Karahan, evden çıkıp arabasına bindiğinde "Kızı evde yalnız bırakmasa mıydım.?" diye düşündü. Fakat ihtiyacı olan şeyi çalışanlara söyleyip aldıramazdı. Ayça'nın bakışları geldi gözünün önüne, ne kadar da utanmıştı öyle. Kontağı çevirip vitesi bire taktı. Evin önünden uzaklaşırken, aklı hala kızdaydı. Caddeye çıktığında telefonu çaldı. Gözleri yol kenarında açık eczane arıyordu. Şuan telefona cevap verip dikkatini dağıtamazdı.
Bir süre daha ilerledikten sonra, solda açık olan eczaneyi gördü. Aracının dörtlülerini yakıp indi ve hızla eczaneye girdi. İçeride on yedi on sekiz yaşlarında bir genç kız vardı. Tezgaha yaklaştığında, kız;
"Hoş geldiniz." dedi.
Karahan nazikçe gülümsedikten sonra;
"Hijyenik ped alabilir miyim ?" diye ekledi.
Tezgahın arkasındaki kız;
"Hangi boy istiyorsunuz." dediğinde, Karahan başını çevirmeden, gözleriyle sağa sola baktı. Elini ensesine götürdüğünde, dudakları aşağı doğru kıvrılmıştı. Bu konuda tecrübeli değildi. Boy alternatifleri olduğunu bile bilmiyordu. Bir yandan da acele etmesi gerekiyordu.
"Tüm boylardan alayım." dedi.
Kız paketleri tek tek tezgahın üzerine bırakırken Karahan şaşkındı. Kadınların özel günleri için bu kadar çeşit mi varmış diye geçirdi içinden. Son olarak küçük bir kutu bıraktı kız tezgaha. Genç adam diğer paketlerden farklı bir şey olduğunu görünce işaret ederek ;
"Bu nedir?" diye sordu.
Kız elindeki poşete paketleri koyarken;
"Tampon." dedi.
Karahan tıp fakültesini yarıda bıraktığı için kızın söylediğini şıp diye anlamıştı. Ancak aklında başka bir şüphe daha olduğu için kutuyu kenara ittirerek;
"Bu kalsın." dedi.
Ödemeyi yaptıktan sonra torbayı alıp eczaneden çıktı.
Aracına bindiğinde, vitesin yanında duran telefonuna arka arkaya bildirim düştüğünü farketti. Motoru çalıştırmadan telefonunu eline alıp bildirimleri okumaya başladı. Mesajlar Serkan'dan dı.
"Karahan beni acil ara." yazmıştı. Ardından "Lan neden telefonunu açmıyorsun!?" Bir sonraki mesaj da da. Bir Iban ve isim vardı. "Kuzen benim dükkana git. Kasanın şifresini biliyorsun . Oradan beş yüz bini al ve bankadan bu hesaba gönder. Nedenini sorma sana daha sonra anlatacağım. Çok acil güvenebileceğim tek kişi sensin." yazmıştı Serkan.
Mesaj ekranından çıkıp aramalara girdiğinde on beş cevapsız çağrı vardı. Hepsi de serkandan dı. Daha önce kendisinden hiç böyle bir şey istememişti Serkan. Ne çeviriyordu ki. Serkan'ı arayıp ne olduğunu soracaktı.
İkinci çalmaya telefon açıldı ve Serkan'ın sesi duyuldu.
"Karahan söylediklerimi acil yapman gerek." dedi.
"Ne olduğunu söyleyecek misin?"
"Olum sana ayda yılda bir işim düştü. Yapmayacaksan söyle kendi başımın çaresine bakayım!" dedi Serkan.
Karahan derin bir nefes aldı.
"Tamam! Ama döndüğünde her ne halt ettiysen söyleyeceksin!" dedi.
Serkan'ın sesi yumuşamıştı.
"Sana bir numara vereceğim. Parayı gönderdikten sonra o numaraya mesaj at. Ama mesajı akşam on gibi atman lazım. Bir de Gönderdiğin paranın açıklama kısmına cep harçlığı yazmayı unutma." dedi.
"İnşallah saçma sapan bir şey yapmıyorsundur Serkan . Bak eğer ... " lafını bitirmeden, Serkan konuştu;
"Sana herşeyi anlatacağım dedim. Sen sadece dediğimi yap. Bir süre buralarda olmayacağım haberin olsun. Soran olursa benden haberin yok anlaştık mı ?" dediğinde.
Karahan;
"Tamam ulan tamam!" dedi.
"Ha bir de..." dedi Serkan;
"Mesaja, 'Banka hesabındaki parayla kendine yeni bir hayat kur.' yaz."
"Emredersiniz paşam , var mıydı başka bir isteğiniz?" diye alayla geriye yaslandı Karahan.
"Yok canım sağ ol bu iyiliğini unutmayacağım, sen de unutma soran olursa benden haberin yok." deyip kapattı telefonu Serkan.
"Alo Serkan, ALO!" dese de telefon çoktan kapanmıştı. Karahan elindeki telefonu yan koltuğa attı, motoru çalıştırıp, el frenini indirdi.
"Ne halt yediysen, umarım başın belaya girmez Serkan ." dedi kendi kendine. Aracını hızla sürüp Serkan'ın dükkanının yakınına park ettiğinde. Ara sokaktan geçip bir kaç esnafa selam verdikten sonra dükkana girdi. Dükkanda ki çırak ;
"Ooo, Karahan abi hoş geldin." dedi.
"Hoş buldum Ali." diyerek omuzuna dokundu Ali'nin.
"Abi çay, kahve ne içersin?" diye sordu Ali.
"Sağ ol koçum, acelem var." dediğinde içeri müşteri girdi.
Ali müşteriyle ilgilenirken Karahan arka taraftaki Serkan'ın odasına girip kapıyı arkadan kilitledi. Kasanın olduğu dolabı açtı önce. Diz çöküp, önünde durduğunda;
"Neydi şimdi bunun şifresi?." diye düşünmeye başladı.
"Hah .. Doğru ya ." dedi. "1990" . Kasanın click sesiyle kolunu çevirip, açtı. Tomar tomar paket lastiğiyle bağlanmış paraların her birinin üzerinde toplamlarının yazılmış halde olduğunu görünce.
"İlk defa aklını kullanmış." dedi. Her bir balya elli bin liraydı. Kasanın üst rafında duran kadife torbayı alıp, içine saydığı on balyayı koydu. Önce kasayı ardından dolabı kapatıp, kilitlediği kapıyı açtı. Elinde kadife torbayla, hala müşterilerle ilgilenen Ali'in arkasından geçip, duraksamadan,
"Görüşürüz." diyerek dükkandan çıktı. Arabasına vardığında saat üçü geçiyordu. Bir an önce bankaya gitmeli Serkan'ın gönderdiği hesaba havaleyi yapmalıydı. Aklı yalnız bıraktığı kızdaydı , eve de geç kalmıştı. Hızla bankaya sürdü. Para torbasıyla içeri girdiğinde , çalışanlar Karahan'ı ayakta karşıladılar. Sürekli çalıştığı banka olduğundan gayet iyi tanıyorlardı onu. Birde Karahan Hozankaya'yı tanımayan yoktu zaten.
"Karhan Bey hoş geldiniz." dedi güler yüzlü bir çalışan .
"Teşekkürler." deyip direkt konuya girdi.
"Bir hesaba para yatırmam gerekiyor. İvedi olursa sevinirim." derken bir yandan da sandalyeyi çekip oturdu. Masanın diğer tarafında ki çalışan,
"Tabiki , nakit mi olacak havale mi? " dedi.
Karahan elindeki torbayı masanın üzerine bırakıp;
"Nakit." diye cevapladı. Kadın bir kağıt uzatıp doldurmasını rica etti. O sırada da para sayma makinesine yerleştirdiği banknotları hızlıca saymaya başladı. Gönderenin yani kendi bilgilerini yazdıktan sonra alıcı bilgileri için Serkan'ın gönderdiği mesaja baktı. Telefonda yazan bilgileri de tamamladığında , kalemi kağıdın üzerin koyup , kadına doğru ittirdi. Kadın teyit etmek amaçlı İbanı okurken Karahan da telefondan kontrol diyordu.
"Son olarak." dedi çalışan ;
"Neslişah Gündoğan. Adına olduğunu doğruluyor musunuz?"
"Evet." diye cevap verdi .
"Bir de .." deyip kadına baktı. "Açıklama kısmına cep harçlığı yazın lütfen." Kadın ekrandaki bakışlarını Karahan'a çevirdi. Bu kadar yüklü cep harçlığı mı olur dercesine bakıyordu. Karahan kaşlarını kaldırıp susarak gayet net bir cevap vermişti bile . Seni ilgilendirmez gibisinden. Para sayılıp, havale işlemi gerçekleştikten sonra teşekkür edip makbuzunu aldı ve bankadan çıktı genç adam. Koşar adım aracına bindiğinde saat neredeyse dört olmuştu bile. Gaza yüklenip çok sürmeden evin sokağına girdiğinde , önünde duran arabaları fark etti. Yaklaştığında plaka çarptı gözüne . 50ZMRT50 . Derin bir nefes alarak, sert bir şekilde el frenini çekip araçtan indi.
Evin ahşap kapısından girdiğinde; Büyük amcasının kızı olan, Zümrüt halasının avludaki masada kahve içtiğini gördü. Başını kaldırıp, üst katta ki odasının kapısına baktı. Zümrüt halasının Ayça'yı görmemiş olmasını diledi. Kızın numarası da yoktu kendinde. Kadın ayağa kalkıp kollarını iki yana açtı . "Karahan oğlum. Halana hoş gedin yok mu?" dedi.
Karahan, sert adımlarla Zümrüt kadının yanına yaklaştı.
"Hoş geldin." dedi.
Zümrüt Karahan'a sarılıp geri çekildiğinde mutfaktan çıkan Hüsne ablasını gördü.
Hüsne, Karahan'ın bakışlarından ne demek istediğini anlamışçasına usulca gözlerini kapatıp açtı.
Dudaklarını oynatarak ses çıkarmadan "Merak etme." dedi. Hüsne de biliyordu Zümrüt Kadının huyunu. O en ufak bir şeyi büyük bir olaya çevirmesiyle bilinirdi. Ancak hiç kimsenin bilmediği bir şey daha vardı. Zamanında Beşir'in karısını öldürüp , bebeğini çöpe atmış olduğu.
Zümrüt arkasında dünya kadar korumasıyla gelmişti. Büyük ahşap kapı ardına kadar açıldığında; içeri Halil Ağa girdi. Zümrüt gülümseyerek adımlarını o yöne çevirdi.
"Ağa amca . Hoş geldin ." deyip elini öptü. Karahan dedesinin bugün gittiği yerden dönmeyeceğini biliyordu. Belli ki Zümrüt halası habersiz bir şekilde çıkagelmişti. Dedesinin ardından , içeri babası ve annesi de girince, emin olmuştu artık kimsenin haberi olmadığından. Çünkü avluda yalnızca Zümrüt'ün yüzü gülüyordu. En son on yıl önce görmüştü onu. Zaten ters konuşmalarından dolayı pek sevmezdi Zümrüt halasını.
Hep birlikte avludaki masaya yürüdüklerini görünce, Hüsne ablasının kulağına eğilip;
"Abla idare et . Hemen geliyorum." diyerek merdivenleri ikişer üçer tırmandı ve odasının kapısını açıp içeri daldı. Sessizlik hakimdi içeriye. Yatak odasına adımladı. başını uzatıp baktığında yatak örtüsü toplanmış , Ayça ortalıkta görünmüyordu. Banyo kapısının açık olduğunu görüp seslendi. Ancak hiç bir cevap alamadı. Girip baktığındaysa tüm örtüler kirli sepetinde , içerideyse kız yoktu. Hüsne ablasının demek istediği şey sanırım kızın gitmiş olduğuydu. Başını sallayıp odadan çıkacağı sırada , Kapısı çalındı. Açtığında karşısında Mehmet duruyordu. "Karahan Bey." dedi Mehmet.
"Sizinle gelen hanımefendi , siz çıktıktan bir süre sonra çıktı. Ben durdurmak istedim fakat Hüsne abla müsade etmedi. Şimdi ablanın yanından geliyorum. Zümrüt Hanım'ın geleceğinden haberi varmış size söylememi kendisi istedi ." dedi.
"Tamam Mehmet sorun yok." diye cevap verdi Karahan. Mehmet eli önünde bağlı bir şekilde aşağı inerken, Karahan Hüsne ablasının neden böyle bir şey yaptığını anlamıştı.
Aşağıya indiğinde avluda kimse yoktu. Mutfağa girip kendine bir bardak su doldurup içti. Tezgaha yaslandığında mutfak kapısında içeri Hüsne Sultan girdi. Çocukluğundan beri hep aralarında faklı bir bağ vardı. Evin baş yardımcısı Hüsne hiç evlenmediği için çocuğu da yoktu. Ondan ötürümü bilinmez, Karahan'ı evladı gibi severdi. Genç adam elindeki bardağı tezgaha bırakıp , bir buçuk metre olan kadının omzuna kolunu attı.
"Hüsne Sultan." diyerek yanağından makas aldı. Hüsne kadın gerdan kırıp ocağın üstündeki pilavın kapağını açıp karıştırmaya koyuldu.
"Abla. Sahi nereden haberin oldu Zümrüt halanın geleceğinden?" Kadın yılların verdiği öz güvenle,
"Oğlum, benim her yerde gözüm, kulağım var bilmez misin sen. Şehirde plakasını tanımayan mı var o cadalozun." derken gülümsedi. Karahan da gülerken masanın üzerindeki tatlı kutusunu işaret ederek;
"Tabi canım .." diye kutuyu açıp içinden bir dilim baklavayı ağzına attı. Hüsne Sultan yandan Karahan'a bir bakış atıp;
"Yeme şunları aç karnına. Sonra yemek yiyemiyorsun." Karahan bir dilim daha gömdükten sonra ağzında baklavayla;
"Bökör amca söylödö dömö." deyince Hüsne kahkaha attı.
"Her şeyi de anlamayı ver oğlum. Seninde gözünden hiç bir şey kaçmıyor." derken Karahan'ın önündeki baklava kutusunu kapatıp çekmeceye koydu. Baklavalar Tatlıcı Bekir'den di. Zümrüt gelirken almıştı. Belli ki Bekir Bey, Hüsne'yi arayıp 'Sizin deli geliyor' demişti.
...
Akşam yemeği için konağın salonundaki büyük masa donatılmaya başlanmıştı. Karahan haftaya işinin başına İstanbul'daki şirkete dönmeyi düşünüyordu. Her ne kadar dedesi gitmesini istemede , orada kurduğu düzeni , sözleşmeleri, ihaleleri, arkadaşları vardı. Babasıyla konuşmak için çalışma odasının yolunu tuttu. Koridordan geçip kapının önünde durduğunda içeriden gelen sesleri duydu. Dedesinin sert sesi ortamın gerginliğinin yansımasıydı. Tam arkasını dönüp gideceği sırada ,Zümrüt halasının ; "Hadi ben öldü sandım yıllarca, Peki ya senin yaptığın ne amca." diye tısladığını duydu. Olduğu yerde çakılı kalmıştı Karahan. Neden söz ediliyordu içeride. Kim ölmüştü, dedesi ne yapmıştı da Zümrüt bu kadar sinirlenmişti. Kapının ardından gelen konuşmalara kulak kesildi. Dedesi;
"Senin yediğin halt. Eğer yeğenim olmasaydın seni o gün öldürürdüm. Poyrazlarla bizi düşman edecektin." dediğinde kapının ardındaki sesler git gide anlaşımlaz oluyordu. Karahan konuştukları şeyin ne olduğunu bilmek istiyordu. Kapıya yaklaşıp kulağını açtı. Zümrüt;
"Amca bana ne yaptıklarını sende biliyorsun. Herkes nişan bozulduğu için arkamdan kötü konuşmaya başlamıştı. Evli bir adamın yuvasını bile yıktığım yalanı döndü bütün köyde. Ne yapacaktım yanlarına mı kalacaktı." Karahan'ın gözleri büyüdü nişanı attığı kişi Beşir Poyraz 'dı. Dedesi;
"Kes sesini seni buraya yediğin haltın sorumluluğunu al diye çağırdım. O gün Beşir'in karısını öldürüp karnında ki masumu da çöpe atıp insanlık dışı birşey yaptın zaten. Eğer ben olmasaydım Beşir hepimizi öldürürdü. Koskoca Beşir Poyraz'a kafayı yedirttin sen! Mecbur kaldım. Bir kaç gün bakmaları için vermiştim bebeği o kadınla adama ." Dediği an Karahan dayanamayıp odaya daldı ve ardından kapıyı sert bir şekilde kapattı. Çünkü Beşir'in karısının kara çarşaflı bir ebe tarafından öldürülüp, bebeğinin kaçırıldığını annesi Hüsne ablasıyla konuşurken duymuştu. Ama şimdi farkına vardığı şey daha korkunçtu. Tüm bunları yapan, karşısında oturan Dedesinin öz yeğeni, babasının amcasının kızı, kendisininde yıllardır hala dediği kadın Zümrüt'tü ...