"HATALARIN FARKINA VARMAK"

2114 Words
Karahan yaptığının farkındaydı. Ama bunu bir hata olarak değilde, ders olarak görüyordu kendince. Çünkü hatırladığı şey, aslında tam net olmasa da Neslişah'a olan tavrının asıl nedeniydi. Onu kendi hafızasında kalan yarım yamalak parçaları birleştirerek yaftalamıştı. Kıza dair hatırladığı şeyler Nevşehir'de tanışmış oldukları, ailesinin bir çok kişiyi dolandırdığı ve Neslişah'ın hesabına gönderdiği o beş yüz bin lira. Halit'i alıp evden çıktıklarından beri düşünüyordu. Neslişah'ın yüzünü ilk gördüğü andan itibaren tanımıştı ama unuttuğu bir çok şey vardı. En önemlisi de dedesinin Neslişah'ı yeğeninin başına bir iş gelmesin diye o ailenin içine attığı. Karahan oraya tekrar döndüğünde ki asıl niyeti bu değildi. Fazlasıyla içmişti ve Mehmet ile Tarık'ın uyuduğunu görünce onları uyandırmamak için hem cüzdanını aramaya hemde hava almaya diye çıkmıştı dışarı. Fakat ayakları onu nedenini bilmediği bir şekilde Neslişah'ın evinin terasına getirmişti. Kızın peşinden terasa çıktığını fark edince yanına yaklaşmış, dayanamayıp dudaklarına kapanmıştı. Nefesleri birbirlerine karışırken hatırlamıştı en son konağa gelip kendisiyle seviştiğini. Devamında ne olduğunu hatırlamasa da , Çok emindi kızın altına yattığına ve bunu da o parayı almak uğrana yaptığını düşünmüş olması tüm olayın gidişatını değiştirmişti. Neslişah'ı koltuğa taşıyıp parmaklarıyla kadınlığını zorladığında , altındaki kızın istememesi kafasını karıştırsa da yapmıştı bir kere. Zaten o da bunu istiyor diye düşünmüştü. İtirazlarına aldırış etmemiş, bir de üstüne 'sikilmek istemiyor muydun' demişti. Şimdi geceden kalmışlıkla yatağında yüzü koyun uzanırken odasının kapısı çalındı genç adamın; "Karahan saat on ikiye geliyor hadi kalk şirkete gitmemiz gerek." Karahan gözlerini açıp kapının ardından sesi duyulan Tarık'a cevap verdi; "Tamam." Derin bir nefes alıp yataktan doğrulurken, üstünde hala gecenin hantallığı vardı. Ayağa kalkmasıya başına saplanan ağrı dengesini kaybetmesine neden oldu. Baş ucunda duran çekmeceyi açıp, ilaç kutusunu aldı. Fakat kutuyu tam açacağı sırada elindeki kurumuş kanı gördü. Gözlerini sıkıca kapadı Karahan, gece yaptığı her şey film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden. Ancak tüm bu olanların arasında hafızasındaki boşluklarda dolmaya başlamıştı. Önce Neslişah'ın Peri Bacaları'ndaki salıcağa bindiği an geldi aklına . Baş ağrısı daha da şiddetlenmişti. Ardından onu ilk gördüğünde köşede çarpıştıklarını anımsadı. Parça parçaydı ama hala bir sonuca varamıyordu sanki. Geriye doğru sendelediğinde yatağın kenarına çöküverdi, elindeki kutu yere düştü ve ilaçlar her yere saçıldı. Yer ayağının altından kayıyordu sanki. Derin derin nefes almaya başladı genç adam , kalbi her zamankinden daha hızlı atarken Neslişah'ın, Beşir amcasının kayalıklardan atladığını sanıp peşinden ağladığı işin aslını öğrendiğinde eve dönmek için yola koyuldukları ve aralarında olan yakınlaşma derken birden her şeyi hatırlamıştı. Kapıda kaldığı için onu alıp konağa götürdüğü, ona hijyenik ped almak için çıktığındaysa Serkan'ın arayıp kasadaki parasını Neslişah'ın hesabına göndermesini istediği hepsi gelmişti yeniden. Ve en önemlisi o akşam dedesi ve hala dediği Zümrüt'ün konuşmalarını duyması Neslişah'ın bu ikisi yüzünden o lanet aileye evlatlık verildiği. Başını hızla sağa sola salladı Karahan, bir an önce kalkıp Neslişah'la konuşmalıydı. Ama hangi yüzle. Gece yaptıkları karanlık gibi çökmüştü üzerine . Kendisini ortağıyla aldatıp terk eden nişanlısına bile bu denli bir şey yapmamıştı ki. Kendini tanıyamaz oldu bir anda ama ne olursa olsun gidip Neslişah'a bildiklerini söylemeliydi ve bu yalana bir son vermeliydi. Hızla kalkıp sendeleyerek banyoya yürüdü. Ellerini yıkadıkça akan kurumuş kan izleri lavaboda bir çizgi gibi süzülüyordu. Dişlerini sıkıp üst üste yıkadı. Soğuk suyu yüzüne çarptığında baş dönmesi biraz daha azalmıştı. Kaza yapmadan önce de Neslişah'a gittiğini hatırladı ve onu bulanın Mehmet olduğunu da. Apar topar gardıroptan aldığı bir tişört ve pantolonu geçirdi üzerine. Odasının kapısını açtığında duvara çarpıp alçısını düşürmüştü. Aldırış etmeden koşar adım merdivenlerden indi. Evin büyük salonunda avazı çıktığı kadar bağırdı. "MEHMEEEETT!!!!" Tam bir daha bağıracaktı bi Mehmet balkon kapısından içeri adım attı. Karahan yeri döven adımlarıyla Mehmet'e doğru öfkeli bir şekilde yürüdü ve ; "Neden !!!!? Neden söylemedin lan!!?" Mehmet hiç bir tepki vermeden Karahan'ın yüzüne değilde kulak hizanına bakıyordu. Çünkü neden bahsettiğini anlamıştı. "Cevap versene!" dedi genç adam tekrar yüksek bir sesle. Mehmet yavaşça bakışlarını Karahan'ın yüzüne çevirdi. O sırada ön kapıdan Tarık girdi içeri ve koşar adım; "Ne oluyor!?" diyerek yanlarında durdu. Ne Karahan ne de Mehmet bakışlarını birbirinden ayırmışlardı. Mehmet ağzını araladı. Ellerini arkasında birleştirip sırtını dikleştirdi. Ne de olsa eski bir istihbarat çalışanıydı ve kimse onun gizli kimliğini şimdiye kadar öğrenememişti. "Karahan Bey." dedi o sert ve korkutucu sesiyle. "Söylemedim çünkü korkunç bir kazaydı. Ağır ameliyatlar atlattınız. Hafızanızdaki boşlukları kendiniz doldurmalısınız. Doktorunuz hatırlamadığınız şeyleri size söylemememiz için bizi uyardı." dediği an Tarık lafa girdi; "Karahan! Kendine gel hatırladığın her bir anını tamamlamana yardımcı olmaya çalışıyoruz. Mehmet'in bir suçu yok! O söylememekle seni korumaya çalışmış." dedi. Ama genç adamın öfkesi hala dinmemişti. Dişlerini sıkarak Tarık'a döndü; "Nelere mal olduğunu bir bilseniz!" dediği gibi dönüp kapıya doğru yürümeye başladı. Askıda duran arabanın anahtarlarını sinirle aldığında peşinden gelen ayak seslerini umursamıyordu bile. Koşup arabaya atladı ve motoru çalıştırdı. Gaza yüklediğinde arkasından koşan Tarık ve Mehmet'i toz bulutu içinde bırakmıştı. Tek bir şeye odaklanmıştı, Neslişah'ın yanına gidip tüm hatırladıklarını tek tek anlatmak ve yapabilirse özür dilemekti. Tabi genç kız onu dinlemeye ikna olursa... Aracını son hız sürerken zaten bulutlu olan gökyüzü çatırdamaya başladı. Çok geçmeden ön cama damlayan yağmur damlaları hızlanmaya , süratli olan araca mermi gibi çarpmaya başlamıştı. Cadde de yanından oldukça hızlı geçen araç üç şeritli yolda hatalı sollama yaparak önüne geçti. Bir kaç aracında öndeki aracı takip ettiğini fark etti. Trafiği birbirine katan siyah Mercedes'i umursayacak vakti yoktu. Önceliği Neslişah'a ulaşabilmekti. Çok sürmeden kızın oturduğu apartmanın önüne geldiğinde motoru durdurmadan sağ kapı hızla açıldı. "SÜR ÇABUK!" Kaşlarını çatıp adamın yüzüne odaklandı. Birine benzetiyordu fakat çıkaramamıştı. Yan koltuğa oturan adam baştan aşağı siyah giyinmişti. Kaşında küçük bir çizik vardı ve akan kan kurumuştu. Tam bir şey söyleyecek olmuştu ki. Arkadan gelen iki el silah sesiyle dikiz aynasına kaydı gözleri. Ellerinde silahlarıyla, iki herif arabaya doğru koşuyorlardı. Henüz gözlerini aynadan ayırmamıştı ki yandaki adam konuştu; "Benimle birlikte ölmek istemiyorsan SÜR!" derken belinden çıkardığı silahının şarjörünü yokladı. Karahan hala çalışan motorun sıcaklığının verdiği avantajla gaza köküne kadar yüklenip yola koyuldu. Caddeye çıktıklarında ; "Kimsin sen?" diye sordu yanda oturan adama , gözleri hala yoldaydı. Arada bir dikiz aynasından arkayı kollarken , iki siyah aracın son hızla kendilere arkadan oldukça yaklaştığını fark etti. Dişlerinin arasından ; "Ha SİKTİR!" derken trafiği tehlikeye atarak makas atmaya başlamıştı bile. Ancak siyah araçlar hala peşlerindeydi. Gözleri yol ve arkadaki araçlar arasında mekik dokuyordu. Sağda oturan adam; "İleriden ilk sağa sap!" dediği an sapağı geçmek üzereydi aniden direksiyonu kırdığında sola doğru yattılar. Düzlüğe çıktıklarında bu yol bir ormana götürüyordu kendilerini. Aynadan tekrar arkasına baktı. Fakat yağan yağmuru yararak peş peşe gelen siyah araçları gördü. Önündeki yol daraldığından yandaki adam bir silah daha çıkardı ve şarjörünü kontrol edip Karahan'a uzattığında , sakin bakışlarının altında aslında bir anlığına kime benzettiğini bulmuştu. Fakat benzettiği kişi olma olasılığı neredeyse yok denecek kadar azdı. Arkadan teker sesleri yaklaşırken adama odaklanmayı bırakıp uzattığı silahı aldı genç adam. Silahı tekrar kontrol edip; "Aynı anda inip sağ taraftaki ağaçlık alana doğru koşalım. Üç deyince..." derken arkadan daha da yaklaşan siyah arcı süzdü ardından; "Bir,,,İki,,,Üç,,,,!!!" dedi ve yandaki adamla aynı anda inip koşmaya başladılar. Arkalarından gelen araçtan dört adam inmiş peşlerinden koşmaya başlamıştı bile. Karahan kalın gövdeli bir ağacı siper alıp en önde koşarak kendilere doğru gelen adamı indirdi. Biraz daha vakit kazanmışlardı. Diğer adama döndüğünde bir kurşunda o sıktı arkadakileri oyalamak için. Ormanın derinliklerine doğru koşarken daha sıkı bir alana gelmişlerdi ki, her yandan gelen ayak sesleriyle yanındaki adam Karahan'ın sırtına sırtını dayadı; "Önümde beş adam var!" derken sırılsıklam ıslanmış, nefes nefese ancak tetikteydi. Karahan silahını kaldırıp sağa sola baktı. Sırtı tanımadığı o adamın sırtındaydı; "Dua et buradan sağ çıkalım! Karşımdan sekiz kişi geliyor!" diyerek dişlerini sıktı. Birbirlerine sırtlanı dayayıp ilk kurşunu onların sıkmasına izin vermeden aynı anda kendilerine en yakın siper alan adamları indirmek için nişan aldılar, fakat duydukları silah sesleriyle en arkadaki adamların bir bir düştüklerini gördüklerinde oldukları yerden kıpırdamadan arkalarına dönen adamları tek tek indirmeye başlamışlardı. O şiddetli yağmurun arasında ormanın derinliklerinde bir ses duyuldu; "Diğerleri gibi ölmek istemiyorsan yanındaki adamdan uzaklaş!" Bu Mehmet'in sesiydi. Ama nereden geliyor bellisizdi. Karahan sağına soluna bakıp tek bir yere odaklanmadan ; "Tamam sorun yok!" diye bağırdığında, sağdan ve soldan ayak sesleri kendilerine doğru yaklaşmaya başladı. Sonunda karşısından Mehmet tetikte bir şekilde kendilerine doğru yaklaşırken, arkasını dönüp baktığında Tarık' da aynı şekilde geliyordu. Kollarını kaldırıp silahları indirmeleri için bir işaret yaptığında sırtını dayadığı adamın kim olduğunu çözmüştü bile ama Mehmet yaklaştığında Karahan'ın bunu söylemeye vakti bile olmamıştı. Mehmet silahını indirirken genç adamın sırtını dayadığı adama boynunu bükerek derin derin baktı ve yağmur sesi eşliğinde; "Hurşit?" dedi. Evet Karahan da Hurşit olduğunu düşünmüştü fakat dün akşam ki hareketleri şimdi karşısında delikanlı gibi duran adamla bağdaştıramamıştı. Hurşit silahını kontrol edip beline soktuğunda başını kaldırıp karşısında duran üç adamı kısa süreliğine süzdü. Kaşlarını kaldırıp; "O kim bilmiyorum ama hadi size eyvallah." deyip bir adım atmıştı ki kolundan tutulup geri çekildi; "Hop hop hop! Orada dur bakalım!" dedi Mehmet. Bu harekete sinirlenen Hurşit tek hamlede kolunu kurtarıp , yumruğunu havaya kaldırdı. Tam indireceği esnada Mehmet havada yakaladı. Önceki mesleğinden kalan alışkanlıkla; "Kızların başı belada peşindekiler kimse hemen söyle , vaktimiz yok!" demişti ama aslında zarf atmıştı. Mehmet, Hurşit'in elini bıraktığı halde adamın eli havada kalmıştı ve gözleri donuklaşmıştı. Mehmet artık karşısındakinin Hurşit olduğundan adı kadar emindi. Karahan Mehmet'e yan yan bakarken , Mehmet kaşlarını kaldırıp, gözlerini usulca kapayıp açtı . 'Sorun yok.' der gibi. Bilmek istediği şeye de çoktan ulaşmıştı. Bir kaç adım geri gidip olduğu yerde Hurşit'e döndü; "Şimdi.. Ne yapacağız sen söyle." Hurşit cebinden telefonunu hızla çıkarıp hiç konuşmadan bir kaç tuşa bastı ve evin dış kapılarını, balkonunu ve salonu gösteren gizli kamera sistemine girdi. Tepesinde aynı anda kendisiyle birlikte ekrana bakan adamlardan habersiz kameraları sırasıyla gezerken artık Mehmet dışında, Tarık ve Karahan da emin olmuştu bu delikanlının Hurşit olduğuna. Kameralar dan Beril ve Nur'u salonda kahve içerlerken görünce derin bir nefes verdi. Ama kulağının dibinde duyduğu sesle o yöne döndü; "Nelişah. O nerede?" bunu soran Karahan dı. Artık inkar etmesi hiç bir şeyi değiştirmeyecek aksine vakit kaybı olacaktı. Mehmet ustaca bir zarf atmış Hurşit'te bu zarfı yutmuştu. Elindeki telefonun ekranını kapatıp cebine attı; "Abisiyle konuşmak için ablasıyla birlikte çıktılar sabahleyin." dedi. Tarık sağ elinin dışını sol elinin içine vurup; "Vay anasını arkadaş! Bende diyorum hiç göründüğü gibi değil . Adam harbiden göründüğü gibi değilmiş. Olaya bak!" Hurşit kaşlarını kaldırıp Tarık'a ters bir bakış attı. Karahan ellindeki silahın güvenliğini açıp namlusundan tutup Hurşit'e uzatırken; "Olayın ne ? Sonuçta tam anlamıyla olmasa da kim olduğunu görmüş bulunduk." dedi. Hurşit Karahan'ın uzattığı silahı alırken ; "Normal şartlarda sizin de düşmanlarımdan birine hizmet ettiğinizi düşünürdüm. Ancak az önceki yaptıklarınız aslında öyle olmadığınızı anlamama yetti. Hikayem oldukça uzun dinlemek istemezsiniz." dediğinde. Tarık ve Mehmet kollarını göğüslerinde bağlayıp arkalarındaki kalın gövdeli ağacın bedenine yaslandılar. Dikkatle Hurşit'e bakarlarken Karahan ağaca yaslanan iki adamı işaret edip; "Gördüğün gibi bu yağmurda meraklı değiliz. Ama anlat dinliyoruz." diyerek diğer ağacın önünde duran kayaya yaslandı. Hurşit karşısındaki adamları iyice süzdükten sonra anlatmaya başladı. Babasının kim olduğunu söylediğinde, Mehmet çaktırmasa da şaşırmıştı. Yedi büyük aileyi biliyordu. Ve o aile masasında Hurşit'in babam dediği adamın söz sahibi olduğunu da. İstihbarat döneminde, o masadaki bir kaç aile için takip başlatılmıştı. Fakat yeterli delil olmadığı için operasyonlar her seferinde durdurulmuştu. Aslında yetersiz delil değil , yukarıdan gelen emirlerle iptal edildiğini biliyordu Mehmet. Zaten tüm bunlara karşı geldiği için mesleğinden ihraç edilmişti. Hurşit anlatırken hiç biri de konuşmuyor dikkat kesilmişlerdi. Ailesinin yok oluşu masaya kendi geçmesi ve daha küçükken nasıl kamufle olurum da canımı kurtarırım çırpınışı. En son bulduğu çare de bariz belli. Tarık kaşlarını kaldırıp dudaklarını birbirine bastırdıktan sonra Hurşit'e dönerek; "Varlık içinde yokluk tiyatrosu." diye fısıldadı. Hurşit ellerini cebine sokup parmak uçlarında yükselip geri indi; "Öyle de denebilir. Ama yapmasaydım eğer şimdiye çoktan ölmüştüm. Korumalarımız bile dost gibi görünen düşmanlarımızın adamları çıktı. Annemle, kız kardeşimi öldürdüler. Ben hala o masadaysam değiştirdiğim kılık yüzünden. O masada ki herkes öyle! Yüzlerine maskelerini takınırlar, aslında hiç biri de karşınızdaki konuşan kişi değildir. Şimdiyse o korumaları kimin azmettirdiğini buldum. Peşimizdekiler de o götü yusuf yusuf eden İstanbul'un saygı değer kumarhanecisi piç Timur'un adamları. Öleceğini anladığı için beni yanına çağırdı, hazırlıklı gitmiştim. Ne olursa olsun oradan sağ çıkacaktım. Beklediğim gün bugündü ama ne hikmetse gittiğimde kendisi yoktu, yalnızca itleri vardı. Dellendim! Anneme verdiğim sözü unutup adamlarının çoğunu indirdim. Oradan çıkıp arabama atladığımda peşime takılanları fark ettim. Ama çoktan evin yakınlarına gelmiştim bile. İzimi kaybettirdiğimi düşünüp gizlice eve girmekti niyetim. Köşeyi döndüğümde karşımdan gelenleri gördüğüm an elim belime gitse de evin yakınlarında böyle bir şey yapamazdım. Kızları riske atamazdım. Sağa sola bakınıp onları kuytuya çekmekti niyetim. Bir anda evin önünde ani frenle duran araç dikkatimi çekti. Şoför koltuğuna baktığımda Karahan'ı gördüm. Akşamki balkondaki adama karşı olan tavrından sonra hiç düşünmeden atladım arabasına. Sonrasını biliyorsun zaten." diyerek Karahan'a baktı Hurşit. Tam o sırada Hurşit'in telefonu çaldı. Arayan Beril di. Babasıyla sıkıntılı olduğunu bildiği için bu telefonu açmak zorundaydı. Diğerlerine dönüp ; "Şiiiitt" diyerek telefonu açtı. Ancak ses çok cızırtılıydı. Ardından hoparlöre verdiğinde cızırtı azaldı ve Beril'in sesi duyuldu; "Hurşit ! NE OLUR YARDIM ET ! BABAMIN EVİNDEYİM!" ....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD