ALTAY'IN AĞZINDAN...
Aşkım, kalbimin derinliklerine gömülmeyecek kadar büyüktü. Ne başkasıyla evlenmek ne de bu diyarlardan gitmek Umay'ı bana unutturmaya yetmezdi.
Bugün doğum günüydü sevdiğim kadının. Yine ve yeniden her zaman olduğu gibi büyük bir ihtişamlı kutlamayla bahçeyi süslemişlerdi.
Umay'ın gözlerindeki mutluluğun ışığı karanlık geceye ay gibi parlaklık veriyordu. Hani elektrikler kesilirde bir tek gökyüzündeki ay etrafı aydınlatır ya, Umay'da tıpkı o ay gibiydi. Ayağını bastığı yeri güzelliğiyle donatıyordu.
Geçen doğum günlerinden farklı olarak gözüm iki kişinin arasında mekik dokuyordu. Canımın parçası da oradaydı. Gonca bir köşede tek başına durmuş, hüznünü kapatmaya çalışan gülümsemesi ile Koçyiğit ailesini seyrediyordu.
Varsın hayatımda en büyük yere sahip olan iki kadın mutlu olsun, mutlu olsun da ben uzaktan seyretmeye razıyım...
Toprak, kız kardeşimin elinden tutup yanlarına çektiğinde gerildiğimi hissettim.
Nerden bileyim bacımın Toprak'a zaten aşık olduğunu? O şerefsiz eski dostum bacımı sevseydi ağzını burnunu kırardım ama duygu besleyen Gonca'ydı.
O minik kalbi sonunda birine tutunmuştu.
A**** Zeliha! Kardeşimin, Toprak'a aşık olduğunu öğrendiğimde gelip herkesin huzurunu kaçıracağımı zannetti.
Sevdiyse arka çıkacaktım, Umay'ımın abileri gibi sırt çevirmeyecektim.
Gerçi sorun şu ki seven taraf bendim!
Olsun! Bu gece Orhan abiyle konuşacak, sevdamın önünde durmayacağını söyleyecektim.
•••
Gece 2'i geçmiş, evdeki bütün ışıklar sönmüştü. Israrla kapının önünde beklemeye devam ediyordum. Ne olursa olsun Orhan abi sigara içmek için bile olsa dışarı çıkacak, ben de bu aralıkta onunla konuşacaktım.
Telefonumun ekranından saatin tam olarak kaç olduğuna bakarken ileriden gelen sesle kulaklarımı tilki gibi yukarı diktim.
"Süsleri toplamakta bize kaldı anasını satim!" diye söyleniyordu.
Orhan abinin ailesine biçtiği değer ölçülemez boyuttaydı. Birinin kılına zarar gelse dünyayı yakar, yine de intikamımı almadım dedirtmezdi.
"Ah Umay ah... Ne zaman büyüyeceksin küçüğüm?"
Umay bu hayatta gördüğüm en güçlü kadındı. Bahçe işlerinde, ev işlerinde, meslek hayatında çok önemli başarılara imza atmıştı.
O kadar muazzam kitaplar yazıyordu ki hayran olmamak mümkün değildi. Gizli gizli birkaç sayfasını okuma fırsatı yakalamıştım.
Çay toplamak için bahçeye indiğinde mutlaka hikayelerini yazıp kaydettiği telefonunu da yanında götürürdü.
Arada işe kendini yoğun şekilde kaptırınca oluşan boşluktan yararlanıp gizli gizli kafulların arasındaki telefonunu alırdım.
Bir aşk hikayesini yazıyordu. İmkansız bir aşk hikayesi...
Kitabının adı Aşk Yasak'tı.
Farkında olmadan bizi yazıyordu güzel gözlüm...
Duygu dolu düşüncelere akan beynimi tekrardan Orhan abi ile konuşacağım konuya geri getirttim.
Küçük adımlarla evin kapısına gelip tıklattım. Aslında gizli bölmeden girmeyi tercih ederdim fakat şimdilik burayı bildiğimi bilmelerini istemiyordum.
"Kim lan bu saatte?" dedi Orhan abi.
"Abi, benim!" dedim onun duyabileceği ses tonuyla.
Kapıyı bir açışı vardı ki geri mi dönsem diye düşündüm.
"Ne arıyorsun bu saatte burda?"
"Konuşmak istiyorum abi."
"Ben seninle ne konuşabilirim bas git! Gece gece dayanmış kapıya!"
"Abi hiç kusura bakma abi ama konuşmadan kılımı kıpırdatmam!"
"Yürek mi yedin oğlum sen?"
Elim yukarı kaldırıp yüzük parmağımdaki eksikliği fark etmesi için gözünün içine soktum.
"Ha!" dedi gerilerek.
"Senin niyetin anlaşıldı!"
Evden dışarı çıkıp kapıyı usulca üstüne örttü.
Ardından yakamdan kavradığı gibi beni ileriye doğru savurdu.
"Aşkın başına mı vurdu koçum!"
"Evet vurdu!" dedim cesaretle.
Yetti sessiz kaldığım zamanlar. Ne olursa olsun sevdamın peşinden gidecektim.
"Nişanlı değilim! Umay'da boşandığı gün gelip isteyeceğim onu sizden!"
"Bana bak!" dedi elini yukarı kaldırıp.
Ortamın sessiz oluşu hareketlerini kısıtlıyordu yoksa şimdiye burnumun şeklini değiştirmiş olurdu.
"Kalk git Altay!"
"Ben çok ciddiyim Orhan abi! O hataya bir kere düştüm, bir daha asla düşmem!"
"Umay, İso'dan boşandıktan sonra onu arkadaşımın kardeşiyle evlendireceğim!"
Kalbimin tekrardan paramparça olduğunu hissediyordum. O acıyı yaşamış, kapısından defalarca kez geçmiştim. Yüreğimin tam orta yerinde pinekleyen ağrı Umay'ın sevdasına aitti. Sevip de kavuşamadığım sevdaya...
Bu nasıl bir acımasızlıktı? Orhan abi bana o kadar düşmandı ki, benimle evlenmesinde Umay, varsın kiminle evleniyorsa evlensin düşüncesindeydi. Belki kendince korumaya çalışıyordu fakat bu korumaktan ziyade zarar vermekti.
Ben Umay'ı öyle iyi tanıyorum ki... Onun da bana boş olmadığını hissediyordum. Çünkü bana hiç gülmeyen gözleri gülüyor, hiç bakmayan gözleri sıcak ateşler yolluyordu. Önceden karşı karşıya geldiğimizde boğmak isterdi, şimdi ise benimle derdimi paylaşmaya çalışıyor.
"YEMİN OLSUN!" dedim yumruğumu sıkarak.
"Orhan abi sana Altay yemini olsun ki Umay'ı yeniden evlendirmeye kalkarsan gözlerinizin önünde kaçırırım onu! Aşkın gözü kördür değil mi? O aşkın körlüğü bana da bulaşır merak etme! Ama benim körlüğüm kor ateşe çevrilir, hepinizi yakar! Yakarım anlıyor musun? Umay'ın uğruna artık dünyayı yakarım!"