ALTAY'IN AĞZINDAN...
Esip gürleyen, ona en ufak dahi olsa gözü değen tüm erkekleri dayak manyağı eden Umay Koçyiğit, itirafım karşısında sükuta bürünmüştü.
Bulunduğumuz konum öyle saçmaydı ki... Merdiven tepesinde benim olmam gerekirken onun olması bile ne kadar deli olduğumuzu gösteriyordu.
Odamın camına tırmanıp benden hesap sormaya gelmiş katır inatlı keçi!
"Aşığım Umay! Gör artık beni anlıyor musun?"
"A-Aşk mı?"
Dudaklarından dökülen kelimeyle elleri tutunduğu yerden kaydı ve dengesini sağlamayadan avuçlarımın arasından kayıp yere düştü.
"UMAY!" diye bağırdım telaşla.
"UMAY İYİ MİSİN?"
"BELİM! BELİM GİTTİ!"
Odadan nasıl çıktım, nasıl aşağı indim hiç hatırlamıyorum.
Ah be kızım! Ne işin var senin merdiven tepelerinde? Direkt kapıdan gelsen ne olacak sanki? Anamla babam evde yok zaten, niye kendini yoruyorsun?
Yanına gittim, korkuyla baş ucuna geçtim.
"İyi misin Umay?" dedim.
"Sence nasıl gözüküyorum?" dedi acıyla.
Haklı! Salak herif! Kız yerde kıvranıyor, senin sorduğun soruya bak.
"Hemen doktora gidiyoruz!"
"Yok!" dedi kolumu tutup.
"Umay saçmalama! Ya kırığın varsa? Belki daha kötüsü de olabilir."
"Alçaktı zaten Altay! Yüksek değil düştüğüm yer. Sadece yardım ette şu sandalyeye oturayım."
Belki sahiden yüksek değildi ama içim de rahat değildi. Yavaşça yerden kaldırıp sandalyenin üstüne oturttum.
Yüzü acıdan her buruştuğunda arabayı açmaya niyetleniyordum fakat izin vermiyordu.
"Niye inat ediyorsun Umay? İyi gözükmüyorsun."
"Yok!" dedi gözleri kapalı.
Sanki biraz daha iyiydi şimdilik.
"Bilama daha oturayım, sonra giderim zaten."
"Nasıl gideceksin? Yokuş yürüyemezsin bu hâlde."
"Anlık ağrı vurdu öyle. Şimdi bir şeyim yok Altay."
"Eh be kızım! Camıma tırmanmakta ne demek?"
"Ne bileyim Altay? Yaptım işte bi salaklık!"
"Özlediysen söyleseydin, ben gelirdim zaten."
"Sağa haburdan bu uçarum, görürsün özlemeyi!"
Bizim anlaşma şeklimiz böyleydi. Hatta bu iyileşmiş halimizde diyebilirim.
Ne yaptıysam ikna edemedim keçiyi. Sonunda evine kadar götürmeyi kabul etmiş, koluna girerek köyün yolunu tutmuştuk.
Aslında neden kabul ettiğini çok iyi biliyordum. Elektrikler gittiğinden yollar çok karanlıktı ve Umay'ın karanlıktan ödü kopuyordu. Beni kullanıyordu fakat durumdan şikayetçi olan yoktu.
"Koluna girmemi kabul ettiğine göre çıkma teklifimi kabul ettin dimi Umay?"
"Canımın derdindeyim! Ayrıca bizim düşman olduğumuzu unutma tamam mı?"
"Ee Gonca'yla Toprak evlendi. Demekki imkansız değiliz Umay."
Sustu... Susmak bir cevap olsa bile ben netlik istiyordum. Umay'ın gölgesini dahi görünce hızlanan kalbimin artık her şeyden emin olmasını diliyordum. Evet dese, kabul etse beni...
"Teşekkür ederim Altay."
Kapının önüne kadar gelmeme müsaade etmedi. Biraz aşağıda durdum, eve girmesini beklemek için izin aldım.
"Eğer ağrın olursa abinlere söyle." dedim.
"Söylerim."
Karanlığın altında ay gibi parlayan yüzü bana dönüktü. Çeksem yanıma, sarsam kollarımla, yaslasam başını göğsüme. Öyle ihtiyacım var ki nefesine Umay...
Yayla evinde kaldığımızda ilk kez nefesinin sesini net olarak duymuştum. Başının ucundaki koltukta oturmuş, kömür gözlerini açana kadar sabırla beklemiştim...
Arkasını döndüğünde dayanamadım, kolundan tuttum. Yıllardır içimde belirsiz olan sevda ateşimi harlayacak ufak da olsa bi işaret istiyordum.
Döndü. İlk önce kolunu tuttuğum elime, ardından yüzüme baktı.
"Sen seviyor musun beni Umay?" dedim.
Yine sustu. Yalnızca gözlerimin içine baktı. Cevap vermeyecekti. Belki de ben yanlış anlamıştım. Umay beni hiç sevmeyecekti...
Elimi yavaşça çekerek başımı yere indirdim.
"Canın sağolsun, bana yeter." dedim.
İçimde alevler yanarken dışıma hiçbir şey yansıtmamak çok zordu.
"Hayırlı geceler Umay."
Kalbimi kırmamak için hemen reddetmiyordu. Ama Umay benim kalbimi, İso'yla evlendiği gün zaten kırmıştı.
Gözleri beni görmemekte diretirken köyün en pisliğini ilkte fark etmişti. Her şeyi yaptım lan ben! Vurulacağımı bile bile, sırf iki muhabbet etmek için çıkmıştım yoluna.
Başım yerde, yüzüne bakmıyordum, bakamıyordum. Belki yanlış laf eder de uğruna her şeyi göze alacağım kalbini kırarım diye.
"Ben çok zor dönemlerden geçiyorum Altay." dedi.
Açıklamayı sonraya bırakmayacak, şimdi kestirip atacaktı kesin. Ben de öptüğümde ters tepmediğinden heyecan yapmış, aklımda yaşayacağımız evin bile hayalini kurmuştum. Salak kafam! Olmayacak hayal peşine düşmüşüm...
"Belki dışarıdan bakınca ketun, sert kız duruyorum. Hani üstüne duvar yıkılsa sarsılmaz misali."
Elimi aldı. Başımı yerden kaldırarak merakla ne yapacağını bekledim.
Tam kalbinin üstüne koydu. Heyecandan düşüp bayılacaktım.
"Şu hissettiğin şey varya... En ufak bir sözden, küçük bir bakıştan bile kırılabiliyor Altay. Yani ben öyle tahmin edildiği kadar güçlü değilim."
Bir kaç adım yanına yaklaşarak boşta kalan sol elimle akan yaşlarını sildim.
"Ağlama!" dedim.
"Senin ağladığını görünce yakıp yıkasım geliyor Umay!"
"Önceden kimsenin yanında ağlamazdım. Şimdi ise yerli yersiz, her yerde mızmızlanıyorum."
Önüne düşen kısa saçlarını geriye çektim. Güzel yüzünü kapatıyor, karanlığımı fazlalaştırıyordu.
Ah benim sevdiğim... Nasıl acı çektin ki saçlarına kıydın? Oysa kimseye ellettirmez, saçlarına hep özen gösterirdin.
"Mızmızlanmak nedu kız katur inatli keçi!" dedim.
Güldü...
Anında kendini toplayarak hâlâ kalbinin üstünde varlığını koruyan elimi serbest bırakıp benden geri çekildi.
"Hiç vazgeçmeyeceksin dimi bana katır inatlı keçi demekten?" dedi.
"Hayır, o da nerden çıktı?" dedim.
"Hiç... Neyse, ben artık eve gideyim."
"Ararım seni." dedim elimi başımın arkasına koyarak. 29 yaşındayım, liseli aşıklar gibi hissediyordum kendimi. İmkansız gözüyle baktığım sevdiğim kadın bana ışık yakınca böyle afallıyorum işte...
Derin nefes alarak "Gönül sevmediğine uzak kalırmış Altay. Bir zamanlar sana ne kadar uzaktım hatırlıyor musun? Karşıma çıktığın an düşman olduğunu belli ederdim sana. Bana biraz zaman ver olur mu? Yaşadıklarım daha çok taze. Üstelik başımda 3 tane gardiyan var. Belki bir gün gerçekten bir yola gireriz ya da o yol bize girer!"