Bölüm7

1425 Words
‘’Bunu kaldıramam!’’ ‘’O zamanlarda on yaşındaydın. Hepimiz şaşkına dönmüştük.’’ Sözlerime aldırmıyordu.Hala geçmişim hakkında konuşmaya devam ediyordu.Sesimdeki acıyı duymuyor muydu?Ya da kendime duyduğum öfkeyi?Gerçek bu kadar ortadayken neden hala beni yaşatmak için uğraşıyordu. ‘’Yaşayamam anlıyor musun? Bu yükün altından kalkamam.Bana acı çektirmeye mi çalışıyorsun?Ama sana bir haberim var;Ben o acıyı zaten fazlasıyla çekiyorum.Ölüyorum.Anlıyor musun?Acıdan ölüyorum.’’ Artık yalvarmaya başlamıştım.Beni bırakmalıydı,bu azaba bir son vermeliydi.Yine gözlerini aynı noktadan ayırmadan konuşmaya devam ediyordu.Sesi her zaman ağır bir ağıt yakar gibiydi.Şimdi de bir değişiklik yoktu. ‘’Baban ve diğer kabile üyeleri geldiğinde ,onların başından birşeyler geçtiğini anlamıştık.Eksiktiktiniz.Seni göremeyince annen feryat etti.Sonra babanın ardından çıkardığın başın ve heyecanlı ,gök rengi gözlerin belirdi.Kendinle gurur duyar gibiydin.Duymalıydın da..Babanın hayatını kurtarmıştın.’’Ve siyah diyebilecek kadar kahve tonlarında gözlerini bana dikti.Bİr anda .. O günü hatırlıyordum.Zaten aklımdan çıkması mümkün olmayan birşeydi,babama göz yaşlarımı akıttığım ilk ve tek andı.Ona ava katılabilmek için yalvarmıştım.Bütün çabalarıma rağmen beni yanında götürmeyecekti ama son anda kendi durumlarını da tartarak güvende olacağımızı düşünmüş ve kızarmış gözlerime insaf etmişti. Her şey çok güzel gidiyordu,babam o kocaman yayını bana kullanmayı öğretiyor ama ben başarılı olamıyordum.Ok ve yay benden çok daha büyüktü çünkü,akıl dışı birşeydi ama yine de eğleniyordum. Sonra onlar çıkmışlardı,o güne kadar yaptıkları en iyi av hayvanlarını bizden almak için bizimle savaşmaya karar veren diğer kabile üyeleri.Tabii ki karşı çıkmıştık,kendimi de olaya dahil ediyorum çünkü savaşın yönünü değiştirmiştim.Babam beni korumak adına neredeyse ölüyordu,silahı bir anlık dikkatsizlikle elinden uçtuğunda diğer adam onun boğazına dayadı silahını, ‘’Kabile reisinizin ölmesini istemiyorsanız,silahlarınızı yere atın!’’ Bİr anda bizim tarafımızda bulunan her savaşçı silahlarını bıraktı,babam itiraz etti ama buna aldıran olmadı.Babamın gözlerinin ve beyninin içinde neler döndüğünü anlayabiliyordum,nasıl anlamıştım bilmiyordum ama kavrayabilmiştim,herkes üzgündü her halde bizi bırakmayacakları belliydi,oyun oynuyorlardı bizimle,babam bana son bir kez baktı göz ucuyla,af diler gibiydi. Beni diğer kabile üyeleri unutmuş gibiydi,o an babamın atınının bedeninin altında saklanıyordum.Garip bir şekilde korkmuyordum ,biri bana sanki ne yapacağımı önceden bildirmiş gibiydi,hiç teretttüd etmeden babamın yere düşen silahını aldım ve adamın sırtından geçirdim bıçağın ucunu.Acı ve şaşkınlık içinde bağırırken dizlerinin üzerine çöktü,sonra herşey bir anda değişti,biz onları öldürmüştük.Beni ‘kahraman’ilan etmişlerdi. O günden sonra babam bana yaşıma göre kılıç ,yay ve ok,mızrak kullanmayı,dövüşmeyi öğretmişti.Onunla her savaşa gitmiştim… ‘’Sana acı çektirmek mi?’’diye sordu.Bu sakin ,ağıt yakan tonu ve kayıtsız duruşu beni artık çileden çıkarıyordu.Dudaklarımı ,dişlerimin arasına aldım sinirle ve konuşmasının devamını bekledim.Acaba şimdi hangi anımızı anlatıp ,kendimi daha suçlu hissetmemi sağlayacaktı. Ak saçları,kirlenmiş uzun sakalı ve sanki yaşadığı her yıl için ortaya çıkmış çizgi çizgi olan yüzünde ellerini bir süre dolaştırdı.Ne yapmaya çalıştığını anlayamadım. ‘’Acı çektirmek…Böyle düşünmemiştim.Sadece ne kadar cesur,gözü kara,soğuk kanlı ve yılmayan bir insan olduğunu anlatmaya çalışıyordum.Yani şimdiki halinin tam aksi..’’ ‘’Ne düşündüğün umrumda değil Mormo.Çünkü benim hislerim de senin umrunda değil.’’bu boğuk ve yüksek tonlu sözlerim uzun bir süre devam edecekti anlaşılan. ‘’Yaşamak istemiyorsun.’’ ‘’Evet.’’ ‘’Ne yapmayı düşünüyorsun?Bu herşeyi değiştirecek mi?’’ Ve sessizlik,mağaranın içinde ikimizin ağır solukları dışında tek ses yok.Ne yapmayı düşünüyorum.Aslında bir sürü seçeneğim var,kestirmeden bıçağı tam kalbime bastırıp ve içinde çevirip kesin bir yolla ölmek,yada bir ağaca asılmış olan bir ipe boynumu geçirmek,gölün bilmediğimiz ,gözlerimizi alan o dönenceye atlayıp kaybolmak..Bunun gibi bir sürü yol vardı işte ama daha hangisi olacağına karar vermemiştim. ‘’Beni ne zaman çözeceksin?’’diye sordum gözlerimi ondan ayırıp,rahatsız olmuştum,sanki kendine gözlerimden bir yol çiziyor ve beynime iniyor gibi geliyordu,sanki düşüncelerimi okuyabilecekmiş gibi bakıyordu. ‘’Sen, kendi ölümün hakkında plan kurmayı bıraktığın anda.’’ Gözlerimi irice açmak normal olandı sanırım.Gerçekten böyle birşey yapabilir miydi?Tepkimi gizleyememiştim.Başını sağa sola salladı ve yine o taşın üzerine gidip oturdu.Gözlerini kapadı. ‘’Bana bak,bana bir bak,ben diye birşey zaten yok,hepsi bir parçamı alıp götürdüler!Annem..Babam..Kardeşim..hepsii,onlar beni parça parça koparıp gittiler.’’bağrışlarımın kulaklarını tırmaladığını biliyordum ama o yine de gözlerini açmadı. ‘’Ben sana baktığımda hepsini görüyorum!Herkes sana bir parça bırakıp gitti,senden almadılar!ve sonra uzun süren sessizlik. Uyuyor gibi görünüyordu ama uyumadığından emindim.gözleri görmüyorsa da kulaklarının gözlerinin vazifesini gördüğüne de emindim. Beni bağlamıştı,yaşamam için şifa verip daha sonra acı çekmem için beni bağlamıştı,o da bir düşmandı.Sinsi bir düşman,yanımdaymış gibi olan ama olmayan cani bir düşman.Belki de o da onlardandı.Beni iyileştirip onlara götürecekti. Gözlerimi mağaranın tavanına dikmiş bakıyordum,ateş yavaş yavaş sönüyor ve ben üşümeye başlıyordum.Düşüncelerim anlamsızdı,o Mormo’ydu ,yaşlı Mormo.Beni her zaman iyleştiren ve bana her zaman iyi davranan adamdı.Bana ve yetişme çağında olan her çocuğa yazı yazmayı ve birşeyler okuyabilmeyi öğreten bilge bir adamdı.Sadece yaşamamı istiyordu.. Yaşamak mı?Niye?Gözlerimi her kapadığım anda ,kendi ellerimle yaptığım sonu görebileyim diye mi? Uyuyamıyorum,gözlerimi tek bir an kırpamıyorum.Herkes ,heşey tekrar tekrar dönüyor gözlerimin önünde.Aynı anı her dakika tekrarlıyorum.Cehennem gibi,benim cehennemim. Buna nasıl katlanabilirim ki?Her an aynı cehennemin içinde yanmaya kimin gücü yeterki?Bİr gün kül olacağım…Nasıl altından kalkmamı bekliyor?Bedenimi güç bela iyileştirmişti,Ruhumu nasıl iyileştirecekti?Aklımı nasıl koruyacaktı? Ellerim yumruk oldu yine,yine bedenim kasılmaya başladı.Boynum,ellerim ve bacaklarım beni zorluyorlardı,ve sonra yine titremeler.Kenetlenmiş dişlerimi ayıramıyordum.Bedenim zangır zangır titriyordu.Her gün buna ben yetmezdim,bir ben daha olsa yine yetmezdi. Yüzler,gözlerim önünden geçen, sorgulayan gözler.Son anlar,gözlerimin gördüğü son anlar..Oysa gözlerimi kapamamıştım bile… Diamon, Amullius, Bİanna, Bethor, Dione, Clio, İso, Marinna, Çocuklar, Bebekler..Ve tekrar.. ‘’Yeter Lena,Yeter kızım,kendine bunu yapma..’’ Gözlerim tavanda dikili kalmıştı.Onu duyuyor ama cevap veremiyordum.Sadece kasılmış bedenim ,gitmeye yüz tutan aklım,kenetli dişlerimin arasına takılıp kalan atamadığım çığlığım ,inlemelerim. ‘’Savaş Lena.Her zaman yaptığın gibi savaş..’’sesi yumuşaktı,kulaklarıma iyi geliyordu,belki ruhumada ama titremeden kurtulamıyordum.Yüzlerden.. ‘’Sen güçlü bir kızsın,her zaman gözünün önünde olan biriyle savaşacaksın diye birşey yok.Aklını zorlayanla savaş..’’ ‘’Ne için?’’diye sordum kendime’’Kim için’’sesimin ona ulaşmadığını biliyordum. ‘’Adın için,kabilen ve ailen için savaş..Gerçek bir savaşa girebilmek için önce kendinle savaş.Tutunacağın bir dal var.Onun için önce kendinle savaş.Seni ayakta tutacak tek şeye sarıl.’’ ‘’Neye?’’ Aklım beni zorluyordu,gitmek istiyordu,bunlardan kurtulmak ya da ölmek.tutunacak hiç bir şeyim kalmamıştı.Tutunacak,bana yaşama gücü verecek hiç bir şey yoktu.. Ve sonra..Bİr yüz daha geldi gözlerimin önüne.Mideminde kasılmasına neden olan, kusma isteği uyandıran bir yüz,öfkemi kabartan ve bedenimden bir anda taşıran bir yüz.Memnon.Ve sonra tutunacak dalımı buldum. Titremelerim durdu.Ama dişlerim hala kenetliydi..Gözlerim hızla Mormo’nun gözlerini buldu.Anlayış vardı.Bİlgelik. ‘’İntikam.’’Küçük fısıltım mağarada bir beden bulmuş ve kükrüyordu. Sanırım yanlış anladım… Aklımı koruyabilmek çok güçtü,sadece bir şeyi düşündüm.Memnon.Onu her şekilde öldürmeyi düşündüm.Ailemden herhangi birini düşünmeyi göze alamıyordum.Ama kanlarının tek tek hesabını soracaktım.Memnon için acımaya bile başlayabilirdim.Beynimde her defasında ölüyordu,ama ben yine diriltip tekrar öldüyordum onu. Bana müsaade etti.Kendimi dinlemem için bir kaç gün müsaade etti ve tek bir şey konuşmadık aramızda.Buraya getirebildiği yemişler bitmişti.Askerlerin üzerinden çaldığı bir pantolon ve gömlek getirmişti benim için.Onları giydim.Biraz..Rahatsız etmişti,gömleğin içine veya üzerine giyebileceğim birşey yoktu!. Ok ve yayımı da benimle birlikte getirebildiği için ava çıkmaya karar vermiştim.Onları sırtıma aldığımda beni ,özellikle gözlerimi dikkatle inceledi ve yine tek kelime etmeden umursamaz havasına geri döndü.Kendimi öldürmeyeceğime emin olmuştu.Öldürecektim!Ama önce intikamımı alacaktım. Aklımda kalan şifalı otlardan da biraz toplayabilmiştim.Birazda mantar,yağmur yağmıştı ve onları topraktan çıkarmıştı.Artık ilk bahardı.Ne kadar uzun süre bu mağarada kaldığımızı bilmiyordum ama kış bitmişti. Önceden bana can veren bu yeşillik şimdi pek bir anlam ifade etmiyordu,her renkte açan çiçekler,ağaçların yapraklarında duran ve kanat çırpan kelebekler,güzel sesleriyle öten kuşlar.Av hayvanları.Kulaklarım hala en ufak sesi duyuyor,gözlerim hala çok net görüyordu.Hiçbiri beni mutlu etmiyordu.Oysa Bethor’la.Yeter! . Ayaklarım beni kuzeye götürmeye çalışsa da engel oluyordum.Oraya gidemezdim.Yıkımı göremezdim. Yayımı gerdim ve okumun ucu beyaz şişman bir tavşanı buldu.Olduğum yerde dönüp sessizce adımlarını takip ettim.İyi sonuç alabileceğim bir yere geldiğinde okumu serbest bırakacaktım. Onları o anda duydum.Her sese kulak kabartığım bir anda.At sesleri ve şakıyan insanlar.Herkes düşmandı! Yayımı sırtıma alıp hızla bir ağaca doğru koştum,batı yönündeydiler ve çok kısa bir anda tam yanımda olacaklardı,geldikleri yön burayı işaret ediyordu.Ağacın dalından hızla tutup kendimi yukarı çektim ve kalın ,bol yapraklı dalların arasında kendimi sakladım.Sonra sadece kulaklarım işliyordu.Dört atlı..Hayır beş. ‘’Sizce ölmemiş midir?’’ ‘’Bilmem.Hala aradıklarına göre ölmemiş’’ ‘’Ama üç ok yemiş.’’ Sanki bu konuşulan konuyla bir ilgim varmış gibi geldi bir anda.Tam ağacın altına geldiklerinde nefesimi tuttum.Onlara dikkatle baktım.Asker değillerdi,bizim gibi– yada sadece benim gibi-kabile üyeleriydi. ‘’Bİrden kaybolmuş,O cehennemde gören olmamış’’ ‘’Her yerde arıyorlar.Yakında çıkacaktır nerede olduğu.Bence bir hendekte sonunu bulmuştur.’’ ‘’Memnon eğer Memnon’sa onu bir kere daha öldürür.’’ ‘’Kötü olmuş.Büyük bir kabileydi.İyi savaşçılardı.’’ ‘’Ahh.Ve iyi hırsızlar.’’ ‘’Başına ödül konmuş..Keşke bizim karşımıza çıksa.Ölüde olsa verilecek olan bir ödüle kim hayır diyebilir.’’ ‘’Eğer öldüyse tanınmayacak duruma gelmiştir.Bedeni çürümüştür.’’ ‘’O zaman yaşaması için dua edelim.Belki bizim karşımıza çıkar’’ ‘’Lena’nın ölmüş olmasını umuyorum.Ben yaşamasını istemiyorum.Zaten berbat bir durum yaşadığı.’’ Tırnaklarımı ağacın kabuğuna geçirdiğimi onların sesleri benden uzaklaştıklarında anlamıştım.Yeterince uzaklaştıklarını düşündüğümde hızla aşağıya atladım ve koşmaya başladım.Mormo’ya doğru koşuyordum. Yolda şans eseri karşıma çıkan tavşanı bir düşman sanıp avlamıştım.Mağaraya girdiğimde girişi hemen kapattım.Beni öldüreceklerinden korktuğumdan değil,ölümden korktuğumdan değil.İntikamımı alamayacağımdan korktuğum için böyle davranmıştım. Mormo ,bendeki garipliği keşfetmiş olsa bile bir şey sormadı.Tavşanın derisini yüzdüm ve Mormo onu temizledi.Ateşin üzerinde kızarttık sonra butlarını bölüştük.Aslında çok aç olmamama rağmen yemek için kendimi zorluyordum.Mormo’yla konuşma vakti gelmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD