Gözlerim Memnon’un şeytan yüzünü arıyordu. İlk hedefim o olacaktı, ama hiç bir yerde onu göremiyordum. Belki de bu kan selini uzaklardan bir yerlerden seyretmeyi yeğlemişti. Belkide çok eğleniyordu. Ben de bu eğlencesini okumla boğazına tıkamak için dört dönüyordum ama hiç bir yerde yoktu. Gözlerim sadece, ama sadece her yerde dehşet manzarasıyla karşılaşıyordu.
Acımasızca öldürüyorlardı insanlarımı. Yetişemiyordum. Hiç bir şeye yetişemiyordum. Ne tarafıma baksam bir yıkım vardı. Bir savaşçımız boynundan kesilmiş, yerde öylece yatıyordu. Onun da gözleri açıktı ve sanki bana bakıyorlardı. Sanki suçluyorlardı beni o gözler… Kendimden utanıyordum.
Benim yüzümden olmuştu. Acı çeken, dehşete düşen her yüzle bir anım vardı. Her gözle bir yaşanmışlığım vardı. Her minik eli tutmuşluğum vardı. Kimine at binmeyi öğretmiştim, kimine kılıç kullanmayı… Zaman andı… Sadece o an! Her anda biri gözümün önüne geliyordu ve ölü oluyordu. Ve her ölüde bir parçam daha gidiyordu. Her parçada bir ben vardım. Yaşadığım bir an vardı. Onlar bendim.
Yerde yatan savaşçının elinden kılıcını aldım ve iki kişinin üzerine atıldım. Birinin göğsünden giren kılıç arkasından çıkıyordu. Onu geri çıkarmakla vakit kaybetmiyordum. Savrulan bir sürü silah vardı. Bunlar bizim savaşçılarımızın silahlarıydı ve ben elime bir kılıç alıp tekrar savuruyordum. Vahşi bir hayvan gibiydim. Bağırıyordum, ağlıyordum, parçalanıyordum ve parçalıyordum. Ama olmuyordu. Kapana sıkışmıştım. Kimseyi kurtaramıyordum. Kimseye yetişemiyordum. Acı bedenimdeydi, acı alandaydı, acı her yerdeydi.
Minik bebeği de kurtaramamıştım. O atın altında ezilmesine göz yummuştum, yetişememiştim , yeterince hızlı olamamıştım. Kendimden nefret ettim bir kez daha. Bİr kılıcın keskin ucu kolumu deşip geçti. Yara hızla açıldı ve kan bedenimde keyifle yayıldı.
Umursamadım. Kolumu hala kullanabiliyordum. Kullanmak zorundaydım. Zaten acıyı da hissetmiyordum. Sonra o kızı gördüm. Haykırıyordu. Gözlerindeki dehşeti gördüm sanki alev alev yanıyorlardı. Onu çok iyi tanıyordum. Benim için deriden bir etek yapmıştı.
‘’Öldür beni’’ diye bağırıyordu. İğrenç bir hayvan üzerine abanmıştı ve ona zorla sahip olmaya çalışıyordu. Kız bedeninin ağırlığı altında kaçacak bir yer bulamıyordu. Güçsüz kollarını ona savuruyordu ama karşısındaki hayvana yetmiyordu. Ona yetişecektim, bunu yapacaktım, yapmak zorundaydım. En azından onu kurtarmalıydım. Önümde iki kişi vardı. Biri karşıma dikildi. Ona kılıcımı savurdum ama karşımdaki toy bir savaşçı değildi. Gözlerinde o tecrübeyi görebiliyordum. Beni zorluyordu, darbelerinin arkası kesilmiyordu ama hepsinden sıyrılmayı başarabilmiştim. Zaten sanki bana öldürmek için vumuyordu. Yüzünde alaylı bir sırıtma vardı. Gözlerim arada kıza takılıyordu. Hala kendini kurtarmaya çalışıyor, teslim olmuyordu. Onu kurtarmalıydım. Diğer kolumu öne savurmak için geri çektiğimde bir kılıç darbesi aldım ve acıyla inledim.
‘’Canın mı acıdı?” dedi karşımdaki ve dudaklarını keyifle büzdü. Daha da öfkelendim. Üzerime savurduğu kılıcı tek hamlede havada çevirdim. Düşen kılıcın şaşkınlığına esir olmuş adamın midesine kanlı kılıcımın sıcaklığını tattırdım. Hızla arkamı dönüp gelen darbeden kurtuldum ve onu sadece iki saniyede yere serdim. Ve sonra ölü bedenlerin arasından atlayarak yanlarına ulaştım. Tam yanıbaşında kikirdeyen bir asker daha vardı. Beni gördüğü anda kılıcına asıldı fakat çoktan harekete geçmiştim bile. Bedenini bir darbeyle ikiye bölmüştüm.
Sonra elim o hayvanın saçlarını buldu. Sertçe geriye çektim ve boynuna dayadım kılıcımı. Tek bir hareketle başını bedeninden ayırmıştım. Kan kızın yüzüne fışkırdı bir anda. Elini tiksinircesine yüzüne götürdü kanı silebilemek için. Sonra hızla açıkta kalan mahrem yerlerini örtmek için uğraştı. Onu yerden kaldırıp arkama sakladım.
‘’Bİr yere git saklan.’’ diye bağırdım. Ve savaş alanına tekrar geri döndüm. Bİr kez daha arkama dönüp baktığımda beynimden vurulmuştum. Kız bıraktığım yerde sırtında bir okla yerde yatıyordu. Dudaklarımın arasından acı bir feryat koptu o an. Gözüm dönmüştü. Öfke, bedenimde daha da yayıldığında kendimi iki kat daha güçlü hissediyordum. Ama bir şeye yarayacak mıydı?Her savaşçı olabildiğince çarpışıyordu ama onlar heryerdeydiler.Yetmeyecekti. Onlara gücümüz yetmeyecekti. Umudum tükenmek üzereyken bir yandan da kemdimi ayakta tutabilmek için ,mücalede etmek için zorluyordum. Bana saldırmıyorlardı. Bunu hissedebiliyordum. Sadece kendilerini korumaya çalışıyorlardı Nedenini anlayamayacak kadar aptal değildim. Memnon beni kendisine ayırmıştı. Ama beni tanımıyordu!
Önümdekileri geçerek yuvanın önüne doğru hızla koşmaya başladım. Annem sadece kolundan yaralanmıştı ve ben, onu savaşabilmek için bırakmıştım. Şimdi onun için geri dönüyordum. Gözümün önünden bir mızrak geçtiğinde başımı geriye attım ve sonra mızrağın geldiği yönü gördüm. Daha önce fark etmediğim bir adam tam yanımda bitmişti. Kılıcımı çekecek anı bulamadım ama yumruğumu sıkıp yüzünün ortasına geçirdim. O geriye sendelerken ben kılıcımı havaya savurdum.
‘’Dİkkat et, Lena!’’ diye bağırdı Furina. O an arkamı döndüm ve birini daha kılıcımdan geçirdim. Karşımdaki adam Furina’nın okuyla yere düştü.
‘’Teşekkürler.’ ’dedim ona dönerek.
‘’Arkandayım, sen ilerle’’diye bağırdı. Sonra hızla yuvanın önüne vardım. Babam,kardeşim ve annem aynı yerde yatıyorlardı.Annem babamın üzerine kapaklanmıştı.Sırtında alevli oklardan vardı. Kendime hâkim olmak istedim o an ama yapamadım. Dizlerim beni yere çekti. Ve tam düşerken güçlü kollar beni ayağa kaldırdı.
‘’Şimdi değil, Lena!Şimdi sırası değil’’dedi Furina.Ve eğilip kardeşimin açık gözlerinin üzerinde gezdirdi elini. Gözleri kapanmıştı ama sanki hala açıklar ve bana bakıyorlardı. Bu gördüğüm bir kabus olmalıydı ve ben şu anda uyanmak istiyordum.
‘’Haydi Lena! Haydi!’’ dedi Furina kolumdan beni çekerek. Başımı salladım ve ikimiz de ayrı yönlere gittik.
Sonra onu gördüm. Bethor’un elleri hiç hareket etmiyordu. Sanki bir taş vardı karşımda. Kıpırdamadan hareketsiz duruyordu öylece. Elinde kılıcı , açık hedef olarak gözlerini bir noktaya dikmiş bakıyordu.
‘’Bethor!’’diye bağırdım. Ama beni duyuyor gibi görünmüyordu. Tekrar denedim. “Bethor!! Kıpırdaaa.’’
Ama o hala öylece duruyordu. Nereye baktığına bakmak daha sonra aklıma geldi. Bakşının odak noktasını gördüğümde midem ağzıma geldi bir an için. Bedenim acıyla birlikte kasıldı. Çarpılmış gibiydim.
‘’Olamaz,’’ dedim fısıldayarak.
‘’Hayır!” diye bağırdım sonra kendime hakim olamayarak. Dione ,öylece yatıyordu. Bedeni paramparça olmuştu. Saçları,o güzel saçları bedenini bürümüştü, Kılıç darbeleri heryerindeydi. Bİr mızrak tam göğsünün ortasında duruyordu. Gözümden yaşlar akmak için zorluyordu. Boşluk bir an için beni esir aldı ,başım dönmeye başlamıştı,ayakta durmak çok güçtü o an için. Ayağa kalkıp kılıç sallamak… Tıpkı Bethor gibi ama sonra silkinerek kendime geldim. Bethor çok uzaktaydı.