Sabah olmuştu. Maelyn Elliot’dan arta kalanları bir cımbız ile toplayarak kavanozun içine külleri ile birlikte koydu. Tuz ile karıştırdıktan son Morris ile ön bahçeye çıktı. Eline bir kürek alarak kırk santim kadar derine kazdı ve kavanozu toprağa yerleştirdi. Üstünü tekrar kapattı.
«Ruhun, Tanrı’nın bahçelerinde gezsin.»
Onun ardından söylenebilecek en güzel söz buydu. Morris onun yüzüne baktı. Hüznü her halinden belli oluyordu. Maelyn yas tutuyordu.
«Şimdi ne yapıyoruz Maelyn?»
«Elimizde bir adres var dedektif. Oraya giderek neler olduğunu anlamalıyız..»
«Gazelerde ikimizin de fotoğrafı var. Oraya görünmeden gitmemizin bir yolu yok.»
«Gecenin karanlığını leyhimize kullanacağız.»
Maelyn arkasını dönerek evin içine girdi. Morris ise bir süre toprağa baktıktan sonra onu takip etti. Akşam olmasını beklerlerken Maelyn yanına bir çanta hazırlıyordu. İçi su dolu bir kaç matara ve çeşitli tozları gümüş haç ile birlikte çantasının içine koydu.
«Bu araziyi terkettiğimiz anda görünür olacağız dedektif. Başımıza neler geleceğini bilmiyorum. Ve bunu kestirmek de çok zor. O yüzden hazırlıklı olmalısınız.»
Morris belindeki silahı Maelyn’e gösterdi. Gözlerine bakarak gülümsedi Maelyn.
«Onun işe yaramadığı konusunda hem fikir olmalıydık.»
Dolapların yanına giderek en üst çekmeceyi açtı ve başka bir gümüş haç çıkardı.
«Vatikan’ın kutsal sularında yıkandı. Size o belinizdeki silahtan daha çok yardımcı olur.»
Gümüş hacı Morris’e uzattı. Hiç tereddüt etmeden boynuna taktı.
«Böylesi daha iyi, güven bana.»
Akşam olmaya çok yaklaşmıştı ki Maelyn dedektifi son kez uyardı.
«Bu akşam ne görürseniz görün dedektif sakın tereddüt etmeyin. Eğer tereddüt ederseniz ölürsünüz. Daha da kötüsü ben ölebilirim. Yanıp sönen ışıklara ve her türlü garipliklere dikkat edin. Hatta sokakta yürüyen kedilere bile. Şeytanlar onların gözlerinden bu dünyayı izlerler.»
Morris yutkundu.
«Sen nasıl dersen Maelyn.»
Güneş battığı sırada Maelyn dedektife seslendi. Morris yerinden kalkarak onu takip etti. Evin yanındaki kapı açıktı. Bu kapı garaja açılıyordu ve içinde eski bir araba bulunmaktaydı. Maelyn elindeki çantayı Morris’e doğru fırlattı.
«Sen kullan.»
Morris anahtarı aldığı gibi arabanın koltuğuna oturdu. Güvenli evin toprak yolundan bir süre ilerledikten sonra ana yola vardılar. Bu yollar onlar için tehlikeliydi. Çok fazla göze batmamak için kestirmeleri ve arabanın geçebileceği yolları ona Maelyn tarif etti.
«O adamı bulduğumuzda ne olacak Maelyn?» Morris hem endişeli hem de meraklıydı.
«Eğer şansımız varsa, cevaplar dedektif. Orada kimsenin görmediği bir şey görmüş olabilir. Özellikle Sam’i. Yalnızca ona ne olduğunu öğrenmemiz bile bizi biraz daha ileri götürür.»
«Ya bilmiyorsa?»
«Eğer bu olursa... başka yöntemler de var.»
«Ne gibi?»
«Şuanda bunları bilmenizin bir önemi yok dedektif. Sadece o adamdan bir sonuç çıkarmaya bakalım.»
Yolda geçen bir kaç saatten sonra sonunda Maelyn ve Morris medyumun dediği adrese varmıştı. Boş bir cadde üzerinde en az elli senelik iki katlı bir evdi burası. Kırmızı tuğladan örülmüştü ve yıllardır üstünde büyüyüp kuruyan sarmaşıklar asılıydı. Camlardaki kalın perde içeride ne olduğunu göremelerine engel olsa da hafif bir ışık belli oluyordu. Arabayı evin önüne parkederek bir süre beklediler. Morris sürekli evi izlerken Maelyn ise etrafa bakıyordu.
«Neyi bekliyoruz? İçeri girsek ya.»
«Sabırsız olmayın dedektif. Önce işaretlere bakmalıyız. Elliot bile onu gördüyse diğerleri de görmüş olmalı.»
«Diğerleri mi?»
«Şeytanlar.»
Maelyn bir süre daha etrafı izlediğinde vaktin geldiğini Morris’e işaret ederek söyledi. Arabadan sakince indiler ve hızlı adımlarla evin kapısına kadar gittiler. Maelyn kapının anahtar deliğine eğildi. Bu sırada Morris onun ne yaptığına bakıyordu. Maelyn çantasından bir maymuncuk çıkararak kapının kilidini açmaya başladı. Saniyeler sonra ise bir gürültü koptu. Tam kapının ardından gelen ses ile Morris aniden silahını çekti ve eski kapıyı bir tekme ile kırdı. Girdiği anda ses kesilmişti. Evin içine yavaşça girdiler. Eski eşyalarla dolu bir yerdi. Hemen kapının ilerisinde duran mont askısı ise yere düşmüştü. Maelyn sesleri dinlemeye başladı, içeriden gelen radyo sesini duyabiliyordu. Morris’in silahını tutarak aşağıya indirdi.
«Sakin ol.»
Yavaşça ve ses çıkarmadan merdivenlerden hemen önce bulunan sağdaki odaya girdi. Şömine karşısındaydı. Dışarıdan gördükleri ışık bu olmalıydı. Radyoda ise eskilerden şarkılar çalıyordu. Tam şöminenin karşısında bulunan tekli koltuğa doğru baktı Maelyn. Yaşlı adamın kafasını gördü. Sakince ilerledi, aniden koltuğun önüne geçerek kolundaki dövmeleri açığa çıkardı. Hiçbir şey olmadı. Yaşlı adam arkasına yaslanmış ve gözleri kapalı bir halde oturuyordu. Parmaklarını onun burnuna yaklaştırdı.
«Nefes alıyor..»
Eliyle omzunu hafifçe ittirdiğinde adam derin bir nefes alarak gözünü açtı. Masmavi gözleri ile Maelyn’in gözlerine baktı.
«Martha? Bu sen misin?»
Morris ve Maelyn birbirlerinin yüzüne bakakaldı. Martha’nın kim olduğunu bilmiyorlardı. Morris adamın epey yaşlı olmasından dolayı Maelyn’e devam etmesi için işaret etti.
«Evet.. Evet ben Martha’yım..»
Yaşlı adamın yüzü güldü. Bu sırada Morris tahta sehpanın üstünde bir mektup buldu. Üstündeki ismi Maelyn’e usulca gösterdi.
«Harris...»
Adam gözlerinin içine baktı.
«Hastanenin orada ne olduğunu biliyor musun?»
«Evet... çok kötü bir patlamaydı. Ben... güvercinleri besliyordum.»
«Sonra ne oldu?»
Adam aniden donakaldı.
«Zaman.. Durdu.»
Maelyn aniden Morris’in yüzüne baktı. Gözlerinde korku ve endişenin emareleri yer almaktaydı. Adam konuşmaya devam etti.
«Sonra çok yakışıklı.. Hayır... çok güzel bir adam belirdi. Beni... Sanki beni eski bir dost gibi selamladı. Tam karşımdaydı. Gözlerimin içine baktı ve arkasını döndü. Orada başka birisi daha vardı. Tam arkasında. Genç bir adam, ona ellerini uzattı..»
Tam bu sırada simsiyah bir kedi diğer odadan çıkarak Harris’in kucağına atladı.
«Ah.. Tommy! Bak! Martha burada...»
Maelyn birkaç adım geri çekildi. Morris’in gözlerinin içine baktı. O an Morris Maelyn’in kediler hakkında olan uyarısını hatırlamıştı. Morris fısıldadı.
«Acele et!»
Maelyn ne yapacağını bilemez halde ağzındaki kelimeleri gevelemeye başladı.
«Onu.. Onu nereye götürdü?»
«Cennetin bahçelerine.»
Şöminenin ateşi aniden dondu karanlıktan gelen bu boğuk ses ile.
Harris kucağındaki kediyi severken kedi kucağından atladı ve köşedeki karanlığa doğru gitti. Tekli koltukta oturan bir adam vardı. Köşedeki karanlığın içinde sadece parlak ayakkabıları görülüyordu. Kedi kendi sahibiymiş gibi davranmaya başladı.
Morris silahını ona doğru doğrulttuğu sırada aniden dizlerinin üstüne çöktü. Bunu istemsiz olarak yapıyordu. Maelyn ise onun kim olduğunu çok iyi anlamıştı. Hayır... ne olduğunu. Kolundaki dövme kanamaya başladı.
«Yüzünü göster..»
Adam güldü.
«Yüzümü görenlere ne olduğunu çok iyi biliyorsun.»
Harris titreyen elini havaya kaldırdı yavaşça. Parmağı ile onu işaret etti.
«İşte! Oradaki adam buydu.» Yüzü gülüyordu.
Bu olduğunda kedi onun kucağından atlayarak odadan uzaklaştı. Adam ayağa kalktı. Karanlığın içinden parlayan bir çift beyaz göz Maelyn’e doğru bakıyordu. Boyu iki metreyi çok aşkındı.
«Sam’i nereye götürdün!»
«Cennetin bahçelerine.»
«Onun orada yeri yok!»
«Buna kim karar verdi? Sen mi? Yoksa Tanrı’nın kendisi mi?»
Maelyn aniden donup kaldı. Tam bu sırada Harris’in yüzü asıldı.