Morris müdürü baştan aşağıya süzdü. Yalan söylemediğini biliyordu.
«Üzgünüm müdür bey. Epey yorucu bir gündü. Sizler için de öyle.»
Müdür titreyerek oradan hemen uzaklaştı. Morris neler döndüğünü anlamaya çalışıyordu fakat cevapları bulabileceği hiçbir yer yoktu. Fakat şimdilik tüm oklar Sam Cornhill’i işaret ediyordu. Bir sigara yaktı ve tekrar hastanenin patlamış duvarına baktı.
«Neyle yaptın sen bunu...»
Arabasına bindi. En yakın hastaneye doğru sürmeye başladı. Yaralıların tümü oraya taşınmıştı. Konuşabilecek durumda olan hemşire ve doktorlar sadece oradaydı. Çok geçmeden hastaneye vardı. Hastane dünden kalan koşuşturmasını henüz hafifletememişti. Tüm doktorlar ve hemşireler oldukça yorgun görünüyordu. Üstüne üstlük neredeyse her yarım saatte bir yaralılardan birisi hayatını kaybediyordu. Onca engamenin arasında üst kata çıktı. Koşuşturmakta olan bir hemşireyi kolundan tuttu.
«Ben dedektif Morris, dünkü patlamadan sağ çıkan ve konuşabilecek durumda olanlar nerede.»
Hemşirenin acelesi vardı. Morris onun kolunu bıraktığı anda hızla yürümeye ve konuşmaya başladı.
«Üçüncü kattalar efendim!»
Morris hızla merdivenlere koştu. Üçüncü kata çıktığında ise aşağıdan daha sakin olduğunu farketti. Sadece birkaç doktor ve iki hemşire bu kata bakıyordu. Onların yanına yaklaşıp yaralı doktorların odalarını sordu. Doktorlar ona odalarını gösterdi. Morris yavaşça yürümeye ve camlarından içeri bakmaya başladı. Şimdiye kadar baktığı kişiler yatakta uyuyan veya bilerek uyutulmuş görevlilerdi. Sonunda bir tanesini uyanık gördüğünde sakince içeri daldı. Bu yüzünün yarısı sargılı bir hemşireydi. Kafasını yavaşça döndürüp Morris’e baktı.
«Sen de kimsin...»
«Ben dedektif Morris. Hastane davasına bakıyorum. Konuşmak için zamanınız var mı?»
«Hayır... bakın ben çok yorgunum ve yüzüm...»
«Sam Cornhill hakkında.»
Hemşirenin gözü aniden büyüdü. Gözlerini kaçırarak tavana bakmaya başladı.
«Ona ne olduğunu biliyor musunuz?»
«Evet... O... Beş yıl önce hastaneye yatırılmıştı. Geldiğinde ona bakım yapan ilk hemşire bendim. Olcukça garip bir tipti... genç bir çocuk. Birkaç ay gözünü dahi açmadı... sonra... Gariplikler başladı.»
«Ne? Ne tür gariplikler?»
«O... uykusunda garip bir dilde konuşmaya başladı. Verdiğimiz ilaçlar yüzünden olduğunu sandık ama... bununla bir ilgisi yoktu. Tamamen uyandığında ise sessizliği tercih etti. Ve birde ablası vardı... hayır kuzeni. Maelyn. Bir gün bile onun başından ayrılmadı. Sam son zamanlarda hepten konuşur hale gelmişti. Aniden. Verdiğimiz yatıştırıcılar ona hiç etki etmemeye başladı ve sonra...»
«Sonra ne?»
«Dün bakım sırası arkadaşımdaydı. O odaya girerken benimle göz göze gelmişti. Gayet huzurluydu...»
Hemşire ağlamaya başladı.
«Sadece dakikalar sonra büyük bir gürültü duydum, tüm hastane sarsılmaya başladı. Toz bulutu her yeri sarmıştı. Bir patlama oldu... ben... bir duvar benim üstüme yıkıldı.»
«Geçmiş olsun ama...»
Hemşire Morris’in lafını kesti.
«Maelyn kanlar içindeydi. Onu gördüm. Molozların arasından onu gördüm. Sürünerek bana doğru gelmeye başladı. Beni duvarın altından kurtardıktan sonra ayağa dikildi ve oradan uzaklaştı.»
«Maelyn.. Onun ismini hiçbir yerde göremedim.»
«Bu hastanede olmalı. Çok ağır yaralanmıştı. Tıpkı diğerleri gibi o da burada olmalı dedektif, tabi ölmediyse.»
Morris elindeki deftere bir şeyler karaladı.
«Dinlenmenize bakın hemşire hanım.»
Odadan çıktı, bir süre düşündü. «Maelyn..» dedi kendi kendine. Merdivenlerden aşağıya inerek telefon kulübesine gitti ve tuşları çevirdi. Telefonun açılmasını beklerken hastanenin giriş katında bir gürültü koptu. Hemşireler ve doktorlar kapıya doğru koşmaya başlamıştı. Sedye üstünde üstü başı kanlar içinde kalmış bir kadın acele ile içeri alındı. Morris onlara bakarken telefon açıldı.
«Ben dedektif Morris.»
«Buyrun efendim.»
«Maelyn adında bir kadını bulmamız gerek. Genç bir kadın. Yaralı listesinde ismi olmalı. Hemşirenin dediğine göre ağır yaralıymış.»
«Ah.. Evet efendim. Az önce onu hastaneye kaldırdılar. Ekiplerimiz onu dar bir sokakta ölmek üzereyken buldu. Şu anda bulunduğunuz hastanede olmalı.»
Morris aniden kafasını çevirdi ve son anda onunla göz göze geldi. Gözleri yarı açıktı.
«Tamam. Tekrar arayacağım.»
Telefonu kapattı. Doktorların peşinden koşmaya başladığı sırada acil yardımın kapısı tamamen kapanmıştı, tam o sırada bir doktorun kolundan tuttu.
«Onun ölmesine izin vermeyin, o önemli!»