"ACI KAYIPLAR"

2428 Words
"Karahan!" Dedi Halil Ağa. Kapının açılma sesiyle her ikisi de o yöne dönmüşlerdi. Karahan'ın omuzları dik, eli yumuk olmuş , dişlerini sıkmaktan çenesi kasılmıştı. Bir kaç adımda dedesinin oturduğu masanın önüne yaklaştı. Başını ağır ağır Zümrüt'e çevirdiği an, koca kadın dönüp Halil Ağa' ya baktı. Yaşlı adam torununun neden bu halde olduğunu merak etmişti, ellerini masanın üzerinde birleştirip; "Hayırdır evlat , bir şey mi oldu?" dedi. Canından çok sevdiği torunu burnundan soluyordu. Onu daha önce hiç bu haliyle görmemişti. Tedirgin olup derin bir nefes aldı. Hala kendisine bakan yeğeni Zümrüt'le çakıştı gözleri. Yıllarca kardeşinin emaneti diye susmuştu. Ama yaptığı hatanın farkındaydı. Masum bir bebeğin günahına girmiş, her gün başını yastığa koyduğunda vicdan azabı çekmişti. Aslında doğru olanı o gün yapmalıydı, fakat Beşir'in gazabından korkmuş , yeğeni savunulacak hiç bir şey bırakmamıştı. Karahan dişlerinin arasından , "Belli ki bir şey olmuş dede!" dedi. Yaşı adam yutkunup başını öne eğdi. Anlık bir hareketti, kendini hemen toparlayıp. "Karahan , ne karın ağrın varsa söyle!" derken aslında torununun konuşulanları duymuş olma ihtimalini düşündü. Niyeti onu bu işe bulaştırmamaktı. Oğlu İbrahim'in bile haberi yoktu olanlardan . Yıllar sonra bu konunun tekrar vuku bulmasının nedeni emniyetten gelen haberdi. Halil Ağa bebeği verdiği aileyi yıllarca uzaktan takip ettirmiş, Nevşehir'e tekrar döndüklerini duyduğunda , adamlarından birini gönderip buradan gitmelerini söylemesini, direnirlerse korkutmasını istemişti. Fakat adam evin oğlu Fersah'la karşılaşınca işler sarpa sarmış , korkutmanın bir tık ötesine geçmiş, Fersah'ı yaralamıştı. Gönderdiği adam tutuklanınca emniyet müdürüyle iletişime geçmişti. Emniyet müdürü eski bir tanıdığının oğluydu. Amacı adamının verdiği ifadeyi öğrenmekti. Halil Hozankaya'nın adamı tutuklanmış lafları ağızdan ağıza yayılırken. Sıradan bir aileyle husumetli olduğu dedikoduları çıksın istememişti. Yüklü miktarda para karşılığında, adam savunmasını yaparken Halil Ağa'nın adını anmamıştı. Bugün ise Emniyet müdürü bizzat kendisini arayıp , "Halil Amca , senin adamının yaraladığı adam ve ailesi hakkında suç duyurusunda bulunulmuş . Yakalama kararı çıktı." deyince; Halil Ağa işlerin tamamen sarpa saracağını anlamıştı. Lanet bir ailenin vicdanına bıraktığı çocuğun kaderini kendi elleriyle değiştirmişti. Ve bunların tek suçlusu yeğeni Zümrüt'tü. Karahan'ın kararlı çıkan sesi Halil Ağa'yı daha germişti. "Dede! Konuştuklarınızı duydum! Daha ne kadar kandıracaksın insanları!" diye hiddetlendi. Yaşlı adam bir gün bunların olacağını biliyordu, bekliyordu ama o zaman geldiğinde ilk duyan kişinin Karahan olabileceğini hiç düşünmemişti. Zümrüt ayağa kalktı. "Haddini bil!" diye bağırdı. Halil Ağa masaya vurarak ayaklandı; "Zümrüt! Yaptığın hata nelere mal oldu farkında mısın!!! Kes sesini otur! Bunca yıl vicdan azabıyla yaşadım ben! Her şeyi itiraf edeceksin! O çocuk ta ailesine dönecek işte o kadar !" dedi. Zümrüt kaşlarını çatıp amcasına döndü; "Baştan beri işime hiç karışmamalıydın amca! Gördüklerini duyduklarını unutmalıydın! Yıllar geçmiş üzerinden bıraksaydın da o velet te anası gibi ölseydi! Senden hiç yardım istemedim ben! İtiraf etmeye de niyetim yok." deyince . Yaşlı adamın kalbine bir ağrı saplandı. Nefesi kesilir gibi olsa da , masanın ardından uzanıp Zümrüt'ün yakasına yapıştı. Karahan olan bitene müdahale etmeden izliyordu. Amacı dedesi ve Zümrüt'ün sakladıklarını iyice öğrenmekti. "Zümrüt!" dedi yaşlı adam, yakasını sıkıca kavrarken yeğeninin. "Gidip yediğin haltları bir bir anlatacağım karakolda. O zaman ne yapacaksın bakalım!" Zümrüt pişkin gülümsemesini esirgemeden amcasının ellerini sıkıca tutup yakasından ittirdi; "Dene bakalım Halil Ağa! Tüm bunları benim yaptığıma dair bir kanıtın varmı? Yok! Söyleyeceklerin bir iddiadan başka bir şey değil." derken yüzündeki şeytani gülümseme daha da derinleşti. Arkasını dönüp gideceği sırada, Halil Ağa cevap dahi verememişti. Çünkü Zümrüt haklıydı elinde bir kanıt yoktu. Olayın üzerinden yirmi yıldan fazla bir süre geçmişti. Beşir'in o dönem katilin bulunması için açtığı dava bile zaman aşımına uğramıştı belkide. Dizlerinin bağı çözülüp arkasındaki koltuğa çöktü. Gözlerini kırpmadan önündeki masaya sabitlemişti "Ben ne yapmışım böyle ,kim için bunca rezilliğe boyun eğmişim , yıllarca vicdan azabıyla yanıp kavrulmuşum ." diye düşünürken; Zümrüt kapının kulpunu tutup son noktayı da koydu; "Bu arada beni şikayet ederken , kendini unutma emi amca . Ne de olsa bir insanın soy bağını değiştirdin." deyip kapıyı ardına kadar açıp çıkarken, Karahan duydukları karşısında kanı çekilmiş gibi dedesine bakıyordu. Yaşlı adam gömleğinin üstten iki düğmesini gevşeti. Sık sık nefes alıp verirken , Genç adam ; "Beşir amcanın çocuğunu kime verdiniz dede!?" derken bir yandan dişlerini sıkmış, kaşlarını çatmıştı. Halil Ağa'nın artık torunundan saklayacağı bir şey kalmamıştı. Çünkü Karahan her şeyi duymuş,söylemek istemese de öğrenmek için elinden geleni ardına koymayacağını biliyordu. Yaşlı adam bakışlarını yere diktiğinde yolun sonu olduğuna emin olmuştu artık. "Cevriye ve Münir Gündoğan." dedi. "Neredeler söyle, gidip onlarla konuşmalıyım! O kadının yaptığı şey insanlık dışı, üstelik sen nasıl böyle bir şeye ortak olursun aklım almıyor dede!" Halil Ağa'nın kalbi git gide daha da sıkışırken ; "Gitsen bile bulamazsın." dedi. Karahan'ın artık sabrı tükenmek üzereydi. "Dede ne biliyorsan anlat artık. Bak bu söyledikleriniz büyük bir suç. Zümrüt'ün o şekilde elini kolunu sallayarak gitmesine nasıl izin verirsin! Sen değil misin bana her canlıya saygılı olunması gerektiğini öğreten. Merhameti öğreten sen değil misin! Ne oldu da böyle bir şey yapabildin. O gün o kadını gidip ihbar etmeliydin! Bekir amcanın haline bak! O nu öğle gördüğünde hiç mi vicdanın sızlamıyor! Yıllarca bir katile hala demişim. Söyle dede!! Bekir amcanın çocuğunu verdiğin aile şimdi nerede!!!" Halil Ağa'nın elleri titrerken başını kaldırmadan konuştu; "Tutuklandılar." "Ne!? Ne diyorsun sen dede neden!?" "Çünkü; yıllar boyunca kazançlarını dolandırıcılık, kara para aklama gibi işlerle sağlamışlar." Karhan daha da öfkelenmişti. "Dede! Büyük bir yanlış yapmışsın zaten bir de gidip böyle bir aileye mi verdin çocuğu!" Halil Ağa'nın dayanacak gücü kalmamıştı; "YETER!" diye yumruğunu öyle bir vurdu ki masaya , üzerindekiler havalanıp tekrar masaya düştüler. Karahan dedesinin hem suçlu, hem güçlü olmasına öfkelenmişti. Altta kalamazdı , birilerinin Halil Ağa'nın yüzüne doğruları söylemesi gerekiyordu; "Bunca yıl bu yalanla nasıl yaşadın sen ha! Benim tanıdığım, sevdiğim , Örnek aldığım adam bu değil di. Hepimizi aldattın. Senin gibi bir vicdan yoksunuyla aynı yerde bir dakika daha nefes almam . Gidiyorum ben! Sakın beni bir daha arama! Çünkü benim senin gibi bir dedem yok!" derken son kelimesini bağırarak söylemişti. Odadan çıkıp koşarak aşağı indiğinde hala aklı almıyordu. Dedesinin böyle bir olayın içinde olması bile yıllarca rol modeli olduğu adamdan nefret etmesini sağlamıştı. Beşir'in bakışları geldi gözünün önüne. "Nasıl!" dedi . Yağmur saçlarını ıslatırken. "Nasıl, için el verdi, nasıl.?" Şakır şakır yağan yağmurun altında arabasına doğru yürüdü. Araca binip başını direksiyona yasladı. Derin bir nefes aldığında ; Zümrüt'ü konuşturmanın bir yolu olması gerek diye düşündü . İşin içinde dedesi de vardı. Ne yapacağını , bu duyduklarının altından nasıl kalkacağını bilmiyordu. Geri yaslanıp, gözlerini kapattı. Bir kişinin pis hırsları, kini, nefreti , kötü kalbi yüzünden , Bir kadın mezara, bir bebekse kan bağı bile bulunmayan ne olduğu belirsiz bir aileye emaneten verilmişti. Tabi buna emanet denirse. Üzerinden geçen yıllardan sonra o çocuk ne durumda nasıl ne yapıyor diye düşündü. Hala duyduklarını dedesine yakıştıramıyordu. Yumruğunu ardı ardına direksiyona indirirken ,telefonuna bildirim düştü . "Kuzen gönderdiğim numaraya söylediğim mesajı atmayı unutma." Serkan yazmıştı. Saate baktı, onu geçiyordu, numarayı kopyalayıp mesajı attıktan sonra, geri dönüp; "Tamam." yazdı. Tam ekranı kapatacağı sırada , ekrandaki isim soy isim ve ibanı gördü. Neslişah Gündoğan. Gözleri büyüdü. Acaba dedi. Cevriye ve Münir Gündoğan'la ne gibi bir bağlantısı var. Hemen Serkan'ı aramak için ekrana dokundu. Arka arkaya , Uzun uzun çalan telefonu açmıyordu Serkan . Daha dakikalar önce mesaj atmasına rağmen cevap yoktu. Tekrar denedi ama yine açmıyordu. "Acil beni ara." yazıp gönderdi ve telefonu vitesin önüne bıraktı. Eğilip konağın kapısına baktı. Geri dönüp içeri girmeyecekti. Gidip bir otelde yada Serkan'ın evinde kalabilirdi. Arabasını çalıştırıp yola koyuldu Karahan. Sokaktan çıkarken aklına, bugün geride bıraktığı kız geldi. Gözleri yan koltuktaki eczaneden aldıklarına kaydı . Torba öylece orada duruyordu. Arabasını kızın sokağına sürdü. Evinin önüne geldiğinde motoru durdurdu. Sicim gibi yağmur yağıyordu. Kızın numarası bile yoktu . Bir süre öylece eve bakarak aracının içinde oturdu. Dikkati telefonun çalma sesiyle dağıldı. Eline aldığı telefonunu ekrana bakmadan açıp kulağına götürdü. "Alo?" Karşıdan önce ses gelmedi. Tam kulağından çekip ekrana bakacağı an cılız bir ses duydu. "Kimsiniz?" Ses boğuk ve cılızdı ama bir kadın sesiydi. "Siz beni aradınız." dedi Karahan. O sırada Önünde durduğu evin kapısı açıldı. İçeriden bir elinde şemsiye diğer elinde büyük bir çöp poşetiyle Ayça çıktı. Telefonun diğer tarafındaki kadın., "Bana mesaj atan sizsiniz beyefendi." dedi. Ama Karaha'ın gözleri Ayça'daydı. Kapının önünden yürüyüp, karşıdaki konteynere gidiyordu. Çöpü atmak için kaldırdığında Omzuyla başının arasına sıkıştırdığı telefonu fark etti . O sırada gök gürültüsüyle birlikte yağmur daha da hızlanmıştı. Telefonun diğer tarafından da gök görülüsünü ve yağmur sesini duyunca. Kulağından telefonu indirip ekrandaki numaraya baktı. Bu numara Serkan'ın mesaj atmasını istediği numaraydı . Hesabına para yatırdığı Neslişah Gündoğan'la konuşuyordu şu anda. Kaşlarını kaldırdı, gözleri büyüdü. Önündeki kızı seyretmeye devam ederken, "Neslişah Gündoğan'la mı görüşüyorum." dedi. Kız; "Evet te siz kimsiniz?" diye sorunca ; Karahan direkt; " Münir ve Cevriye Gündoğan'ı tanıyor musunuz?." diye sordu. Neslişah ne için aradığını unutup, aklına tutuklandıkları gelince; "Bir şey mi oldu annemle babama." dedi. Karhan, kulağında telefon , arabasından seyrettiği kızın duraksadığını gördü. "Acaba." dedi kendi kendine. Bunu öğrenmenin tek bir yolu vardı. Arabasından inip duraksayan kızın arkasından yürümeye başladı. "Arkanızı dönebilir misiniz?" dediği an önündeki kız elinde şemsiyesiyle Karahan'dan tarafa döndü. Genç adam yağmurun altında sırılsıklam olmuş bir şekilde yürüyüp kızın önünde durdu. Neslişah şaşkındı , korkmuştu ve ağladığı da her halinden belli oluyordu. Karahan, uzanıp Neslişah'ın kulağından telefonu aldı ve ekranına baktı. Daha az önce nereden bulacağını bilmediği kız şuan karşısında duruyordu. Üstelik Serkan istediği için ona para göndermişti. Ve adını Ayça sandığı kız Neslişah Gündoğan'dan başkası değildi. "Be-ben" dedi Neslişah. İki telefonu da kaldırıp ekranını Neslişah'ın gözlerinin önüne tuttu Karahan. Ne söyleyeceğini merak ediyordu kızın. Neslişah alt dudağını ısırıp, başını biraz eğdi. Yine rezil olmuştu. Üstelik bu defa bir şeyler bildiği belliydi genç adamın. Neslişah'ın çenesinden nazikçe kaldırıp kendisine bakmasını sağladı; "Konuşmamız lazım." dediğinde, Nesli ne hakkında konuşacağını anlamıştı, artık kaçışı yoktu. Kapıyı işaret edip içeri girmesini beklerken Karahan; "Önden buyur lütfen." dedi. Neslişah yavaş adımlarla içeri girdiğinde Karahan peşindeydi. Avludan geçip iç kapıya geldiler, Nesli şemsiyesini kapatıp kenara koydu ve içeri girdi. Karahan da girip arkasından kapıyı kapattı. Neslişah peşinden içeri giren adamın, sadece saçlarının değil, kıyafetlerinin de ıslak olduğunu görünce odasından havlu getirmek için adım attı. Ama Karahan sert bir şekilde Neslişah'ın kolunu tuttu. Kızın canını yaktığının farkında değildi. Nesli kolunu çekmek istediğinde kendine gelip, elini gevşetti. Kolunu kurtaran Neslişah diğer eliyle Karahan'ın tuttuğu yeri ovdu. Karahan; "Afedersin." dese de asıl amacı kızın canını yakmak değil bildiklerini bir an önce ona anlatmaktı. Fakat nereden başlayacağını bilmiyordu. Neslişah odayı işaret edip; "Ben havlu getireyim." diyerek gitti. Karahan, derin derin nefes alıp verirken Neslişah'a "Yıllar önce dedemin yeğeni anneni öldürdü, seni de alıp kaçırdı, dedem de yeğeninin başı belaya girmesin diye seni şimdiki aileye verdi." nasıl derim . Böyle bir şey nasıl söylenir ki diye içinden geçirdi . " Of Allahım" diyerek elini saçlarına götürdü. Arkasını döndüğünde karşısında, elinde havluyla Neslişah duruyordu. Karahan başıyla teşekkür edip havluyu elinden aldı. Neslişah, "Sıcak bir şeyler ister misin?" diye sorduğunda Karahan başını salladı. Neslişah mutfağa yöneldi. Kaçış yoktu konuşacaklardı ama Nesli biraz daha zaman kazanmaya çalışıyordu. Bol köpüklü sütlü kahveleri hazırlayıp tepsiye koydu, ardından tepsiyi de alıp mutfaktan çıktı. Karahan'a doğru attığı her adımda kalbi biraz daha hızlanıyordu. Sonunda önünde durup tepsiyi uzattı Karahan tepsideki kahveyi aldı ve beklemeden dudaklarına götürdü. Neslişah kim olduğunu nasıl anlatacağını, Karahan'sa nereden başlayacağını bilmiyordu. İkisininde karın ağrısı başkaydı aynı anda koltuğa oturdular. Neslişah kahvesinden bir yudum alıp önlerindeki sehpaya bıraktı ve Karahan'a döndü. Aynı şekilde Karahan'da kahvesini bırakıp Nesliye dönünce, Karahan ; "Konuşmak istediğim şey.." dedi. Ama Neslişah ; "Özür dilerim . Önce senin beni dinlemeni istiyorum." dedi. Karahan bir dizini büküp koltukta tamamen Neslişah'a döndü. Zeten kendisi de konuya nasıl gireceğini bilmediği için önce onun anlatmasına izin verip , bir şekilde bildiklerini anlatabileceğini düşündü. Neslişah bakışlarını koltuğa dikti ve ardından derin bir nefes alıp; "Ben, sandığın gibi biri değilim Karahan." dedi. Karahan Neslişah'ın gözlerini görmese de dudaklarına odaklanmıştı. "Ailem... Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama benim ailem normal bir aile değil." Nesli'nin gözleri hala yerde bir noktaya odaklanmıştı. Bir eliyle diğer elinin parmaklarını sıkıyordu. "Bu zamana kadar, hep bir yalanın içindeydim, ablam Tülay, yıllarca ... yani nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Annem, babam , abim ..." Neslişah nereden nasıl başlayacağını bilmiyordu. Ama karşısında onu dikkatle dinleyen adama yalan da söylemek istemiyordu. Zaten ailesi sandığı kişiler öz ailesi bile değillerdi. Onların yaptıklarını yıllarca sır gibi saklamış şimdi ise içinde kendine yük olan her şeyi anlatıp hafiflemenin tam zamanıydı. Başını kaldırıp Karahan'ın gözlerinin içine baktı. Genç adam sorgular gibi bakmıyordu. Daha çok "Buradayım, anlat , seni dinliyorum." der gibiydi. Gözlerini kapattı Nesli. Karahan'ın önünden kalktığını hissetti ve daha sonra koltukta arkasının çöktüğünü. Kulağında hissettiği ılık nefes tanıdıktı. "Anlatmak isteyip, anlatamadığın ne varsa anlat . Ben yokmuşum gibi yada en güvendiğin birine anlatıyormuşsun gibi. Karşında olmam seni tedirgin ediyorsa... etmesin çünkü ben senin arkandayım." dedi. Karahan'ın bu sözlerinden sonra Nesli'nin boğazına düğümlenen cümleler gevşemeye başladı. Arkasındaki adamın ses tonu ona güvenden daha başka bir şey hissettiriyordu. Daha önce hiç hissetmediği bir his. Huzur, huzur olabilir miydi? Bilmiyordu ki. Çünkü daha önce hiç huzurlu hissetmemişti. Derin bir nefes aldı gözlerini açmadan dudaklarından şu cümleler döküldü, "Ben küçükken hep annem ve babama ne yaparsam beni severler diye düşünürdüm. Aslında çok basitmiş. Onların istediği gibi biri olmak, onların yalanlarına, hilelerine, haksızlıklarına göz yummak, ört pas etmek yetiyormuş. Yıllarca şehir şehir gezdik, hiç bir zaman aynı okulda bir dönemden fazla okumadım . Her gittiğimiz yerde, ya babamın peşindekilerden kaçtık sandım. Yada annemin başkalarının kocalarıyla adı çıktığı için taşındığımızı. Aslında işin aslı öyle değilmiş. Her gittiğimiz yerde ablamı kullanıp, bekar adamları dolandırmakmış niyetleri. Taşınmamızın sebebi de bizi bulamamalarıymış. Bunu öğrendiğimde liseye gidiyordum. Ablam Tülay, yıllarca arkamı kolladı. Abim Fersah , ailemizin bataklığından beni hep uzak tutmak istedi. Ama bir yere kadar dayanabildiler. Üniversiteye gidebilmek için annem ve babama, döndüğümde ablamın yerine geçeceğimin sözünü verdiğim için gitmeme izin verdiler. Ne ablam, ne de abim istemedi bu işlere bulaşmamı. Buraya gelmemizin sebebi ablamın son işi olan kuzenin Serkan'dı. Onu da bir şekilde kandırıp parasını alacaklardı ve ablamla biz izimizi kaybettirip kimsenin bizi bulamayacağı bir yere kaçacaktık. Ne yazıklı abim borcu yüzünden vurulunca , onu öyle bırakamadım. Borcu yine bu işe devam ederek kapatacağımızı düşündüm. Bugün ne olduysa annem, abim , babam tutkulandı. Gerekçeleri ve delilleri olduğunu söyledi polisler. Onların istediği gibi biri olmadan , tamamen bitti." dedi Neslişah. Karahan nedense içini sıkan şeyin bir anda yok olduğunu hissetti. Belkide Neslişah'ın hiç bu işleri yapmamış olmasını dilemişti. "Ama.." diye devam etti kolları önünde oturan kız; "Ablam Tülay, Serkan'ı yıllardan beri tanıyormuş. Planı neydi nasıl bir anda kirli defterler ortaya döküldü anlam veremiyorum. Yıllar sonra nasıl Serkan'la bir araya geldiler. Ve şimdi neden ona ulaşamıyorum..." diye devam edeceği sırada Karahan'ın telefonu ısrarla çaldı. Genç adam telefonunu açmak istemese de araya babasıydı, önemli bir şey olmadığı sürece babasının ısrarla aramayacağını biliyordu. "Buna bakmam gerek ." deyip ayağa kalktı. Kapıya doğru yürüyüp dışarı çıktı. Telefonu hala çalmaya devam ediyordu. Açıp kulağına götürdüğü sırada, karşıdan yükselen ses babasının acı feryadıydı; "KARAHAN OĞLUM DEDEN!!!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD