UMAY'IN AĞZINDAN...
Aşk insanın aklını alan gerçekmiş. Günlerdir leyla misali evin içinde geziniyor, Altay'dan mesaj gelmesini bekliyordum.
Yoğun giden işlerinden dolayı yaklaşık saatte bir cevap veriyordu.
Çok ünlü bir şirketin reklamlarını çekiyordu Altay. Küçükken hep fotoğrafçı olmak istediğini söyler, ben de delicesine dalga geçerdim. Ne de olsa düşman çocuğu olduğundan zorbalamak hoşuma giderdi.
Son mesajımın üstünden 2 saat geçmişti ve artık dayanamıyordum.
"Nerdesin?" yazdım sonunda.
Kalbimi ele geçirdiyse hakkını vermeliydi.
"Çok yoğunum Umay. Söz veriyorum müsait olduğum an arayacağım seni. Özledim..."
Onun sesiyle okudum son cümlesini. Karşımda 1.90 boyuyla duruyordu. Elleri her zamanki gibi cebinde, yüzünde aşkın izlerini taşıyan duygular... Hatta dediklerini net olarak duymam için hafif bir eğilim göstererek söylüyordu sevgi sözcüklerini.
Malûm olayın duyulmasının üstünden tam 2 gün geçmişti. Şimdilik karşıma çıkmaya cesaret gösteren olmamıştı.
Ne kadar kolaydı dimi insanların hayatlarını uzaktan yargılamak? Kimse neden yaptın diye işin aslını öğrenmeye çalışmaz. Herkes kendi kafasında kurduğu senaryo doğru çıkacak mı diye ardına düşerdi konunun. İnsanları anlamak çok zor. Gerçekten çok zor...
"Tamam." yazdım cevap olarak.
"Umay!" sesini duyunca korkudan kalbimin ritmi değişti. Telefona öyle dalmışım ki başımın üstünde, doğrudan mesajlarıma bakan abimi fark etmemişim.
Hızlıca ön yüzünü aşağı çevirip kilit düğmesine bastım.
"Ayh abi!" dedim.
"Niye gizli gizli geliyorsun?"
"Kimle yazışıyorsun sen?"
"K-Kimseyle abi."
Telefonuma uzattı elini ama vermedim.
"Ver şunu Umay! Günlerdir başın telefondan kalkmıyor. Umarım tahmin ettiğim kişiyle yazışmıyorsun."
Yutkundum. Tahmin edilen kişi Altay'dı ve ben tam da onunla yazışıyordum.
"Abi saygısızlık bu yaptığın!" dedim.
"Senin iyiliğin için çabalıyorum Umay. Çıkan dedikoduları duydun dimi?"
"Duydum. Ağzı olan konuşur."
"Böyle giderse eğer köyde kimsenin ağzı kalmayacak çünkü ben hepsini kıracağım!"
"Kır o zaman abi! Arkamda durduğunu göster, git ne gerekiyorsa onu yap! Ama lütfen bir kere, bir kere de ne düşündüğümü sor tamam mı?"
Sesim titredi karşısında.
Düşman oğlu Altay... Ne düşmanlığını gördük çocuğun? Bugüne bugün tavuğumuza bile kış dememiş, usulünce uzak kalmıştı bizden.
"Benimle sakın karşı karşıya gelme!"
Benliğime sallanan işaret parmağı korkmam için yapılan hareketti. Orhan abim ondan her zaman korktuğumu bildiğinden bunu kendi çıkarına kullanmayı çok iyi bilirdi.
"Tersimin nasıl pis olduğunu bir daha görmek istemezsin Umay!"
Yeniden yutkundum. İlk defa 2 sene önce abimlere kalmaya gittiğimde denk gelmiştim.
•••
Her zamanki gibi oturmuş, çayımızı yudumluyorduk. Biz Koçyiğit sülalesinin baş sıradaki bağımlılığıydı çay. İçmediğimiz gün neredeyse yoktu.
Abim telefonuyla işlerine yoğunlaşmış vaziyetteydi. Çok stresli gözüküyordu ve korkumdan ağzımı açıp tek kelime edemiyordum. Zaten sinirli olan bedeni, işine yoğunlaşınca baruta dönüyordu. Aylardır kötü giden işini yoluna koymaya çalışıyordu.
Para durumları sıkışıktı ve bizden de asla yardım kabul etmiyordu. Babam defalarca kez teklif etmiş, her defasında kesin dille reddetmişti.
Biraz idareli gitmeye çalışan abime yengem bu dönem boyunca hep köstek olmuştu. Arkadaşlarıyla yurt dışı gezmesine gidiyor, sürekli fuzuli harcamalar yapıyordu. Abim bir uyardı, iki uyardı, üç uyardı...
Taa ki o akşam telefonuna gelen mesaja kadar...
'Kredi kartınızdan 30.000 TL'lik harcama yapılmıştır.'
İşte tüm ipler bu mesajla kopmuştu. Abim sinirden deliye dönmüş, yengemle büyük kavga ediyordu.
"BEN AYLARDIR Bİ TARAFLARIMI YIRTIYORUM BERİL! NE DEMEK OLUYOR 30.000 TL HARCAMA YAPMAK!"
Aralarında kalmış, ikisini de sakinleştirmeye çalışıyordum ama yengem haklı gibi üste çıkmaya çalışınca yetersiz kalıyordum.
"HERKES ALMIŞ ORHAN! KIZLAR HAVA ATIYORLARDI! NEDEN BENİM DE OLMASIN!"
Popüler kültür kölesiydi benim yengem. Kimde ne görse hiç vakit kaybetmeden gider aynısından alırdı.
Abim bu cümleyi duyunca iyice çıldırmış, rayından çıkmıştı.
Keşke gelmeseydim dedim içimden. Ama belki de gelmeseydim daha büyük olaylar yaşanacaktı ve ikisi de boşanacaktı.
Abim biraz da ben varım diye kendini dizginliyordu fakat yine de bana fazlaydı öfke durumu.
Yaklaşık 2 ay konuşmamışlardı. Abim evi terk etmiş bize gelmişti, yengem ise kendi evlerindeydi. Bir kaç kez baba evine dönmek istese de abim asla fırsat vermedi.
•••
"Tersini tersleten ben değildim!" dedim.
"Dikleşme benimle! Derhal konuşmayı sonlandırıp ilişkinizi bitiriyorsun!"
Nasıl? Abim biliyor muydu?
Göz bebeklerim korkuyla titriyor, kirpiklerimin altından kedi misali abime bakıyordu.
"Öğrenmem sandın dimi? Siz beni çok hafife alıyorsunuz!"
Hafif havada olan tek kaşına eşlik eden sert mimikleriyle susmayı tercih ettim. Yaramazlık yapan küçük çocuğun annesine yakalandığı ana dönmüştü hareketlerim.
"Şöyle bakma Umay!" dedi abim.
Bu bakışım her daim işe yaramıştı.
"Abi ne olur karşımda değilde ardımda dursan?"
"Bacım..." dedi parmaklarıyla saçlarımı geriye iterek.
"Abin hep senin ardında zaten ama bu konuda olmaz Umay! Savaş resmen bu bacım. Düşman ailenin çocuklarısınız siz."
"Ama abi... Gonca'yla Toprak abim evlendi."
"Aynı durumda mısınız sence? Biriniz daha yeni boşandı, öteki nişanı yeni attı. Şimdiden başladılar gülüm. Kimsenin ne dediği umurumda bile değil çünkü ben seni biliyorum ama..." dedi elini küçük kalbimin üstüne koyarak.
"Ama şu değerlim bunları kaldıracak kadar büyük değil Umay. Ezerler seni abim. Bugün duymazsın fakat bir gün mutlaka duyarsın."
"Ya duymazsam?"
"İhtimaller doğrultusunda ilerleyerek hayatını riske atamam. Hele o gün dediklerinden sonra..." dedi ve elleriyle saçlarımı okşadı.
İnt*hardan bahsediyordu.
Gökyüzünün mavisiyle rekabete giren gözleri yaşlarla dolunca iyice koyulaşmıştı.
"Neyse..." dedi burnunu yukarı çekerek.
Adımları bedenini bir kaç adım geriye taşımış, tekrar eski sert mizacına bürünmüştü.
"Bu iş derhal bitecek Umay!"
Yavaş yavaş gitti yanımdan.
Kolay mıydı bitsin diyince duyguların bitmesi? İnsan aşık olunca ayrılmayı değil, kavuşmayı düşlermiş her zaman. Ben de duygularımdan emin olduktan sonra ara ara Altay'la evlenip aynı evde yaşadığımızın hayalini kuruyordum.
Gittikçe ulaşılması zor bir hayal...
•••
Şimdilik ev halkı durgundu. Abimle Gonca yeni evli olduklarını cilveleşmelerinden belli ediyor, Orhan abim ise Yaman abimin yaylaya çıkarttığı kızdan haber almaya çalışıyordu.
Kız haklıymış. Gerçekten de peşinde birileri varmış. Bir kaç gün daha orada kalacaklardı. Eğer durum değişmezse abim bi hâl çaresine bakacaktı.
"Çay doldursana banada?" dedi ayağa kalktığımı gören yengem.
Şu kadını bazen boğasım geliyordu. Özünde çok iyiydi ama tembelin tekiydi.
"Aman ayakta görme beni!"
"Doldur Umay! Karım hamile!"
Önündeki boş bardağı öfkeyle alarak "Vay arkadaş!" dedim.
"Ne hamilelikmiş! Bilama daha zorlasa tuvaleti ayağına istetecek!"
"Orhan! Umay bana yine laf sokuyor."
Sadece durdum ve yüzüne baktım.
"Hiç yakışıyor mu sana?" dedim tiksintiyle.
"32 yaşında kadınsın yenge. Habu hareketler ne? Kocana naz yapacaksan evinde yap, burada değil. Koçyiğit konağı senin nazını çekecek yer değil Beril hanım!"
"Biraz abarttın sende Beril." dedi abim.
Hayret! Nasıl olurda bana hak verirdi Orhan Koçyiğit? Acaba kafasına saksı falan mı düşmüştü?
"Abi!" dedi Toprak abim.
Ve anında boş bardakları masaya geri bıraktım. Bu ses tınısı merak uyandırmaya yeterliydi.
"Şu İso'nun yerini söylesen mi artık?"
"Niye?" dedi sandalyeye yayılan abim. Keyfinden ödün vermeden çerezlerden yemeye devam ediyordu.
"Niyesi yok. Bilama da biz dövelim."
"Ben yetmiyor muyum Toprak?"
"Bence Umay'la yüz yüze gelmeleri lazım." dedi Gonca.
"Neden?" dedi Orhan abim.
Hayır! Gonca sakın söyleme hayır! Abim bilmiyor, sakın ağzından kaçırma!
"Ee! Çaylar açık mı olsun?" dedim konu değişsin diye.
"Açık içmem ben ama şimdi konuyu dağıtma!"
Orhan abim rahat oturuşunu bozarak kollarını masanın üstüne koydu ve Gonca'ya kilitlendi.
"Neden yüz yüze gelmeleri lazım? Aldatma konusu zaten boşanma salonunda çözüldü. Cezasını da kesiyorum ben."
"Aldatma konusundan bahsetmiyorum ki."
"Neyden?"
"Ee! Hadi size kek yapayım ben!" dedim.
Abim elini havaya kaldırarak "Sus Umay!" dedi.
Yandık! Gonca her şeyi bülbül gibi ötecekti. Toprak abim de yandan yandan işaret vermeye çalışıyordu fakat kız anlamıyordu.
Yanaklarım anında ısı yükselterek soba görevini üstlenmişti. Durduğum yerde içimdeki derdimi anlatabilmek için kaşlarım ahenkle dans ederken çabamın yanıtsız kalışıyla kalbim tekliyordu.
"Orhan abi-..."
"Sizin işler ne durumda?" dedi Toprak abim lafını keserek.
"Bana bakın! Ne b.klar karıştırıyorsunuz bilmiyorum ama eğer afkurmaya devam ederseniz dayak yiyeceksiniz! Sen de söyle artık bacım!"
Suskunluğumuzun altında eziliyorduk. Abim böyle öğrenmemeliydi...
"Şey... Umay'a uyguladığı şiddetten ötürü yüz yüze gelmeleri lazım bence. Belki Umay'ın içi soğur böylelikle."
Attın bombayı, çekildin kenara. Bravo sana Gonca! Sana daha da bravo Toprak Koçyiğit! İnsan karısını hiç mi uyarmaz abim bilmiyor diye.
Ver elini gelsin yürüyen barut!