Maelyn kapının önünde beklemekteydi.
«Bugün nasılsın Maelyn?»
«İyiyim Cindy. Yorucu bir gün müydü?»
«Bildiğin gibi rutin şeyler. Sam hakkında bilgi edinebildin mi?»
«Evet... doktorla görüştüm ve bir süre daha burada kalmasına karar verdik.»
Gözünü hemşirenin parmağına dikti.
«Hadi canım!»
«Evet!»
«Ne zaman?»
«Dün akşam! Şahane bir restorana gittik ve.. Keman çalan şu adamlar vardı. Birden dizinin üstüne çöktüğünde rüya görüyorum sandım! Herkes aniden ayağa kalkıp alkışlamaya başladı!»
«Senin adına çok sevindim.. Sakıncası yoksa bir şey sorabilir miyim?»
«Tabi Maelyn çekinmene gerek yok..»
«Eğer Sam ile ilgili bir gelişme olursa bana bilgi verir misin? Yani... doktordan önce?»
«Elbette Maelyn..»
«Teşekkür ederim Cindy. Ve tekrardan tebrik ederim.»
Cindy ona gülümsedi, onunla konuştuktan sonra kapıya bakmaya başladı. Sanki bir terslik olduğunu farketmiş gibiydi. Çok geçmeden içeriden gelen homurtulara verdi kulağını. Sam’in sesini çok net duyabiliyordu.
«Kanınızı kullanabilir miyim?»
Maelyn aniden yerinden fırladı, tam kapıya elini atmıştı ki büyük patlamaya gerçekleşti. Patlamanın etkisi ile kendini duvarda buldu. Duvara çarparak yere düştü. Tutmaya çalıştığı tahta kapı yüzüne patlamıştı. Kopan parçalardan kimisi yüzüne vururken sivri olanlar da vücuduna saplanmıştı. Kulaklarında bir çınlama başladı Maelyn’in. Her yer duman ve toz içindeydi. İnsanlar yardım çığlıkları atıyordu. ayakta durabilenler koşmaya başlamıştı. Gözlerini bir an için Sam’in odasına çevirdi. Önünde büyük bir boşluk vardı.
O an gördü Sam’i. Elinde hemşireden geriye kalanlar ile tozun içinden dışarı doğru yürüyordu. Toz perdesi onun önüne geçtiğinde Maelyn de görüşünü kaybetmişti.
Yerinden zorla kalktı. Vücuduna saplanan tahta parçalarından bazıları her hareket edişinde kaburga kemiklerine batıyordu. Toz ve moloz ile kaplıydı. Yavaş adımlar ile ilerleyerek devam etti. Hastanenin diğer çıkısına varabildiğinde gördü bu çılgınlığı. Her taraf toz duman içerisindeydi. İnsanların bazıları çığlık atarak kaçarken kimileri ise molozların altında kalan yakınlarını kurtarmaya çalışıyordu. Gözleri kararmaya başladı, hastaneden dışarı kendini atarak en yakın çimenliğe doğru ilerledi. Onu kimse görmüyordu, insanlar acıları ve korkuları yüzünden kör olmuş haldeydi. Bir süre çimlerin üstünde durdu. Hareket edemeyeceğini düşünüyordu. Fakat o an aklında tek şey vardı; Sam’i bulmak.
İşte bu onu hayatta tutan şeydi. Verdiği söz ve ettiği yemin. Elini karnına götürdü. Toz ile karışmış kan tıpkı bir çamur gibi ellerine yapışmıştı. Yerinden zorla kalktı. Görebildiğince etrafı izledi. Sam’den bir iz bulmayı umuyordu, başaramadı. Onca insanın arasında sendeleyerek ilerledi. Yaklaşık 200 metre ilerideki ara sokağa kadar varabilmişti. Daha da yürüyemedi, bunu yapamazdı. Elleri üşümeye başladı. Ara sokakta bir su birikintisinin üstüne saldı kendini. Kanlar bacaklarından süzülerek bu küçük göleti kırmızıya boyadı. Kalan enerjisi ile bacaklarına saplanmış kıymık parçalarını çıkarmaya başladı. Tırtıklı odun parçaları her çekişinde inatla geri gitmek istiyor gibiydi. Dakikalar sürdü. Her kıymık parçası çıkarken beraberinde etinden de bir parçayı dışarı çıkarıyordu. Dişini sıktı, dişini öyle sıktı ki çenesinden çıtırtılar gelmeye başlamıştı. Sessiz olmalıydı. Yoksa onu başkaları bulabilirdi ve o Sam’i takip edemeyebilirdi. Enerjisi tükendi. Son kez gökyüzüne baktı insanların ve sirenlerin inanılmaz sesleri arasında. Son kez sayıkladı ismini...
«Sam.. Neredesin...»
Ve bayıldı. Kan kaybı çok fazlaydı. Gece çökmüştü. Sokaklar evsizler ile dolup taştığında kulakları hepten işitme yetisini de kaybediyordu. Yanına kadar gelen birisinin sesini işitti. «Öldüm...» dedi içinden. Eğer bu bir şeytansa kendini korumak için hiçbir şey yapamazdı. Üstünde hissetti ellerini. Küçük elleri Maelyn’in paltosunda gezindi. Aniden geri çıktı.
«Anne!»
İlk kez o zaman duydu kurtarıcısının sesini. Küçük bir melek. Altı yaşlarında bir kız çocuğu. Maelyn gözlerini azıcık açabilmişti. Onun üstündeki yırtılmış ve eskimiş kıyafetine baktı. Daha sonra da karışmış saçlarına. Korkmuştu. Daha önce hiç ölü bir insan görmemişti. Karşısındaki manzara ise ölü bir insan görmekten daha beterdi. Sürekli bağırmaya başladı çocuk.
«Anne! Anne!»
Sonunda annesi ona kulak vermişti. Sokağın bitişinden geldi kadın. Önünde sürüklediği bir tekerleği kırık ve içinde onlarca çöp olan market arabası ile. Karanlıkta seçmedi gözleri. Çocuğuna baktı. Çocuk ağlamaya başladığı sırada Maelyn’i işaret etti. Kadın onu gördüğü anda arabasını bıraktı ve yanına koştu. Kafasını kaldırarak elleri arasına aldı. Aceleyle üstünü incelemeye başladı.
«Çabuk, git yardım çağır!»
Çocuğuna bağırdı. Çocuk olayın şoku ile yerinden bile kıpırdayamıyordu. Kadın ne yapacağını bilemez halde kalktı yerinden. Çocuğu bir çırpıda kendine doğru çekti ve Maelyn’in yanına oturttu.
«Onun başında bekle! Sakın bir yere ayrılma ben yardım çağıracağım!»
Maelyn’in gözleri kapandı. Çocuğun ağlamasını duyabiliyordu. Maelyn ona içinden sakin olmasını söylüyordu sürekli fakat enerjisi dudaklarını bile aralamaya yetmedi. Saniyeler sonra sokak hareketlenmişti. Onlarca insanın sesini duydu. Karmaşanın içinde ne dediklerini anlamasa da ona yardım ettiklerini biliyordu. Artık kulakları da duymaz oldu.
Göğsünde bir baskı ile açtı gözlerini. Aniden ve kocaman. İlk gördüğü şey hemşirenin elindeki adrenalin iğnesi idi, daha sonra da ona kalp masajı yapan doktoru gördü. Doktor onu alnından tutarak yerine geri yatırdı.
«Sakin ol, iyileşeceksin!»
Ambulansın son sürat ilerlediği her halinden belliydi. Sirenleri gürültüyle çalıyor ve hiç fren yapmıyordu. Ani bir fren ile durdular. Hemşiereler ve doktorlar hastanenin önünde bekliyordu. Maelyn’i olabildiğince hızlı bir şekilde aldılar içeri. İşte o zaman gördü Morris’i. Göz göze geldikleri anda onun yüz ifadesinden anlamıştı peşinde olduğunu. Morris ona doğru koşarken Maelyn’i acil ünitesine aldılar ve kapı tamamen kapandı, gözleri ile birlikte.