bc

Zalim’in Sıla’sı

book_age18+
431
FOLLOW
5.1K
READ
dark
forced
opposites attract
mafia
heir/heiress
drama
superpower
addiction
like
intro-logo
Blurb

Öz annem ben bebekken ölmüştü. Babam ben iki yaşındayken Gülçin anneyle evlenmiş, Gülçin anne bana hep öz annem gibi bakmıştı. Benimle bir annenin ilgilenmesi gerektiği gibi ilgilenmiş hem sevgimi hem saygımı tam anlamıyla kazanmıştı. Ona anne diye hitap ediyor, dışardan her gören bizi öz anne ve kızı sanıyordu. Öyleydik de gerçekten. Ama oğlu hiç annesine benzemiyordu.

Giyindim, göz rengime uyan mavi bir gömlek elbise giydim, kemerle belimi ortaya çıkardım. Sarı uzun dalgalı saçlarımı ise açık bıraktım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyerek çantamı da omzuma astıktan sonra odamdan çıktım.

Annem “Bebeğim, Koray seni bıraksın.” diye önerdi.

“Anne gerek yok, kendim gidebilirim.” dedim.

“Biliyorum tatlım, ama belki buraya alışmasına yardımcı olabilirsin. O da hiç olmazsa burayı ziyaret etmeye devam edebilir. Lütfen Sıla.” diyip elimi tuttu.

“Pekala anneciğim.” diyip elini sıktım. Arabam vardı. Küçük bir araba olmasına rağmen benim üniversiteye gidip gelmeme yetiyordu.

Koray’ın arabası son derece lüks ve pahalı bir spor arabaydı. “Bununla mı gideceğiz?” diye şaşkınlıkla sordum. Hemen arkamda olduğunu farketmemiştim, geriye döndüğümde öyle ki neredeyse burun buruna duruyorduk. Geri çekildim ve o da bir adım ileri attı. Sert yüzünde anlayamadığım bir ifade vardı. Normalde hiç gülmeyen adamlar olur, Koray’da bunlardan biriydi. Gözleri kızgınlıkla bakıyor gibiydi ama neden kızgın olsun ki diye düşünüyordum bir yandan. Geri doğru bir kaç adım ilerlediğimde “Benden korkman yersiz.” dedi.

Sanki ilk defa sesini duymuşum gibi geldi. Masada hiç bana yönelmemiş ve benimle konuşmamıştı. Ses tonunu duyunca dudaklarım aralandı. “Senden korktuğum yok.” diyebildim neyse ki.

“Atla küçük kız.” dedi ve arabasının şöför koltuğuna doğru ilerledi. Üzerimdeki baskısı gittiği için memnun olsam da birazdan onun yanına oturacağım düşüncesi beni yeniden rahatsız etti. Bu rahatsızlık adlandıramadığım türden bir sıcaklık yayıyordu öyle ki bunaldığımı hissettiriyordu bana.

Arabanın üstünün açık olması sevindirici tek özelliği olabilirdi şu an. Onun sedir ve nane kokulu esansını alsam da açık havada dağılıyordu.

Yolu tarif etmek istesem de o navigasyonla beni götürdü. Omuz silkerek üzerinde durmadım zaten onunla iletişimde bulunmak istemiyordum. Yan gözle ona baktım. Siyah bir tişört ve siyah bir kot pantolon vardı. Kol kasları hatta bacak kasları bile vücudunun sporla şekillenmesi için yıllar harcağını gösteriyordu.

“Gördüğünü beğendin mi?” dedi bana doğru bakmadan.

Tanrım! Nasıl da yakalanmıştım?! Başımı yana çevirdim ve dışarıya bakıyormuş gibi davranmaya çalıştım.

“Sana baktığım yok.” diye kızgınlıkla söyledim.

Bir gülme sesi ama kısacık sürdü o kadar kısa ki, yanlış mı duydum diye düşündürdü. Ona geri baktığımda yüz ifadesinin bir çelik kadar sert göründüğünü farkettim.

Mırıldandığımı bile farketmemiştim ki Koray’ın buz gibi bakışlarla trafik ışıklarında bana doğru baktığını farkettim.

“Kendi kendine mi konuşuyorsun?” diye sordu. Sorusu daha fazla onla kalmak istemediğimi farkettirdi bana. Bende arabadan indim ve ilk defa gözlerinde ufak da olsa bir şaşkınlık görmek beni mutlu etti.

chap-preview
Free preview
Soğuk ve uzak
20 yaşımdan sonra üvey annemin oğluyla tanıştım. Daha önce onu hiç görmemiştim. Koray. Benden tam 7 yaş büyüktü. Gülçin annemin tek evladıydı. Koray’ın babasıyla o çok küçükken anlaşamamışlar ve boşanmışlar. O çocukken onu terketmek zorunda kalmış Gülçin anne. Babasıyla büyüyen Koray hiç bize gelmemişti daha önce. İlk kez geldiği sabah ise kahvaltı masamızda oturuyordu. “Günaydın.” dedim yavaşça. Koray’ı süzdüğümde onun bakışlarının zaten bende olmadığını farkettim. Koray’ın yüzü sert, sert olduğu kadar da yakışıklıydı. Adı gibiydi kor kadar yakıcı, ay kadar soğuk biriydi. “Günaydın.” dedi Gülçin annem, eliyle oğlunun omzunu patpatladı ve “Sıla kızım, bu benim sana hep bahsettiğim oğlum. Bu hafta sonu bizimle kalacak.” diye söyledi. “Memnun oldum.” dedim kahvaltı masasında oturmuş ona bakarak. Küçük bir bakış attı ve hiçbir şey söylemedi. Öyle ki benden rahatsız olabileceğini düşündürdü bana. İyi de neden? Bana bir daha hiç bakmadı. Babamın sorularına kısa cevaplar verdi. Onunla konuştu ama benimle hiç. Hatta benim olduğum sandalyeye bile hiç bakmadı. Fakültede dersim başlayacağı için Gülçin annemi ve babamı öperek oradan uzaklaştım. Giyinmek için odama çıktım. Koray’ı tuhaf bulmuştum ama tanımadığım için pek umursamadım ve üzerinde durmadım. Öz annem ben bebekken ölmüştü. Babam ben iki yaşındayken Gülçin anneyle evlenmiş, Gülçin anne bana hep öz annem gibi bakmıştı. Benimle bir annenin ilgilenmesi gerektiği gibi ilgilenmiş hem sevgimi hem saygımı tam anlamıyla kazanmıştı. Ona anne diye hitap ediyor, dışardan her gören bizi öz anne ve kızı sanıyordu. Öyleydik de gerçekten. Ama oğlu hiç annesine benzemiyordu. Giyindim, göz rengime uyan mavi bir gömlek elbise giydim, kemerle belimi ortaya çıkardım. Sarı uzun dalgalı saçlarımı ise açık bıraktım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyerek çantamı da omzuma astıktan sonra odamdan çıktım. Annem “Bebeğim, Koray seni bıraksın.” diye önerdi. “Anne gerek yok, kendim gidebilirim.” dedim. “Biliyorum tatlım, ama belki buraya alışmasına yardımcı olabilirsin. O da hiç olmazsa burayı ziyaret etmeye devam edebilir. Lütfen Sıla.” diyip elimi tuttu. “Pekala anneciğim.” diyip elini sıktım. Arabam vardı. Küçük bir araba olmasına rağmen benim üniversiteye gidip gelmeme yetiyordu. Koray’ın arabası son derece lüks ve pahalı bir spor arabaydı. “Bununla mı gideceğiz?” diye şaşkınlıkla sordum. Hemen arkamda olduğunu farketmemiştim, geriye döndüğümde öyle ki neredeyse burun buruna duruyorduk. Geri çekildim ve o da bir adım ileri attı. Sert yüzünde anlayamadığım bir ifade vardı. Normalde hiç gülmeyen adamlar olur, Koray’da bunlardan biriydi. Gözleri kızgınlıkla bakıyor gibiydi ama neden kızgın olsun ki diye düşünüyordum bir yandan. Geri doğru bir kaç adım ilerlediğimde “Benden korkman yersiz.” dedi. Sanki ilk defa sesini duymuşum gibi geldi. Masada hiç bana yönelmemiş ve benimle konuşmamıştı. Ses tonunu duyunca dudaklarım aralandı. “Senden korktuğum yok.” diyebildim neyse ki. “Atla küçük kız.” dedi ve arabasının şöför koltuğuna doğru ilerledi. Üzerimdeki baskısı gittiği için memnun olsam da birazdan onun yanına oturacağım düşüncesi beni yeniden rahatsız etti. Bu rahatsızlık adlandıramadığım türden bir sıcaklık yayıyordu öyle ki bunaldığımı hissettiriyordu bana. Arabanın üstünün açık olması sevindirici tek özelliği olabilirdi şu an. Onun sedir ve nane kokulu esansını alsam da açık havada dağılıyordu. Yolu tarif etmek istesem de o navigasyonla beni götürdü. Omuz silkerek üzerinde durmadım zaten onunla iletişimde bulunmak istemiyordum. Yan gözle ona baktım. Siyah bir tişört ve siyah bir kot pantolon vardı. Kol kasları hatta bacak kasları bile vücudunun sporla şekillenmesi için yıllar harcağını gösteriyordu. “Gördüğünü beğendin mi?” dedi bana doğru bakmadan. Tanrım! Nasıl da yakalanmıştım?! Başımı yana çevirdim ve dışarıya bakıyormuş gibi davranmaya çalıştım. “Sana baktığım yok.” diye kızgınlıkla söyledim. Bir gülme sesi ama kısacık sürdü o kadar kısa ki, yanlış mı duydum diye düşündürdü. Ona geri baktığımda yüz ifadesinin bir çelik kadar sert göründüğünü farkettim. Mırıldandığımı bile farketmemiştim ki Koray’ın buz gibi bakışlarla trafik ışıklarında bana doğru baktığını farkettim. “Kendi kendine mi konuşuyorsun?” diye sordu. Sorusu daha fazla onla kalmak istemediğimi farkettirdi bana. Bende arabadan indim ve ilk defa gözlerinde ufak da olsa bir şaşkınlık görmek beni mutlu etti. “Burdan kampüs yakın. Bıraktığın için teşekkür ederim.” dedim. Kırmızı yeşile döndüğü için tepkisini anlayamadan gazladı ve arkasından bakakaldım. “Tanrım bu adamın nesi var?” diye söylenerek yürümeye başladım. Yürümekten bacaklarım ağrımış olsa da derse zamanında yetişebilmiştim. Gün olağan geçti. Arada sırada Koray bey kafama takılmış olsa da arkadaşlarımın varlığı, derslerin ağırlığında günü bitirmeyi nihayet başarabilmiştim. Ama kimse bu yorucu günün ardından Koray’ı arabasına yaslanmış halde beni beklerken görmeye hazırlamamıştı. Şaşkınlıkla ağzım açılırken “Senin burada ne işin var?” diye sordum. “Atla hadi.” diyip koltuğuna oturdu. Arkadaşlarımdan biri “Bu yakışıklı kim?” diye sordu. “Üvey abim.” diye mırıldandım. “Üvey abin mi?” diye abartılı bir tepkiyle Naz, Koray’ın başını bana doğru çevirmesine neden oldu. Soğuk bakışları adeta içimi delecek gibiydi. Elimdeki kitaba sıkıca sarıldım ve “Yarın görüşürüz kızlar.” diyerek onlardan ayrıldım. “Görüşürüz.” diyerek bağırıp el sallasalar da dikkatim Koray’daydı. Arabaya bindiğimde kemeri bile bağlamamı beklemeden gaza bastı ve hızla viraja girdi. Viraj yüzünden dengem bozuldu ve başım onun göğsüne değdi. Hızla toparlanmaya çalışsam da sert göğsünü hissetmemek mümkün değildi. “Yavaş biraz.” diye yüksek sesle söyledim. Bir şey demedi. Elleri direksiyon simidinde sıkıca duruyordu ve bakışlarından bir şey anlamak mümkün değildi. Soğuk ve uzaktı. Devam edecek…

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

CEHENNEM MAZGALI+18

read
8.7K
bc

ALFABETA (+18)

read
32.1K
bc

YIRTICI EVLİLİK |+18|

read
177.0K
bc

Kahpenin Kızı +18

read
6.4K
bc

ATEŞLİ DADI

read
33.5K
bc

KÜÇÜK AĞA [HALEF +21][KUMA]

read
21.3K
bc

Ayrılan YOLLAR +21

read
220.3K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook