Kahvesini yudumlarken rahip Bishop Maelyn’in tüm hikayesini dinledi. Gözlerinde hafif bir karamsarlık göründüğü sırada konuştu.
«Kadere inanır mısın Maelyn?»
«Elbette.»
«Ya siz dedektif?»
Morris bir süre onun yüzüne baktı. Maelyn kahvesinden bir yudum alırken onunla göz göze geldi.
«Hayır... yani inanmazdım.»
«Ben de öyle düşünmüştüm.» gülümsedi.
«Sizce burada olmanız bir tesadüf mü? Maelyn yıllar önce beni yıllarımı verdiğim Cornhill kilisesinden buraya yolladı. Ve etrafınıza bakın. Şeytanlıklar peşinizi bırakmazken kapıyı size açan bendim. Ve bunu planlamamıştık. Ne siz ne de ben birbirimizden habersizdik.»
Maelyn bardağını aniden masanın üstüne bıraktı.
«Haklısınız peder... bir tesadüf olamaz.»
«Öyle ya biz-»
«Olmamalı. Buraya bir amaç için geldik. Siz bizim burada olduğumuzu bilmesenizde o... biliyordu.»
Maelyn yerinden kalktı ve etrafına bakmaya başladı.
«Burası hakkında ne biliyorsunuz peder?»
«Bu kilise mi? Çok eski olduğunu biliyorum. Eski bir yapının üstüne inşa edilmiş. Ama epey sağlam.»
«Eski bir yapı mı?»
«Evet. Yani öyle olmalı. Kilisenin altındaki mahzenin duvarları en az 500 yıllık. Bunu biliyorum çünkü oradaki demir plakayı kendi ellerimle söktüm.»
«Demir plaka mı?»
«Evet. Bir... tabela. Eskiden ölü yıkama evi olan bu araziye yıllar sonra kilise inşa edilmiş.»
Maelyn ellerini başına koydu, «Elbette tesadüf değil..» ve aniden pedere döndü.
«O mahzene inebilir miyiz?»
«Evet, elbette ama... sadece birkaç saat vaktimiz var. Bugün bu kilise insanlar ile dolup taşacak.»
«Neden?»
«Bugün... pazar Maelyn de ondan.»
«Öyleyse acele edelim.»
Bishop ayağa kalktığında Morris de kahvesini masanın üstüne bıraktı. Birlikle merdivenlerden aşağıya inerek vaaz kürsüsünün yanına kadar geldiler. Oradan arkaya doğru açılan bir tahta kapıya vardılar ve daha da aşağıya indiler. İndikçe garip bir koku burunlarına gelmeye başladı.
«Bu...» dedi Maelyn.
«Şarap kokusu.» Morris onu yanıtladı.
«Evet bu kilisenin altında şarapları muhafaza ediyoruz. Kilisenin gelir kaynaklarından birisi de bunlar.»
Merdivenlerden aşağıya indiklerinde Bishop ışıkları açtı. Aşağısı ne çok soğuk ne de çok sıcaktı. Her yer şarap fıçıları ve şarap şişeleri ile doluydu. Maelyn onların arasında gezerken bir şey farketti.
«Burada bir huzursuzluk var..»
«Ne gibi?»
«Bilmiyorum..»
Fıçıların ve şişe raflarının arasında devam ederken aniden durdu. Durduğu noktada saç tellerinden birisi sürekli hareket ediyordu. Etrafına bakındı, yerden biraz toz alarak havaya attı. Havada uçan toz duvarın arkasına doğru bir yarıktan girdi ve yok oldu. Maelyn duvara bakarken Bishop ile konuştu.
«Peder... bu duvarın arkasında ne var?»
«Eski duvarlardan bir tanesi de bu işte. Arkasında tonlarca topraktan başka bir şey olmamalı.»
Maelyn ellerini duvara koydu ve gözlerini kapattı.
«Burada bir huzursuzluk var... Tam bu duvarın ardında.»
Morris’in yüzüne baktı. «Bu duvarın arkasındaki şeyi görmeliyiz.» Morris de o sırada pederin yüzüne bakıyordu.
«Tamam ama... o duvar bu kiliseyi taşıyan ana kiriş olabilir.. Yani...»
«Fazla vaktimiz yok peder! Morris burayı yıkmama yardım et!»
«Tamam da ne ile?»
«Bilmiyorum..»
Bu sırada aşağıda şarap fıçılarını nakliye etmeye yarayan arabaya çarptı gözü.
«İşte bununla.»
Dolu şarap fıçılarını arabanın içine koymaya başladılar. Araba çok büyük olmasa da oldukça derindi. Bir kaç fıçı en az iki yüz kilo ağırlığına ulaşmasını sağlamıştı. Kalan boşlukları ise diğer şarap şişeleri ile doldurdu.
«Bunu koçbaşı olarak kullanabiliriz! Yanıma gel ve olağan gücünle ittir.»
Morris ve Maelyn arabayı güçbela geriye doğru çekti ve sonrasında tüm güçlerini vererek duvara doğru ittirdiler. Duvara vurduklarında tüm kilise ufak bir sarsıntı geçirdi.
«Bu iyi değil!» dedi Bishop, endişeliydi. Bu sırada ikisi arabayı tekrar geri çekmeye çalışıyordu, «Siz de yardım edin!» Pederin de yardımı ile arabayı tekrar geri çekmeyi başarmışlardı.
«Üç dediğimde tüm gücünüzle ittirin!»
Maelyn geri saymayı bitirdiğinde Morris ve Bishop olağan güçleri ile arabayı ileri doğru ittirmeye başladı. Araba duvara öyle hızla çarptı ki içindeki üç adet fıçı da patladı. Üstleri başları şarap içinde kalmıştı fakat zayıflayan duvarı yıkmayı başarmışlardı. Duvar büyük bir gürültü ile geriye doğru yıkıldı. Maelyn molozların arasından geçti ve daha iyi görebilmek için gözlerini kıstı.
«Işığa ihtiyacımız var!»
Bu sırada peder girişe doğru gitti ve elinde pilli bir el feneri ile geri geldi. Maelyn feneri aldı, yaktığı anda sanki buz kesmiş gibi kaldı. Buldukları şey gömülmemiş cesetler ile dolu bir mezarlıktı. Peder de molozların arasından geçerek bu cesetlere baktı.
«Aman Tanrım... bunca yıldır..»
«Bir mezarlığın üstündeki eski bir kilise. Ne kadar kötü olabilir ki? Gömülmemiş onlarca ceset, onlarca huzursuz ruh burada kapana kısılmış. Tam olduğumuz yerde. Haklısınız peder! Karşılaşmamız bir tesadüf değildi!»
«Bu ne demek Maelyn!»
«Bu, şu demek peder; Bugün buraya gelen hiçbir insan buradan canlı çıkamayacak! Kilisenin kapılarını kilitleyin ve ben aksini söyleyene kadar kimseye açmayın!»
«Ama..»
«Dediğimi yapın!»
Peder aceleyle merdivenlerden yukarı çıktı. Bu sırada Morris hala etrafa bakıyordu.
«Neler oluyor Maelyn?»
«Eğer haklıysam dedektif... şu anda bulunduğumuz yer bir başlangıç noktası..»
«Neyin Maelyn? Neyin başlangıç noktası!»
«Kıyametin dedektif...»
Morris ona bakarken buldu kendini, kelimeler ağzından çıkmıyordu. Bu sırada peder üst kata çıkmış ve kapıyı çoktan kilitlemişti. Koşarak geri geldi.
«Kapıyı kilitledim Maelyn!»
Maelyn odaya son bir kez baktıktan sonra geri çıktı.
«Buranın başka bir çıkışı var mı peder?»
«Evet, bu mahzenden dışarıya bir çıkış var.»
«Biz dışarı çıktığımızda ardımızdan kapıyı kilitleyin ve kimselere açmayın! Eğer buraya insanlar gelirse hepsinin sonu olur!»
«Ta-tamam.»
Maelyn ve Morris kiliseden dışarı çıktı. Ardından kapının kitlenme sesini duyana kadar da ayrılmadılar. Neyse ki saniyeler sonra Bishop o kapıyı da kilitlemişti.
«Aklında ne var Maelyn?»
«Sorular dedektif..»
«Ve cevapları?»
«Cevapları o yaşlı adam ve yok olan hastane ile uçup gitti.»
Maelyn’in yüzü asıktı. Morris ona bakarken bir an düşündü.
«Uçup gitmemiş olabilir Maelyn.»
«Ne demek istiyorsun?»
«Hastanenin yıkıntıları gitti elbet ama ölüler henüz gömülmedi. Hastanede çalışan herkes hala morgda yatıyor.»
«Oraya girmemiz imkansız.»
«Bana borcu olan birisini tanıyorum. Ve o borcunu bizi oraya sokarak ödeyecek. Beni takip et.»
Maelyn Morris’in peşine takılarak onu takip etmeye başladı. Sadece birkaç saat uzaklıkta bir eve kadar yürümüşlerdi.
«Bu adamın... Sana ne tür bir borcu var?»
«Bir kadının cinayetinde baş şüpheliydi. Delilleri bulduğum zaman bana minnettar olduğunu ve borçlu olduğunu söylemişti.»
«Nasıl yardımcı olabilir ki?»
«O, hastanede morg görevlisi..»
Morris hızla kapıya doğru giderek zile bastı. Birkaç saniye boyunca ses duymadığında ise kapıyı yumruklamaya başladı. İçeriden sesler geldiğinde ise kapıya vurmayı kesti.
«Geliyorum!»