41. KISKANÇ!

1607 Words
ALTAY'IN AĞZINDAN... Aradan 2 hafta geçmişti. Bu süre zarfında gerçekten Umay'ı tek bırakarak düşünmesine fırsat vermiştim. Ara ara yazışmamız dışında muhabbetimiz olmamıştı. Çok zordu ondan uzak kalmak, yüzünü görememek... Ulan! Düşman olduğumuz zamanlar bile daha fazla görüyordum kızı. Göğüs kafesimin içinde atan kalbin ona ait olduğunu bilmesi işlerimi daha heyecanlı ve karmaşık hâle getiriyordu. Meğer ne zor bir durummuş severken uzak kalmak. Ben hislerimi dile getirdiğimde artık daha rahat olacağımı düşünürken tam tersi pozisyona geçiş yapmıştım. 2 hafta yetmişti bana. Bugün de Umay'ı göremezsem eğer sinirden evdekilere sataşacaktım. En güzel kıyafetlerimi giyerek her zaman kullandığım parfümden sıktım. Kardeşimi görmeye geldiğimi bahane edip çaktırmadan Umay'a göz süzecektim. Aslında bu bir bahane değildi. Bacımı özlemiştim. Belki Umay'ı görmüyordum ama haftada bir kız kardeşimi görmeyi ihmal etmiyordum. Geçen hafta perşembe günü gitmiştim görmeye. Orhan abi Umay'ı evden kaçırmış, gezmek bahanesiyle benden uzaklaştırmıştı. Sevdanın dilinden anlamayan adamın tekiydi!İnsan bir tek kendi aşkına saygı duyuyorsa o kişi aşkın tanımını tam bilmiyor demektir. Bu sefer kimseye haber vermedim. Çünkü haber verdiğim an Orhan abi Umay'ımı evden kaçırıyordu. Gizliden gidecektim... ••• Kapının önünde derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. İçeriden gelen sesle ayaklarım titremeye başladı. Orhan abi bahçede yüksek sesle konuşuyordu. Hayatımda ilk kez birisinden korktuğumu hissediyordum. Aslında korkmak da değil bu, tamamıyla saygı. Benden büyük olduğundan ötürü fazla ters yapamıyordum. Bir gün ben de patlayacağım ama bakalım ne zaman... Üstüme başıma çeki düzen vererek kapının ziline bastım. Normalde her vakit açık olan şu bahçe kapısı ne hikmetse bugün kapalıydı! "Kimseyi beklemiyorduk! Bi sizi bekliyorduk geldiniz siz de canım!" dediğini duydum Orhan abinin. Kim gelmişti? İçeride kim vardı? Düşüncelerimin istilasına uğramış durumda tek kaşım havadayken kapı açıldı ve Orhan abi ile göz göze geldik. "Altay!" dedi. "Kardeşimi görmeye geldim." dedim tavırlı bir şekilde. Umay evdeyken beni eve almıyor ama başkalarını almayı iyi biliyor! "Misafirim var şu anda, yarın gelirsin." dedi. "Şimdi göreceğim! Eğer Umay'ı yine benden kaçırmaya kalkarsan bu sefer onu kaçıran ben olurum!" dedim. Sanki tek sabretmesi gereken benmişim gibi davranıyordu. Neden kendisi de biraz sabır göstererek Umay'la konuşmama fırsat vermiyordu ki? "Senin dilin uzamış yine! Kökünden keserim onu Altay, defol!" Tam kapıyı kapatacakken sağ elimi güçlü bir şekilde üzerine koydum. "Ne dediğimi duymadın herhalde Orhan abi!" dedim. "Rezillik çıkmasını istemiyorsan içeri girmeme izin ver!" "Bunun hesabını senden soracağım!" dedi ve kapıyı açtı, açmak zorunda kaldı. Demek ki içerideki misafirleri o kadar çok önemli değere sahip ki bana fazla karşı çıkamadı. Kapı açıldıktan sonra başımı dimdik tutarak bahçeden içeri girdim. 2 hafta önce şu an gözümün gördüğü masada oturup tatlısını yiyen bendim. Sevdiğim kadının elinden yediğim ilk yemek olmuştu. Ne kadar düşman olsak da Umay'ın yemeklerinin çok lezzetli olduğu köylünün diline dolandığından ben de biliyordum. Hep yemek istemiştim ama genelde yediğim şey ya dayak olmuştu ya da mermi. Neyse ki sonunda vuslatıma erip Umay'ımın o narin parmaklarının değdiği tatlıyı yemiştim. Ulan! İnsanlar evlendikleri zaman vuslata erer, ben tatlı yediğim zaman eriyorum! Bizimki de böyle imkansız bir aşk işte... 2 tane genç adam masanın etrafındaki sandalyelerde oturmuşlardı. Bir tanesi benim oturduğumdaydı. Gözüm seğiriyordu. "Bizim gelinin abisi!" dedi tam yanımda duran Orhan abi. "Kız kardeşini özlemiş de onu ziyarete gelmiş." "Aynen!" dedi bakışlarımı Orhan abiye çevirerek. "Ne kadar çok özlediğimi tahmin bile edemezsin." dedim imalı tavırla. "Toprak'a söylerim, aşağı indirir Gonca'yı." "Gerek yok abi ben çıkarım." "Söylerim dedim Altay!" "Çıkarım dedim!" "Seninle hesaplaşacağız sonra!" dedi sadece benim duyabileceğim bir ses tonuyla. Hesaplaşalım. Bence de hesaplaşalım. Habu kadar insanın bu bahçenin içinde ne işinin olduğunun hesabını sormam lazım. "İyi günler beyler!" diyerek kendimden emin bir duruşla evden içeri girdim. Kalbimin atışları hızlandı. Öyle çok özlemiştim ki kelimelere döküp tarif etmem imkansızdı. Sanki günlerdir karanlığa bürünmüş dünyam yavaştan aydınlanmaya başlıyordu. Hani gecenin en karanlık anı vardır ya... Güneşin doğuşuna yakın olan o an... İşte tam o andaydım. Güneş doğmaya başlıyor, karanlık yerini huzurlu bir aydınlığa bırakıyordu. Hızlıca merdivenleri çıkıyordum ki aradığım kişi direkt karşıma dikildi. Üstünde tweety'li yatak pijaması vardı. Saçları gelişigüzel dağınık bir şekilde başının üstünde toplanmış, yüzü uykudan yeni uyandığının sinyallerini veriyordu. Çok tatlıydı... "Altay!" dedi gözlerini kısıp iyice bakarak. Benim olduğuma ihtimal bile veremiyordu. Malum kişiyle aynı çatı altında olduğumuzdan şaşırması normaldi kızın. "Naber katır inatlı keçi?" dedim. "Ben iyiyim de, sen iyi misin?" dedi. "İyiyim. Kötü mü olmam lazım?" "Yok. Şey... Orhan abim aşağıdaydı diye biliyorum ama..." "Ha, evet! Aşağıda misafirleriyle birlikte." "Misafir mi?" dedi kaşlarını çatarak. "Kimmiş abimin misafirleri?" "Bilmiyorum, senin de bilmene gerek yok ayrıca!" "Tamam." Ne dedi o? Az önce benim dediğime onay mı verdi? Bence ben yanlış duydum çünkü mümkün değil ki Umay birine tamam desin. "Sen az önce yanlışlıkla tamam dedin sanırım." dedim. Güldü. O gülünce benim dünyam yeniden aydınlandı. Sen yeter ki gül, gül ki habu uşak ışıksız galmasun. "Gonca için geldin herhalde. Onlar abimle daha odalarındalar. Müsaitler mi bilmiyorum?" dedi. "Müsaittir canım niye olmasın?" Bakışlarını benden kaçırarak bulunduğumuz yerde gezindirdi gözlerini. Benden bir şey saklıyordu. Yoksa Umay kiminle konuşursa konuşsun, düşman olduğumuz zamanlar bile kesinlikle gözlerimin içine bakardı. "Ne saklıyorsun sen?" dedim. "Valla hiç gizlemeyeceğim senden. Bizimkiler gerçek evliliğe giriş yaptılar." Bizimkiler kimdi? Gerçek evlilik derken? "Anlamadım?" dedim. "Toprak abimle Gonca gerçek evliler artık." "NE!" diye bağırdım. Nasıl gerçek evli olurlardı? Ben buraya bacımı geri alacağım diye göndermiştim. O şerefsiz benim bacıma nasıl göz koyardı? Lan hayvan herif sen onun bacısına göz koymayı biliyorsun! Şu an Orhan abiyi o kadar iyi anlıyorum ki... Şimdi yukarı çıkıp ağzımı burnumu kırsa gıkımı çıkartmazdım. Tamam, bir bakımdan sevinmiş olabilirim çünkü Gonca'nın gerçekten Toprak'a aşık olduğunu öğrenmiştim. Ama Toprak'ın aşık olması sinirlerimi bozmuştu. "Ay!" dedi Umay yanıma gelip ağzımı kapatarak. "Öküz gibi niye bağırıyorsun ula! Herkese başımıza toplayacaksın." Dudaklarımın üstünde olan parmaklarına öpücük kondurdum. Her fırsatı iyi değerlendirmek lazımdı. "Ula!" dedi az önce narin bir şekilde görevini yapan parmaklarıyla dudaklarımı sıkıştırarak. Yok abi! Bu kız üç abinin arasında kala kala onlar gibi olmuş. Biraz romantiklik yapayım diyorum ambiyansı hemen mahvediyor. Acı içinde kıvranırken geri de itemiyordum kızı, kıyamıyordum. Ne zaman ki serbest bıraktı o zaman "Of Umay!" dedim dudaklarımı kontrol ederek. Eli maşalı dedikleri bu olsa gerek. "Dudaklarımı koparttın ya!" "Kopartmadım yerinde duriyler! Ama bilama daha ileri gidersen onu da ederum! Şimdi in aşağı abimlerin yanına, müsait olmalarını bekle. Öyle artistlik yapmak kolay Altay bey! Sen adamın bacısına aşık olurken iyi, adam karısıyla vakit geçirdiğinde kötü öyle mi? Hoo Altay Yıldırım, hoo! Kız kardeşini buraya getirip bırakan sendin unutma!" "Tamam Umay, tamam!" dedim elimi sallayarak. Diline düştük bir kere, kurtul kurtulabilirsen. Tam yanımdan geçmeye niyetlendiğinde kolundan tuttum "Sen nereye?" dedim. "Su içmeye." dedi. "Bekle sen burada ben getiririm." "Sebep!" dedi kafasını hafifçe sallayarak. Başının üstündeki topuzu hareket ettiğinde gülesim geliyordu. "Üstünü görmedin herhalde! Habularla mı ineceksin aşağıya?" Baştan aşağıya süzdü üstünü. Bence odadan dışarı nasıl çıktığını o da daha yeni fark etmişti. Kafasını kaldırıp gözlerimin içine mahcubiyetle baktı. Alt dudağını ısırıyor, kedi gibi bana bakıyordu. "Ne oldu?" dedim tek gözümü kırparak. "Şey... Bu anı unutabilir miyiz?" Başımı hafif sağa çevirerek merdiven boşluğuna bakıp gizliden gülmeye çalıştım. "Gülme Altay!" dedi koluma hafif vurarak. Biz şu an ayaküstü flörtleşiyorduk. Ve bulunduğumuz yer aşırı saçmaydı. Ne bileyim bir cafede ya da sahil kenarında da oturuyor olabilirdik. Ama biz her zamanki deliliğimizi konuşturarak ayaküstü yapıyorduk. "Peki peki gülmüyorum!" dedim. "Sen bekle ben getireyim sana suyunu." "Yok ya ben alırım. Zaten bahçeye falan çıkmam, onları da abim içeri sokmaz." "O zaman suyunu içtiğin gibi yukarı çık." dedim. Hızlıca yanımdan ayrıldığında arkasından izledim. Meğer Umay benim bildiğim o sert kız değilmiş. O kadar naif bir kalbi varmış ki en ufak söze hemen tavrını değiştiriyordu. Ben de bir kaç dakika sonra aşağı indim. Madem Toprak'la Gonca evliliklerine bir şans vermiş, o zaman bana da saygı duymak düşer. Canımın cananı mutluysa ben de mutlu olurdum. Yeter ki yüzü gülsün... Merdivenlerden aşağı indiğimde mutfağa doğru ilerlemekte olan gölgeyi görmemle "Lan!" dedim. Ben senin yapacağın işi Umay! Ulan bu nasıl bir denk geliş? Başka zaman mı yoktu lan mutfağa gitmek için? Koştur koştur olay mahaline intikal ettim. Güzel! Arkası dönük olan Umay masanın üstündeki meyvelerden atıştırıyordu. O şahıs ise bardaklığa uzanmıştı. "Merhaba!" dedi. Korkuyla irkilerek "Ayhh!" diyen Umay elindeki portakalı yere düşürdü. Hemen Umay'ın yanına geçtim. Gözleri ikimizin arasında mekik dokuyan sevdiğim sonunda kömürlerini bende sabit kıldı. "Korkuttum sanırım." dedi gereksiz şahıs. "Korkutmadın!" dedim lafa atlayarak. "İyi misin? Umay'dı sanırım." Şerefsize bak! Resmen beni görmezden geliyor. Uzattığı eline tüm gücümle şaplak indirdim. Yürek yemişti herhalde. Sonunda varlığımı idrak eden beyni gözlerini bana çevirttirdi. "Hayırdır?" dedi tek gözünü kırparak. "Defol!" dedim. Umay elimi tutup "Sakin ol Altay!" dedi. Normalde bu anı doya doya yaşamak varken karşımdaki gereksiz yüzünden gergin bir vaziyetle karşılıyordum. "Bence de sakin ol aslanım! Bu havalar ne?" "Sağa burdan bi vururum, görürsün havayı!" "Denesene!" dedi üstüme gelerek. "Hop hop!" diyen Umay bedenini tam aramıza geçirip ikimizin de göğsünden tuttu. "Umay geri çık!" dedim. "Altay!" dedi diğerinden ayrılıp sadece bana odaklanarak. "Altay lütfen!" Yüzüne baktığım an tüm sinirimi şırıngayla aldılar sanki bedenimden. Benim minik civcivim o kadar masum gözüküyordu ki karşı çıkmam mümkün değildi. Umay'ı da yanımda götürerek mutfaktan ayrıldım. Bu şerefsizin mutfağa gelişi midemi bulandırmıştı bir kere. Neden oturmuş oturmuş, tam Umay gittiğinde gelmişti? Niye olacak! Çünkü oturduğu yer, evin içindeki hareketleri gören yerdi! "Tamam önüne bak!" dedi Umay. Kafam hâlâ geriye dönüktü. Ters hareket yapacak olursa onun dilini kesecektim. "Görmedin mi Umay? Resmen pusuya yatmış şerefsiz!" "Ne pususu ya? Denk geldik sadece." "Sen tanıyor musun bu herifi?" "Öyle uzaktan görmüştüm bi kaç kere. Abimin ortağının kardeşi." "Görme Umay!" dedim sinirle. İso'yla beraberken uzattığım elimin yanacağından hep geride durmuş, kendimi yiyip bitirmiştim ama zaman değişmiş, taşlar yerinden oynamıştı. Umay'ın da gönlü vardı bende. Yine merdivenlerdeydik ama bu sefer telaşla bize gelmekte olan kardeşimi gördüm. "Abi!" dedi. "Abi seni gördüğüm çok iyi oldu! Zeliha tüm köyü ayağa kaldırmış! Umay..." dedi ve yutkundu. "Ne oldu Gonca?" dedim. "Umay'ın senin aklına girip sizi ayırdığını söylüyor. Konu hızla yayılıyor abi!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD