URAZ DELEN...
Yaklaşık 2 gündür hastanedeydik. Eylülün başında durmaktan işlerle ilgilenememiştim. Ona ne ara bu kadar yakın hissetmiştim kendimi hiç bilmiyordum.
Kafamda oturttuğunu tek şey amacım sadece ona yardım etmek değildi.
Belkide bağlanmaktı bunun adı, bilmiyorum. Ve zihnimde ki düşünceleri pekte kurcalamak istemiyordum.
Asansöre binip 4. Kata geldiğim de Sonat bey bağırırken Eylülün abisinin sinirden duvarlara vurduğunu görünce terslik olduğunu anladım. Yarım saat önce her şey iyiydi.
Beliz yere oturmuş ağlarken Emreyle Aksel korkuyla yanıma geliyordu.
"Kalbi durdu abi. Doktorlar hâlâ içeride. Kimse bir şey söylemiyor. Eylül.. Çok kötü. Şoka girmiş. Hiç bir şey yapmıyor" dediğinde hafif sağa çekildi, karşımda Eylül'ü bu şekilde görmeyi beklemiyordum. Yoğun bakımın camından bakıyordu. Ya da bakıyor gibi yapıyordu. Yanında bir yandan ona seslenen Nevrayı görünce gerçekten büyük bir şoka girdiğini fark ettim.
Koşar adım yanına gidince ellerimi yanaklarına koyarak suratını bana çevirdim. Boş gözlerle bana baktı.
"Bana bak. Eylül bana bak. Hiçbir şey olmayacak tamam mı ?" Dedim ama o ifadesizce suratıma bakmaya devam ediyordu.
İçeriden çıkan doktorla herkes ayaklanmıştı. Eylül ise olduğu yerden ayrılmamıştı.
Hızlıca doktorun yanına gidip yakasına yapıştım. Bu onu şaşırtmış olmalıydı.
"Bana bak doktor. Bu gözlere iyi bak. Ben Uraz Delen" dediğim de gözlerini büyültmesi gururumu okşamıştı.
"Eğer o kıza bir şey olduysa hastane başınıza tıkılır. Yemin ederim bunu yaparım."
Yakasını bırakıp geri çekildim.
"Sa- sakin olun Uraz bey. Ha- hastamız çok iyi. Her şey ko- kontrolümüz altında" diyip hızlıca ilerleyişini izledim.
Herkes sesli bir oh çekerken Eylül'e ilerledim. Hâlâ aynı pozisyondaydı. Yanında gidip suratını avuçlarımın arasına aldığım da "Geçti Eylül. Her şey yolunda. Hadi, konuş benimle. "
Ne kadar onunla iletişime geçmeye çalışsam da susması beni iyice sinirlendirirken herkesin başımıza toplanması iyice gerilmememe neden oluyordu.
Omzumun üzerinden bakıp "Ne duruyorsunuz lan ! Doktor çağırsanıza ! Oyun mu oynuyoruz !"diye bağırmamla hepsi geri çekilirken Beliz ilerlemeye başlamıştı.
Yanın da genç doktorla Aksel'i görünce içimden 'başka doktor mu bulamadın piç' diye geçirmeme engel olamamıştım. Genç doktor gelip ışıkla Eylülün gözlerini inceledikten sonra yanaklarına hafifçe vurdu. "Eylül hanım, beni duyabiliyor musunuz?" demesiyle elini tuttum sinirle.
"Bunları bizde denedik aslanım. İşe yaramadı ki seni çağırdık."
Dediğim de ellerini Eylül'ün yanaklarından çektim.
O kadar da değil yani, ölmüyor sonuçta.
Elinde 1 bardak suyla bize doğru yaklaşan Beliz, suyu Eylül'ün suratına döktü.
Bunlarda kimse normal değildi. Eylül gözleri büyürken nefesini içine çekti sesli bir şekilde.
Gözlerini ona bakan herkesin üzerinde gezdirdi.
"Ablam !"
Farklı bir yöntemdi ama sonuç olarak kendine gelmişti. Ellerimi yanağına koydum.
"Geçti güzelim. Bitti her şey."
Avucumun için de o kadar masum duruyordu ki sıkıca sarılmak istedim ona. "Ablam ?" Dedi dolu gözleri ile. Masmavi gözleri hipnoz ediyordu sanki beni. Gülümseyerek gözlerine baktım.
"Bırakmadı seni. Gitmedi bir yere." Dediğim an gözünden bir yaş aktı.
Gözünden gelen yaşı baş parmağımla sildim usulca.
"Gitmedi.." Dedi ve beni büyük bir şok ile buluşturarak kafasını boynuma gömdü.
Gözünden akan yaşları tenime değiyordu.
İnsanların onu ağlarken görmesinden mi korkuyordu ?Düzensiz gelen nefesleri de bu soruya itiyordu beni.
Fısıldayarak "gitmek istiyorum" dedi boğuk nefesi . Bu ise sorumun cevabını çok net bir şekilde vermişti.
Sağ elimi dizlerin de sabitlerken sol elimi ensesine yerleştirmiştim. Şaşkınca suratıma baktı, ne yaptığımı idrak etmeye çalışıyordu.
"Diğer türlü çıkamazdık" dedim ve gülümsedim. kafasını omzuma gömüp tekrar ağlamaya devam etti.
Nevra ve Beliz ayağa kalkmış gelirken "Gerek yok. Hallederim" dediğim de Nevra homurdanarak oturuşu ama Beliz gülerek yanına gitmişti.
Eylül kucağım da hâlâ ağlıyordu. Hastanenin lavabosunun kızlar bölümüne girmem birkaç çığlığa neden olsa da hepsini tek bakışımla dışarı çıkarmıştım. Tabi laf saya saya gitmişlerdi o ayrı. Ne yapsaydım Eylül'ü mü soksaydım erkek tuvaletine ?
Hay Allahım ya...
Kapıyı kilitleyip kapının arkasına oturdum.
Eylül bunu bekliyormuş gibi tuttuğu nefesini bıraktı. Gözlerimi kapattım ve Eylül'ün bağırarak ağlayışını dinlemeye devam ettim.
Her nefesini çekişinde sanki benim nefesimi alıyorlardı içeriden.
---————————
Eylülün elini yüzünü yıkadıktan sonra asansöre binip yoğun bakım katına gelmiştik.
Çok zor bir asansör yolculuğuydu. Ben nerden bileyim kızın fobisi olduğunu.
Koridorda ilerlerken parmak uçlarına basarak kulağıma yaklaştığını gördüm göz ucumla.
"Ablamı görebilicek miyim?" Diye fısıldadı. Biraz daha sessiz olda bende duymayacaktım zaten. Dudağım istemsizce yukarıya doğru kıvrıldı
Hiç bir şey demeden ilerlediğim de şaşırdığına emindim.
İçeriden çıkan doktor ve hemşireye doğru ilerledim.
"Eylül hanımı hazırlayın. İçeri girecek" dediğim de Eylül ne saçmalıyosun der gibi bakıyordu suratıma.
Doktorun ağzını itiraz edicek gibi açması tek kaşımı kaldırmama neden olmuştu. Beni anlamış olacak kı "Hanım efendiyi hazırlayın kızım" dedi ve odanın kapısını kapatıp ilerledi.
Eylül hem şaşkın hem de teşekkür ederim bakışlarını bana yollarken hemşire kız onu alıp yanda ki odaya sokmuştu.
Eylül Akay...
Uraz' a bu kadar sinirliyken hastane de yaptıkları her şeyi silmişti kafamdan. Bu yaptığı iyiliği sonsuza dek unutmayacaktım.
Camın önün de ablamın yorgun bedenini izlerken sesler boğuk bir şekilde yankı yapıyordu kulaklarım da. Cevap vermeye çalışsam da ağzımı açamamıştım. Etrafımda ki bağırışlar iyice beynimin durmasına neden olurken görüş alanım da sadece Uraz vardı.
Ona sarılmayı o kadar çok istemiştim ki. Neden bilmiyorum ama onun güçsüzlüğümü görmesi beni rahatsız etmiyordu.
Kafamı omzuna gömdüğüm de buna şaşırdığını biliyordum. Ama içimden çığlık atarak ağlamak geliyordu.
Kızlar tualetine girince ağzım aralanmıştı.
Koskoca Uraz Deleni kozlar tuvaletine sokmakta, ne bileyim..
Asansörden inince kulağına ablamı görebilicek miyim dediğim de hiçbir şey demeden yanımdan geçip gitmesi sinirlendirmişti. Fazla uçmuştum değil mi ? Bu Uraz bile olsa buna gücü yetmeyebilirdi.
Yani saçmalık diyerek bir süre arkasından bakıp ilerledim ve doktorun yanına gittiğimde söyledikleri içimi kıpır kıpır etmeye yetmişti.
Benim için miydi bu kadar şey ? Peki neden ? Bir şeyler hissettiğini düşünmüyordum. Uraz Delenden bahsediyorduk. Yardım etmek istiyor olabilirdi Belkide.
Acıdığını düşünmüyordum. Bunu hissettirmiyordu.
Merakımı gideremeyen tek bir şey vardı. Kimdi bu Uraz Delen ?
Sözü nasıl bu kadar geçebiliyor,Nasıl bu kadar saygın birisi olabiliyordu ?
"Eylül hanım"
Hemşirenin seslenmesi ile kendime geldim. Ne zamandır kabinin içinde dikiliyordum, bilmşyorum.
"İyiyim, sorun yok" diye seslendim dışarıda bekleyen kıza.
"Şey, 25 dakika oldu da bir şey oldu sandım" demesiyle hemen giyinip çıktım. "Kusura bakmayın" dedim sıcak tutmaya çalıştığım sesim ile. Ne kadar süredir orada olduğumu fark etmemiştim bile.
Odadan çıktım ve yoğun bakımın kapısı açıldı direk.
Yanına gittiğim de koskoca yatakta küçüçük kalması gözlerimin dolmasına sebep olmuştu.
İçimden bir şey eksilmişti sanki. Ellerini tuttuğum da içimden elimi sıkması için dualar ederken kafamı elinin tam yanına koydum. Ellerim ile elini tutarken gözümden akan yaşla sessizce mırıldanmaya başladım....
Uraz Delen...
Eylül yarım saatin sonun da odadan çıkınca içinde ki heyecanı hissedebiliyordum. Eylül içeriye girdikten birkaç dakika sonra yoğun bakım kapısını aralayıp omuzlarımı önümde birleştirip kapıya yaslandım. Eylül'ü izlemeye başladığım da titrek çıkan sesiyle sessizce mırıldanıyordu. Kulakta hoş bir tını bırakıyordu sesi.
Gitme, ölüm gibi zamansız..
Düşmek, peşine artık imkansız..
Ağlamak yine mi bana düşen..
Gidenlerin Ardından...
Kaldı çocukluğum sende..
Kırık oyuncağım yerde..
Sığınacak gün bırakmadı,yokluğın bende..
Yok, haberin yok, yolun sonunda kaldım..
Yandım, gel diye..
Dur, diyenim yok..
İçimde bir uçurum, düştüm sen diye...
O sözleri mırıldanırken aklıma annem ve babam gelmişti. Gözlerim buğulanmaya başlayınca kafamı sağa sola sallayarak kendime gelmeye çalıştım.
Kendine gel Uraz !
Gözlerimi kısarak ne yaptığını anlamaya çalıştığım da kısa öpücüklerle elini öptüğünü gördüm. Neydi bu ? Ablasını bu kadar mı seviyordu gerçekten ?
Eylül Akay....
Ablamın elini sıkıca tutmamla elimi tutması canımdan can koparmıştı. Yıllardır unuttuğum bir şeyi hatırlamıştım sanki.
Gözlerini araladığın da "Abla" diye fısıldadım titreyen sesim ile.
Konuşmayacağını biliyordum ama bu benim konuşmam için engel değildi.
"Bekle" diyip sandalyeden kalkıp kapıya ilerleyecektim ki gördüğüm manzara ağzımın aralanmasana sebep olmuştu.
Ellerini göğsünde birleştirmiş yere bakan Urazı görmeyi beklemiyordum.
Ne kadardır bekliyordu burada.
Bir süre ona baktım. Kafasını kaldırdı ve suratıma baktı.
"Bittiyse doktoru çağır artık."
Sesi o kadar sert çıkmıştı ki. Hayatımda gördüğüm en değişik ve dengesiz insanların başında gelebilirdi.
Anlamaz bir ifade ile ona baktım.
"Ne ?" Dedim suratımda ki ifadeyi bozmadan.
"Kaç dakikadır ağzın açık beni izliyorsun bilemiycem ama artık doktoru çağırman gerekiyor."
Yüzünde ki pis sırıtışa bakmakla meşguldüm şu an.
Yüzüme vuran sıcaklık kızardığımın habercisiydi.
Omzuna çarpıp yanından geçtim hızlı adımlar ile.
'Rezil oldun Eylül !'
Kes sesini...
5 gün sonra....
Ablam hastaneden çıkalı 2 gün olmuştu. O uyuyana kadar başında beklemiştim. Uyanınca da başın da olmaya çalışmıştım. Bu sıralar da babamın sakin olması ölüm öncesi sessizliği hissettiriyordu.
Hızlıca yataktan kalkıp kot pantolomun üstüne mavi gömleğimi altına da beyaz sporlarımı giydim.
Çantamı aldım ve koşar adım ablamın yanına uğradım. Alnına uzun bir öpücük bıraktıktan sonra hızlıca merdivenleri inip çağırdığım taksiye bindim.
--———————
Okula geldiğim de Beliz'e mesaj atıp Nerede olduklarını öğrendim ve hızla yanlarına gittim. Orta da büyük bir dedikodu dönerken tüm dikkatimi onlara verdim.
"Saçmalama bence gayet yakışıklı. Hem, bakışlarının korkutucu olması öyle olduğunu göstermez."
Beliz Nevraya karşı bir şeyler savunuyordu ama pek anlamıyordum.
"Sizi bana sayıyla mı veriyolar. Etkilenecek başkasını bulamadın mı ?"
Belliki Nevra sinirden Belizi dövecekti. Bu hallerine güldüm ama olayı anlamaya çalışmakta ısrarcıydım.
"Yaa Bi düşün. Yakışmaz mıyız ? Yakışalım yaa... Lüffen Allahım lüffen..." diyip kafasını masaya gömdü Beliz. Sesi isyan eder gibiydi.
Gözlerimi Nevraya çevirdi.
"Kim bu çocuk ?"
Beliz kafasını kaldırıp bana baktı.
"Hastanede ki, otoparkta ki, asansörde ki, okulda ki."
Anlamaz bir şekilde ona bakmaya devam ediyordum. Derin bir iç çekti.
"Her yerde ki.."
Salak bir sırıtıp il elini yanağına yasladı ve Leyla gibi bir yere bakmaya başladı.
'Şu konuyu adam akıllı öğren. Çatlayacağım burada.'
Bende onu yapmaya çalışıyorum zaten.
Nevra beni anlamış olmalı ki konuya girmişti direk.
"Ya şu kızla kavga ettiğimiz de yanımızda duran çocuk. Seninkinin arkadaşı. Emre mi ne adı. Beliz'e gelip 'her şey düzelir. Bu kadar ağlama' demiş gayet saf düşünceler ile. Bizim aptal kuruyor kafasında."
Demişti ki şaşırmama izin vermeden Beliz lafa atladı.
" ama 'O güzel gözlerini yaşlarla kapatma' da dedi" demesi ile ağzım daha çok aralandı.
"Flört gibiyiz. Numaramı aldı mesela. Ara sıra mesaj atıyor. Bugün de bahçede karşılaştık. Göz kırptı bana gülerek."
Gözlerini kısarak bize bakan Beliz'e ufak bir kahkaha attım.
"E siz evlenin o zaman."
---—————————
Yorucu bir okul gününden sonra Nevralara gitmeye karar vermiştik.
Salona doğru ilerledim ve masanın üzerinde duran bilgisayarı elime aldım. Şaşkınca bana bakan kızlara dönüp "Ne var ?" dedim.
"Ne yapıyorsun sen ?" deyip yanıma geldiklerin de onları aldırmadan arama yerine 'Uraz Delen' yazdım.
Karşıma çıkan ilk sayfaya tıkladım.
"Uraz Delen. Ünlü iş adamı Emin Delen'in genç yaşta hayata atılan gizemli veliahtı. 24 yaşında. Tek çocuk."
Ne ? Bu kadar mıydı ? Tüm hayatı bundan mı ibaretti ? Başka sayfalara tıkladığım da hiçbir şey yazmaması sinir etmişti.
"Bu şekilde bir şey öğrenemeyiz. Gelin benimle" diyen Nevraya döndüm.
"Nereye" dedim çattığım kaşlarım ile.
"Madem iki aptal arkadaşım da bu adamlara abayı yakmış. Bir bakalım kimlermiş bunlar."
Peşinden koşuyordum.
"Saçmalama Nevra otur oturduğun yere.Ben oraya gitmem."
Dememle ikisi de kolumdan çekip dolabın önüne sürüklediler.
"Ben.. bunları giymeyeceğim biliyorsunuz değil mi?"
Dediğim de pis pis sırıtmaları ile arkalarını dönüp elbise seçmeye başladılar. Yatağa oturdum ve gözlerimi etrafta gezdirmeye başladım. Asla giymeyecektim.
——————
"Kızlar siz bu hızla değil bu akşam yarın akşama bile yetişemessiniz" dediğim de ayakkabı seçme işlemlerine devam ediyorlardı.
Nevranın üstüme fırlattığı siyah elbise ve ayakkabılar ile kafamı ovuşturdum.
"Bunları mı giyicem ? Hemde ben " diyip kahkaha atmamla Nevra tek kaşını kaldırdı.
'Ben bu bakışı biliyorum.'
Bende biliyorum.
"Kızım sen ne yapıyorsun ya ? Bir yandan çocuğu istiyorsun. Bir yandan sümüklü kezbanlar gibi etrafta geziyorsun. Güzel olabilirsin ama güzellik bir yere kadar. Bakım bir kadının temellerini atar. Biraz da Uraz bey etkilensin değil mi ama ? Şimdi ya onları giyersin, ya da ben giydirmesini bilirim. He ona da müsade etmem dersen seni bu odaya kilitleyip 1 hafta aç susuz bırakırım"
Tek solukta, nefes almadan mı söylemişti onları ?
Nevraya korkan gözlerle bakarken aklıma lise sonda onların balosun da bana seçtiği elbiseyi giymemek için direttiğim de 1 gün boyunca hiç yemek yedirmediği geldi. Tabi ben okumadığım için onlarınkine katılmıştım.
Ki ben yemek olmassa yaşayamam yani. Unutun bunu.Hayvan gibi yerim yani. O yüzden bunu yapamayacağına ihtimal bile vermeden koşarak banyoya gittim.
---——————-
(Eylül Akay)
Kızlarla son kez aynaya bakıp tam puan verdikten sonra Eylül'ü süründürerek dışarı çıkmıştık.
Eylül'ün bu utangaçlığına anlam veremiyordum. Belli etkilenmiş. Ama şöyle geri plan da durması beni sinir küpü yapıyordu. Biraz cesaretli olsan ne olur be kızım.
Biraz kendi güzelliğini görsen ne olur be..
Derin bir nefes aldım ve binanın önünde bekleyen taksiye bindim.
Eylül Akay....
Barın kapısının önüne geldiğimiz de sesin dışarı kadar gelmesi içeri girip girmeme konusun da beni tereddütte bırakıyordu. Burada nasıl bir iz bulabilirdik Allah aşkına ?
Nevranın cimciklemesiyle yerimde zıpladım.
"Yuh !"
Bar'ın içine girecektik ki eli ile dur işareti yapan adamın geçen sefer beni sokmayam adam olduğunu anlamıştım. Allahım, dejavu !
Öldürücü bakışlarımı attım ve içeri girmek için adım atmıştım ki "kimlikleri alalım" demesiyle suratına mal mal bakmaya başladım. 15 yaşında olduğumuzu falan mı düşünüyordu ?
Nevra bana dirsek atarken ikisinin de kimliğini çıkarttığını gördüm.
"Satış." dedim fısıldayarak.
Yaş hesaplamak bu kadar uzun olmamalıydı ama.
Kafamı önüne doğru eğdim, almamak için bahane arıyordu sanki.
"Şerecesini mi çıkartıyorsun ?"
"Buyrun hanımlar" diyerek onları içeri sokarken adım atmamla kolunu önümde demir gibi tutması bir oldu. Elimi alnıma vurdum ve karşımda ki adama baktım.
"Başlıyoruz yine. Acaba şimdi neyi uygun görmediniz çok değerli Uraz beyin mekanına girmem için ?" Dediğim de adam gülerek bana baktı. "Kimlik küçük hanım" dedi.
"Yanımda olsa neden zorluk çıkarayım ? Evde gelirken almamışım işte. Onlardan küçük mü duruyorum anlamadım ki ?"
Ay peki bizim iki dangalağın içer girmesi ! Çıldırmamak elde değildi ! İnsan bir sağına soluna bakar ama yani.
"Dur ya. Sen.." dediğinde ellerimi ona doğru uzattım.
Buyur buradan yak.
"Yok. Ben o gece o tiple gelen kız değilim. Abi değilim valla ya." Dediğim de adam afallamış suratla bana bakıyordu.
"İyi be. Bari bir arkadaşa bakıp çıkayım" diyerek içeriye doğru adımladım.
"çok oldun sen küçük" diyip omuzuma geçirmesi ile yere doğru sendelemem bir oldu. Ama düşmedim.
Düşseydim o kel kafasını kapıya sokardım yemin ederim. Ben rezil olduysam, o da olacak.
Yanımda beliren gölgeye baktım.
Elini adama doğru çevirdi.
"Buyrun efendim."
Çocuk belimden iterek içeriye soktu. Çok şükür bugün de çirkefliğimi yapmıştım.
İçeri girerken tüm ihtişamı ile duran gece kulübü beni büyülemişti. Her geldiğimde farklı bir konsept.
'Paraya kıyıyorlar.'
İç sesime gülümsedim ve merdivenleri indim.
Her zamanki locaya baktığım da anında Urazın gözleri ile temas etmeyi beklemiyordum.
Beni izliyordu. Net görebilmek için gözlerimi kısarak bakmaya devam ettim.
'Eridin Eylül.'
Ne diyorsun kızım bildiğin kül oldum burada.
Belimde hissettiğim el ile yerimde sıçradım.
Tenimde hissettiğim sıcaklık gerilmeme sebep olmuştu.
"Bana borçlu olduğun bir gece var güzelim. Geceyi şimdiden başlatalım. Nefesimi kesiyorsun." Demesiyle gözlerim fırlayacak gibi açıldı.
Bir adım ileri giderken onu geri ittim.
"Ne diyorsun be sen ? Hayvan." Diye bağırmam müziğin sesini bastırmıyordu.
Daha çok yaklaşması korkmama sebep oluyordu.
Aklıma gelen ilk şeyle erkekliğine tekme atıp merdivenleri tırmanarak uzun bir koridora girdim.
'Maşallah Eylül. Başını beladan çıkartmıyorsun.'
Keşke konuşmak yerine yardımcı olsan.
Loş ışıklı koridorda yavaşça gezinmeye başladım.
Koridorun sonunda ki odaya girmeye çalışınca kapının önünde ki şifre dikkatimi çekti. Tabikide şifreyi denerken barın adını veya Urazın adını denediğim de olmamıştı. "Amaan" deyip merakıma yenik düşerek ilerledim ve merdivenlerden inip bizim kızları aramaya koyuldum.
Ama hiç sormayın, Eylül öldün mü kaldın mı !
Gözüm Urazların masasına kayınca bana sinirli gözlerle bakması tüylerimi diken diken yapmıştı..
Anca sinirli sinirli bak zaten, ben Buhara'da sapıklarla ilgileniyorum.
Kafamı sağ tarafa çevirdiğimde bar sandalyesinde oturan Nevra ve Beliz görüş alanıma girdi. İkisinin de elinde telefon vardı.
"Harikasınız ya. Kapıda kaldım ve beni asla umursamadınız."
Nevra ayağa kalktı ve sinirle suratıma baktı. "Aptal ! Biz senin içeri girdiğini düşündük. Sabahtan beri seni arıyoruz !"
Gözlerimi devirdim.
Beliz ayağa kalktı ve dans etmeye başladız "bana bu kadar kısa sürede sarhoş olduğunu söyleme ?"
Nevraya baktım kısık gözlerim ile.
"2. Kadehinde gitti kafası."
Elimi alnıma vurdum. Harika !
Bir süre dans ettikten sonra yanımıza geldi ve masada ki içkiyi kafasına dikti.
Elinden çektim hızla. Katil olacaktım bu koz yüzünden.
Beliz sallana sallana piste doğru yürürken kolundan tutup hızla yanıma oturttum.
"Ne oluyor ya ?"
Gülerek suratıma bakıyordu.
Beni takmadan tekrar ayağa kalkınca bu sefer kolunu tutan ben değil bir başkasıydı..
Emre Topal...
Merdivenlerden tüm güzelliği ile Eylül inerken herkesin gözlerinin onda olduğunu fark ettim. Acaba Beliz de gelmiş midir diye düşünürken Urazın iyice sinirlendiğini anlamamak imkansızdı.
Gözlerini Eylülden bir saniye bile ayırmamıştı. Eylülün beline sarılan çocukla Uraz sinirle ayağa fırladı.
Eylül çocuğun erkekliğine geçirdi ve çemkirmeye başladı. Kafamı Uraz'a çevirdim.
Pis bir gülüş vardı suratında.
Urazın da dediği gibi tam bir cadıydı bu kız.
Eylülün gözden kaybolduğunu görünce locaya doğru adımladı tekrar. Adamlardan birine el işareti yaptı ve yanına gelmesini bekledi.
"Şurada ki piç önemli misafirimiz. Alt katımıza alalım. Özel ilgileneceğim" demesiyle adam kafasını olumlu anlamda sallayıp çocuğu yaka paça dışarı çıkardı. Sonra da 'yardım ediyorum' diyor. Harikasın kardeşim. Böyle devam. Kendisine yediremiyordu birisinden etkilendiğini. Çünkü biz her konuştuğumuz da bize hep 'ben asla aşık olup, hata yapmayacağım.' Diyordu. Aşık mıydı bilmiyorum ama, kıskanacak ve korkacak kadar bir şeyler hissediyordu. Farkında değildi belki ama değişmeye başlıyordu. Kazdığı çukurdan çıkmaya başlıyordu. Mekanda bu tarz hareketlerden hiç hoşlanmazdı evet, ama bununla kendisi asla ilgilenmezdi. Bu çeşit olaylarla adamlar ilgilenirken Uraz özel olarak ilgileniyordu. Eylül'ü ölesiye sahipleniyordu.
Her gece farklı birisi ile olmak pek Uraz'a göre değildi.
Dengesiz, sorumsuz birisi değildi. Ama kafası esince tabiki işini görüyordu. Ama ağzından 'cadı.' kelimesini duyduğumdan beri tamamen değişmişti bu konuda.
Sürekli Eylül'ün peşinden dolanıp başına gelen belaları ona çaktırmadan hallediyordu. Babasını bile sakinleştirmişti. Bunu nasıl yaptığını bize söylemese bile, bir şekilde yapmıştı..
Urazla çocukluktan gelen bir dostluğumuz var. Akselle de öyleyiz. Kardeş ötesi ikisi de benim için. 3'ümüz ortak olmaya karar verirken mafyalıkla beraber bu işleri yürütmek gerçekten zor oluyordu.
"Hoop. Emre" diye seslenen Aksel'in sesi ile gözlerimi kırparak ona baktım. "Ohoo. Abi gece yeni başlıyo hayırdır" dedi.
Boş gözlerim ile ona bakıyordum.
"Hay amına koyayım. Abi neyin var ?" Dedi elini omzuma koyarak.
"Dalmışım kardeşim" deyip dizine vurunca gözüm Uraz'a takıldı. Gözlerini bile kırpmadan viskiyi yudumlayarak Eylül'ü izliyordu.
"Yardım ediyorsun, inandık biz."
Aksel ile pis pis gülmeye başladığımız da gözlerini bana çevirdi ve tekrar Eylül'e döndü.
"E çağır bari gözünün önünde dursun."
Akselin söylediğine daha çok gülmüştüm.
Gözüm Eylül'e kayarken yanında Beliz ve Nevrayı görünce sinirim hat safaya çıkmıştı. "Lan bunun üstündekinin kumaşı yetmemiş."
Sinirle ayağa kalktım ve locanın çıkışına yürüyüp merdivenleri indim.
Gülerek ayağa kalkması ile kolunu tutttum. Afallayan surat ile bana baktı ve sonra bir kahkaha patlattı.
Yavaşça kulağına doğru eğildim.
"İçki içtiğin için mi, şu kumaş parçasını üstüne yerleştirmeye çalıştığın için mi, tüm herkesin gözünün sende olmasına mı, buraya gelip benim yanımda olmamana mı kızayım ?"
Mavi gözlerini yüzüme çevirdi.
"Hiçbiri için kızamazsın ki."
Kaşlarım çatıldı. Anlamayan gözlerle ona bakmaya devam ettim.
Kolunu çekti.
"Sem bana hesap sormazsın. Çünkü benim sevgilim değilsin." Dedi ciddi tutmaya çalıştığı suratı ile.
Nevra ve Beliz şok olmuş bir şekilde bize bakıyorlardı.
Bende şok olmuştum da boşverin.
Kolundan tuttum ve gözlerimi mavilerine diktim.
"Olalım mı ?"
Ağzımdan bir anda çıkan bir soruydu. Onu beğeniyordum, paylaşmak istemiyordum. Eğer illa adı 'sevgili' olacaksa, okey. Hiç problem değil.
"Ne ?"
Kaşlarını çatmış bana bakan Beliz'e gülümsedim.
"Elini yüzünü yıkayıp getireceğim. Merak etmeyin."
Kızlara doğru dönüp merak etmemelerini söyledim ve elinden tutup kalabalığın arasında yürümeye başladım.
"Sorumun cevabını vermedin !"
Laf sayarak peşimden geliyordu.
Koridordan geçirip odaya sokarken anın şoku ile bizi izleyen Nevra ve Eylül'ü arkamızda bırakmıştık.
Baygın gözleri ile yüzüme bakıyordu. Elimi beline koydum ve kendime doğru çektim.
Gözlerim istemsizce dudaklarına kayıyordu. Alt dudağını ısırıp gözlerime baktı.
Dudaklarını öpmeye başladım açlık ile. Ah sen ayık olacaktın..
Yüzünü geri çekti ve şaşkın ifade ile bana baktı.
"Sana karışmam için sevgilin mi olmam gerekiyor ?"
Kafasını salladı olumlu anlamda. Tekrar öptüm dudaklarından ve geri çekildim.
"Olalım mı o zaman ?"
Kaşları havaya kalktı.
"Biz mi ?"
Bu kız neden bu kadar saçma sorular soruyordu ?
Kafamı salladım olumlu anlamda.
Omuzları düşmüştü. İstemiyor muydu ? Kaşlarımı çatarak ona baktım.
"Nasıl olacak ?"
Gülümsedim ve ellerim ile yüzünü avuçladım ve kendime çevirdim.
"Çok güzel olacak."
————————-
URAZ DELEN....
Emrenin yaptığı herkeste şok etkisi bıraksa da bunu yapacağını biliyordum.
Fazla kıskançtı. İstediğini muhakkak elde ederdi.
Netti yani. Ya var, ya yoktu onda.
Eylül'ü sahiplenişimi göstermeyi çok isterdim ama bu bir süre olamayacaktı. Mesajla aldığım tehdid ile ne olursa olsun onu tehlikeye atamazdım.
Her ne kadar adamı bulmaya çalışsam da şerefsiz oraya buraya girmeyi biliyordu.
Eylül'ün benim olmadığını göstermek için uzun bir süre ondan uzak dursam da ( öyle göstersem de) şerefsiz ısrarla devam ediyordu. Eylülün peşinde ki ve evinde ki korumaları çoğaltmamla birlikte bende peşindeydim.
Kantin de arkadaşları ile otururken takım elbiseli bir adam dikkatimi çekmişti. Belinden çıkardığı silahı Eylüle doğrultunca durumun ciddiyetini anlayıp o anı kurtarsam da bundan sonrası onlar için hiçte iyi olmayacaktı.
Düşüncelere dalmış Eylül'ü izlerken kaçamak bakışlarla beni izlediğini gördüm. Oyun mu istiyordu küçük hanımımız ? Ee biz de oyunu kurallarına göre oynayalım değil mi ama..
Hızlı adımlarla barmenin yanına giderken ayağına gitmeme şaşırmış olmalıydı.
Ellerim ile Eylüllerin locasını gösterdim.
"Şu locada ki iki kıza içki servisi yapılmayacak. Çok ısrar ederlerse bana haber veriyosun ve vişne suyu alkolsüz kokteyl falan veriyosun" dedim ve cevap vermesini beklemeden Arkamı dönüp ilerlemeye başladım. Aklıma gelen şey ile geri döndüm ve yanına adımladım.
"Hesap almayacağını söylememe gerek yok herhalde ?"
Çocuk piçvari bir şekilde sırıttı.
"Ayıp ettin abi. Yengemizden hesap alacak değiliz."
Kafamı salladım ve locaya döndüm.
Locaya dönünce Aksel'in bir kızla işini yaparken görünce şerefsizi rahat bırakmak için locanın kenarına oturmuştum.
Servis yapmak için daha yakışıklı birini bulamamışlar mıydı bu şerefsizler ! Çocuk locaya girecekken elimle gel işareti yapınca koşar adım yanıma geldi.
"Az önce ki masayla sadece bayanlar ilgilenecek"
Çocuk kafasını Eylüllere doğru çevirdi. O suratında ki enayi sırıtışı neydi onun ?
Ayağa kalktım ve kulağına doğru eğildim.
"Az önce gözlerinle yediğin o kız kim biliyor musun koçum ?"
Doğruldum ve suratına baktım. "Aynen."
Kafasını salladı ve locadan çıktı.
Başımı Eylüllerin masasına çevirdiğime orada olmadıklarını gördüm. Gözlerimi etrafta gezdirdim.
Hay sikeyim böyle işi ben !
O çocuk elini beline mi doluyordu Eylül'ün ?
Umarım ben şaşı olmuşumdur şu an.
Kafamı sağa yatırdım ve boynumun kıtlamasına izin verdim. Tekrar baktım oraya doğru. Şaşı değilmişim. Gerçekten o el Eylül'ün beline değiyor !
Kafamı bir türlü işini bitirmeyen Aksel'e çevirdim hızla. "Aksel. Eylül'ün yanında ki kızı al. Evine bırak."
Yanına doğru adımlayarak daha sesli bağırdım.
"Aksel !"
Hızla yerinden kalktığında ne kadar sinirli olduğumu anlamıştı.
Hızlı adımlarım ile Eylül'e ve o piçe doğru yürümeye başladım.
E ben senin o ellerini kırmaz mıydım ?
Gözlerim bana korku ile bakan Eylül ile kesişti. Çocuğun arkası dönüktü. Omzuna dokundum. Kafasını bana doğru çevirdiği an kafamı suratına gömdüm.
Eylül Akay...
Nevranın zoru ile içtiğim 1 kadehten sonra tadının tanıdık gelmesi beni şüphelendirse de pek takmadım.
"Bu beni fena vurdu yalnız." Elimi alnıma koydum.
Kahkaha atan Nevraya çevirdim kafamı.
"Benide."
Ne ara piste geçip dans etmeye başlamıştım bilmiyorum ama belime dolanan ellerle irkilmem bir oldu. Sarhoşluğun etkisiyleydi sanırım. Arkamı döndüm ve bulanık gören gözlerim ile karşımda ki kişiye baktım.
1 dakika sonra arkasında beliren kehribar gözler ile kısılan gözlerim tam zıttına büyümüştü.
Kehribarın önüme doğru kafa attığını görünce kahkahama engel olamamıştım. Kehribarlar bak sen..
O arada müzik kesilmişti ve insanlar hızla uzaklaşıyordu. "Nereye ya ?"
Elimi geri çekilen insanlara doğru uzattım.
Kehribar beyimiz çocuğun suratına kana bulamıştı resmen. Parmaklarımı elimde birleştirdim ve dik durmaya çalıştım. "Bu hoş değil kehribar bey."
Kehribar bey çocuğun yakasından çekip kendisine döndürdü.
Bu kadar karizmatik olmak zorunda mıydı ? Söyler misiniz bana lütfen.
"Kimim lan ben ? Bak lan bana !"
Ellerimi birbirine çarptım.
"Kral hareket."
Ağzımdan bir kahkaha daha kopmuştu. Urazın kafası bana dönerken elim ile hızlıca ağzımı kapattım. Kehribarlar fena yakalanmıştık.
" U-uraz abi" diye kekelemesi gülmeme daha çok neden oluyordu.
"Uraz değil ! Kehribar o !"
Kafamı olumsuz anlamda salladım.
Urazın gözleri ile buluştum yine.
" Eylül ! Kes sesini !" Dediğin de gülmem yüzümde kalmıştı.
Aman be ! Buna da gülmeye gelmiyordu.
Kehribar bey çocuğa döndü ve çocuğun suratını bana çevirdi.
Sanki biraz sinirli gibiydi kehribar beyimiz.
" Peki bu kız ? Kim lan haberin var mı ?" Dediğin de anlamayan suratla ona baktım.
Kimdim ki ben ?
"Abi valla bilmiyodum. Bilsem bakmazdım bile."
Dediğin de Uraz keyifle sırıttı.
Ay hiçbir şey anlamıyorum ama ben.
"Bakmazdın. Bakamazdın." Dediğin de çocuk korku ile ona bakıyordu.
"Uraz değil diyorum san, kehribar bey o ! Sinirlendirmeyin şu adamı !"
Elimi havada salladım ve kendi etrafımda döndüm.
Kehribar bey sinirle üstüme yürürken aniden arkasını dönüp "bu piçe gerekeni yapın."dedi ve tekrar bana döndü.
Gözlerim etrafta Nevrayı arıyordu. Bir tane çocuk onu çekiştirerek kapıya doğru sürüklüyordu.
"Hey, arkadaşım !" diye bağırdım arkalarından. "Kehribar bey, arkadaşımı kaçırıyorlar. Onu da patakla !"
Gözlerimi hızla kehribar beye doğru çevirdim.
Derin bir nefes alıp beni dışarı çıkarmaya çalışıyordu.
Gözlerim Nevranın yanında ki çocuğa kayıyordu. E bu şeydi.. Kehribar beyin arkadaşı.
Ay neydi bunun adı ya ?
"Bu senin öküz arkadaşın. Siz bir kız kaçrıma çetesi misiniz ? " dedim. Ama bunu söylerken neden kahkaha attığımı bilmiyordum.
Yoo, biliyordum. Komikti.
"Ya sabır !"
Kendi kendine mırıldanıyordu.
Temiz hava suratıma çarparken vücudumun titrediğimiz hissettim. Uraz arabaya doğru yürüyordu. Açtığı kapıya doğru baktım bir süre. Güzel kapı. Sevdim.
Zorla koltuğa oturttuğunda elimi ona doğru kaldırdım. "Orda dur Aslan parçası."
Gözlerini koşarak bana bakıyordu. Ah sen bana hep böyle baksan keşke.
"Çok iyisin."
Ay hayır ! Ben başka bir şey söyleyecektim.
Elim ile ağzımı kapattım hızla. Üzerime doğru eğildi.
"Yalancı bir sarhoşsun."
Suratımı diğer tarafa çevirdim.
"Ben bunu söylemeyecektim. Yani bunu söyleyecektim ama, içimden."
Neredeydi benim bu gerizekalı iç sesim. Ota boka girerdi araya, girsenize şimdi de kızım.
Kapıyı kapattı ve arabanın önünden dolandı. "Şu boya posa bak be !"
Sürücü koltuğuna oturdu ve sırıtarak kafasını bana çevirdi. Bunu içimden söylemiştim. Niye salak salak sırıtıyordu ki ?
Önüne doğru eğildim. Yanında ki kemeri gösterdim.
"Allah muhafaza."
Elimi zorla da olsa kulağıma götürdüm ve torpidoya vurdum.
"Kehribar beye bir şey olmasını istemeyiz."
Ay bu gülme isteği nereden geliyordu bana ?
"Çok gülmek istiyorum."
Kafasını tekrar bana çevirdi.
"Gül." Dedi net sesi ile.
Haha ! Komik şey seni.
Kaşlarımı çattım ve elimi alnıma koydum.
"Senin yanında gülmek ne haddimize."
Arabadan sesler gelirken kafamı yukarı kaldırdım.
"Vay beee ! Çok havalı!"
Arabanın üstü açılmıştı.
"Suratına bir rüzgar çarpsın da sarhoş olmadığını anla."
Daha çok güldüm. Güzel espri.
Kollarımı iki yana açtım.
"Sarhoşum işte. Görmüyor musun?"
Arabayı çalıştırdığında gözlerimi kapattım ve rüzgarın tenime işlemesine izin verdim.
Şu an deli gibi bağırmak geliyordu içimden. Bağıra bağıra şarkı söylemek. En sevdiğim şeydi sanırım.
Uraz Delen...
Elini radyoya götürdü ve sonrasında durup bana bakarak "bu şarkıyı sen bana söylüyosun tamam mı ?" Diye Şirince sırıttı.
Yüzümde hiçbir mimik oynatmadan yola devam ettim.
"Uraz Delen." Demesi ile şaşkınca kafamı ona çevirdim. Kedi gibi bana bakıyordu.
"Sarhoş olmayı istiyomuşsun sen cadı. Ol bakalım."
deyip önüme döndüm.
Belki 800. Kanala gelmişti şu an.
Çıkan müzik ile ağzını araladı. "Vay, baya sert. Tam Uraz delene yakışır."
Şu cümlenin sonunu uzatma muhabbeti nereden geliyordu Allah aşkına ?
Kahkaha atmaya başlamıştı.
Bir gülüşünle nasıl geldin, girdin hayatıma.
Nedir bu halim, bana bir şeyler oluyor.
Etten duvar örmüştüm, kalbim arkasında saklıydı.
Şimdi aşk süratli geliyor.
Aklıma geldiğin de hiçbir şey umrumda değil.
Huzursun tam anlamıyla...
İçimde ki histen aldığım güç diyor ki 'sakın ha'
Fren yok yola devam durma...
Eylül şarkıya iyice keyiflenirken bağıra bağıra şarkıyı söylemeyi devam ediyordu. Tam cadıydı.
O kadar keyifliydi ki şu anı sonsuza kadar yaşayabilirdim.
Eylül'ün torpidoyu açtığını görünce kaşlarım çatıldı. "ne yapıyorsun sen ?" demeden edemedim.
Kafasını kaldırıp bana bakınca yola döndüm. "Neden arabanda fular bulundurmazsın ki !"
İsyan eder gibi elini dizine vurdu.
Sesten duymayacağımı sanmıştı sanırım.
"Evet, filmlerde bir yerlerden çıkıyordu o fular." diye bağırınca baktığı yere doğru baktım.
Fena kafayı yemişti.
"Neyse bende ellerimle idare ederim" diye bağırdı ve kemerini çıkartıp hafifçe ayağa kalktı.
Sağ elimi beline doğru uzattım ve koltukla kolum arasında sıkıştırarak kemer görevi gördüm.
Ellerini yana açtı. Bir gözüm onda bir gözüm yoldaydı.
Elimi hızla itti ve koltuğa oturdu.
"Dur !"
Suratını buruşturdu ve kafasını eğdi.
Arabayı sağa çekip ona baktım. Kapıyı açıp kendisini dışarı attı. Kaldırıma oturdu ve şaşırılmadık manzara. Miğdesindekileri boşalttı.
Saçlarını tutup arkaya topladım. Eli ile beni itmeye çalışıyordu. Gerçekten iyilikten anlamıyordu.
Saçından daha çok çektim.
"Hayvan !" Diye tısladı.
Derin nefesler almaya başlayınca arabaya adımladım ve torpidodan su ile peçete aldım.
Suratı bembeyaz olmuştu. İçmiş olabilir miydi sahiden ? Ama içki kokmuyordu asla.
Ağzını çalkaladı ve peçete ile ağzını sildi.
"Saçlarıma dokunma bir daha."
Aşık suratı ve çatık kaşları ile yüzüme baktı.
Saçlarını arkaya attı ve temiz havayı içine çekti.
"Ben seni düşüneyim sen gel hayvan gibi saçımı çek."
Cadıydı bu kız. Susacağım mı düşünmüştünüz gerçekten ? Tabikide susmuyordu yine.
"Beni mi düşündün ?"
Yanına oturdum ve ellerimi kaldırıma yasladım. Kaşlarımı kaldırmış bir şekilde ona bakıyordum.
"Hobi olarak kusan birinin saçını tutmadığına göre"
Ah şu çenesine verdiği gayreti başka şeylere verseydi.
"Kusan kişi sen isen. En büyük hobilerim arasına girebilir küçük cadı."
Kafasını eğdi. Belli belirsiz gülümsüyordu. Hafifçe kaldırdı kafasını ve gözlerimi mavileri ile buluşturdum.
"beni bazen araba tutabiliyor. Ama hep değil. Genelde aç olunca."
Mesaj alınmıştır. Gülümseyerek ayağa kalktım. Gerçekten çok garipti. Elinden tuttum ve onu da ayağa kaldırdım.
Bu saatte açık bir yer bulamayacağım için hızla eve sürdüm. Allahtan yakındık.
Eve gelince "Bekle burada" dedim ve onu arabada bırakıp eve girdim.
Poşete dolaptan hazır birkaç şey koydum.
Daha sonrasında evden çıktım ve arabaya doğru adımladım. Cebimde çalan telefonu çıkarttım ve arayan Aksel'e cevap verdim.
"Söyle kardeşim"
Aksel bıkkınlıkla nefesini verdi.
"Abi kız odam da sızdı ya. "
Eylül merakla gözlerime bakıyordu. Arkamı döndüm ve dişlerimin arasından Aksel'e sinirle bağırdım.
"Lan evine bırakıcaktın hani !"
Çıldırtacaktı beni.
"Oğlum kız rahat durmadı bi soğuk duş alsın diye soktum ama uyumuş ya"
Bıkkınlıkla nefesini verdi.
"Ulan yem-. Neyse uyusun abi sen de kusura bakma işini yarıda kestik" diyip güldü salak salak.
"Bunun acısını fena çıkarırım Uraz delen."
Kafası sadece oraya çalışıyordu aptalın.
Gülerek "beklerim kardeşim" deyip telefonu kapattım ve hızla arabaya bindim.
--—————-
Eylül'ün en sevdiği yerdeydik. O uçurumda. Burası onun tek zaafıydı.
Ama yol boyunca Gülen Eylül gitmişti, daha buruk ve sakin bir kız gelmişti.
Uçurumun kenarında ses çıkarmadan oturuyorduk. Kafasını bana çevirdiğini hissettiğimde bende ona baktım. Bir süre baktı ve önüne döndü.
"Sıra Sende.."
Anlamaz bir şekilde suratına bakmaya devam ettim.
Gözünü uçurumun dibinden ayırmıyordu.
"Birazda Uraz Delen'i tanımaya ihtiyacımız var. Karanlığı ile birlikte ışığını da bilmeliyiz. "
Kaşlarımı çattım.
Derin bir nefes aldım ve önüme döndüm.
"Bakalım bu Uraz Delen gerçekten kimmiş.."