«Kendinize bir sandalye bulup oturun.»
Her ikisi de hemen yakınlarında olan sandalyeleri çekerek oturdular. Elliot gözlerini kapattıktan sonra Maelyn ile konuştu.
«Ne bulmayı umuyoruz Maelyn?»
«Ana hedefimiz Sam Cornhill. Fakat ona ulaşmak biraz tehlikeli olabilir o yüzden.. O anda onu gören ve nereye gittiğini bilen başkasını da bulsak yeterli olur.»
Elliot gözlerini sıkı sıkı kapatsa da zorlanıyor gibiydi. Dakikalar geçmesine rağmen hiçbir şey göremedi.
«Maelyn..»
«Bir problem mi var Elliot?»
«Evet.. Evet var. Problemin tamamı şuan karşımda oturuyor.»
Maelyn dedektifin yüzüne baktı. O da neler olduğunu bilmiyordu.
«O inanmıyor!»
Maelyn biraz daha yaklaşarak Morris’in gözlerinin içine baktı.
«İnandır öyleyse...»
Maelyn bunu dediği anda Elliot’un yüzü gülmeye başladı.
«Her şeyi kullanabilir miyim?»
«Canın nasıl isterse Elliot..»
Elliot’un suratındaki gülümseme aniden yok oldu. Göz kapaklarının ardında gözlerinin çok hızlı hareket ettiği rahatça görülebiliyordu. Masadaki mumlardan bir tanesi aniden söndüğünde kalın bir ses tonu ile konuşmaya başladı. Ses ona ait değildi. Morris ise korkusundan oturduğu sandalyeye sıkı sıkı yapışmıştı. Gözlerini kocaman açarak Elliot’un yüzüne bakmaktan başka bir şey yapamadı.
«Seni görüyorum dedektif Morris. Genç bir polis. Yıllarını bu mesleğe veren birisi. Babası bir alkolik ve annesi uyuşturucu bağımlısı.. Seni görüyorum.. Seni bir ara sokakta görüyorum.. Ağlayan bir kadın ve adamı görüyorum.. Evi görüyorum dedektif. Kalabalık bir evi görüyorum. Bodrum katı.. Bodrum katını görüyorum, oradaki şeyi görüyorum.. Hayır çocuğu..»
Tam bu anda Morris avazı çıktığı kadar bağırdı.
«Yeter!»
Aniden yerinden kalkarak ellerini yüzüne götürdü. Ağlıyordu ve terlemişti.
«O evde ne oldu Morris?»
Morris birden dönerek Maelyn’in gözlerinin içine baktı. Fakat ona fırsat vermeyen kişi Elliot idi.
«Bir kız çocuğu. Altı mı? Hayır, beş yaşında. Bütün uzuvları eksik. Şeytana kurban edilmiş... Dedektif o kızı bulmakla görevliydi. Tanrı’dan bu kadar nefret etmesine şaşmamalı. Söylesenize dedektif o kızın katilini hiç bulabildiniz mi?»
«Hayır.. ben... onu bulamadım.»
Elliot yerinden kalktı. Duvardaki raflardan birinin en üstüne uzandı ve onlarca kağıdı bir anda kendine doğru çekti. Aralarından bir tanesi istediği belgeydi. Morris’in yanına giderek belgeyi ona uzattı.
«Buyrun dedektif.»
«Bu nedir?»
«Bu sizin kabuslarınızı sonlandıracak şey..»
Morris belgeyi eline aldı ve okumaya başladı. Belgede bir adamın ismi geçiyordu. Biraz daha okuduğunda gözleri açıldı. Adamın lakabı «Pentagram katili» idi. Yıllarca arayıp bulamadığı adamın gerçek ismini dahi artık biliyordu. Biraz daha okumaya devam ettiğinde onun aslında altı kız çocuğunu kurban ettiğini gördü.
«Ellie sonuncuydu... Sizin aradığınız kız onun son kurbanıydı.»
Morris kağıdı okumaya devam etti. Belgenin en altındaki kırmızı yazıya gözü takıldı.
«Ele geçirildi.. Bu ne demek?»
«O, tarikat üyelerinin hedeflerine ulaştığı anlamına gelir dedektif.»
«Yani siz onu yakaladınız mı?»
«Yıllar önce. Biz değil elbette. Ama avcılardan birisi onu yakalamış. Ona ne yaptıkları belgenin arka kısmında.»
Morris aniden belgeyi çevirdi ve heyecan ile okumaya başladı. Belgede belki de yüzlerce anlayamadığı terim vardı.
«Ben... Bunların hiçbirini bilmiyorum.»
«Onların her biri pentagram katiline yapılan işlemlerin adı. Bir şeytan çıkarma ayini.»
«Yani bunu ona Şeytan mı yaptırmış?»
«İçinde hiç şeytan olduğunu söylemedim dedektif. İçinde şeytan olmayan bir insana şeytan çıkarma ayini düzenlendi. Bu, tarikat tarihindeki en ağır cezalardan biridir. Bir ay süren bir işkence, öldürmez. Ta ki son işlem yapılıp kurban öldüğünde içinde şeytan olmadığına kanaat getirilene dek.»
Morris’in yüzü gülmeye başlamıştı.
«Şimdi bana inanıyor musunuz dedektif?»
Onu kafası ile onayladı. Daha sonra da sandalyesine geri oturdu. Elliot eline kağıdı tekrar alarak gözlerini kapattı. Bu sefer Maelyn’in elini tutuyordu. Çok geçmeden Elliot konuşmaya başladı.
«Ne büyük bir patlama bu böyle... İnsanlar, ezilmiş. Onu gördüm! Onu gördüm! Duvarın içinde, ayakları çıplak. Elinde bir şey var, bir insan..Hayır! Hayır!Hayır!Hayır!Hayır!Hayır!Hayır!Hayır!»
Elliot aniden çılgına dönmüş gibi bağırmaya başladı. Maelyn’in elini olabildiğince sıkmıştı. Bunlar olurken Maelyn sadece elini ondan kurtarmaya çalışıyordu. Morris ve o masadan uzaklaştılar. Elliot olduğu yerde çırpınırken gözlerinden kanlar gelmeye başladı. Sanki birisi onu beyninden vurmuş gibiydi. Ve bir anda çırpınması durdu. Elleri ve vücudu kendini saldığında Maelyn yerden kağıdı aldı. Morris ise Elliot’un nabzını kontrol ediyordu.
«Yaşıyor.. ama.»
Ve bir eliyle de gözlerini kontrol etti. Elliot’un gözleri tamamen çürümüştü... Morris onu kucağına alarak kendi yattığı koltuğa uzattı. Bu sırada hiç sesini çıkarmayan Maelyn’e baktı. Maelyn... Gözleri ve ağzı kocaman açılmış bir halde ağlayarak elindeki kağıda bakıyordu. Birden elini ağzına götürdü.
Ne oldu Maelyn? Ne var o kağıtta!»
Maelyn yavaşça gözlerini çevirerek Morris’e baktı. Gözleri kıpkırmızıydı.
«Elliot...o.»
«Ne oldu Maelyn!»
«Azraili görmüş.»
Maelyn aniden kağıdı ters çevirdiğinde Morris de şaşırmıştı. Kağıdın üstünde eski rünik yazılar vardı. Morris bunların hiçbirini okuyamasa da Maelyn’e inanıyordu.
«Orada bir sürü ölüm oldu.. Azraili görmesi normal değil mi?»
Maelyn gözlerinden yaşlar gelirken ve bir eli ağzında salladı kafasını. Dört büyük melekten birisi olan Azrail Dünya’ya yıllardır inmemişti.
«Durum vahim desene.. Ne yapmalıyız?»
«Çok geç olmadan Sam’i bulmalıyız.»
«O kağıtta Sam’e dair bir şey var mı?»
«Hayır..»
Tam bu sırada Elliot kalan nefesi ile konuşmaya başladı.
«Yaşlı bir adam... Hanswood caddesi üzerinde.. 21 numara.»
Ve sonsuza kadar sustu. Vücudu kendini tamamen saldığında ağırlığı da aynı oranda artmıştı. Maelyn yavaşça yanına gelerek Elliot’un nabzını kontrol etti. O, ölmüştü. Morris kafasını aşağı eğdi, dudaklarını büzdü.
«Bahçeye mi?»
«Hayır, bunun için bir fırınımız var.. Onun küllerini tuz ile karıştırıp gömmeliyiz..»
Sonraki bir kaç saat Morris ve Maelyn Elliot’u temizlemekle uğraştı. Ona düzgün bir cenaze töreni veremeseler de ellerinden geldiğince düzgün bir şekilde uğurlamak istediler. Onu fırına koyduklarında Maelyn tekrar ağlamaya başladı. Morris onun kafasını göğsüne bastırarak saçlarını okşadı. Elliot’un bedeni yanmaya devam ederken ikisi de birer içki aldı.
«Onu tanır mıydın?»
«Elliot’u mu? Elbette. Ben buraya geldiğimde tanışmıştık. Tarikatın görmezden geldiği bir üyeydi. Küçük çocuklara bakıcılık yapardı. Akşamları da bir kafede medyum olarak çalışırdı. İnsanlara hiç gerçeği anlatmazdı.»
«Onunla orada mı tanıştın?»
«Evet. Beni gördüğü anda kim olduğumu çoktan biliyordu. Tarikatı tekrar kurduğumuzda onu da aramıza aldık ve bu sayede para sıkıntısı olmadan geçinebiliyordu.»
«Öleceğini hiç tahmin etmemiştim.»
«Doğaüstü güçler sözkonusu olduğunda hiçbir şeyi tahmin edemezsin. Eğer bu ev tılsımlı olamasaydı çoktan biz de kendimizi o fırınlardan birinde bulmuş olurduk...»
«Bir tane daha içer misin?»
Maelyn Morris’in yüzüne baktı.
«Lütfen.»