Kafenin kapısı hızla açıldı. Gözlerim kapıya kaydı. Ve içeri Miran girdi. Adımları sert, bakışları karanlık. Bütün masa anında dondu. Miran gözlerini bana sabitledi, sonra Serkan’a çevirdi. Sanki ortamda nefes almak bile ağırlaştı. Miran’ın sesi buz gibi: “Ne güzel manzara bu böyle…” Kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Dudaklarımı ısırdım ama yine de dobra halimden ödün vermedim, dik durdum: “Senin burada ne işin var? Nereden biliyorsun burada olduğumu?” Ama gözleri bende değildi. Sadece Serkan’daydı. Sanki ben masada yokmuşum gibi. Masada üç kişiydik: Selin yanımda, Serkan karşımda. Ben de Serkan’a eğilmiş haldeydim, kanını temizliyordum. Miran bir hışımla masaya yaklaştığında refleksle ayağa fırladım, önüme dikildi. Omzuna kadar geliyordum, ama bakışları hâlâ Serkan’daydı. So

