KANLAR İÇİNDE (3.Bölüm)

761 Words
Morris kapıdan çıktı. Maelyn biraz daha dinlenmek için gözlerini kapatmıştı ki bir gürültüye uyandı. Hava artık epey kararmıştı. Duvardaki saat on ikiyi gösteriyordu. Odanın kapısı yavaşça açıldı. İçeri giren kişi Morris idi.   «Anlaşmamıza göre- »   Ardından hemşire girdi. Bir ona bir de Maelyn’e baktı.   «Dedektif bize biraz izin verir misiniz? Ona ilaçlarını vermem gerek.»   «Tabi, buyrun.»   Morris bir kaç adım geri çekildi. Hemşire onun yüzüne baktı.   «Hayır dedektif. Onun lazımlığını da değiştirmeliyim, lütfen dışarıda bekleyin.»   O an Maelyn ile göz göze geldi. Morris şüphelenmişti. Maelyn ona hiç normal bakmıyordu.. Daha çok endişeliydi. Yine de dışarı çıkmayı tercih etti. Hemşire kapıyı kapattı ve kitledi.   Morris kapının kilitlenme sesini duyduğu anda tüm vücudunda bir elektriklenme yaşandı. Aniden arkasını dönerek kapıya yaslandı ve zorlamaya başladı. bunlar olurken hemşire hiç kıpırdamadan kapıya bakıyordu. Elindeki notlar aniden yere düştü. Arkası Maelyn’e dönük bir şekilde konuştu.   «Kaçamazsın..»   Yüzünü döndüğünde ise Maelyn yatağında biraz geri çekilerek bir şeyler fısıldamaya başladı. Hemşirenin gözleri bembeyazdı, derisi bir ölününki kadar gri. Kolları aniden tıpkı bir yaratık gibi aşağıya doğru uzamaya başladı, tüm vücudu garip bir biçim almıştı. Yavaşça Maelyn’e doğru yaklaştı. Bunlar olurken bile Maelyn yaptığı şeyi bir an olsun durdurmadı. Hemşire yatağın üstüne çıktı, ellerini Maelyn’in karnına koyduğu anda nefesi kesilmeye yüz tutmuştu. Ve o anda son sözlerini söyledi.   «Libertate servire, te rogamus, audi nos!»   Odanın kapısı ve penceresi bir anda patladı. Morris patlamanın etkisi ile karşı duvara kadar gitmişti ki Maelyn’in üstüne çıkmış Şeytanı gördü. Aniden silahına sarılmaya çalıştı ve aynı anda koşarak odanın içine daldı. Hemşire onunla göz göze geldiği anda tavana zıpladı. Yavaşça kafasını çevirdi, tıpkı bir baykuş gibi. Ağzını kocaman açtı ve Maelyn’in bilmediği bir lisanda konuşmaya başladı.   Maelyn’in gözleri kızardı, boğulduğunu hissediyordu. Tam bu sırada hemşire tavandan onun üstüne atladı. Uzun parmakları ile Maelyn’in boynuna sarıldı. Morris ise nişanını çoktan almıştı. Silahındaki mermileri ardı ardına saydırdı. Her biri isabet etse de ona zarar vermiyordu. Silahın boş şarjör sesini duyduğunda yerinde donup kaldı. Onun da gözleri büyümüştü. Kırk dört yıllık hayatında ilk defa böyle bir şey görüyordu. Maelyn elini ona doğru uzattı ve gırtlağından çıkabilen azıcık nefes ile konuştu..   «Yardım... et.»     Bu olduğunda Morris elindeki silahı hemşirenin kafasına fırlattı ve ardından onun üstüne atıldı. Fakat Şeytan ondan daha güçlüydü. Morris onu uzaklaştırmayı başaramadığında parmaklarına uzandı. Uzun ve kemikli parmaklarını teker teker Maelyn’in boynundan çekmesi uzun sürmedi. Maelyn kurtulduğu anda kendini yatağından yere attı. Dikişleri açılmıştı, kanamaları tekrar başladı. Şeytan ise Maelyn’e ulaşabilmek için Morris’i kavradı. hiçbir şey olmamış gibi yataktan indikten sonra tıpkı Maelyn’e yaptığı gibi Morris’in boğazını sıkmaya başladı. Onu yavaşça havaya kaldırdı. Morris bir çocuk gibi çırpınıyor ve acı çekiyordu. Gözleri morardı, elleri ile ona ulaşmaya çalıştıysa da bunu başaramadı.   Şeytan bir anda durdu. Hiç ses çıkarmıyordu, sanki.. bir heykel gibi donup kalmıştı. Bir bıçağın ete girme sesi yankılandı tüm koridorda. Ve ardı arkası kesilmedi. Şeytan Morris’i boğazlarken Maelyn annesinden kalma bıçağını çantasından çıkarmıştı. Defalarca ve defalarca sapladı Şeytana. Sonunda elleri gevşedi ve Morris’i bıraktı. O yerde nefesini toparlamaya çalışırken Şeytan yavaşça arkasını döndü. Maelyn’den çok uzundu. yukarıdan gözlerinin içine baktı. Maelyn son bir defa bıçağını Şeytan’ın tam kalbine sapladı.   Bir kaç adım geri çekildi Maelyn. Sağ elini önce sol omzuna sonra da sağ omzuna götürdü. Alnına ve karnına indirdiği anda konuştu. «Geldiğin karanlığa geri dön!»   Bıçağı sertçe Şeytan’ın kalbinden söküp aldı. Şeytan bir kaç adım geri giderek yere yığıldı. Saniyeler sonra hemşire eski haline dönmüştü. Dönmüştü ama artık onlarca bıçak yarası vardı ve ölüydü. Morris boğazını tutarken yerde yatan hemşireye ve Maelyn’e baktı.   «O da neydi!»   «Şimdi inanıyor musun dedektif.»   Dedektif yutkundu ve hemşireye tekrar baktı. Kafası ile onu onayladı.   «Öyleyse beni buradan götürün. Bu ölümü kimseye açıklayamayız. Ve unutmayın bu olduğunda siz de benim gibi bir kaçak olacaksınız..»   Dakikalar sonra Maelyn ve Morris odadan çıktılar. Onlar odadan çıkarken gece mesaisinde çalışan diğer görevliler onlara doğru koşmaktaydı. Başlarını öne doğru eğdiler ve aralarından sıyrılarak ortalıktan kayboldular. Morris’in arabası hastanenin önünde park halindeydi. Fakat onu kullanmaları çok sakıncalıydı. Birkaç yüz metre ileride bir taksi tuttuktan sonra oradan uzaklaştılar. Taksici Morris’in morarmış boğazına ve hastane kıyafetleri olan Maelyn’e baktı.   «Efendim...»   Daha taksicinin konuşmasına fırsat vermeden bir kağıt uzattı Maelyn.   «Bizi buraya götür!»   Ona bağırdığı anda taksici gazı kökleyerek gösterdiği adrese doğru sürmeye başladı. Yaklaşık yarım saat sonra hiçliğin ortasına gelmişlerdi. Morris etrafına bakarken Maelyn bir anda taksiciye durmasını söyledi.   «Ama efendim buralarda hiç..»   «Dur dedim!»   Bir anayolun kenarında durduklarında Morris de çok şaşırmıştı. «Ona parasını öde.»   Maelyn arabadan indi. Morris acele ile taksiciye parasını verdikten sonra Maelyn’i takip etti. yolun biraz uzağındaki sık ormanlığa doğru gitmeye başladılar. Etraf zifiri karanlık olsa da Maelyn yolu biliyor gibiydi.   «Nereye gidiyoruz!»   «Güvenli bir ev var dedektif. Dağın içinde.»
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD