresyon gibi bir şey mi ? İyi de Beliz buna neden bu kadar ağlasın ? EYLÜL AKAY... Uraz sinirimi bozup gitmişti resmen. O çıktıktan sonra bende ayağa kalktım. Eve gideceğimi söyleyip dışarı çıktım. Arkamı döndüğüm de Beliz ve Nevra yanıma geliyorlardı. Karmakarışık bir şekilde bırakıp, gidiyordu. Bahçe kapısına girdiğim de ağlayarak evden çıkan suratı dağılmış kadına baktım. Bu kadın da kimdi ? Kadın bir süre suratıma baktı ve ağlayarak koşmaya başladı. "Eylül." Beliz kolumdan tutmuştu. Koşarak eve doğru adımladım. Abimin suratın da ki kanları görünce sesli ve hızlı bir iç çekerken kafamı sol tarafa çevirdim. Kahretsin. ! Babam deli gibi bağırarak etrafı dağıtıyordu. Uzun zamandır sessizdi ve bu patlak vermişti. Ablam merdivenlerin başında ağlayarak olayları izlerken babam ona doğru döndü. "Neden konuşmuyorsun ha ? İnat yapıyorsun. Hastasın işte. Hasta !" Daha sonra bana döndü kafası. "Sen ? Neden böylesin ? Ailede kimse normal değilken niye bu kadar sağlamsın ? Benim kızım öldü lan, öldü ! Diğeri desen bi sandalyeye bağlı. Konuşamıyo bile. N'aptın onlara söyle ! " Masanın üzerinde ki vazoyu aldı ve yere fırlattı. Gözlerim yerde tuzla buz olmuş cam parçalarındaydı. Sen budun Eylül işte. Kaçma artık hayatından. Dönüp dolaşıp yaşayacağın cehennem burası. "Beliz eve gidin." Beliz kafasını salladı olumsuz anlamda. "Eve gidin dedim !" Kolundan tuttum hırsla. "Eylül !" Nevranın sesi ile kafamı çevirdim. Babam elinde bıçakla bana doğru geliyordu. Herkes çığlık atıyordu. Nevra kolumdan tutup çekmeye başladı. "Eylül yürü !" Belizin hıçkırıklarını duyuyordum. "Öldürecek !" Nevradan kolumu çektim hızla. Bu kadar mı nefret ediyordu benden ? Bu kadar mı ölmemi istiyordu ? Ona doğru bir adım attığımda merdivende onun inebilmesi için özel yerden geçebilmeye çalışan ablam girdi görüş alanıma. Dengesini kuramıyorsunuz. Nevranın kolumu tutan elini hafifçe ittim ve ablama doğru koştum. Sandalyesini geri çektim. Merdivenlerimiz dik ve uzundu. Ablamın bir yandan yaşlarını silerken odaya sokmaya çalışıyordum. Onu odaya soktuktan sonra arkamı dönmek için hamle yapmıştım ki.... Babamın hırsla bana doğrulttuğu bıçak badimi kesmişti. "Eylül !" Nevra çığlık atarak yanıma doğru koşuyordu. "Yaklaşma !" Babam bıçağı Nevraya doğru uzattı. Elimi Nevraya uzattım. "Gidin buradan Nevra. Lütfen!" Kafamı Belize çevirdiğimde ağlayarak telefon da konuştuğunu gördüm. "Kapat o telefonu. Defolun buradan !" Saçımda hissettiğim el babama aitti. Daha sonra sertçe duvara doğru savruldum. Acı ile elim ile suratımı kapattım. Bıçağı yere doğru fırlattığın da bacağıma değen metale baktım. Acı ile kafamı kaldırdım ve karşımda gözünü kırpmadan bana bakan adama baktım. Bir an Nazlıyı görmüştüm gözlerinde.. Belkide haklıydı. Kardeşim Belkide benim yüzümden ölmüştü. Oraya gitmek için ısrar etmeseydim bunlar olur muydu ? Yanıma doğru adımladı. Suratıma çarptığı tokatı acı ile inlememe sebep olmuştu. Daha sert vuruyordu. Araya girmeye çalışan Nevraya kaydı gözlerim. "Bırak onu !" Kollarını bana saracaktı ki babam saçından tutup kenara fırlattı. "Nevra." Yavaşça doğruldum olduğum yerde. Babam ise yerde duran cam parçalarına ilerliyordu. Adımını biraz daha ilerletti ve solumda ki çekmeceyi açtı. Eline aldığı silah ile Evde Beliz ve Nevranın çığlığı yükseldi. "Eylül gidiyoruz !" İkiside kolumdan tutup kaldırmaya çalışıyordu. Ayağa kalktığımda elinde silah ile dikilen babam girdi görüş alanıma. "Siktirin gidin." Nevra daha çok önüme geçti. "Beliz götür onu !" Belizin kolundan tuttum ve kapıya doğru ittim. "Eylül bizimle gel." Beliz elimden tutmuş çekmeye çalışıyordu. Duyduğum silah sesi ile kulaklarımı kapattım. Koltuğa sıkmıştı. "Biraz daha zorluk çıkarırsanız gözünüzün önünde öldürürüm." Dışarıdan gelen araba sesi ile kafamı babama çevirdim. Suratında ki sırıtma genişledi ! Beliz ise umut dolu gözlerini kapıya çevirdi. "Kahramanımız bu sefer geç kaldı. Ne dersin ?" Araba sesi durduğun da babam kaşlarını çattı. "Kalabalık gelmişler." Gözümden bir Damlanın akmasına müsade ettim. "Beni gerçekten öldürecek misin ? Çocuklarından birisi öldüğü için diğerlerini de öldürmek isteyecek kadar iğrenç bir adam mısın ?" İçeriye oldukça sesli bir şekilde giren Emre ve Aksel girdi görüş alanıma. "O silahını indir." Aksel babama doğru adımlamıştı direk. Elimi ona doğru uzattım gelmemesi için. Yalnızdım.. Kafamı tekrar karşımda tüm umursamazlığı ile duran adama çevirdim. "Yalnızım. Tıpkı senin istediğin gibi. Kimsem yok." Masmavi gözlerine daha çok baktım. "Ben birisini sevdim biliyor musun ? İlk defa bir erkeği farklı gördüm. Ve o kadar korktum ki. Onu da elimden alacağını düşünmüştüm. Kaçtım ben hep ondan. Her şeyden olduğu gibi, ondan da kaçtım." Titrek bir nefes aldım ve gözlerimi kapattım. "Hiç mi sevmedin ?" Kaşları çatılmıştı ilk önce. Daha sonra elinde ki silahı daha sıkı kavradı. Yaptığı bu harekete acı ile gülümsedim. "Öldür. Öldürmen ikimiz içinde daha iyi olacak. Çünkü bende onu çok özledim. Hepinizden daha çok özledim. Ve ben mutlu öleceğim. Çünkü o beni bekliyor orada. Ait olduğum yere gideceğim." Derin bir nefes aldım ve silahı kalbime doğru hizalayaşını izledim. "Şimdi beni öldür. Nazlıyı biraz olsun seviyorsan düşünmeden çek o tetiği." Gözlerimi son kez gezdirdim gözlerinde. "Üzgünüm küçük katil. Kızıma babasından selam söyle olur mu ?" Söylediği şey ile gözlerimi kapattım ve yaşların akmasına müsade ettim. Bende yorulmuştum artık. Yaşamak istemiyordum. Kalbimin üzerinden uzaklaşan Demir parçası ile gözlerimi araladım. 1-2 adım geri atmıştı. Kafamı olumsuz anlamda salladım ve sağ elim ile silahı tuttuğu elini tuttum. Silahı tam kalbimin üzerinde durdurdum. "Sen beni burdan vurdun baba. Gözlerimin içine baka baka bas o tetiğe." Diye fısıldadım güçsüz sesim ile. Gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. Sol tarafımdan gelen ses ile kafamı babam dahil herkes gibi oraya çevirdim. Uraz merdivenin korkuluklarından atlayıp babama doğru adımlıyordu sakince. Babam kafası ile Urazı işaret etti. "Bu mu?" Diye sordu acır gibi bana bakarken. Gözlerimi Uraz'a çevirdim. "Yazık oldu. Artık her şey için çok geç küçük katil. " Silahı daha çok bastırdı. Uraz'a baktım son kez. Gerçekten çok geçti artık. Ben bir harabeden farksız değildim. Yavaş adımlar ile yanıma doğru geliyordu. Ani bir hareket ile kolumdan tuttu ve sağ tarafa doğru itti. Babamın elinde ki silahı kendi kalbinin üzerine koydu. Vücudumu hareket ettiremiyordum. Gözlerim patlayacak gibi bakıyordu ona. Bunu yapmış olamazdı değil mi ? "Aksel, aşağı indir Eylül. Dışarı çökün ve bekleyin." Gözlerini babamdan ayırmamıştı. Kafamı olumsuz anlamda salladım. Aksel kolumdan tuttuğunda hızla ondan çektim kolumu. Urazı bırakmayacaktım burada. "Hayır.." Sesim o kadar kısıktı ki.. "Eylül, gel." Kafamı olumsuz anlamda salladım ve ayağa kalkıp Uraz'a doğru koştum. "Hayır." Aksel tekrar kolumdan tuttuğunda ondan kurtulmaya çalıştım. Yapma bunu Uraz. "Bırak !" Kolumu çekmeye çalışsam da Aksel daha sıkı tutarak merdivenlerden indiriyordu. Merdivenlerin sonuna indiğimde korkulu gözler ile bana bakan Nevraya baktım. Nevra kollarını sardı boynuma. "Eylül sakin ol." Kollarının arasından çıktım. Merdivenlere doğru koşacaktım ki Aksel buna engel oldu. "Öldürecek onu Aksel. Yalvarırım bırak !" Kafasını olumsuz anlamda salladı. Bahçe kapısından çıkarttı ve kolumu bıraktı. "Ölecek diyorum anlamıyor musun ?" Kapının eşiğine yaslandı ve dikilmeye başladı. "Bekleyeceksin." Sırtımı duvara yasladım ve ellerim ile yüzümü kapattım. Yalvarırım bir şey olmasın, yalvarırım.. Belizin sesini daha sonra kollarını hissettim omuzumda. Duyduğum tek el silah sesi ile ağlamakla karşılık inilti koparken hıçkırarak dizlerimin üstüne düşmüştüm. Kanlı ellerimi yüzümden çektim.. "Uraz.."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD