Kök mü Kak mı?

1330 Words
Kızlara iş kesinleşene kada hiçbir şey söylemeyecektim. Kahvaltı boyunca başımın etini yeseler bile ağzımı sıkı sıkıya tuttum ve tek bir ima dahi kaçırmadım. Patron isminin sadece bir lakap olduğundan ve arkadaş olduğumuzdan bahsettim. Bir sıkıntısı olduğu için beni çağırıyordu ve ben onun için bu gün kızlarla olan planlarıma ya daha geç katılacak ya da hiç iştirak edemeyecektim. Bir iki lokma bir şeyler yiyip, üç bardak demli çay içtikten sonra hazırlanmak üzere odama gittim. Beni yavaş yavaş daha iyi tanıyacaksınız, kahvaltıda üç bardak demli çay içmeden sokağa adımımı atmam. Anneme göre kısa boyumun ve çelimsizliğimin baş sebebi çay olsa da, sanki onu içmeden kafamı bir türlü toplayamayacakmış gibi hissediyordum. Normal zamanlarda kıyafet seçerken pek zorlanmaz, uyup uymadığına değil de avret yerlerimi örtüp örtmediğine dikkat ederdim. Yıldız Tilbe'nin gençliğini bende gördüklerini söyleyenler de oldu ama bende ne arar o kadar yetenek? Her neyse, şimdi normal bir zaman değil. Hele müsdakbel patronun seni sabah o halde gördükten sonra kendine daha çok özen göstermelisin Ece Engin. Önce bi gir sıcak suyun altına bütün kötü enerjin, kirin, terin aksın gitsin. Sonra da karşısına öyle bir çık ki, senden başkası onun kölesi olamayacakmış gibi düşünsün. Şimdi böyle deyince de sabahki halim daha uygun gibi duruyor ama neyse. Siz siz olun, benim gibi kendi yaptığınız ironi ile gerçeği arasında bocalayıp vakit kaybetmeyin. Dolaptan yüksek bel, bol paça krem bir keten pantolon, üzerine de mercan rengi ipekli, sıfır kol bir bulüz çıkardıktan sonra donumu tumanımı alıp banyoya girdim. Bu evde herkes herkesin odasına kapıyı çalmadan girdiği için anadan üryan basılma gibi bir riskiniz olabiliyordu. Biz de o yüzden iç elbiselerimizi banyoda giyinir öyle çıkardık. Tabii kurallar katii ve netti. Kimse diğerlerine haber vermeden eve misafir getiremez, erkek arkadaş desen, zaten bu evin kapısından geçemezdi. Allah'tan üçümüz de bu konularda titiz insanlardık da birbirimize karşı nefretlik durumlar yaşamadık. Her saçlarımı yıkayışımda illallah edip; en kısa zamanda kestireceğim dedikten sonra, saçlarıma aldığım en ufak bir iltifatın ardından, kendimi saç bakım ürünleri ile şımartmak gibi bir kısır döngünün içindeydim. Yazları her ne kadar sıkıntısını çeksem de sanırım uzun saçla daha mutlu hissediyordum kendimi. Ne kıvırcık ne düz, ara yerde dalgalı, kimine göre ahenkli geçinip gidiyorduk işte. Neden bu kadar uzun kullanıyorsun diye sorarsanız; bir keresinde dayım; "Bütün vitamini saçların emcüklüyor, o yüzden boyun uzamıyor deyince, elime geçirdiğim makasla bir güzel kırpmıştım. Sonra da bir yaz boyunca yoluk tavuk götü gibi dolaştım Kilitbahir'de. Sonra da aslında böyle bir şeyin bilimde pek bir yeri olmadığını öğrenince bir daha da saçlarımı kestirmeye varmadı elim. Varsın boyumu daha da kısa göstersinler. Onlar benim bebeklerim hanım. Ötesi var mı? Duştan bütün bakımlarımı da yaptıktan sonra çıkmış, buna rağmen hala iki saat gibi bir vaktimin kaldığını görmüştüm. Gideceğim yer, yaklaşık onbeş dakikalık bir mesafede olduğu için rahat rahat hazırlanabilirdim. Saçlarım kabarmasın diye nemlendirici kremimden sürdüm ve aynanın karşısına oturup, hafif ama bütün kusurlarımı kapatacak bir makyaj yaptım. Kusur dediğim de şey; yaklaşık bir haftaya kadar gelecek olan halamın, yani adetimin habercisi olan sivilce. Yoksa pürüzssüz bir cilde sahibim. Bir de deniz kızı olmanın verdiği o ince çiller var yüzümde o kadar. İnce bir BB krem, Açık kahve gözlerimi öne çıkaracak bordo bir maskara, hafif pembemsi bir allık ve bulüzumun rengiyle aykırı durmayacak bir lipgloss ile bu iş tamam bence. En son üzerimi giyinip, vücut spreyimi de sıktıktan sonra dolaptan boyumu biraz olsun uzun gösterecek platform topuk, kahve rengi deri bir sandalet çıkardım. Bence cıncık gibi oldum, maşallah bana. Az önce ben makyajımı yaparken kızlar çıkıp gittiler. O yüzden beni bu kadar süslenmiş şekilde göremedi zilliler. Yoksa saatlen ağzımdan laf almaya çalışırlardı. Onlar da haklı tabii; kendine böylesine özendiği günler çok sınırlı Ece Engin'in. Buluşma saatine tam 35 kala dolmuşa binip iskele yolunu yarılamıştım bile. Yine de telefonumun ekranını sürekli açıp saati kontrol ediyordum. Vapurdan inip yürüme mesafesindeki iş yerine doğru giderken heyecanım daha da artmıştı. Eğer işler yolunda giderse bu benim; resmi anlamdaki ilk iş görüşmemdi ve tamamen benim girişimlerim sayesinde vukuu bulmuştu. Nihayet konumdaki bina gözükünce derin bir nefes aldım ve saçlarımı omzumun arkasında havalandırarak, kendimce havalı bir giriş yaptım binadan. Aman Allah'ım ana baba günü falan mı vardı burada? Oradan oraya koşturan hippi kılıklı gençler, ellerinde dosyalarla bekleme salonunda tüneyenler, arada bir denk geldiğim ama o anın heyecanıyla kim olduğunu çıkaramadığım ünlü yüzler. Sanki bir karınca yuvasının içinde gibiydim. Yalan yok, şimdiden ürkütmüştü bu bina beni. Bu kadar çalışanın olduğu yerde en dipten başlayacaksın deseler, el mecbur başlayacaktık ama bu kulvarda, ihtiras, entrika, kara düzen çok olurdu. Nasıl olduğunu anlamadan, temizlediğin tuvaletin zeminini dahi ayağının altından kaydırıverirlerdi. Esat beyin söylediği gibi lobideki asansörlerden 4. katın düğmesine basıp binadaki curcunayı seyrede seyrede yükseldim. Az önce buraya girerken kendime zorla soktuğum özgüvenin yerinde yeller esiyordu şimdi. Cam kapıların üzerindeki isim lehvalarını okuya okuya ilerlerken; ileriden bir kız koptu geldi ve "hanfendi sizi kim yolladı buraya? Bu kata randevunuz olmadan çıkamazsınız." dedi. Canım emekçi kardeşim, o da işini yapıyordu haliyle. İçten bir yüz ifadesinin arkasına gizlediğim pısırıklıkla cevap verdim. "Esat bey ile görüşmek için gelmiştim. Bana saat iki için randevu vermişti kendisi." Ben kibar olayım dedim ama o bir üstten, bir yandan baktı ve "Bana öyle bir bilgi verilmedi." dedi. Ya sabır, ya selamet. Sen aklıma ol mukayyet. - Bakın hanımefendi. Tam beş dakika sonra koridorun sonundaki toplantı odasında olacağıma dair söz verdim. Eğer benim bu toplantıya yetişmemi engellemek istiyorsanız, sonuçlarına da siz katlanırsınız. Bilmem meseleyi anlatabildim mi? - Hanfendi eğer oyunculuk için geldiyseniz yanlış kattasınız. Burası spor menejerliği katı. O yüzden Esat beyle görüşmek istemeniz beni yadırgattı açıkçası. Ama madem bu konuda ısrarcısınız, buyrun birlikte gidelim de ben de meselenin aslını öğrenmiş olayım. Ha şöyle. Kibar ol, canımı ye. Ben de o odeyşın senin bu odeyşın benim koşturacak insan değilim zaten. Ne anlarım oyuncu menejerliğinden? Boş toplantı odasının önüne geldiğimizde çok geçmeden arkadan Esat beyin boyuna yaraşır gür sesi duyuldu. "Aferim Bücür. Dakik olmanı sevdim." Laflara bak laflara. "Eyvallah da ben sizin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Hem iki dakika geç geldiniz hem de benimle olan randevunuzdan kimsenin haberi yok. Az daha katları karıştırmış bir meczup muamelesi görecektim." Beni buraya getiren kız gözlerini devirince, dalga geçtiğimi anlasın diye samimi bir şekilde göz kırptım. Ne yapmaya çalıştığımı, Esat beyle aramdaki muhabbeti anlamasını istedim. Bir de istemeden de ols benim yüzümden azar işiteceğinden korktum. a Nihayet kocaman bir masanın bir ucuna oturduğumuzda ise dananın kuyruğunu koparmak üzereydik. - Eminim seni buraya neden çağırdığımı merak ediyorsundur. - Yööö etmiyorum, biliyorum neden çağırdığınızı. Bana ihtiyacınız var ve yalvarmak için ayağınıza gelmemi istediniz. Bir defaya mahsus bunu mazur görebilirim. - Allah Allah. Yalvaracağımı da nereden çıkardın? Eğer sana muhtaç olduğumu düşünüyorsan yanılıyorsun. Senin yerinde oturmak isteyen kaç kişi var biliyor musun bücür? - Gözününün yağını yiyim affet. Asla öyle bir şey demek istemedim. - Aman Allah'ım bir de fırıldak. - İtiraf et işte tam da senin aradığın asistanım. - Kendine çok fazla güveniyorsun ama bu dünya sandığın kadar dalgaya alınacak bir yer değil. Altından kalkabileceğine emin misin? - Altından kalkamasam da tünel kazar yine kurtulurum. Siz benim kısa boylu, çenebaz, ve haddinden fazla öz güvenli durduğuma bakmayın. Aldığım işi nihayete erdirmeden değil uyumak, nefes bile almam. Bakın; ben bu mesleği, puanım buraya yetiyormuş ya da kapağı bu şehre atmanın yoluymuş gibi görüp de seçmedim. Çalışma alanlarını, artılarını, eksilerini, zorluklarını bilerek bu yola girdim. Zaten amacım bir ajansta kendime kariyer yapmaktı ve o gün Allah sizi karşıma çıkarınca bunun bir işaret olduğunu düşünüp sıkı sıkı tutundum. Bence ikimiz de şansımızı denersek bir şey kaybetmeyeceğiz. Belki alemin en çok isim yapan ikilisi olacağız, bunu bilemezssiniz. - Yerimde gözün yok yani? - Acaba istesem de sizin yerinize yetişebilir miyim? Boyum yetmez bir kere. Biz aramızdaki garip iş görüşmesine gülerken kapı girişinden tanıdık bir ses duyuldu. - Ooo Allah muhabbetinizi arttırsın. Ama burası oyuncular için doğru yer değil diye biliyorum. Gelen Barış Günter'in ta kendisiydi ve anlaşıldığı üzere dün akşam işler pek de yolunda gitmemişti. Ancak bu dakikadan sonra benim için ne kadar yolunda giderdi, bilmiyorum. Çünkü Esat bey ortaya attığı bomba ile tükürüğümde boğulacak kıvama gelmemi sağlamıştı bile. - Bundan sonra senden Ece sorumlu. Ben artık senin dengesizliklerinle baş edebileceğimi sanmıyorum. Gücün yetiyorsa Ece'ye kök söktürürsün...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD