ELA
Şubat ayında soğuk hala şiddetli şekilde devam ediyordu. Miran 13 Şubat’ta beni bir yere götüreceğini söyledi.
Bende 13 şubat’a kadar günleri saydım. Nereye gideceğimizi merak ediyordum.
12 Şubat yani bugün akşam Miran konağa çok geç geldi. Ben uyumak için odaya çıkmıştım.
Onunla bu Şahin’in bana gönderdiği notlar hakkında konuşmak istiyordum ama bir türlü fırsat bulamamıştım.
Nasıl söyleyeceğimi de zaten bilmiyordum.
Her gün bir sonraki gün söylerim diye diye bugüne kadar getirmiştim. Yarın beni dışarı çıkarak diye de söylemeyi düşünmüyordum.
Söylesem bu sefer tüm keyfimiz kaçacaktı. Biraz daha beklemeye karar verdim.
Odamıza geldiğinde bende üzerimi değiştiriyordum. Odaya girince bir anda ürktüm.
Bluzumu göğsümde tuttum.
‘Benim sakin ol’ dedi. ‘Arkanı döner misin lütfen’ dedim.
Offlayarak arkasını döndü. ‘Biz evleneli iki ayı geçti Ela. Ben senin kocanım yani utanmanı gerektirecek bir şey yok. Bana alış artık’ dedi.
‘Tamam giyindim’ dedim işim bitince. ‘Ne kadar evli olsakta birbirimizi yeterince tanımıyoruz. Ben öyle kolayca açıklamam’ dedim.
‘Beni daha ne kadar tanıman lazım’ dedi soyunmaya başladı bu sırada. İlk önce ceketini çıkarttı. Sonra gömeliğinin düğmelerini açmaya başladı.
Ben hayranlıkla onu izlemeye dalmıştım. Gömleğini de çıkartıp koltuğa bıraktı. Sonra dolaptan kıyafetlerini almaya gittiği sırada sırtının tüm detaylarını gördüm ve kaslı vücuduna bakıp yutkundum.
Öyle spor salonundan çıkmış gibi aşırı kaslı değildi. Bu gayet güzeldi. Esmer teninde tüm kasları dalgalanıyordu. Nefessiz kalmaya başlamıştım.
Yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Ama gene de gözlerimi ondan alamıyordum. O kadar yakışıklı bir adam ki bakmaya doyamıyorum.
Pijamasını giymek için pantolonunu çözdü ve çıkarttı. O sırada boxerını gördüm. Tam önünü bana döneceği sırada arkamı döndüm. Beni bu şekilde nefessiz bırakmış ve kıpkırmızı halde görmesini istemiyordum.
Üzerini giyinip yatağa uzandı. ‘Sabah erken kalkacağız. Uyusak iyi olur’ dedi. Bir kolunu kafasının altına koymuştu. Gözleri kapalıydı.
Işığı kapatıp, yatağa uzandım. ‘İyi geceler Miran’ dedim. ‘İyi geceler inatçı keçi’ dedi.
Bu adam bana neden şimdi inatçı keçi demişti ki?
‘Neden öyle dedin.’ Diye sordum.
‘Ne dedim ki’ dedi.
‘Az önce bana inatçı keçi dedin’ dedim.
‘Çünkü öylesin’ dedi. Ah bu adam beni sinir ediyor.
‘Neden diye sordum işte’ dedim ellerimin yukarı kalırım sonra aşağı indirdim. Sinirli olduğumu belli ediyordum.
Dirseğinin üzerinde durdu ve bana baktı. ‘Gerçekten bunu soruyor musun?’ Dedi.
‘Evet’ dedim bir cevap bekliyordum.
‘Cevap vermeyeceğim’ dedi. Sonra kafasını tekrar yastığa koydu.
‘Offf’ dedim. İyice sinirlenmiştim. Bende bacaklarımı ve ellerimi yatağa hızlıca bir kaç ke vurdum.
Evet birazcık çocukluk yapıyordum.
Bir anda üzerime doğru gelip iki elimden tutup kafamın tepesinde sabitledi. Çok şaşırmıştım.
Şu an bana çok yakındı. Gözlerini gözlerime dikti. Kalbim gene hızlanmıştı.
Yüzüme doğru eğildi. Öpeceğini düşündüm. Heyecanlanmıştım. Sonra kulağıma doğru yaklaşıp ‘Uslu dur’ dedi. ‘Durmazsam ne olur’ dedim fısıltıyla.
‘Ateşle mi oynamak istiyorsun?’ Dedi. Bu sorunun altında farklı bir anlam yatıyordu. Bunu anlamıştım.
Sessiz kalınca Miran üzerinden kalkıp kendi tarafına yattı.
Üzerime geldiğinde sessiz kalmam belli ki onu üzmüştü. Ama bir an korkmuştum. Sadece ufacık bir an ama sonra emin olmuştum.
Elime kalbime götürdüm. Miran acaba kalbimin sesini duyuyor muydu?
Sabah uyandığımızda Miranın koluna sarılmış halde kalktım. Kolunun üzerinde uyumuşum. Sonra yavaşça kendi tarafıma geçtim. Ama bu sefer o uykusunda dönüp bana biraz kendine çekti.
Kımıldamadım.
Nefesi boynumu okşuyordu. Teninin kokusu burnuma nüfus ediyordu. Bu adam resmen beni baştan çıkartıyordu.
Yavaşça kurtulmaya çalıştım ama başaramadım. Sonra uğraşlarım sonucunda Miran uyanmaya başladı. Beni serbest bıraktı.
Hemen yataktan kalktım. Daha şimdiden kıpkırmızı olmuştum bile.
Miran ayağa kalktı. O lavaboya giderken pijamasının önünde kabarıklık olduğunu gördüm. Bunun ne demek olduğunu biliyordum.
Geçtiğimiz sabahlarda da böyle uyandığını görmüştüm. Ama şu an bu durum beni biraz daha fazla etkiliyordu.
Lavabodan çıkıp geri geldi. Sonra beni götüreceği yer için hazırlanmaya başladım. ‘İki gün kalacağız orada’ dedi. Bende kendime küçük bir çanta hazırladım.
Sonra odadan çıktık ama ben geri döndüm ‘ bir şey almayı unuttum’ dedim ve yanıma Miranın çok beğendiği bir elbiseyi aldım.
Konakta daha kimse uyanmamıştı. Sessizce çıktık. Arabaya bindik. Bir koruma arabası da arkamızda yolculuk yaptık.
2 saat yolculuk sürdü. Gittiğimiz yer bir çiftlikti. Atabeylerin çiftliğiydi.
Arabadan indim. Açıkçası böyle bir yer düşünmemiştim.
Daha farklı bir yer bekledim sanırım.
Evin kahyası bizi karşıladı. 2 katlı bir evdi. Arka tarafında da çiftliğin ahırı vardı.
Evin içine girdik. Kocaman bit salona iki mervidenle inliyordu. Hemen şömine sağ tarafındaydı. Boydan boya salonun ön tarafı camdı.
Buradan çiftlikteki atlar ve doğayı izleyebiliyordun. Büyük bir mutfak da bu kattaydı.
Üst katta ise pek çok odalar vardı. Merdivenlerden yukarı çıkıp odamıza girdik. Yani önceden Miranın olan odası artık bizim olmuştu.
Kahya çantalarımızı yukarı çıkarttı. Bu katta küçük bir hamam da olduğunu söyledi.
Kahya kadın kahvaltının yarım saate hazır olacağını söyledi. Bizde bu sürede odaya yerleştik
Kahvaltıya indik ve bugün yapacaklarımızı Miran anlatırken kahvaltımızı yaptık.
‘İlk önce çiftliği gezeriz. Sonra atlara bakarız. Daha önce ata bindin mi?’ Diye sordu. ‘Burda sana öğretebilirim’ dedi. Gülümsüyordu.
Bende ona gülümsedim. Baş başa geçirebileceğimiz iki gün vardı. Mutlu ve heyecanlıydım.
Kahvaltıdan sonra yukarı çıkıp üzerimizi değiştirdik. Miran bana ata binmem için gerekli eşyaları almıştı. Ona teşekkür ettim.
Binici pantolonu ve çizmeleri ayağıma geçirdim. Üzerimi de kalın giyindim. Burada hava daha da soğuktu.
Miranda gene utanmadan yanımda soyunup giyindi. Ben kıpkırmızı olurken benim verdiğim tepkiye gülüyordu.
Bu kıyafetlerle çok yakışıklı gözüküyordu. Onu hep takım elbisenin içinde gördüğüm için farklı kıyafetlerin nasıl durduğunu bilmiyordum.
Birlikte dışarı çıkıp gezmeye başladık. İnekler, koyunlar pek çok çiftlik hayvanları vardı.
Atların ahırına girdik. Seyis bizi karşıladı.
‘Hoş gelmişsiniz Beyim’ dedi. Ellerini önünde bağlayarak. ‘Hoş bulduk, benim kara oğlanı görmeyi geldim. Nasıl?’ Diye sordu.
‘Her gün talimlerini yaptırıyorum beyim çok iyi bir at şimşek gibi’ dedi.
Bir kapının oraya doğru yürüdü. ‘Kara oğlan’ diye seslenince simsiyah bir atın kafası dışarı doğru çıktı.
Miran atın başını okşadı ve ona sarıldı. Belli ki birbirlerini özlemişlerdi.
‘Gelsene sende sev’ dedi. Yanına yaklaştım. Elimi uzattım. Seveceğim sırada kafasını çekince biraz korktum. Miran elinden tuttu. ‘Korkma’ dedi geven verici sesle. Elimin üzerindeki eliyle kara oğlanın yüzüne dokundurdu. ‘Çok güzel’ dedim. ‘Evet öyle, Kara oğlan uysaldır.’ Dedi.
Miran kapısını açıp içeri girdi. Onu dışarı çıkarttı. Seyis hemen gelip üzerine eyer koydu.
‘Hadi bakalım üzerine bin’ dedi. Korkmuştum. Seyis merdiven getirdi orada güç aldım. Miranda arkamdan tuttu ve beni eyere yerleştirdi. Atın önüne geçip onu ileriye doğru götürdüğü sırada kocaman bir aygır kendisini kapısına vurdu. Seyis gidip sakinleştirmeye çalıştı.
Miran ‘bu Mirbey’in atı aynı kendisine benziyor’ dedi gülerek. ‘Herkesin burada atı var mı?’ Diye sordum. ‘Var ama buraya daha çok Mirbey gelir. Burada doğdu ve çocukluğunda burada ve yakındaki akrabamızın çiftliğinde daha çok zaman geçirdi’ dedi. Kafamı salladım. ‘Sana da bir at alalım’ dedim. ‘Olur’ dedim.
Çiftçiliğin içindeki alanda beni gezdirdi. Uzun bir süre talim yaptırdı. Ata binmeyi öğretiyordu.
Biraz çalıştıktan sonra atı durdurdu. ‘ biraz öne kay birlikte binelim. Seni başka bir yere götüreceğim’ dedi.
Biraz eterde öne kaydım ve oda arkama yerleşti. Sonra atın iplerini tuttu. Şu anda çok yakındık. Göğsü sırtımdaydı.
Biraz kıpırdadım. Elini kalçama koydu. ‘Sakın bunu yapma’ dedi. Sesi derinden geliyordu.