Sabah, perdelerden sızan ışık odanın içine yavaşça doldu. Gözlerimi açtığımda başım ağrıyarak zonkluyordu, ama asıl yüreğimdeki sızı uykudan bile ağırdı. Yüzüm hâlâ kurumuş gözyaşlarının tuzunu taşıyordu. Geceden kalma o kırgınlık, o çaresizlik… hepsi yeniden üzerime çöktü. Başımı yana çevirdiğimde, Miran’ı gördüm. Yatağın kenarına oturuyordu. Gömleği hâlâ üzerindeydi, kolları sıvanmış, saçları dağınık. Elinde bir sigara vardı ama yakmamıştı. Sadece parmaklarının arasında sıkıyor, bakışlarını yere dikiyordu. O kadar sessizdi ki… Bu sessizlik boğazıma düğümlendi. Dün gece söyledikleri kulaklarımda çınladı: “Bana masal anlatma… Masum kız ayakları.” İçimde bir öfke kıpırdandı. içinde dert olsun Miran ağa. Yastığa biraz daha gömülüp gözlerimi ondan kaçırdım. Gözlerim istemsizce doldu. Mir

