3. BÖLÜM

4283 Words
İki gün göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti. Demet, halasıyla birlikte evi temizlemiş, elinde olan parasının bir kısmıyla eve ufak tefek eşyalar almıştı. Eski görünen ev şimdi yepyeni duruyordu ve bu durum onu mutlu ediyordu. Mutfağın ve kendi odasının kapısını kapatıp salona geçti. Babası ona söz vermişti, sabahtan beri bira içmemişti. Bu durum adamı fazlasıyla rahatsız etse de kızı için katlanıyordu. Farkındaydı Demet, babasının bacakları titriyor, sürekli bir şeyler yiyerek içki içme isteğini bastırmaya çalışıyordu. Amcası ve halası ona yardımcı oldukları için açıkçası bu durumla baş edebiliyordu. Televizyona bakan babasına doğru ilerleyip karşısına oturdu. “Baba, duş alır mısın?” Kötü kokuyorsun diyecekken kendine engel oldu. Babası başını sallayıp banyoya ilerlerken o da televizyonu kapadı. Akşam için heyecanlıydı, ilk kez böyle bir şey yaşıyordu. Babasının tatsızlık çıkarmasından korksa da aklına kötü düşünceler getirip moralini bozmak istemiyordu. Bu gece hayırlısıyla geçecekti buna inanmak istiyordu. “Demet?” “Efendim baba.” “Yıkandım ben, sakalımı keser misin? Ellerim titriyor.” “Geliyorum baba.” Oturduğu yerden kalkıp banyoya ilerledi. Kapıya vurup, “Müsait misin baba?” dedi kulağını kapıya yaslayarak. “Müsaidim gel.” Kapıyı açıp içeri girdi. Babası alt eşofmanı giymiş tabureye oturuyordu. Zayıflıktan dışarı doğru çıkan kaburgasını görünce dudakları titredi. Öne doğru eğildiği için çok kötü gözüküyordu. “Üşüdüm hadi.” “Hemen kesiyorum baba.” Lavabonun içinden tas ve sabunu alıp babasının karşısına geçti. Sabunu yüzüne sürerken tebessüm ediyordu. Bu anı yaşamayalı uzun zaman olmuştu. “Adam asker, seni korur kollar. Türk askerine güvenirim ben, vatanları için canlarını verirler. Kadınlarını el üstünde tutarlar, kocanı sev o da seni sevsin kızım.” “Konuşursan yanağını keserim baba.” Adam dudaklarını kapatıp kızının sakallarını kesmesine izin verdi. İkisinin de içinde hüzün vardı o an. Biri babasını bu evde tek bırakıp gidecek olduğu için diğeri bu zamana kadar kızına iyi bir baba olamadığı için. “Ve bitti. Dişlerini de fırçalayalım baba.” “Macun midemi bulandırıyor, fırçalamasam olmaz mı?” “Olmaz baba ayıp olur insanlara.” “Peki madem. Nerede benim fırçam?” Plastik dolaptan babasının fırçasını alıp ona uzattı. “Sen fırçala baba, yatağın üzerine yeni kıyafetlerini koydum onları giy.” “Pantolonların beli olmuyor. Kemer aldın mı?” “Aldım baba. Pantolonu da sana göre yaptırdım zaten.” Babası cevap vermeden dişlerini fırçalamaya başladığında içeri geçti. Evin kapısı çaldığında akrabalarının geldiğini tahmin edip kapıyı açtı. Halası ve yengesi elinde tencerelerle içeri girerken hepsine, “Hoş geldiniz,” dedi. Kuzenleri de içeri girince geriye çekildi. Amcasının oğluyla da gelmişti. Onunla göz göze gelince yutkundu. Onun burada ne işi vardı, bu gece mutlu olmak istiyordu ağlamak değil. “Hayırlı olsun sevgili kuzenim, evleniyormuşsun?” Cevap vermeden arkasını döndüğü an kuzeni kolunu tutup onu durdurdu. Kolunu çekmek istedi ama başaramadı. “Bırak,” dedi dişleri arasından. “Sakin ol Demet, ben sadece kuzenimi tebrik ediyorum neden kendini bu kadar kasıyorsun ki?” Hırsla kolunu geri çekip parmağını sinirle ona doğru salladı. “Eğer adam akıllı oturmayacaksan defol git evimden. O gözlerine sahip çık yemin ederim oyarım.” Kuzeninin cevap vermesini beklemeden içeri geçtiğinde koltuğa oturup sakinleşmeye çalıştı. Bu pisliği burada istemiyordu, Ömer dikkatli bir adamdı. Onun kötü bakışlarını fark ederse yanlış anlamasından korkuyordu. Ona kuzeniyle evlendirmek istediklerini bahsetmişti sonuçta. Ömer’le evlenmek istediğini söylediği günden beri amcası ve diğerleri sen ne istiyorsan o olsun demişlerdi. Biliyordu ki akrabaları babasıyla onu bu evde yalnız bırakmak istemedikleri için evlendirmek istiyorlardı. Hiçbiri o çocuğun gerçek yüzünü bilmediği için onun iyi bir insan olduğunu düşünüyorlardı. “Şeytan gözlü pislik,” diye mırıldandı karşısına oturan adama. “Demet abla üstünü giyinmeyecek misin akşam oldu.” “Şimdi giyineceğim.” Odasına gidip dün aldığı pudra pembesi elbiseyi yatağın üzerinden aldı. Ruhu siyaha büründüğü için elbisesinin renginin açık tonlarda olmasını istemişti. Halasıyla beğenerek aldığı kolsuz, belden dar, etek kısmı hafif bol olan elbiseyi giydi. Dizlerinin biraz yukarısında kalıyordu, ne kısa ne de uzundu. Ona yakışmıştı. İlk kez aynadaki görüntüsünü beğenerek izlemişti. Yüzüne makyaj yapmayacaktı. Dün makyaj malzemesi almak için çok dolaşmıştı ama uygun fiyata ürün bulamadığı için sadece ruj almıştı.  Parasını idareli kullanmak istiyordu. Yarın bir gün önemli bir ihtiyacı olduğunda kullanmak istiyordu. Böylesine gelip geçici şeyler için harcamak istemiyordu. Zil çaldığında gözlerini kocaman açtı. Gelmişlerdi, yerde olan kıyafetlerini çekmecenin içine tıkayıp saçlarını düzeltti. “Geldiler,” diyen halasının sesiyle odadan çıkıp babası ve amcasının arkasından kapıya ilerledi. Yüreği ağzının içinde atıyordu âdete. Amcası babasını geri itip, “Sen geride dur,” dediğinde babasının kolunu tuttu. Böyle bir gecede babamı dışlama amca diye geçirdi içinden. Ağlamayacaktı, sakin olup bu gecenin güzel geçeceğini düşünecekti. Amcası kapıyı açtığında Ömer’in yanında orta yaşlı bir adamla genç bir adam vardı. Ömer, “İyi akşamlar,” diyerek elini uzattığında Demet’in amcası elini sıkıp, “İyi akşamlar,” dedi. Hepsine teker teker hoş geldiniz diyerek içeri aldılar. Kenarda duran babasına, “İçeri geç baba,” diye fısıldadı Demet. Başını sallayan adam koltuğun bir köşesine geçti. O an girişte duran Ömer’le göz göze geldi. Elindeki çiçeği Demet’e uzatıp bacağını çekiştiren oğlunu kucağına aldı. Demet tıpkı babasına benzeyen küçük çocuğa tebessüm etti. O an yüzünü babasının boynuna sokarak saklayan Talha, “Korkuyorum,” diye fısıldadı. “Korkma oğlum, Demet ablandan sana bahsettim. Seninle tanışmak için bekliyor.” Talha başını iki yana salladığında, “Israr etme,” dedi Demet tebessüm ederek. “Sonra tanışırız.” Oğlunun başına öpücük kondurup içeri geçti. Elindeki çiçeği odasına bırakan Demet sakin adımlarla salona geçti. Halası yanına oturması için gözleriyle işaret ettiğinde ikiletmeden oturdu. Bütün gözler onun üzerindeyken sakin oturamıyordu, Ömer’in annesi, kız kardeşi onu baştan aşağı incelerken ellerini kucağının üzerinde birleştirdi. İnsanların yüzlerine de bakamıyordu. Amcasıyla sohbet eden Ömer’in babası muhabbeti koyulaştırmış, diğerleri gergin duruyordu. İrem’in yanında oturan Bora ise karısının yukarı çıkan eteğini aşağı doğru çekiştirip “La havle,” diyerek başını sağa sola çevirdi. Demet’in kuzeninin bakışlarının farkına varmıştı, gerginlik çıkmasın diye kendini sıkıyordu ama bu herif karısını gözleriyle taciz etmeye devam ederse bu gece hoş bitmeyecekti. “Siz Demet’in babasınız değil mi?” diyen Güneş Hanım’a, “Amcasıyım,” cevabını veren Faruk Bey köşede sessiz bir halde duran kardeşine kınayıcı bakışlarını attı. “Öylemi, ben sizi babası sandım. Babası kim?” Bacaklarını birbirini bastırmış öne doğru eğilen adam, “Benim,” dediğinde İrem’le Güneş Hanım adamı karşılarında değişik bir şey görmüş gibi süzdü. Nefesini sesli bir şekilde dışarı bırakan Ömer annesiyle kız kardeşini uyarmak amacıyla bunu yapsa da ikili onu ne duyuyor ne de görüyordu. “Hasta mısınız? Gözlerinizin altı çökmüş, bacaklarınızda titriyor.” Tıpkı Demet’in titreyen dudakları gibi. Babası iyi bile dayanmıştı, ağzına içki sürmediği için kendine zor hâkim oluyordu. “Annen kanserden vefat etmiş sanırım, başın sağ olsun. Sanırım ondan sonra baban bu hale geldi. Bazı ailelerde içki içen insanlar evdeki insanlara zarar veriyor, baban sana zarar veriyor mu?” Güneş Hanım ne kadar fısıldayarak bu soruyu sorsa da Demet, Ömer, Bora kadını duymuştu. Yaşaran gözlerini saklamak istedi saklayamadı genç kız. Yaralı olan ruhu o an hepten hüzne bulandı. Ona bakan kadın ve kıza ne diyeceğini bilemedi. Ne diyebilirdi ki, haklılardı. Ömer’i tanımadan evlenmeyi kabul etmişti. Babasının alkolik olması Ömer’in ailesi tarafından hoş karşılanmıyordu bunu onların kınayıcı bakışlarından görebiliyordu. Öfkeyle ailesine bakan Ömer’e bakmadan bir köşeye sinmiş babasını izledi. Sabah erkenden uyanıp banyo yapmış, sakallarını kızına kestirmişti. Kötü kokmamak adına üstüne kolonya bile dökmüştü. Üstelik bir kere bile ağzına alkol sürmemişti. Bu onun için oldukça büyük bir başarıydı. “Baba,” diyerek sert sesiyle ailesini susturan Ömer, boynunu sıkan kravatını gevşetip ailesine olan kızgınlığını belli etti. Bu akşamki saygısız tavırlarını eve gidince onlarla konuşacaktı. Ben evlenmek istiyorum diyorsa olay bitmişti. Ne annesinin ne de kız kardeşinin laf söylemeye hakkı yoktu. Karşısında oturan ürkek kız onun karısı olacaktı ve o karısını ezdirmeye asla müsaade etmeyecekti. Babası oğlunun sitemine hak verip karısına ve kızına uyarıcı bakışlarıyla susturdu. Aslında içinde kötülük olmayan iki kadının tek korkuları Talha’ydı. Bu adamın içip ona zarar vermesinden korkuyorlardı. Yaşadıkları olaylar yüzünden evhamlı olan iki kadın Talha’ya biri zarar verecek diye akılları çıkıyordu. Kalplerindeki korku bu yüzdendi. Demet’in dolan gözlerini gören Güneş Hanım yaptığı ayıp yüzünden başını yere eğdi. Üzmek ya da kırmak istememişti, ağzına sahip çıkamadığı için kendine içten içten söyleniyordu. “Kahveleri yap kızım,” diyen halasına başını sallayıp oturduğu yerden kalktı. Mutfağa ilerlediğinde peşinden kimsenin gelmemesi onu biraz üzmüştü. Böyle durumlarda gelinin heyecanına ortak olan kuzenleri ve arkadaşları olurdu. Arkadaşları babası içtiği için onunla görüşmüyordu, aileleri kızlarını onun evine göndermeye korkuyorlardı. Kuzenleri ise kendi hallerinde takıldıkları için pek yanına uğramazlardı. Cezvenin içine koyduğu kahveyi karıştırırken yanaklarına bulaşan gözyaşlarını siliyordu. Boğazı düğüm olmuştu, boğuk bir şekilde ağlayıp içindeki sıkıntıyı dışarı atmak istiyordu. Sesli bir şekilde iç çekerken elini dudaklarının üzerine bastırıp koşar adım mutfağın kapısını kapadı. Sesini duymamaları için dua ede ede kahveleri pişirip fincanlara döktü. Öyle özenli damat fincanı almamıştı, tuzlu kahvede yapmamıştı. Belki yanında bir arkadaşı olursa ona hadi tuz koy kahveye diye cesaret verirdi. “Keşke yanımda olsaydın annem, elimi tutup heyecanlanma güzel kızım deseydin. Kıvırcık saçlarımı sevip ben senin yanındayım deseydin. Keşke buz gibi toprağın altında değil de yine yatağında yatıyor olsaydın annem.” Gözyaşlarını peçeteye silip tepsiyi eline aldı. Annesi yoktu, dört yıl önce ebedi yolcuğuna uğurlamışlardı onu. Güçlü olmalıydı, her zaman olduğu gibi ayaklarını yere sağlam basmalıydı. Salona girip sırayla kahveleri dağıtmaya başladı. Herkes kahvesini alıp geri çekildiğinde en son Ömer’e uzattı. Genç kadının ağladığını fark eden Ömer öfkeli bakışlarını annesi ve kız kardeşine çevirdi. İki kadının gözlerinde hüznü görse de bu akşam onlarla kavga edecekti. Kahvesini alıp geri çekildiğinde meyve suyu koyduğu bardağı Talha’ya uzattı Demet. Ondan korkan küçük çocuk babasının arkasını saklanmaya çalışırken, “Ayıp ediyorsun oğlum,” diyen Ömer yüzünden bakışlarını tekrar Demet’e çevirdi. “Vişneli meyve suyunu sevmiyor musun? “Seviyorum, yanında çikolata var mı?” “Var tabii, bekle getireyim.” Küçük elleriyle meyve suyunu alan oğlunun saçlarını karıştıran Ömer tebessüm edip, “Aslanım,” dedi fısıldayarak. Demet Talha’ya kek, börek yapsa oğlu onu çok severdi bunun farkındaydı genç adam. Varlık içinde yokluk yaşatmıştı oğluna o kadın, bir tabak yemekten sonra ikinci tabağı istemeye korkan bir çocuğa çevirmişti oğlunu. Yumruk olmuş elini açıp çikolatayı getiren Demet’e, “Sağ ol,” dedi. Başını eğip yerine oturan Demet ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi. “Efendim sebebi ziyaretimiz belli, Allah’ın emri peygamberin kavli ile kızınız Demet’i oğlumuz Ömer’e eş olarak istiyoruz.” Konuşmak için öne kayan Faruk Bey’i Demet’in babası susturdu bakışlarıyla. “Eğer kızım oğlunuzla evlenmek istiyorsa ben razıyım,” dedi tane tane konuşarak. “Ona iyi bir baba olamadım, biliyorum benden korktuğu için evlenmek istiyor haklı da. Benim kendime hayrım yok, yuvası olsun, onu seven, değer veren eşi olsun başka hiçbir şey istemem. Demet’imin kalbi çok temizdir, ona bakamasam da o bana yıllardır bakmıştır. Torunu da sever, bakar benim kızım, aklınız kalmasın.” Ellerinin üzerine damlayan yaşları parmağıyla silen Demet omuzlarının titremesine engel olamıyordu. Onun bu halini gören Ömer’in içi harlanıyordu. “Kararın nedir?” diyen amcasına bakmadan çikolatasını yiyen küçük çocuğa baktı.  O kadar tatlıydı ki onu sevmeyen kişinin kalpsiz olacağını düşünüyordu. Parmaklarını emen Talha’ya tebessüm edip, “İstiyorum,” dedi net sesiyle. Sapık gibi etrafı inceleyen kuzeninin karısı olacağına güçlü, dürüst olan adamın karısı olurdu. “O zaman hayırlısı olsun, yüzükleri takalım.” Halasının dürtmesiyle ayağa kalktı. Ömer’le yan yana geldiklerinde onları merakla izleyen küçük çocuğu izlediler. Ömer umarım doğru kararı vermişimdir diyerek iç çekerken, Demet bu küçük çocuk beni sever diye iç çekti. Yüzükler takıldığında büyüklerin elleri öpüldü. Ömer konuyu uzatmamak adına ceketini düzeltip öne doğru kaydı. “Üç hafta sonra Diyarbakır’a dönmem gerekiyor görevim için. Bir hafta içinde nikâh işlemlerini halledelim istiyorum.” Kayınpederine dönük konuşuyordu. Geldiği andan beri farkındaydı bu adamı kardeşleri eziyordu, kızı olmasa bir köşede ölecek olan adama acımıştı. Ona doğru dönüp konuştuğu için başka kimsenin konuşmasını istemediğini belli ediyordu. “Siz nasıl isterseniz.” “Bir hafta içinde düğün mü olur? Bu kıza alıveriş yapılacak, kına gecesi, düğünü derken nereden baksanız bir ayı gecik hazırlıklar yapılması gerekiyor. Ne o öyle dul kadın alır gibi hiçbir şey yapılmadan almak.” Yengesinin elini tutup susması için sıktı Demet. Neler diyordu o? “Merak etmeyin her şey istediği gibi olacak. Sizin bir şey yapmanıza gerek yok ben her şeyi ayarlayacağım.” “Biz de ayarlarız, çok şükür imkânımız var. Lütfen aceleye getirmeyin, siz gidin olmadı yaza düğün olur.” Gergin olmamak için kendini sıkıyordu ama bunu başarıyor mu bilmiyordu, Ömer. Yanında oturan Bora sakin olması için fısıldasa da hiçte olamıyordu. Sapık gibi kızı inceleyen adamla kızı asla burada tek bırakmazdı. En fazla bir haftası vardı. Gergin olmasına rağmen sakin ses tonuyla, “Biz Demet’le konuştuk,” dedi. “O da tamam dedi.” “Öyle mi?” diyen yengesine başını salladı Demet. “E madem öyle ben susar kenara çekilirim. Yirmi yaşındasın hayatın boyunca kına kıyafeti, gelinlik giymediğin için üzüleceksin. Evleneceğin adam bunların hepsini yaşamış, sen hiçbirini yaşamadan evleniyorsun. Pardon, sanırım bu adam seni karısı olarak değil oğluna bakıcı olarak alıyor, değil mi? Gelinliğin pekte bir önemi yok senin için.” Gözlerini yuman Ömer, “Haddinizi aşıyorsunuz,” dedi dişlerini sıkarak. “E doğru değil mi? Sen bulmuşsun saf kızı, babası alkolik, kim olsa evlenmek ister oğluna bakıcı almak için,” diyen Demet’in kuzeni bacaklarını iki yana doğru açarak öne eğildi. Başını sağa sola eğip Demet’in kuzenine çevirdi bakışlarını Ömer. Ateş bedeninin her yerini sarmış durumdaydı. “Sinirlenince asabi oluyorum ben. Sabahtan beri gözlerin bir oyana bir bu yana gezip duruyor, kendimi zor tutuyorum gelme üstüme.” “Aaa, oğlumdan ne istiyorsun? Kızı mal alır gibi bir hafta içinde almaya kalkıyorsun bir de utanmadan oğluma laf söylüyorsun.” Gergin olan ortamı sakinleştirmeye çalışan diğer kişiler böyle bir gecede ortalığı karıştıran Demet’in yengesine öfkeyle bakıyorlardı.  Demet’in babası Demet ağlıyor diye bir köşede ağlarken Güneş Hanım ikiliye üzgün halde bakıyordu. İrem ise yeğenini kucağına almış korkmaması için çabalıyordu ama küçük çocuk çoktan korkup ağlamaya başlamıştı. “Biz arabaya geçelim,” diyen Bora, Talha’yı kucağına aldı. İrem’le birlikte evden ayrılırken gözlerini yuman Ömer, “Özür dilerim,” dedi gergin sesiyle. “Ben böyle olmasını istemezdim. Bakın Demet ne isterse o olacak, kına gecesi, düğün, ben onun istediği her şeyi yapacağım. Görevim olduğu için düğünü acele ettiriyorum. Ben onu burada bırakamam, hele bu akşamdan sonra hiç bırakmam.” Kayınpederine dönüp, “Söz veriyorum,” dedi. “Her istediği olacak.” “Ben hiçbir şey istemiyorum. Kına gecesi, düğün hiçbir şey. Kavga etmeyin, daha ilk başta gerginlik yarattınız sonrası ne olacak? Babam sarhoş olduğu zaman huzursuzluk çıkarıyor ondan korkarken siz ortalığı gerdiniz. O bir kere bile kötü söz söylemedi. Lütfen susun artık.” Oturduğu yerden kalkıp odasına girdi. Bir kerecik her şeyin normal gitmesi için dua ediyordu. Neden duaları kabul olmuyordu ki? Neden o hep mutsuz oluyordu? Hıçkıra hıçkıra ağlarken odanın kapısı açıldı. Gelen kişiye bakmadı ama tahmin ediyordu. Yanına oturan adamdan uzaklaşmak istediğinde genç adam buna engel oldu. Demet’in ellerini tutup dizlerinin üstünde buluşturdu. “Özür dilerim, böyle olmasını inan istemezdim. Üstüme çok fazla geldiler, kendimi tutmam gerekiyordu ama başaramadım.” Ses tonundan üzgün olduğunu anlıyordu. Sadece ona değil ailesine de kızıyordu. En özel gecesini en kötü güne çevirmişlerdi. “Demet, ben sana başında dürüst oldum değil mi? Asla seni kandırmadım. Seni üzmem dedim, başımın tacı yaparım dedim. Asla yalanla seni kandırıp götürmüyorum. Hakkımda yanlış düşüncelere kapılma lütfen. Biz evleneceğiz, seninle karı koca olacağız, ne sen benim evime bakıcı olarak geliyorsun ne de ben kendime dost alıyorum. Aile kuracağız, küçük evimizde yuva kuracağız. Sen, ben, Talha olacak. Üçümüz mutlu bir aile olacağız, bunu her şeyden çok istediğimi sana söyledim değil mi?” Başını sallayan Demet, “Evet,” dedi fısıldayarak. “Ben kına ve düğün istemiyorum. Gelinlik giymesem de olur.” “Olmaz öyle, en güzel gelinliği alacağım sana. Kına için kırmızı kaftan sana yakışır diye düşünüyorum.” Başını kaldırıp adamın dalga geçip geçmediğine baktı. Tebessüm eden dudakları görünce, “Dalga mı geçiyorsun?” dedi alınmış sesiyle. “Hayır, gerçekleri söylüyorum. Yarın sabah seni evden alacağım. İlk önce kahvaltı yaparız ardından alışveriş yaparız.” Ömer’in ciddi olduğunu anlayıp başını iki yana salladı. Ömer dudaklarındaki tebessümü silmeden cebinden çıkardığı siyah mendille yüzünü sildi Demet’in. “Talha’ya Demet ablan aynı sana benziyor derken haklıymışım. O da senin gibi ağlarken sümükleri akıyor.” “Beni siz ağlattınız.” “Özür dilerim. O kuzenini döveceğim, görünce şaşırma. Şerefsiz bütün gece seni izledi. Gözlerini söküp köpeklere akşam yemeği niyetini vermek gerekiyor. Yapayım mı?” Gözlerini şaşkınlıktan büyüten Demet, “Yapar mısın?” dedi sesine bulaşan korkuyla. “Yap de yapayım.” Başını hızla iki yana sallayıp, “Yapma,” dedi yüksek sesle. “Hapse girersin, mesleğini kaybedersin.” Başparmağını Demet’in ıslak yanağının üzerinde gezdirip, “Çok iyisin,” dedi yumuşak tonla. “Kulaklarını kapa, insanlar konuşa dursun boş ver onları.” Zor olsa da öyle yapacaktı. Kimse susmazdı, insanlar doğru bildiklerini karşısındakinin yüzüne acımasızca söylerdiler. Karşısındaki insanı kırmaktan zevk alırlardı. Gecenin sonunda erkek tarafı evine gitmiş Demet’in halası ve amcası ortamı geren yengesine bağırmışlardı. Babası daha fazla kendini tutamadığı için dolaptan aldığı birayı kafasına dikmişti. Onun bu haline iğrenerek bakan kardeşleri suratına tükürüp evden ayrıldıklarında baba kız yine tek kalmıştı. Bardakları toplayan Demet babasına bakmadan hızlı hareket ediyordu. Bir an önce odasına gidip uyumak istiyordu. “Demet?” “Efendim baba.” “Sen ne istiyorsan onu yap kızım. Amcanı, yengeni boş ver. O adam nasıl da sahip çıktı sana, torun da çok tatlı. Ne olmuş analık edeceksen, illa kendi doğurduğuna mı analık edeceksin? Erkek anne gibi bakamıyor evladına. Bak bana, kendime hayrım yok sana nasıl bakayım.” Ağlamaya başlayan babasına yaklaşıp, “Ağlama,” dedi. “Annen yaşasaydı böyle olmazdı ama. O güzel elleriyle tatlılar yapar, mis gibi çeşit çeşit börekler yapardı. Yengen gibi kötü konuşmaz, misafirlerini el üstünde tutardı. Keşke ölmesiydi, değil mi? Neden gitti annen?” Bağırıp hıçkıra hıçkıra ağlayan babasını susturamayacağını anladığında alnını babasının dizlerine koyup gözlerini kapadı. “Benim güzel kadınım. Göremedi bugünü, biricik kızının mutluluğunu göremedi. Keşke ben ölseydim de o görseydi kızının evlenmesini.” Elini göğsüne vuran babasına engel olmak adına kolunu tuttu. “Yapma baba.” “Çok özlüyorum. Yatak odasına giremiyorum, mutfağa giremiyorum, onun dolaştığı yerlerde gezemiyorum. Çok seviyorum Demet, anneni çok seviyorum. Ölemiyorum da, ölsem kavuşurum ona.” Babası koltuğa kıvrıldığında tekli koltuğun üstüne bıraktığı battaniyeyi alıp babasının üstüne örttü. “Annemi ben de çok özlüyorum baba. Keşke burada olsaydı da bana sarılsaydı, bu akşam birinin bana sarılmasına o kadar çok ihtiyacım var ki anlatamam sana.” *** Düne nazaran güzel olan havayı incelip pencereyi kapadı Demet. Ömer sabah saatleri geleceğim demişti. Bozuk bir telefonu vardı amcasının ona verdiği dünden beri tamamen bozulmuş açılmıyordu. Eğer açılsaydı Ömer’i arayacaktı. Ne zaman geleceğini bilmeden beklemek zor geliyordu. Keşke numarayı kâğıda yazmayı akıl etseydi, en azından ev telefonundan arardı. Zil çaldığında tebessüm etti. Gelmişti. Çantasını koltuğun üstünden alıp koşarak kapının önüne gitti. Koştuğu belli olmasın diye nefesini kontrol altına alıp kapıyı açtı. “Günaydın.” Spor ve şık giyinen adamı kısa bir süre süzüp, “Günaydın,” dedi çekingen bir tonla. “Hazırsan çıkalım mı, bugün çok işimiz var.” Başını sallayıp ayakkabılıktan yarım botlarını aldı. Hızlı olmaya çalışarak botlarını giymeye çalışırken bir iki kere takıldığı için başını iki yana sallayıp doğruldu. “Sakin ol.” “Seni bekletmemek adına acele ediyorum.” “Beklerim ben.” Ömer kenara çekildiğinde dışarı çıkıp kapıyı kapadı. Birlikte Ömer’in arabasına ilerlerken çantasını sıkı sıkı tutuyordu. Sanki onu kaçıracaklarmış gibi görüntü sergilediğini bilse bu kadar kendini kasar mıydı? Mahalleden ayrıldıklarında Ömer arabayı caddeye çıkardı. Nereye gideceklerini bilmeyen Demet dışarıyı izlerken Ömer onu izliyordu. Dışarısı buz gibiydi, Demet’in üstündeki mont eskidiği için onu ısıtmadığını görebiliyordu. Bu durumdan rahatsız olduğu için kahvaltı yaptıktan sonra ilk önce Demet’e kıyafet alacaktı. Dün geceden beri aklında bir sürü şey vardı, kızı incitmeden kırmadan ona kıyafet nasıl alacağını kara kara düşünmüştü. Sonra aklına düğün alışverişi gelince bu bahaneyle istediğim her şeyi alırım diye düşündü. Arabayı restoranın yanındaki otoparka park edip aşağı indi. Onu izleyen kıza tebessüm edip restoranın içine yönlendirdi. Birlikte sessiz bir köşeye geçtiklerinde üzerlerindeki montları çıkarıp karşılıklı oturdular. Demet kendini gergin hissederken Ömer rahat bir şekilde menüyü onun önüne uzatmış, yiyeceklerini seçmesini bekliyordu. Demet’in çekingen halini fark ediyordu ama müdahale etmiyordu. Genç kadının açılmasını bekliyordu. “Ne yiyeceğine karar verdin mi?” Başını iki yana sallayan Demet, “Aslında aç değilim,” dedi. Kaşlarını kaldıran Ömer menüyü önüne çekip, “İkimizi serpme kahvaltı söylüyorum,” dedi Demet’in aksine gür sesiyle. Demet cevap vermemiş öylece önüne bakıyordu. Garsona sipariş verdikten sonra sırtını sandalyeye yasladı. “Pazartesi günü nikâh için evrak hazırlamamız lazım. Kına ve düğünün nerede olacağını da yarın bakalım olur mu?” “Dün akşam söylediğim gibi kına gecesi istemiyorum. Düğüne de gerek yok, nikâh kıyılsa yeter. Açıkçası gösteriş meraklısı değilim, bu zamana kadar babamla birlikte yaşadım, nikâhımda o olsa yeter.” “Aslına bakarsan kalabalığı ben de sevmiyorum. Senin içinde ukde kalmasın istiyorum. Sonuçta en doğal hakkın düğün istemek.” “Düğün olursa bir kere bile kalkıp oynayamam. İnan gerek yok, yengemin kusuruna bakma lütfen.” “Sen de annemle kız kardeşimin kusuruna bakma. Dün akşam onlarla ciddi ciddi konuştum. Talha’ya zarar gelmesinden korktukları için öyle davrandılar. Davranmamaları gerekiyordu ama oldu işte. Bir daha olmayacak sakın aklına kötü düşünceler getirme.” Omuzlarını kaldırıp indirdi Demet. “Ailen haklı, kim olsa aynı şeyi düşünür. Ben oğluna zarar vermem, anne özlemi çeken biriyim onun yaralı kalbini anlayabilirim.” Buruk bir halde tebessüm eden Ömer başını aşağı yukarı salladı ağır ağır. Zaten senin yaralı kalbini gördüğüm için bu evlilik olsun istiyorum dedi içinden. Konuşmadan kahvaltılarını yaptılar. Demet çekingen durduğu için ona bakmamaya çalışarak önündeki yiyecekleri hızla yemişti genç adam.  Yavaş yavaş birbirlerini tanıyacaklardı, aceleye gerek yoktu. Genç kadını gözleriyle rahatsız etmeye hakkı yoktu. Büyük bir alışveriş için Emin önüne geldiklerinde hiç oyalanmadan giyim mağazasına Demet’i soktu. Pantolon, kazak, elbise, etek ne bulursa alıp kızın kolları arasına bıraktı. Kollarının arasında olan kıyafetlere şaşkınlıkla bakan Demet “Bu ne?” dedi en sonunda yüksek sesle. “Düğün alışverişi için.” “Bunlar fazla, halam bana alınacakları söyledi.” “Halan eksik söylemiş sana, erkek tarafı geline kıyafet alır. Hadi git dene.” Başını iki yana sallayan Demet pahalı gözüken kıyafetleri Ömer’e uzattı. “Alamam ben bunları.” “Neden? Gelin dediğin her şeyi ister. Sen niye alamıyorsun?” “Bunlar fazla çünkü.” “Değil Demet, Diyarbakır’a gideceğiz, orada bunlar sana lazım olacak. Lütfen itiraz etme de dene.” Ömer’e kıyafet alması gerekecekti, asla yetmezdi parası. “Ne yapacağım ben,” diyerek sıkıntıyla kıyafetleri denedi. Ömer kıyafetleri ona kabul ettirdiği için rahatlamış halde koltuğa oturup Demet’in çıkmasını bekledi. Tam yarım saat sonra Demet kızarmış suratla kabinden çıkınca gülmemek adına dudaklarını ısırdı. “Bunların hepsini bana denettiğine inanamıyorum.” “Oldu mu?” “Oldu. Gidelim mi? Bayılacağım.” “Sen otur burada geliyorum ben.” Kıyafetleri alıp görevli kadınla beraber kasaya doğru ilerledi. Demet’in oturduğunu görünce, “Şey,” dedi yanındaki kadına. “Buyurun.” “Hanım efendinin iç çamaşır bedenini öğrenebilir misiniz?” Tebessüm ederek, “Tabii,” diyen kadına, “Sağ ol,” deyip sıraya geçti. Kadın Demet’in bedenini öğrenip Ömer’in yanına geldiğinde genç adam teşekkür edip iç çamaşır bölümünden on adet takım aldı. Demet’in bunları görünce yanlış anlamasından çekiniyordu ama yapacak bir şey yoktu. Alınması gerekiyordu sonuçta, sen beğen dese hayatta almazdı. Aldıklarının parasını ödeyip vakit kaybetmeden gelinlikçiye girdiler. Demet sade bir şey istediği için A kesim gelinlik modellerine bakıyordu. Ömer ilgisiz durmamak adına peşinden ilerliyor onun baktığı gelinliklere bakıyordu. Bu gelinlikler neden bu kadar açıktı? En mahrem yeri göğüs kısmıyken neden ince bir tül koymuşlar ki bu gelinliklere? 2000 yıllara yaklaştıkça kılık kıyafette değişiyordu. Sanki gün geçtikçe kıyafetlerin kumaşları azalıyordu. ‘Umarım Demet bunlardan birini seçmez’ diyerek Demet’in yüzüne eğildi. “Beğendiğin var mı?” “Var.” Pencerenin önünde duran mankenin üzerindeki gelinliği gösterdi. Kayık yaka kolları dantelden oluşan A kesim model gelinlikti. Göğüs kısmı kapalı olduğu için bu gelinliği Ömer’de beğenmişti. “Denemeniz için getireyim mi?” “Evet.” Görevli gelinliği askıdan alırken Demet heyecanla kadını izliyordu. Gözlerinden ışık saçıyordu resmen. Yanına gelen kadınla kabine ilerlerken çantasıyla montunu Ömer’e teslim etti. Kenarları sökülmüş çantanın üzerinde parmaklarını gezdiren Ömer sıkıntıyla iç çekip kapalı kapıyı izledi. “Umarım senin yüzünü güldürürüm, Demet.” Kapı açıldığında omuzlarını dikleştirip kuğu gibi süzülen kızı inceledi. Bütün vücudunu saran gelinlik muhteşem gözüyordu. Omuzlarından aşağı sarkan kıvırcık saçlarının içinde dolaşmak isteyen parmakları karıncalandığında ellerini yumruk yaptı. Bu kız çok güzeldi. Nasıl kollayacaktı onu? Üzmeden, kırmadan nasıl sahip çıkacaktı? Başını iki yana sallayıp derin nefes aldı. Bir şey söylemesini bekleyen kıza tebessüm edip, “Çok yakışmış,” dedi sesine yansıyan hayranlıkla. “Gerçekten mi?” “Hayatımda gördüğüm en güzel gelinsin.” Kaşlarını kaldıran Demet, “Abartma,” dediğinde, “Gerçekleri söylüyorum,” dedi gözlerini ince bedenin üzerinde gezdirerek. Sahiden de öyleydi, ilk karısı ona inat olan şeyleri yapmayı seven biriydi. Açık giyinme dediğinde inatla giyinirdi. Gelinliği bile ona inat almıştı. Sahiden, o kadınla onca yıl nasıl evli kalmıştı? Tekrar başını iki yana sallayıp aklındaki düşünceleri defetti. Eski karısını kötü bile düşünmek karşısındaki kadına ihanet olurdu. “Beğendiysen alalım bu gelinliği. Sana çok yakıştı.” “Beğendim. Çıkarayım o zaman.” “Bekliyorum seni.” Gelinlikçideki işlerini hallettikten sonra saat epey geç olmuştu. Demet Ömer’e bir şey almamanın üzüntüsünü yaşarken Ömer ona yemek yemesi için gözleriyle baskı yapıyordu. Önündeki balık iştah acıcı gözükse de yemek istemiyordu. “Neden yemiyorsun Demet? Çok zayıfsın, yemezsen bitkin düşeceksin.” “Canım istemiyor.” “Neden?” “Sen bana bir sürü kıyafet, ayakkabı, çanta, mont aldın ama ben sana bir çorap bile alamadım. Bu nasıl düğün alışverişi, herkes böyle mi yapıyor?” “Sanırım. Üzülme eve giderken bana çorap alırsın.” “Sadece çorap değil, bak halam liste yaptı.” Çantasından kâğıdı çıkarıp Ömer’e uzattı. İkiye katlanmış kâğıdı açan Ömer içinde yazanları okurken tebessüm etti. “Fazlasıyla eşofmanım var, aynı zamanda iç çamaşırım, çorabım terliğim de var. Yani anlayacağın burada her şeyden var.” “Sanki benim kıyafetim yok muydu da sen aldın?” “Ne alakası var, adettendir diye aldım ben.” “E bende adettir diye almak istiyorum.” Onun üzülmesini istemediği için, “Tamam,” dedi. “Giderken alırız.” Keyfi yerine gelen Demet balığını yemeğe başladığında Ömer hâlâ yüzünden silmediği tebessümle onu izliyordu. Kıyamıyordu da masum yüzüne…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD