ÖLÜMÜ BEKLEYEN (2. Bölüm)

824 Words
Hayır! O sen değil- » Daha sözünü bitiremeden boynu tersine dönmüştü bile. Ve ardından iğrenç bir gülümseme geldi. Maelyn yavaşça gözlerini kaldırdı ve onun gözlerine baktı. «Şimdi dedektif.» Bir bıçağın eti kesme sesi yankılandı odada. Çok kesnkin ve ince bir sesti. Sanki bir jiletin kağıdı keserken çıkardığı sese benzer bir ses. Morris aniden elini yere koyduğunda bir rüzgar tüm evi kavradı. Köşedeki o adam hariç kimse zorluk çekmiyordu. Zar zor bir adım atarak Maelyn’e doğru yaklaştı. Uzun ve kemikli elleri ile boynuna hedef almıştı. Maelyn’in kolyesi yere sarkarken bir anda eliyle tuttu ve elbisesinin içine geri soktu. «Geldiğin yere geri dön iblis!» Adam bir anda karanlığın içine doğru tökezledi ve bağırarak yokoldu. Evi kaplayan rüzgarlar kesilmişti. Morris ayağa kalkarak Maelyn’e yardım etti. Sol elini havada tutuyordu. «İyi misin?» «Ben... İyiyim ama..» Yaşlı adama baktı. «Üzgünüm Harris... Umarım Martha ile kıyamete kadar iyi vakit geçirirsin..» «Gitmeliyiz Maelyn..» Maelyn ve Morris evden çıkmaya hazırlanırlarken Tommy onları bir köşeden izliyordu. Maelyn tam kapıdan çıkacakken geri döndü ve Tommy’i eline aldı, gözlerinin içine baktı. «Oradaki tüm Şeytanlara; Hepinizi yok edeceğim!» Kediyi yere bıraktı ve evden çıktı. Morris arabayı hazırlamış onu bekliyordu. Arabaya bindikleri anda yer sarsılmaya başladı. Yağmur bulutları da gökyüzünü sarmıştı. «Gaza bas!» Morris aniden gazı kökledi, «Neler oluyor!» Maelyn sürekli yukarı bakıyordu. «Peşimizdeler.» «Şeytanlar mı?» Bunu dediği anda önlerine bir yıldırım düştü ve Morris’in yoldan sapmasına yol açtı. Morris bir direğe çarparak durabilmişti. Arabanın önü tamamen içeri doğru göçmüştü ve tüm camları patlamıştı. Morris’in kafası direksiyonda baygın bir haldeydi. Maelyn’in kafasından ise kanlar akıyordu. Zorda olsa gözünü açtı, titreyen elleri ile arabanın yamulmuş kapısını aralayabilmişti. Son gücü ile arabadan dışarı çıktı. Sadece birkaç metre ilerdeki sokak lambasının altına kadar süründü. Işığın altnda kendini direğe yaslayarak gümüş hacını eline aldı. «Sen ki karanlığı aydınlatan efendimizsin.» ile başladı sözlerine. Tepesindeki ışık yavaşça parlaklaşmaya başladı. «Senin ışığından ve suretinden yaratıldık.» diye cevapladı başka bir ses. Maelyn aniden durdu. Işığın çevrelediği yerde bir adam gördü. «İmkansız... sen bu ışığa giremezsin..» «Ben bu ışıktan yaratıldım Maelyn Dubois.» elindeki kocaman tüyü onun önüne kadar getirip bıraktı. «Sen... Öldüm mü?» «Ah... hayır. Henüz değil. Buraya bunun için gelmedim.» Bir eliyle gökyüzünü gösterdi. «Fırtına..» «Evet... İlginç değil mi? Halbu ki az önce hiçbir şey yoktu.» Eli hala havadaydı. Bir anda parmağını şıklattı. Yağmur ve fırtına aniden kesilmişti. «Görüyorsun ya... Bazen benim işimi bile taklit edebiliyorlar.» «Mikail..» Yavaşça eğilerek gözlerinin içine baktı. «Sanırım yakında kardeşlerimden birini daha göreceksin... Ama bunun olmasına müsade etmememi söyledi.. Anlarsın ya.» Eliyle tekrar gökyüzünü işaret etti. Bir elini Maelyn’in vücuduna koydu. Yaraları aniden iyileşmişti. «Ve sanırım buradaki tek görevim buydu..» arkasını döndü ve ışıktan çıktı. Bu sırada Maelyn ona seslendi, «Bekle!» «Ne var?» «Arabanın içinde.. O... o olmadan yapamam.» «Yapabileceğini söylemişti...» «Yapamam..» Büyük bir iç çekti, «Peki, öyle olsun.» hurdaya dönmüş araba yerde sürüklenerek onun yanına geldi. Metalin betonda yarattığı gıcırtı tüm bloğu ayağa kaldırmıştı. Elini arabanın içine sokarak bir anda kapıyı yerinden söktü ve fırlattı. Eğilerek elini Morris’in alnına koydu. Saniyeler sonra Morris derin bir nefes alarak direksiyondan kafasını kaldırdı. Ellerini geri çekti, tıpkı arabayı nasıl kendine getirdiyse aynı şekilde geri ittirdi. Parmağını bir yöne doğru uzattı. «Kilise... şu yanda. Ben gidince çok vaktiniz kalmayacak.» Aniden yok oldu. Yağmur tekrar bastırmıştı. Gök gürültüsü ise yavaş yavaş yaklaşmaya devam etti. Maelyn aniden arabanın yanına giderek kapıyı açtı ve sıkışmış Morris’i güç bela dışarı çıkardı. Vakitleri yoktu. Maelyn, Morris’in ensesinden tutarak koşmaya başladı. Mikail’in dediği yöne doğru koşmaya devam ettiler. Bu sırada kilisenin çanları çalmaya başladı. Saat tam gece on iki idi. İşte tam bu sırada ikisinin de tüyleri ürpermeye başladı. Maelyn koşarken aniden arkasını döndü, göz bebekleri kocaman oldu. Çok geçmeden de sesleri duyuldu. Karanlıktan gelen bir yaratığın sesiydi bu. Aç ve kana susamış bir hayvan. Bir cehennem tazısı peşlerindeydi. «Durma!» diye bağırdı Maelyn. Kilisenin çanı dördüncüye çalarken uzaktan kilisenin kendini de görmüşlerdi. Ses onlara iyice yaklaştı. Maelyn onu sadece birkaç metre arkasında hissedebiliyordu. Kilisenin taş merdivenlerine tırmanmaya devam ettiler. On ikinci çan çaldığında ise Maelyn kilisenin kapısını yumruklamaya başladı.. Kapı kilitliydi. Umutusuzca arkasını döndü. Kolunu sıvadı. Morris ise sadece bir boşluk görüyordu. «Ne yapıyorsun..» Maelyn hiç cevap vermedi. Gözlerini kapattı. Bir eli kolundaki dövmenin üstünde ağzını hafifçe aralayarak dua etmeye başladı. O sırada Morris de duydu sesi. Bir köpeğin betonda koşma sesini... daha çok merdivenleri çıkarken çıkardığı sesi.. Ses aniden kesildiğinde Maelyn gözlerini açtı. Tam bağıracağı sırada ise kilisenin kapısı büyük bir gürültü ile açıldı. Bir çift el onların ikisini de içeri çekti. Ardından da tıpkı bir kamyonun duvara vururken çıkardığı ses çıktı kilise kapısından. Cehennem tazısından son anda kaçmışlardı. Maelyn ve Morris yerde yatarken peder hızla kapıyı kapattı. Nefes nefeseydi.. Maelyn gözlerini havaya kaldırarak ona baktı. «Sen...» Peder de ona baktı. «Seni tanıyor muyum? Çok tanıdık geliyorsun!» «Peder Bishop Cane...» «Sen... nasıl?» «Ben, Maeyln Dubois.» «Sen Sam’in kuzenisin! Benim Cornhill kasabasından gittiğim gün son dua eden kişi sendin!» «Evet peder.. Üzgünüm..» Peder bir iç çekti. «Hayır... hayır üzülme. Burası benim kariyerimin en üst noktası. Sen burdaysan... Sam nerede?» Maelyn onun yüzüne baktı, «Şu kahvenizden hala yapıyor musunuz peder?»
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD