"PARADOX"

3369 Words
Karahan duyduğu cümleden sonra sessiz kaldı Biraz geri çekilmek istedi, uykusunda konuştuğunu sanarken, uzanıp pikenin ucunu kavradı. Kızın üzerini örtüp odadan çıkmaktı niyeti. Ama Neslişah kıpırdamadan önüne uzanan eli tuttup tekrar konuştu; "Lütfen gitme.." Genç adam olduğu yerde kaldı. Parmakları birbirine dolanmış, kız elini sıkıca tutuyordu. Yavaşça yatağa yerleşip arkasından sokuldu. Neslişah arkasına uzanan adamın elini bırakmadan biraz daha yerleşti kucağına . Az önce gözlerini kapatmış olması uykusunun geldiğinden değildi, heyecandan düşünebilmek için kendisine bir anlık boşluk yaratmaktı amacı. İstediği gibi de olmuştu. Hatta kapının çalması kendisine biraz daha fazla zaman kazandırmıştı. Karahan elini bırakmayan kızın beline sardı kolunu. Kucağına sokulmuş olması , az önce yaşadıklarından sonra hızla tekrar sertleşmesine neden olmuştu bile. Neslişah kıpırdandı, Karahan gözlerini sıkıca kapattı. Kucağındaki kızın kalçalarının yerleştiği yer, aklından bağımsız olan organını uyarıyordu. Ne olacaktı şimdi? Geri mi çekilmeliydi, akışına mı bırakmalıydı hiç bir fikri yoktu. Kan akışı hızlanmış, bedeni içten içe yanmaya başlamıştı bile. Neslişah örtünün altında arkasında hissettiği sertlikle tüm cesaretini topladı. Bu ana kadar gelmiş olması bile gayet cesur olduğunun kanıtıydı. Ama kendini kime kanıtlamaya çalışıyordu ki. Adamın sıcak bedini çıplak sırtını ısıtmış , beline doladığı kolunun parmakları karnını okşuyordu. Karahan farkında bile değildi. Neslişah yavaşça Karahan'ın elini tutup aşağılara doğru kaydırdı. En hassas noktasının üzerine bıraktığı anda Karahan'ın sabrı tükenmiş artık aklıyla düşünmüyordu. Parmaklarını kucağındaki kızın kadınlığına bastırdı. Nesli'nin bedeni, genç adamın göğüne daha çok dayanmıştı . Karahan dudaklarını kızın omzuna değdirdi. Ardından küçük öpücüklerle boynuna inerek, diğer kolunu başının altından geçirip göğsünü tamamen kilitleyerek, elini omzuna sabitledi. Nesli kadınlığını okşayan elin verdiği zevkle gözlerini kapatıp köprücük kemiğinde sıkıca duran kollara iki eliyle tutundu. Karahan, parmaklarına akan kaygan sıvıdan kollarındaki kızın hazır olduğunu düşünmüştü . Oysaki bu işte bir terslik vardı, ıslaklık çok fazlaydı. Elini çekip örtünün altından çıkardı ve gözlerinin önünde havaya kaldırdı. Neslişah neden durduğunu merak edip gözlerini açtığı an, Karahan'ın parmaklarındaki kanı gördü. Çok utanmıştı. Karahan; "Bu kan .." dedi. Ama Neslişah'ın unuttuğu bir şey vardı . Bu sıralar regl dönemiydi. Gününün bu güne mi denk gelmesi gerekiyordu. Telaşlanmıştı aynı zamanda ne diyeceğini de bilmiyordu. Üzerindeki örtüyü topladı ve bedenine sarıp yataktan kalktı. Karahan'ın yüzüne bakamıyordu. Ne diyeceğini bile bilmiyordu. Ama genç adam, bir an şaşırsa da ne olduğunu anlamıştı. Karşısında bedenine sardığı örtüyle bakışlarını yere diken kızı daha fazla utandırmadan yataktan kalktı. Önce banyoya girip elini yıkadı, ardından odaya dönüp yerden kıyafetlerini alıp; "Sorun değil , utanılacak bir şey yapmadın , sonuçta kadınların doğasında olan bir şey bu ." Neslişah, Karahan'ın bu kadar anlayışlı olması karşısında bakışlarını ürkekçe ona çevirdi. Kıyafetlerini üzerine geçirmiş, Nesli'ye doğru yaklaştı. Parmaklarıyla yanağını okşadı ; "Temizlenip, üzerini giyin ihtiyacın olan şeyi getireceğim." deyip tebessüm etti. Kapıya doğru yürüyüp tekrar Neslişah'a baktı. Temiz kıyafetleri içeriden koltuğun üzerinden alıp ,yatak odasına döndüğünde ,banyoya girmek üzere olan kızla karşı karşıya geldiler. "Kıyafetlerini temizleyip getirdiler." dedi Karahan. Elindekileri gösterip. Neslişah sessizce; "Teşekkür ederim." dedi sadece. Kıyafetleri yatağın üzerine bırakırken, Neslişah'da banyoya girip kapıyı kapatmıştı. Böyle bir an da kanamış olması üstüne birde Karahan'ın anlayışla karşılaması yerin dibine girmesi için yeterde artardı. "Bir kere." dedi sessizce. "Bir kere hayatımın bana ait olduğunu hissetmek istemiştim." elinde sıkıca tuttuğu örtüyü bırakıp içinden çıktı. Yerden alıp kirli sepetine tepiştirdi. Bu talihsizlikten sonra burada kalamazdı. Hızla ılık suyla temizlendi. Havluya sarılıp lavabonun üzerinde duran peçeteden bir parça kopardı. Odaya döndü ve yatağın ortasında gördüğü kan lekesiyle elini alnına götürdü. Bugünden sonra genç adamın yüzüne bakabilir miydi bilmiyordu. Külotunu eline alıp, bacaklarından geçirdi. Kopardığı peçeteyi ortasına yerleştirip kenarlarından yukarı çekti. Ardından sütyenini ve elbisesini geçirdi üzerine. Elbisenin eteğini tuttuğunda sökülmüş olan kısmın onarıldığını fark etti. Zaman kaybetmeden buradan çıkmalıydı Çarşafı yataktan çekip çıkardı. Yerdeki havluyu da alıp diğerleri gibi banyodaki kirli sepetine bıraktı. İçerideki odaya döndüğünde etrafa göz gezdirdi. Pencereden baktığında hava hala bulutlu olsa da, yağmur durmuş gibiydi. Derin bir nefes alıp kenarda duran ayakkabılarını ayağına geçirdi. Masanın üzerinden çantasını alıp odanın kapısına yürüdü. Elini kulpuna atıp, yavaşça aralarken içinden umarım kimseyle karşılaşmam diye geçirdi. Başını uzatıp sağa sola baktı, ortalık sakin görünse de dikkatli olmalıydı. Şu an kimseyle konuşacak halde değildi. Odadan çıkıp yavaşça kapıyı çekti. Dikkatli ve sessizce merdivenlere doğru yürüyüp parmak uçlarında inerken , aşağıda birilerinin konuştunu duydu. Sesler geliyordu fakat kimse görünmüyordu. Evin büyük ahşap kapısına baktı, etrafı süzdükten sonra hızla o kapıdan çıkmak için hamle yaptı. Avluda koşup ahşap kapıya ulaştığında rahatlamış gibiydi Neslişah. Kedisini dışarı atıp, derin bir nefes verdiğinde ,evin önüne doğru yaklaşan arazi araçlarını gördü. Arkasını dönüp çantasını sıkıca kavradı ve sokağın sonuna kadar yüksek duvarların kenarından arkasına akmadan ilerledi. Köşeyi döndüğü anda rahat bir nefes almıştı. Koşar adım oturdukları evin sokağına girdiğinde nefes nefese kalmıştı. Kapının önündeki polis arabalarını gördüğünde gözleri kocaman açıldı. Önce abisinin olayı için geldiklerini düşündü, ama biraz daha yaklaştığında içeriden babasının "Ben bir şey yapmadım." dediğini duyunca hızla avluya attı kendini. Polisler babasının başında, kollarını arkasından kelepçelemişler, yere diz çöktürmüşlerdi. "Baba!" dedi Nelişah. Münir başını kaldırıp Neslişah'ın gözlerinin içine baktı. Ve 'Yolun sonuna geldik.' der gibi başını salladığını gördü. Koşup babasının önünde durdu. Ancak polisler Münir'e zor kullanıp onu yerden yaka paça kaldırdılar. "Durun!" dedi Neslişah. Ellerini havaya kaldırıp. "Neler oluyor? Neden götürüyorsunuz babamı?" Polislerden biri; "Nesi oluyorsunuz?" dedi. "Kızıyım ." diyerek kaşlarını çattı Neslişah. Polis Nesli'nin önüne geçip, "Tülay Gündoğan. Alın bunuda." dediği an Neslişah neler olduğunu tahmin etmişti. Bir gün bunun olacağı belliydi diye geçirdi içinden. "Neslişah Gündoğan." dedi. Münir; "Bu küçük kızım , Tülay büyük kızım." diye polisleri durdurdu. Polis baba ve kıza bakıp ; "Kimlik göreyim." dedi. Neslişah elleri titrese de çantasındaki cüzdanından çıkardığı kimliğini polise doğru uzattı. Polis memuru tabletten kimlik numarasını girip sorgulama yaptıktan sonra kimliği tekrar Neslişah'a verdi. "Genç hanım." dedi orta yaşlı polis. "Organize İşler ve Dolandırıcılık Şubeden Baş komiser Harun Bilgiç ben . Aslında bilgi vermemem gerek fakat anlaşıldığı üzere sizin olan bitenden haberiniz yok. Siciliniz de temiz. Fakat aileniz hakkında otuz beşten fazla suç duyurusu var,,," Polis sözüne devam edeceği sırada Münir sert bir sesle başını kaldırdı; "Kanıtınız yok!." dedi. Polis memuru kaşlarını çatıp cevap vermeden tekrar Neslişah'a döndü; "Elimize dün ulaşan kanıtlardan sonra Cevriye Gündoğan, Münir Gündoğan ve Fersah Gündoğan, Tülay Gündoğan'ı tehdit ve zor kullanmayla, bir çok kişiyi evlilik vaadiyle dolandırma, kişileri hile ile aldatıp, maddi çıkarlar elde etme, ayrıca Fersah Gündoğan ve Cevriye Gündoğan'ın banka hesaplarında hiç bir ticari alım satım söz konusu olmadan haksız kazanılmış yüklü miktarda, usulsüz kara para aklamaları suçundan tutuklu yargılanacaklar. Cevriye Gündoğan ve Fersah Gündoğan'ı göz altına aldık. Ancak ablanız Tülay Gündoğan'ı bulamadık. Eğer yerini biliyor ve saklıyorsanız suçlulara yardım ve yataklıktan yargılanırsınız." dedi polis . Neslişah ablasını düşündü. Onun hiç bir suçu yoktu kendi gözünde. Tek suçu bu ailenin evladı olmaktı. Ablasını ele veremezdi. Başını sağa sola salladı. "Ablam nerede bilmiyorum . En son öğle vakti konuşmuştuk . Sonrasında nereye gitti hiç bir fikrim yok." dedi Neslişah. Diğer polisler evin içinden çıkarken, iki kişi de Münir'in kollarından tutmuş zorla arabaya bindiriyorlardı. Neslişah açıklama yapan memurun peşinden koşup; "Bir dakika." dedi. Memur Nesli'ye dönüp dinliyormuş gibi baktı. "Mehkeme ne zaman?" diye sordu titrek sesiyle. "Yarın sabah on da Nevşehir adliyesinde." diye cevap verdi polis ardından araçlarına binip gözden kayboldular. Neslişah elini kapının kirişine koydu. Dizleri titriyordu. Annesi, abisi ablası hatta abisi bile tamamıyla batmışlardı bu pisliğe. Şimdi ne olacaktı peki. Yapayalnız kalmıştı genç kız. Gözleri dolmuş ablasına bir şekilde ulaşması gerekiyordu ama nasıl. Kapıdan girip ardından çarparcasına kapattı. Avluda yürüyüp eve girdi. Gözlerini etrafta gezindirdiğinde, polisler arama yaptıkları için her yerin alt üst olduğunu gördü. Gerçi umurunda değildi dağınıklık. Ailesindeki herkes tutuklanmış, bir başına kalmıştı bundan daha kötü ne olabilirdi ki. Odasına dönüp çantasını yatağın üzerine bıraktı. Kıyafetlerini çıkarıp temiz bir külot aldı, çekmeceden çıkardığı pedini yerleştirip titreyen bacaklarından geçirdi. Rastgele bir pijama ve tişört bulup giydi. Ne yapacağını, ne düşüneceğini bilemez olmuştu. İçinden çıkılmaz düşüncelerle kafası kadar dağınık olan etrafı toparlamaya çalıştı. 'Keşke' dedi. 'Kafamı toparlamakta bu kadar kolay olsaydı.' Akşam geç saatlere kadar evi toparlamakla uğraştı. En son ablasıyla kaldığı odaya girdiğinde; önce kıyafetleri dolaba yerleştirdi ardından çekmecelere yanaşıp içlerinde karma karışık olmuş eşyaları düzenlemeye koyuldu . Üçüncü çekmeceye geldiğinde; eline , daha önce görmediği bir defter geçti. Defterin içini açmadan önce, üzerine göz gezdirerek evirip çevirip baktı. Eski bir defterdi . Ama daha önce hiç görmediğine emindi. Açıp, yapraklarını baş parmağıyla hızlı bir şekilde çevirdi. Sayfalardaki gözüne takılan karakterler tanıdıktı. Ablası Tülay'ın yazısıydı bu . Merakına yenik düşmüştü Neslişah. Herhangi bir sayfayı açıp okumaya başladı. sayfanın sol üst köşesine tarih atılmıştı; "Tarih :01.05.1999" "Sevgili günlük, bugün kardeşim Fersah'la dün akşam pazardan topladığımız sebzelerden çok güzel bir yemek yaptık . Ama annem babamla kavga edip bizi bırakıp gitmeseydi belki daha lezzetli yemekler yiyebilirdik.Çok üzgünüm ama kardeşime belli edemem. Ona annemizin iyileşmek için gittiği yalanını söyledim. Üç gündür olduğu gibi bugünde uyumadan önce annemi sordu. Gelecek deyip kandırmak zorunda kaldım. İnşallah annem çabucak geri döner." Neslişah'ın gözleri dolmuştu. Demek annesi o tarihlerde babasıyla kavga edip evi terk etmişti. Ne zor olmuştur o yaşta bir çocuğun sorumluluk alması. Babam neredeydi acaba diye düşündü. Dokuz yaşında bir kız çocuğu ve yedi yaşında bir oğlan çocuğu pazardan artıkları toplayıp kendilerine yemek yapmışlardı. Çokta şaşırmamıştı anne babasının sorumsuz oluşuna üzüldüğü şey ablası ve abisinin çocuk halleriyle birbirlerine sığınmak zorunda kalışlarıydı. Sayfayı çevirdi tekrar okudukça içinde boğuluyordu bu eski defterin. "Tarih:10.05.1999" "Sevgili günlük , Sabahleyin uyanabilmek için kurduğum alarmın pili bittiği için okula geç kaldık. Hızlıca ekmek arası yapıp Fersah'ın beslenmesine koydum. Okula yetişmek için elinden tutup koştururken, ayağım taşa takıldı . Düştüğümde, canım o kadar çok yandı ki içimden alamak geçse de ağlayamadım. Çünkü ben ablayım ablalar kardeşlerinin yanında ağlamazlar. Kalkıp yola devam ettim. Okula vardığımızda çoktan derse başlamış olsalar da, özür dileyip kardeşimi sınıfına bıraktım. Koşarak kendi sınıfımın önüne geldiğimde öğretmenimin daha sınıfa girmediğini fark ettim. Çok rahatlamıştım, çünkü öğretmenimiz geç kalanları zil çalana kadar tek ayak üzerinde tahtada bekletiyordu. Sınıfa girdiğimde herkes bana baktı. geçip sırama otururken arkadaşlarım benimle dalga geçtiler. Geç kaldığım için saçlarımı taramayı unutmuştum. Olsun hiç birinin söylediği canımı sıkmadı. Arkamda oturan Serkan teneffüste bana tarak verip hiç bir şey demeden kaçtı. Onun ailesi çok zengin, her gün okula arabayla geliyor. Kaçmasının sebebi belki de benim gibi biriyle arkadaşlık etmek istememesidir. Öyle olsa bile neden tarak verdiğini anlamadım. İkinci derse saçlarımı tarayıp örerek girdiğimde bu defa kimse bana gülmedi. Serkan'ın tarağını kimse görmeden geri verdim. Teşekkür etmeyi unutmadım." Serkan mı? isim benzerliğidir diye düşündü Neslişah . Ablasının yazdıkları bir çocuğun, bugün top oynadım, bugün gezmeye gittik gibi şeyler değildi . Tülay bu defteri kimseye anlatamadıklarıyla doldurmuştu sanki. "Tarih:17.06.1999" "Sevgili günlük, bugün karne günüydü. Kardeşimle sabahleyin erkenden uyanıp hazırlandık. Bir kaç defa anneme seslendim ama uyanmadı. Uzun süre seslendiğimde kızacağından korktum. Çünkü annem sinirlendiği zaman çok bağırıyor. Biz evden çıkarken babam eve yeni dönüyordu. Kapıyı açtığımda birden içeri ayaklarımızın önüne düştü. Yerde emekleyerek içeri doğru girdi. Babam bazı zamanlar eve bu şekilde geliyor. Kardeşimin elinden tutup okula vardığımızda herkes sıra oluyordu. Heyecanlıydım, çünkü öğretmenimiz karnesinin hepsi beş olanlara hediye vereceğini söylemişti. Sırayla sınıflarımıza girdiğimizde; herkes yerlerine geçip oturdu. Öğretmenimiz yaz tatilinde neler yapmamız gerektiğini anlattıktan sonra sırayla isimlerimizi okumaya başladı. Her karnesini alanın yüzü düşüp yerine otururken sıra bana gelmişti. Tahtaya çıkarken öğretmen masanın yanına koyduğu poşeti çıkardı. Çok heyecanlanmıştım. Karnemi bana vermeden önce eğilip sarıldı. "Aferim Tülay" dedi. Hepsi beş. Diğer elindeki poşeti uzattığında ağzım kulaklarıma varıyordu. Yerime oturup poşetteki kutuyu çıkardım. Öğretmenim bana et bebek almıştı. Bugün o yüzden çok mutluyum. Daha önce hiç bebeğim olmamıştı." "Neler yaşamışsın sen abla." diye fısıldadı Neslişah günlüğün sayfalarını okşarken. Okudukça akan göz yaşlarını sildi elinin tersiyle. "Tarih:09.07.1999" "Sevgili günlük, bugün benim doğum günüm. Ne annem doğum günümü kutladı , ne de babam. İkisi de kendi telaşların da. Kardeşim evin önünde bisiklete binen çocukları görünce çok ağladı. Ne zamandır babamdan bisiklet istiyor . Babam her seferin de tamam dese de almadı. Belki de parası yetmiyordur. Mahallede bisiklete binen çocukların peşinden koşturup durdu Fersah . En sonunda yorulup kapının önüne yanıma oturdu. Ben elimdeki bebeğimle oynarken önümüzde bisiklet durdu. Başımı kaldırıp baktığımda bizim sınıftaki Serkan dı. Bisikletinden inip Fersah'a verdi sürmesi için. Fersah'ın yüzünde güller açtı. Serkan bizim gibi olmasa da diğer çocuklar gibi de değil. O çok iyi kalpli." Bir kaç sayfa daha çevirdi Neslişah ablası her gün olmasa da en etkilendiği anılarını yazmış olmalıydı. Çevirdi,, çevirdi,, çevirdi,, tüm sayfaları okumuştu neredeyse. Çevirdiği sayfanın birinin arkasındaki tek bir yaprak yırtılmıştı. Ama o sayfadan sonraki tarih; "Tarih:08.06.2000" "Sevgili günlük, bugün annemin bana veriği bebeğin adını koydum. Üç gündür çok düşündüm ama koyacak bir isim bulamamıştım. Okuldayken arkadaşım Serkan'la konuştuk. Ona bir kız kardeşin olsa adının ne olmasını isterdin diye sorduğumda hiç düşünmeden Neslişah olsun isterdim dedi. Okuldan eve dönene kadar düşündüm. Neslişah ne anlama geliyordu hiç bilmiyordum. Ama kısaltmak istediğimde ona Nesli diyebilirdim. Eve geldiğimde bebek çok ağlıyordu, annem nerede bilmiyordum. Koşa koşa eve girdim ve ağlamaktan kızardığını gördüm. Daha çok küçük olduğu için kucağıma almaktan korksam da mecbur kaldım. Bebeği kucağıma alıp sessizce Neslişah diye seslenince bir den sustu. Demek ismini sevmişti. Serkan doğru bir isim söylemişti . Bebeğin ismini Neslişah koydum. Annemin gösterdiği gibi mama yapıp biberonuna koydum, karnını doyurup altını değiştirdim. Zavallı bebek kim bilir ailesi nerede şimdi." Neslişah donup kalmıştı bu sayfayı okuduğunda. Önce inanmak istemedi. Neslişah isim benzerliği falandır dedi. Ama tarih doğum tarihinden üç gün sonrayı gösteriyordu. Ablası da tuttuğu günlüğe üç gündür çok düşündüm yazmıştı. Yani Nesli'nin doğum tarihinden beri. Bir önce ki sayfaya baktı Neslişan , ama o sayfada tarih:01.06.2000'di. İki tarih arasında yedi gün vardı. İki sayfa arasındaysa yırtılan bir sayfa. Nefes alış verişleri hızlandı Neslişah'ın . Sayfaları hızla çevirdi, Ama yoktu Sadece o sayfada adı geçiyordu. Aklını kurcalayan yırtık sayfaydı, neden yırtılmıştı o sayfa ? O sayfada ne yazıyordu? Okudu , okudu, okudu... Son sayfaya geldiğinde; "Tarih:09.07.2005" "Bu defterin son sayfasındayım. Bugün benim doğum günüm. On beş yaşımdayım artık . Her sene olduğu gibi ailem yine doğum günümü hatırlamadı. Olsun hiç problem değil. Bana sormuş olsalardı doğmamayı yeğlerdim. Lise ye devam edeceğimden bile emin değilim. İkinci sınıfa geçtim ama bu gidişle şehir değiştirirken yolda ölecekmişim gibi geliyor. Annem yine ne yaptı acaba. Yine kimin yuvasını yıktı. Böyle bir ailenin kızı olduğum için kendimden utanıyorum. Bugün kapıya gelen postada adım yazıyordu. Doğum günümü hatırlayan tek kişiden Serkan’dan . Keşke Nevşehir'den ayrılırken evden kaçsaydım. Ama yapamazdım. Neslişah ve Fersah ne olacak. Onları annemin ve sorumsuz babamın vicdanına bırakamam. Yaşadığım onca şeyden haberi olan tek kişi Serkan. Her gittiğim yerden ona yazdım. Dertleştim. İçimi döktüm. Çünkü beni anlayan tek kişi o. Destek olan gerçek beni bilen tek insan. Ne kadar uzakta olsa da bir gün ona döneceğime inanan tek kişi..." Neslişah artık emin olmuştu. Serkan ablasının çocukluk arkadaşıydı. Ama nasıl olurda ilk defa tanışıyormuş gibi yapabilirlerdi ki. Neslişah oturduğu yerden başını geri atarak yatağın kenarına yaslanıp tavana baktı. Gözünün önünden Serkan ve ablasının o halleri geçti. "Tabi ya." dedi kendi kendine "Ablam bu zamana kadar değil birinin yanında kalmak, elini tutmamış yüzüne dahi gülmemişti kimsenin. " Serkan'ın ona nasıl baktığını görmüştü . Bu iş bittikten sonra buradan birlikte gideceğiz demişti Neslişah'a. Nasıl anlamazdı. O Serkan kesinlikle günlüğünde bahsettiği Serkan'dı. Birde annesi adama saf, salak demişti . Sonra birden yırtılan sayfa geldi aklına. Ama artık son sayfayıda okumuştu. Belki atılmıştı, belki de yakılmıştı. Parmağı alışkanlıkla son sayfayı da çevirdi ve defteri kapattı. Gözüne bir şey takıldı , son sayfayı geri açtığında ciltlenmiş defterin en arkasında kapağına ters yapıştırılmış bir kağıt parçası vardı. Yavaşça kenardaki bantları sökmeye uğraştı çok eski olduğundan biraz deforme olsa da başarmıştı. Beyaz kağıdın arka yüzünü çevirdiğinde gözlerine inanamadı. Defterin koparılıp yırtılan sayfası beyaz kağıdın üzerinde tekrar bir araya getirilmişti. Sanki ablası bir gün bu defterin Neslişah'ın eline geçeceğini bile bile yazmıştı tüm olanları. Ve o koparılan sayfayı da tekrar bir araya getirip defterin kapağına gizlemişti. Neslişah kağıdı yüzüne yaklaştırdı. Her şeyin dönüm noktası olan o gün bugün dü. "Tarih:05.06.2000" "Sevgili günlük, bugün okuldan döndüğümde annem ve babam kendi aralarında gizli gizli bir şeyler konuşuyorlardı. Fersah koşarak içeri girip her zaman ki gibi üzerini çıkarmadan televizyonun başına oturdu. Yine annemin gitmesinden korkuyordum. En azından o evdeyken akşamları yemek yapıyordu. Sırf yine babama sinirlenip bize kızmasın diye önlüğümü çıkarmadan mutfağa girip dolabı açtım. Evimizin mutfağı ve tuvaleti bahçede olduğundan dış kapıyı görebiliyordum. Makarna yapmak için tencereye su doldurup ocağın üzerine koyup altını yaktım. Birden dış kapının çalınma sesini duydum . Kırılacak gibi çalıyordu. Korkmuştum. Daha önce bir kaç adam gelip evimizin altını üstüne getirmişlerdi. Önce babam koşarak çıktı içeriden arkasından da annem . Ben olan biteni mutfaktan izlerken, babam kapıyı açtı kafasında şapka olan yüzü görünmeyen bir adam önce annemin önüne siyah bir çanta attı, annem eğilip çantayı açtığında elini içine sokup avucuna sığmayan bir tomar para çıkarıp geri yerine koydu ve çantayı kapattı. Ardından adam siyah bir çarşaf verdi kucağına . Annem kucağındaki çarşaf ve elindeki çantayla içeri doğru koşturdu. Merak edip sessizce peşinden gittim. Odasının kapısında durduğumda içeriden bir kedi sesi geliyordu. Sert bir şekilde odanın kapısını açtı annem. Gözlerim yatağının üzerindeki çarşafa kaydı hareket ediyordu. Dikkatle baktığımda minik yumruk olmuş bir el gördüm. Annem kolumdan tutup elindeki biberon ve bir poşetle beni mutfağa götürdü. Beni iyi izle dedi. poşetten çıkardığı sütü ve tozu tezgahın üzerine bıraktı. Çaydanlıktaki suyu ısıtıp biberona önce süt ardından tozdan iki kaşık koydu . Daha sonra ısıttığı suyu da koyup iyice çalkaladı. Gel benimle dedi. Sessizce annemi takip ettim odasına girdiğimizde , yatağın üzerindeki çarşafı tamamen açtı. Çıplak bir bebek vardı ve hiç durmadan ağlıyordu. Göbek deliğinde kabloya benzer tuhaf bir şey vardı. Elindeki biberonu bebeğin ağzına götürdüğünde mırıldanarak içti. Çok acıkmıştı belli ki. Bundan sonra ona sen bakacaksın Tülay . Mamasını sen yapacaksın, altını sen temizleyeceksin, üzerini sen değiştireceksin dedi. Ben daha on yaşındayım bu kadar küçük bir bebeğe nasıl bakabilirim ki diyemedim anneme. Kolumu canımı acıtarak tuttu. Sakın, bu çocuktan kimseye bahsetme soran olursa senin kardeşin onu ben doğurdum tamam mı. Eğer başkası getirdi dersen hepimiz ölürüz dedi. Çok korkmuştum. Annem odadan çıktığında bebek çoktan uyumuştu. Yerdeki siyah çantayı yavaşça açıp içine baktım. ağzında kadar parayla doluydu. hemen kapattım. Annem bana hiç bebek almamıştı . Ama şimdi gerçek bir bebekle evcilik oynamamı mı istiyordu." Neslişah'ın nutku tutulmuş nefesi kesilmişti. Ailesi sandığı insanların hiç biri de kendi kanından değildi. Yalan bir hayatın için gerçek olmayan bir kimlikle yaşıyordu. Yirmi bir yaşına kadar bir kere bile böyle bir şey düşünmemişti. Ama şimdi hayatının bir paradoxtan ibaret olduğunu düşünüyordu. Gözlerinden yaşlar süzülürken işte şimdi yalnızlığın en dibine çekildiğinin farkındaydı. O sırada telefonuna bir bildirim düştü.. "Banka hesabındaki parayla kendine yeni bir hayat kur."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD