KANLAR İÇİNDE (2. Bölüm)

928 Words
Bir bahçedeydi. Bu bahçeyi hatırlıyordu. Güllerin ve fetonyaların olduğu bu bahçeyi... Burası eviydi. Annesi ve babası ile büyüdüğü evin bahçesi. Onları uzaktan izliyordu. Onlar çay içerken Maelyn’in gözleri doldu. Uzun bir zaman olmuştu onlar öleli ve babasını en son beş sene önce görebilmişti kopmuş kafası ile birlikte...   Aniden evin içinden bir kız çocuğu fırladı. Bu... kendisiydi. Babasının kucağına atladıktan sonra gülüşmeye başladılar. Gözleri doldu. Ellerini ağzına götürdü, gözleri buruştu. Avazı çıktığı kadar bağırmak istedi onlara, hatta yanlarına gidip onlara sarılmak. Yapamazdı. Maelyn... O öldüğünü biliyordu.   Dakikalarca izledi ailesini. Neden buradaydı? Cennet gibi hissettirmişti. Dizlerinin üstüne çöktü. Ağlamaya devam etti. O an omzunda bir el hissetti Maelyn ve bir koku... annesinin kokusu. Aniden sağına çevirdi kafasını. Oradaydı. Biricik annesi yanındaydı. Gözlerinin içine baktı ve gülümsedi.   «Yeminini hatırla.»   Aniden gözlerini açtı. Bir hastane odasındaydı. Etraf karanlık ve sessizdi. Her tarafı hortumlar ile doluydu, yanıbaşında öten kalp cihazını duyabiliyordu. Hareket etmeye çalışsa da bunu başaramadı. Kalbi hızlanmaya başladı. Acısından dişlerini sıktı tekrar. Yerine geri yatmaktan başka şansı yoktu. Gözlerini kapıya dikti. Bir ses çıkararak en azından hemşieyi çağırabilirdi. Çok geçmeden kapıda bir gölge gördü Maelyn. Tüm vücudu korku ile irkildi. Kapı yavaşça açıldı. Gıcırtılı ve sakindi...   Neyse ki içeri giren hemşireden başkası değildi. Maelyn’in uyandığını gördüğü anda odadan çıktı ve dakikalar sonra yanında doktor ile geri geldi. Doktor onun değerlerini okumaya başladı. Yanındaki hemşireye bazı ilaçlar saydıktan sonra Maelyn’in yüzüne baktı ve gülümsedi.   «İyi olacaksınız bayan Dubois.»   Odadan çıktığında hemşire ile yalnız kalmıştı. Onun gözlerinin içine bakmaya başladı. Sanki bir yaratıkmış gibi. Hemşire serumunu kontrol ettikten sonra bir ilaç enjekte etti. Bu olduktan hemen sonra Maelyn tekrar uyudu.   Yavaşça açıldı gözleri. Aydınlıktı. Artık her tarafını rahatça görebiliyordu. Camdan esen hafif rüzgar onun kendine gelmesini sağlamıştı. Elleri ile kendini kontrol etmek istediğinde bir gariplik olduğunu farketti. Elleri kelepçeliydi. Onları zorlamaya başladığı sırada kapı aniden açıldı. İçeri giren başka bir hemşire onu kollarından tutarak sakinleştirmeye çalışıyordu.   «Bırakın beni!»   Sesi güçlüydü. Enerjisi yerine gelmişti. Öyle ki vücudundaki hortumlar bile çıkarılmıştı. Maelyn’in sesini duyan tek kişi hemşire değildi elbette. Kapının dışında günlerdir Maelyn’in ayılmasını bekleyen Morris de oradaydı. Hızla içeri daldı. Maelyn onu hemen tanıdı.   «Sen..»   Morris hemşirenin koluna dokundu.   «Konuşabilir mi?»   «Evet efendim.»   «Güzel.. bizi biraz yalnız bırakır mısın?»   Hemşire onu kafası ile onayladı ve dışarı çıkarken kapıyı ardından kapattı. Morris bir süre kapıya baktıktan sonra Maelyn’e döndü. Ceketinin iç cebinden kimliğini çıkartarak gözlerinin dibine kadar yaklaştırdı.   «Dedektif Morris. Redwood şehri polis teşkilatından.»   Maelyn gözleri ile kelepçeleri işaret etti.     «Onlar mı? Kusuruma bakmayın bayan Dubois. Bu gerekliydi. O halde bile kaçtığınızı düşünürsek... bunu yapmaktan başka şansım yoktu.»   Maelyn yavaşça geriye doğru yaslandı. Morris’in gözlerinin içine baktı.   «Ne istiyorsunuz?»   «Cevaplar... Sadece cevapları istiyorum. Ama öncelikle neden bana kaçtığınızı anlatır mısınız?»   «Ben...kaçmadım. Sadece birisini arıyordum.»   «O halde mi? İnanılmaz. Gücünüze hayran kaldım bayan Dubois. Azminiz de yok sayılamaz elbet. Bedeninize saplanmış koca bir tahta parçası ile kimselere görünmeden iki yüz metre gidebilmek... takdire şayan doğrusu. Bunu nerede öğrendiğinizi söyler misiniz? Belki bir gün işime yarayabilir.»   Morris Maelyn’in ayaklarının üstüne oturdu. Bu onun canını çok yakmıştı. Gözlerini kapatıp tekrar dişlerini sıktı.   «Özür dilerim bayan Dubois... ayaklarınızın orada olduğunu bilmiyordum.»   Maelyn gözlerini yavaşça açarak Morris’in yüzüne baktı.   «Ne istiyorsun?»   «Dediğim gibi bayan Dubois... Cevaplar.»   «Size söyleyecek hiçbir şeyim yok benim..»   «Öyle mi? Peki. Şuradan başlamaya ne dersiniz? Hastanenin yarısını havaya uçuran lanet kuzeninizden.»   Maelyn’in gözleri kocaman açıldı.   «Sam.. Onu buldunuz mu?»   «Hayır... hayır elbette bulmadık. Belki de sizin bulacağınızı ummuştum. Ne de olsa siz onu beş yıl boyunca hiç gözünüzün önünden ayırmadınız.»   Maelyn gözlerini kapattı.   «Bulmuş olmanızı dilerdim...»   «Bana neler olduğunu anlatacak mısınız? Yoksa doktora iyileştiğinizi söyleyip sizi daha iyi bir hastane olan Redwood şehir hapishanesine mi tıkayım?»   «Tanrı’ya inanır mısın dedektif?»   «Ben mi... Küçükken birkaç kez ailemle kiliseye gitmişliğim oldu. Ama hayır bayan Dubois Tanrı’ya inanmam.»   «Öyleyse size verecek hiçbir cevabım yok.»   «Belki kodeste aklınız başınıza gelir bayan Dubois... Biliyorsunuz oradaki insanlar birilerini konuşturmakta epey iyidirler. Anlarsınız ya, kapalı kapılar ardında kimsenin duymadığı yerlerde..»   Morris hızla yataktan kalktı. Son bir kez Maelyn’in yüzüne baktı ve arkasını dönerek kapıya doğru ilerledi. Kapıyı açmış tam çıkacaktı ki Maelyn’in sesi ile geri döndü.   «Dedektif Morris!»   «Evet bayan Dubois?»   «Eğer bu gece benimle burada kalırsanız size her şeyi anlatacağım...»       «Zaten bir haftadır burada bekliyorum bayan Dubois. Bir gün fazladan rahatsız olacak değilim ama... Umarım anlatacaklarınız birer zırvadan ibaret olmaz. Eğer böyle olursa sizi buna pişman ederim buna emin olabilirsiniz.»   Güneş binaların arkasında kaybolmaya başladığı sıralarda Maelyn dedektif Morris’e seslendi. Hızla içeri daldı.   «Vakit geldi mi?»   «Henüz değil bay Morris, bir şartım daha var.»   «Pazarlık yapacak durumda olmadığını biliyorsun değil mi?»   «Bu bir pazarlık değil... sadece beni dinleyin. Şurada, çantamın içinde bir ruj var. Bir kalem ve bir defter de olmalı. Onları bana getirir misiniz?»   Morris hiç acele etmeden Maelyn’in çantasına doğru ilerledi. Fermuarını açtıktan sonra içinden kalemi ve defteri çıkardı. Ruju bulması biraz zaman almıştı. Onları Maelyn’e getirdi ve başında beklemeye başladı. Maelyn defteri eline aldıktan sonra kalemin kapağını ağzı ile açarak bir şeyler karalamaya başladı. Morris az çok neler çizdiğini görebilse de ne olduklarını tam anlamamıştı. Dakikalar sonra Maelyn defteri ve ruju Morris’e uzattı. Morris şaşkınlık ile onun yüzüne bakmaya başladı.   «Bu nedir?»   «Bir tılsım Morris. Bizi bu gece olacaklardan koruyacak bir tılsım.»   Morris gözlerini kaçırarak etrafa bakmaya başladı.   «Eğer bana bir şeyler anlatacaksanız..»     Elindeki ruj ile Maelyn’in tılsımlarını odanın kapısına ve penceresine çizdi. Morris bunları yaparken Maelyn hiçbir eksik olmaması için onu dikkatli gözler ile izliyordu. Tılsımları çizmeyi bitirdiğinde rujun kapağını kapattı ve defteri Maelyn’in üstüne fırlattı.   «Ben dediğinizi yaptım bayan Dubois. Şimdi sıra sizde.»   «Geceyi bekleyin dedektif. Tüm sorularınızın cevabını alacaksınız.»   Tam bu sırada şehir kilisesinin çanları çalmaya başladı. Maelyn gözlerini çevirerek dışarı doğru baktı.   «Çok yakında öğreneceksiniz..»  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD