8- Bir Melek

2958 Words
"Sadece söylenene itaat et küçük kadın." Ses beynimde yankılanırken gözlerim hâlâ kapalıydı. Tenimde hissettiğim nefes Uraz'a aitken nefesimi dışarı verdim güçlükle. Gözümden akan yaşlar durunca sessiz bir iç çektim. Beni belimden tutup yönlendirirken korkum kaybolmuştu. Kızlar neredeydi ? Neden burası ? Ne vardı burada ? İçimdeki huzursuzluk çoğalırken onun yanında bana bir şey olmayacağını düşündüren içimde ki kendime sinirle baktım. Hızla yürürken bir anda durmuştuk. Her yer fazla sessizdi. Uraz'ın elini hissetmiyordum artık. Burası biraz soğuk muydu ? Durum çıkmaza giderken yavaşça ilerlemeye başladım. Arkamdan birinin gözümdekini çıkarması ile kısık bir şekilde gözlerimi araladım. Arkamı hızla döndüğüm de kimse yoktu. Uraz... sesi... Şimdi düşüp bayılacağım. Rüyada mıydım ? Yoksa bu bir kurgu mu ? Bir anda her yer gündüz ışığı gibi iyice aydınlanırken gözlerimi daha çok koştum ve etrafıma bakındım. Arkamdan gelen sesler ile kafamı oraya çevirdim. Doğru görüyor olamazdım değil mi ? Yaşadığım şeyin gerçekliği yoktu. Belki de şu an harika bir rüyadaydım. Gözlerimden gelen yaşlara müsade ederken kollarımı açabildiğim kadar açmıştım. Karşımda 20 ye yakın çocuk bana doğru koşuyordu. Kim miydi bu çocuklar ? Benim umudumdu. Sürekli olarak ziyaretine gittiğim, onlarla iltifatımı kesmediğim yetimhanede kalan çocuklardı bunlar. "Yalnız değilsin." Karşımda durup gözlerime bakan küçük çocuğa baktım. Hepsinin adını bilmiyordum belki ama simaları netti kafamda. Eli ile sağ tarafımı gösterdi. Kaşlarımı hafifçe çattım ve sağ tarafa çevirdim kafamı. Bu kadar iyilik benim gibi birine fazla değil miydi ? En sevdiklerim burdayken daha ne isterdim ki. Huzur evinde ziyaret ettiğim insanlardı bunlar. Mustafa amca, Mine teyze ve birçoğu karşımda duruyordu. Kimisi yürümeye çalışarak kimisi tekerlekli sandalyede kimi ise koşmaya çalışarak bana gelirlerken sert bir şekilde durun işareti yaptım Suratlarını asıp durdukların da çocuklara dönüp göz kırparken ne dediğimi anlamış olacaklarki kafa salladılar. Hızla hepimiz onlara doğru koşarken afallasalar da kollarını sonuna kadar açmışlardı... Gözyaşlarıma engel olamıyordum. Bu yaşadıklarım gerçek olmayacak kadar güzeldi. Ben uzun zamandır, sanırım ilk defa bu kadar mutlu hissediyordum. Hepsi ile kahkaha atarken küçüklerden biri parmak ucunda yükselip kolumu çekerken dizlerimin üstüne çökerek suratına baktım gülen bir ifade ile. "Şu an en çok kimi isterdin ?" Diye fısıldadığın da gözlerimi kısarak ona baktım. "1...2...3...." dediğin de beni ayağa kaldırıp 90 derece döndürürken karşım da ablamı görmemle ağzımdan küçük bir inilti kopsa da gözümden yaşlar akmaya başlamıştı bile. Ablam gülüyordu. Buna o kadar ihtiyacım vardı ki.. Olduğum yerde dizlerimin üstüne düşerken hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Bunu kim yapmıştı ? Beni bu kadar iyi tanıyamazdı kimse. "Ablam." diye fısıldamamla sandalyesinin yanımda durması bir olmuştu. Doğrulup hızlıca ellerini öperken kafamı dizine yaslamıştım... Uraz mıydı bunu yapan ? Beni bu kadar iyi tanıyan Uraz mıydı ? Gözlerimi etrafta gezdirdim bir süre. Yoktu ama burada. ——————— Herkes çevremdeydi. Yüzümde ki gülümseme hiç eksik olmazken ablam elimden tutup beni ayağa kaldırarak elime bir not verdi. "Bir melek, kanatlarını hissederken mutludur. " Suratımda ki gülümseme ile ablama bakınca o da güldü ve karşıdan koşarak gelen bir çocuğa sorar gözlerle bakmaya başladım. Elinde ki birsürü balonları elime bırakıp giderken bir an durdu ve tekrar bana yaklaştı. "Bir melek, yaşadığı her şeye rağmen Gülümser." Diyip uzaklaşırken şaşkın gözlerle ona bakıyordum. O sırada tekrar bir çocuk koşarak gelirken elinde ki papatyaları uzattı. "Bir melek, asla ağlamamalıdır." Koşarak yanımdan giderken ben şokun etkisiyle papatyalara ve balonlara bakıyordum. Koşarak elinde zarfla gelen farklı bir çocuktu. "Bir melek, her zaman en güçlüsüdür." Çocukta uzaklaşırken zarfı açıp okumaya başladım. "Çünkü bir melek kanadı olmadan uçamaz. Onlar senin kanadın. Ve sen onlarsız uçamazsın.Ve bir melek, yanında kanatları da varsa muhakkak mutludur. Bir melek, asla ağlamamalıdır ki, asla ağlatmasın... Bir Melek, her zaman güçlüdür. Bir melek, karanlıkta boğulsa bile etrafına umut saçmaktan asla yorulmaz. Ve bir Melek, severken başka güzeldir..." Gözümden akan yaşa engel olamıyordum. Bu okuduklarım gerçek olabilir mi diye düşünürken yaşlı amcalardan biri "Hadi bakalım, gitme vakti" dediğinde ne kadar suratım düşse de "Beni Takip edin" demesiyle hepsi peşinden giderken zarfı cebime koyup papatyaları ablamın kucağına yerleştirdim. Balonları bileğime bağlarken ablamın sandalyesinin arkasına geçip en arkadan sürmeye başladım. Yol boyunca kafamı kaldırmadan ablamla sohbet ederken, ben ona konuşurken beni dinledi. Ne zaman durduk anlamazken kafamı yukarı kaldırdım. Herkes bir anda durup kenara çekilirken karşım da ki her şeyle ağzım aralanmıştı. Ne yani lunaparkı göremiyecek kadar mı dalmıştım ? Lunaparkın başında ki görkemli tabela da "Eylülden Sonra" yazısını görünce ağzım aralanmıştı. Adıma bir lunapark mı ? Suratım da ki gülümseme eksik olmazken bana doğru koşan Beliz'e ve Nevraya çevirdim kafamı. İkiside kucağıma atlarken çocukların da yaşlıların da lunaparka koştuğunu gördüm. Birkaç kişi dönme dolaba binerken, çarpışan araba, atlı karınca, tren gibi şeylere dağılırken Beliz benden ayrılmıştı. "Kim?" Diye sorarken Beliz çantasından bir zarf çıkardı. "Bizden duyamassın ama, zaten kim olduğunu anlıycaksındır" dediğinde kafa sallayıp zarfı aldım. Zarfın içerisinden 4'e katlanmış kağıdı açarken gözlerimi kağıda dikerek derin bir nefes aldım ve okumaya başladım. "Bir melek, her şeyin en güzelini hak eder.. Sen kanatsız bir melek, o görmüş oldukların ise sana can veren kanatların. Huzuru peşinde kovalayan küçük bir kelebek. Her çiçeğe kokusunu bırakan arı. Göklere yakışan bir kuş. Mutluluğu hak eden kadın... Eylülden önce; içi boş bir kutu. Eylülden önce; karanlığın en dibi. Eylülden önce; Acımasız adam. Eylülden önce; Vicdanını duvarlarına gömmüş. Eylülden önce; Merhametsiz. Eylülden önce; Sevgisiz bir mafya. Ben insanların gözünde bu haldeyken 'Eylülden Sonra'sı başladı. En büyük hayalinin lunaparkta deli gibi eğlenmek olmasıydı Belkide senin melek olduğunu bana hissettiren. Masumsun. Masumluk bulaşıcı değildir. Ama karanlık bulaşıcıdır Eylül. Ait olduğun yerdesin. Ablanla yaşayamadığınız o çocukluğunda. İyi eğlenceler küçük kadınım..." Zarfı çantama koyarken etrafı inceliyordum. Madem bunu yazdı, burada olmalıydı. Nevra yanıma gelip kolunu omzuma attı. "Dert etme. Dediği gibi, karanlık bulaşıcıdır. Üsteleme" Kafamı olumsuz anlamda salladım. "Hangimizin karanlığı peki?" URAZ DELEN..... Eylül arkadaşları ile eğlenirken kenardan şarkıyı başlatıp onları izlemeye başladım. Lanet olsun ki Korhan belası hâlâ başımdaydı. Ve hiç gidecek gibi durmuyordu. Aksel'e baktığım da gözlerini Nevraya dikmişti. Nevra ise oyuncağı çalıştıran genç çocuk ile sohbet ediyordu. "Tırnağın kalmadı lan." Kafasını bana çevirdi ve tekrar döndü önüne. "Emre nerede?" Diye sorunca "Korumalarla ilgileniyordu en son, şu an şu kızla konuşuyor sanırım" diyince kafamı Beliz'e yönlendirdim,gülerek telefon da konuşuyordu. Eylül'ü izlemeye devam ederken gondol'a bineceğini gördüm. Çalışanlardan biri hemen ablasını kucaklarken bu duruma şaşırmış olmalıydı. Ne ? Bunu gözden kaçıramazdım. Neşe dolu suratı ile gondola binerken hızla orada ki çocuğu aradım. "Gondol'u fazla sallamayacaksın." diye tehdidvari bir sesle konuşurken "ta- tamam abi" demesiyle yüzümde ki sırıtışa engel olamamıştım. Gondol sakince sallanırken Eylül'ün sıkıldığını fark ettim. Kusura bakma güzelim, o güvensiz şeye bindiremem. Hele de ben yoksam. İnip dönme dolaba yönelirken ablasını tekerlekli sandalyesine yerleştirmişlerdi bile. Hemen indirip dönme dolaba yerleşince gülüyordu. Lan orası yüksek. Ben size bunu sormaz mıyım ? Sorarım. Adamlarımdan biri koşarak yanıma gelirken "Abi çalışanlardan biri arıza çıkarıyor. Şimdi de etraftakilere saldırıyor. Biz halledicektik ama-" dediğin de elimi havaya kaldırıp ilerlemeye başladım. Elin ergeni ne kadar sıkıntı çıkarmış olabilir ki ? Arkamı döndüğüm de Eylül'e bakarken kızlarla eğlendiğini görürken rahatlamıştım. Bir kaç saniye ondan gözlerimi ayırsam bir şey olmazdı heralde. Adamlarsan birini onun yakınlarına yollarken şu ergenle uğraşmaya gittim. ------------—— EYLÜL DELEN... Kızlarla oturmuş kahkahalar ile gülerken hiç bu kadar mutlu olup güldüğümü hatırlamadığımı fark ettim. Abim de burada olabilirdi belki ama o şu an hangi züppeliğin de kim bilir. Gülerken kahkahamı yarı da kesen elinde küçük bir notla yanıma gelen, bizim yaşlarımızda ki genç olmuştu. "Çıkışta seni bekliyorum. Kimseye çaktırmadan yanıma gel. Seni görüp, gideceğim." Parlayan gözlerimi çıkışa doğru çevirdim. Uraz ? Buradaydı işte. Uraza göre fazla düşünceli bir not olsa da içimde ki karıncalanmanın önüne geçemiyordu.Aslında biz onunla sevgili bile değildik. Normal Uraz Delen kolumdan tutup götürürdü veya uzaktan izlemeyi tercih ederdi. Bir şeyler değişecek miydi ? Kızların yanından kalkınca ablam soru dolu gözleriyle beni süzmüştü. "Lavaboya gideceğim" derken Nevra'nın ayaklanıp yanıma gelmesi ile niye bu kadar tedirgin olduklarını anlayamamıştım. "5 dakika gidip geleceğim, oturup bekleyin lütfen. " derken Beliz Telefonumu uzatınca hemen arka cebime yerleştirdim. Seri adımlarla çıkışa yönelirken gözlerim bir yandan Uraz'ı arıyordu. Kapıya doğru siyah bir araba yaklaşırken daha önce böyle bir arabada Uraz'ı hiç görmediğimi düşünmeden edemedim. İçimde ki pimpirik Eylül'e içimden laf sayarken gözlerimi devirdim. Birkaç adım daha atıp arabanın durmasını bekledim. Arabadan biri inip bana yönelirken bir şey'in ters gittiğini anlamıştım. Geri geri birkaç adım atarken daha çok üstüme yürüyordu. Tüm gücümü ayaklarıma verirken adam hızla arkamdan geliyordu. Aklıma 15 yaşımda yaşadığım ve hâlâ atlatamadığım tramva gelirken etrafı görmem bulanıklaşmıştı. Kahretsin neden Luna Parka koşmadım diye düşünürken taşa takılıp yere düşmüştüm. Hayır, hayır.. Luna parkı sessizlik alırken adam sırıtarak üstüme eğilmişti. Tam ayağa kalkacakken kollarımdan sıkıca tutup kendisine çevirmişti. Sanırım, bundan sonra ne koşabilirdim, ne bağırabilirdim. Sessizce ağlayabilirdim... ------------------ URAZ DELEN... Şöyle ergenleri kim alırdı ki gerçekten anlamıyorum. Olayı hallettikten sonra hızla Eylüllerin tarafına yöneldim. Çimenlerde oturmuş gülerlerken Emre ve Aksel'in de orada olduğunu gördüm. Eksik bir şey.. Eylül ! Hızla yanlarına giderken Nevra'nın kolunu hafif sıkarak "Eylül nerede ?" diye tıslamıştım. "Lavaboya gitti" dediğin de biraz rahatlasam da Eylül'ü gözetlemesi için diktiğim adamı oturmuş sigara içerken yakaladığım da sinirlerim tepeme fırlamıştı. Hızla ona yaklaşırken sakin bir tavırla omuzunu kıracak şekilde sıkıp alaycı bir gülümseme ile " Napıyosun ?" Dediğim de omuzu ne kadar acımış olsa da çekerse o kolu gerçekten kıracağımı biliyordu. Ses çıkarmaması beni ne kadar sinirlense de kafamı sağa yatırıp derin bir nefes aldıktan sonra "Eylül nerede ?" Dememle kafasını masaya doğru çevirdi "oturuyodu abi." Hızla kafasını kaldırıp o tarafa baktırırken "Nerde lan Eylül ? Nerede lan ?!" Diye gürlememle etrafı sessizlik kaplamıştı. Konuşmaması fazlasıyla sinirimi bozarken elimi saçlarımın arasından geçirip hızla çekerken sesli bir inilti ile bağırmama engel olamamıştım. Adamlarından lavaboya bakanlar gelirken "yok abi" demeleri ile sert bir gülüş atarken "yok öyle mi ? Yok ha ? Yok ?" Adımlarımı arabaya doğru ilerlettim. Damla korku dolu gözlerle etrafı incelerken Beliz'in gözünden gelen yaşa takılmıştım. Nevra kaşlarını çatmış korku dolu gözlerini bana dikmişken hepsinin durumun ciddiyetini anladığını fark ettim. Eğer bu iş Korhan belasının başının altından çıkacaksa gerçekten bu sefer kötü olacaktı. Çıkışa yönelirken siyah arabanın bizden birine ait olmadığını fark etmiştim. Güvenlik kısmına bakarken kapıda ki kan iyice beni şüpheye düşürse de siyah arabaya doğru yönelmiştim. "Eylül !" Belizin çığlığı ile çivi ile tutturulmuştum sanki olduğum yere. Tüm vücudum titremişti. Hızla oraya dönerken gördüğüm manzara beynime bir kan sıçramasına neden olmuştu... ---------————— EYLÜL DELEN.. Pis sırıtışlı adam kollarımdan tutup beni kaldırırken "yaramaz Akay." Dediğin de yine mi dedemin düşmanları diye düşünmüştüm. Birkaç kere kaçırıldığım olmuştu dedemin saçma ihaleleri yüzünden. Ama bu fazla korkunçtu. Beni kucağına almaya çalışırken ellerimle vurmaya çalıştım. Hızla omzu ile boynu arası yeri ısırdığım da yaptığıma lanet etmiştim. Allah kahretsin ! "şu an şu durum da beni daha ne kadar tahrik edeceksin Akay ?" sakin sesi ile irkilmeme neden olmuştu. Kollarının arasında yukarı doğru çıkarken dizimi erkekliğinin hizasına getirip hızla geçirmiştim. Boşluğuna gelip inlerken ellerini açması ile hızla olduğum yere düşmüştüm. Üstüme doğru eğilip suratıma tokatı yapıştırdığın da acı ile inledim. Tekmeleri karnıma geçirirken cenin pozisyonunu almıştım. Ayağını suratıma hızla yaklaştırırken ayağından tutup hızla kendime çektim. Adam dengesini kaybedip düştüğünde olduğum yerde doğruldum. Canım acıyordu. Yerde ki taşı hızla elime aldım. Adamın doğruluğunu görünce panik ile taşı kafasına geçirdim. Adamın ağzından kopan inilti ile taş elimden kayıp yer ile buluştu. Yerde baygın bir şekilde yatan adama baktım uzun uzun. Öldürmüş müydüm ? Elim ile ağzımı kapattım. Öldürmüştüm. "Öldürdüm." Kafamı olumsuz anlamda salladım. Ben öldürmüştüm. Arkamı dönüp parka doğru koşmaya başladım. Vücudumda ki yaralar yürümeme engel oluyordu. Kafamı arkaya çevirdiğim de kimsenin olmaması durmama neden olmuştu. Ellerimi dizlerime koydum ve derin nefesler almaya başladım. Öldürdüm. Ben onu öldürdüm. Yaşlarımı silerken çalılıkların arasından ilerledim. Parkın girişini bulamazken karşıma çıkan demirle parkta ki ışıkların hafifte olsa buraya yansıdığını gördüm. Ben oradayken bu kadar sessiz değildi orası ? Demirleri tırmanıp kendimi çalılıklara atarken hızla kalkıp koşmaya çalıştım. Dizlerim daha çok acıyordu. Dengemi koruyamazken vücudum daha da bitkinleşmişti. Parka yaklaşırken çimenleri geçip asfalt bölgeye geçmiştim. Artık koşacak halim yokken göz yaşlarımı durdurup yürümeye başladım. İleri de gördüğüm kalabalıkla bizimkileri seçebilmiştim. Gözlerimi etrafta gezdirirken kapıda Uraz'ı gördüm. Arkası dönük ilerlerken kapıda ki o siyah arabayı görünce kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Kafamı olumsuz anlamda salladım. Ben öldürdüm. Gözlerim etrafa bakan Beliz'e sabitlenmişti. Elimi kaldırıp Beliz'e doğru fısıldadım. "Beliz !" Sesimi duymamıştı büyük ihtimalle ama gözleri kesişmişti benimle. "Eylül !" Attığı tiz çığlık ile suratımı buruşturdum. Kafamı insanların yüzünde gezdirdim. Uraz dahil herkesin şaşkınlıkla bana baktığını gördüm. Uraz koşarak yanıma gelirken başım dönmeye başlamıştı. Dizlerim bağımsızlığını ilan ederken olduğum yerde oturur pozisyonu aldım. Daha doğrusu Uraz'ın kucağına oturmuştum. Son anda gelip kollarımdan tutarken herkesin bize doğru koştuğunu gördüm. Öldürmüştüm. Uraz sağ elini sol yanağıma yerleştirdi. "Dayan güzelim, dayan" Kehribarlarına bakmıştım uzun uzun. Ben, öldürmüştüm.. "Kim güzelim ? Eylül, kim yaptı bunu sana ?" Derken arkasını dönüp "su getirin" diye bağırınca korktuğunu anladım. Korkmuştu. Benim için endişelenmişti. Konuşamıyordum. Ağzımı açamıyordum. Gelen su şişesini hızla açıp ağzıma değdirince sesli bir şekilde yutkundum. Kafamı olumsuz anlamda salladım. Söylemek zorundaydım. "Onu, öldürdüm.." ------------ BELİZ ŞEKERCİ... Aksel Eylül'ü kucağına alırken Emre belinde ki silahı çıkarmıştı. Ellerim ile ağzımı kapatırken gözlerim çıkacak gibiydi. Luna parkın arkasına doğru ilerlerken bende Damlanın sandalyesini sürdüm. Dışı ev gibi görünen bir arsaya girince ileride ki koltuğa Eylül'ü yatırdı. Nevra hemen başına geçerken gerçekten kötü görünüyordu. Kendinde olmaması gerekirken büyük bir güçlükle ayakta durmaya çalışıyordu. Yarım açık gözleri ile etrafa bakıyordu ağlayarak. Korumalardan biri elinde acil yardım Çantası ile gelirken Nevra içinden gerekli malzemeleri çıkarmıştı. "Çıkın dışarı" Sesi oldukça yüksek olan Nevraya baktım. "Ne duruyosunuz, çıkın" diye üstelerken herkesin gözleri Aksel'i bulmuştu. Kafasıyla onaylarken hepsi dışarı çıkmıştı. "Sende. Üstünü değiştireceğim" diyince Aksel hızla Nevranın kolundan tuttu. "Sakın bana emir verme." diye tıslayınca Nevranın korkusuzca ona bakması beni hayrete düşürmüştü. Aksel arkasını dönüp cam gibi bir yerden çıkarken bahçe olduğunu tahmin ettim. Eylül'ün suratını acı ile bir gülümseme alırken aynı şeyi düşündüğümüzü fark edip acı ile tebessüm ettim. Eylül için sorun değildi bu acılar. Çünkü bunların katlarca fazlasını babasından yemişti. Gözüm ablasını bulduğunda gözünden yaş geldiğini gördüm. Gidip sıkıca sarılırken Eylül'ün nasıl bu kadar güçlü olduğunu düşünmeden edemedim. Bu kadarı fazlaydı. Onu yoruyordu. Farkında değildi ama çok yıpranmıştı. "Çocuklar " diyip inleyen Eylül'e bakarken aklıma parkta kalanlar geldi. Hızla Aksel'in yanına ilerledim, suratımı bana çevirdiğinde sinirli olduğunu gergin surat hatlarından anlayabildim. "parktaki o kadar insan ne olacak?" Dediğim de kafasını bana çevirip sigarasını söndürmüştü. "Uraz halletti. Hepsi yerlerine teslim ediliyor." Deyince içim rahatlamıştı. Kafamı olumlu anlamda sallayıp içeri yöneldim. Nevra Eylül'ün karın boşluğunda ki yere krem sürerken orada ki morluk dikkatimi çekmişti. Ezilmiş miydi ? Nevra yavaşça üzerini de giyindirdikten sonra suratı ile ilgilenmeye başladı. Suratımı buruştururken kapıdan üzeri biraz kan olmuş Uraz ile silahı beline yerleştiren Emre'yi görmüştüm. Surat ifadeleri korkmama neden olurken bir iki adım geri atmıştım. O sıra da Aksel bahçeden içeri girmişti. Emre hızla yanıma doğru adımladı. Alnımdan öptüğünde bir adım geri atarak ondan uzaklaştım. Beni korkutmuştu. Uraz kaşları çatık bir halde hızla Eylül'ün baş ucuna gidip dizlerinin üstüne çöktü. Suratında ki sinir kendini acıya bırakmıştı. ---------------- EMRE KONURALP... Urazın peşinden hızla giderken adamlardan birine "Arabayı yakalayın !" Diye bağırırken daha hızlı koşmaya başladı. Demirlerle karşılaştığımız da ikimizde duraksadık bir süre. Eylül'ün buradan nasıl geçmişti ? "Abi burası olduğuna emin misin? " diye sorarken gerçekten ihtimal vermemiştim. Çevik hareketlerle demiri tırmanıp diğer tarafa atlarken peşinden diğer tarafa geçtim.  Koşmaya başlarken sağ tarafta yatan adam girdi görüş alanıma. Yerde kafası yarık bir şekilde baygın yatıyordu, Uraz hızla gidip nabzını kontrol etti. "Yaşıyor. Doktor'u çağır Şilede ki depoya götürün. Dirisi lazım." Adam dediğini duymuş gibi inleyerek gözlerini açtı. Uraz hızla ona dönerken adam ayağa kalkmaya çalıştı. "Vay vay vay, Uraz bey teşrif etmişler. " diye sırıtırken Uraz hızla suratına geçirmişti. Yumrukları ardı ardına sıralarken adamın gülmesi daha çok sinir bozuyordu. Uraz yakasından tutup kaldırırken "gel lan gel" diye söylenmesiyle hızla adamı ağaca yapıştırmıştı. Sırtı ağaca çarptığın da acı ile inlerken Uraz pis bir şekilde sırıtmaya başlamıştı. "Ölümü bu kadar çok mu istiyorsun koçum ? Ha ? Söyleseydin ben seni kolay yoldan hallederdim. " diye tısladığın da adam korku ile bana bakmıştı. Uraz gibi bir düşmanım olmasını istemezdim gerçekten. Adamlardan birkaçı gelirken "Abi arabada kimse yok." Deyip nefes alış verişlerini düzene sokarken kafasıyla adamlardan birini çağırıp kulağına eğildi. Büyük ihtimalle nereye gitmeleri gerektiğini söylüyordu. Üstünde dinleme cihazı veya başka bir şey olabilir diye tedbir alıyordu büyük ihtimal. Bizimkiler adamı tutup hızla götürürken korumalardan birini durdurup "arabayı uçuruma götürün. Orada incelenecek" dediğim de Uraz bana bakıp teşekkür anlamında gözlerini kapattı.  Hızla geri dönerken üstünün kan olduğunu gördüm. Ellerinde de kan vardı ama o bunu pek umursamıyor gibi. Parka geldiğimiz de "Yalnız adamın kafası fenaydı" dememle sırıtarak yürümeye devam etti. "Eli baya ağır." Kafamı salladım belli belirsiz ve yürümeye devam ettim. Adamlardan biri koşarak yanımıza su ile gelirken hızla ellerini yıkadı. telefonu eline alıp numara tuşlarken sessiz olma kararı aldım. "Kızlar da orda mı, ablası ?" Akselle konuşuyordu belliki. "Eyvallah." Telefonu kapattı ve kafasını bana çevirdi. "depodalar" demesiyle hızla o yöne ilerledik. " O adamı kendi ellerimle öldüreceğim. Yerin dibine girse de bulacağım" Bunu yapacağını çok iyi biliyordum malesef. İçeri girmeye kalkarken kolundan tutup kendime çevirdim. "Uraz, kızdan uzak durmaya devam mı edeceksin ?" Nefesini bıraktı ve saçını çekti sertçe. "Gördün abi. Daha ilk günden dayak yedi, az yiyormuş gibi. Bunlar her gün, her saniye olabilir. 1 de ıskaladı, 2 de şanstı. 3. Nün garantisi yok. Bunu göze alamam. Benim canımı alsın o şerefsiz ama, ben 2. Bir canı vermem ona. Hele ki bu Eylülse. "  Haklıydı Belkide. Bu durum Beliz için daha çok endişelenmeme sebep oluyordu. "Şu beladan kurtulalım, herkes rahat edecek" deyip korumaları es geçerek içeri girdik. Elimde ki silahı şimdi fark ederken belime yerleştirip korkulu gözlerle beni izleyen sevgilimin yanına gittim. Alnından öptüğümde bir adım geri gitti. Kaşlarımı çatarak ona baktım. Uzak mıydı o ? Gözlerim Aksel'e kaydığın da sinirli gözlerle Nevrayı izlediğini gördüm. Nevra ise Eylül ile ilgileniyordu. Bu kıza fazla mı tepki veriyordu. Gerçi ne olmuştu bilmiyordum ya... Nevra ayağa kalktı ve sürdüğü ilaçları çantanın içerisine geri koydu. Uraz Eylül'ün karşısında bekledi bir süre. Daha sonra dizlerinin üzerine çöktü ve suratında mimik oynatmadan Eylül'ün suratını incelemeye başladı. Endişeleniyordu, ama bunu belli etmemesi gerekiyordu.. ---------------
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD