"PİŞTİ"

2236 Words
Telefonun ardında duyulan sesle Hurşit'in gözleri irileşti. En son prova çıkışı apartmanların arasında , babasının şiddetinden kurtardığından beri neredeyse bir yıl olmuştu. O günden sonra Beril yanlarına taşınmış , bir daha babasını görmemişti. Şimdi o caninin evinde ne işi vardı? Üstelik Hurşit'e ulaşmış yardım istiyordu. Telefonu cebine attığı gibi koşmaya başladı. Arkasından Tarık'ın sesi duyuldu; "Beni bekle!" Önde Hurşit , arkasında Tarık , onun peşinden de Mehmet ve Karahan koşuyordu. Ağaçların arasından koştururlarken hepsi de nefes nefeseydi. Arabaları bıraktıkları düzlüğe çıktıklarında Tarık kendi arabasına koşup ; "Hurşit! Atla!" diye bağırdı. Hurşit telaşla Tarık'ın arabasına bindiğinde, Mehmet'te Karahan'ın arabasının şoför koltuğuna atladı. Yanına da Karahan bindiğinde, geri geri gidip geniş alanda keskin bir U çekti. Önde hızla giden Tarık'ın peşine takıldılar. Tarık son gaz giderken; "Adres neresi?" diye sordu. Beril'in söylediklerini onlar da duymuştu neticede. Ancak adresi Hurşit'te bilmiyordu. Yumruğunu ardı ardına aracın göğsüne indirdiğinde aklına Beril'in telefonunun canlı konumunu takip ettiği geldi. Ne de olsa babasını şikayet etmemiş her an tehdit altında olduğu için ona ulaşamadıklarında önlem amaçlı böyle bir şey yapmışlardı. Hemen telefonunu çıkardı Hurşit. Takip uygulamasına girip Beril'in konumuna baktı. Ekrana bakarak; "Balat'ta ... Mürselpaşa caddesi . Leblebiciler sokak no:8" derken Tarık Hurşit'in elindeki telefonu alıp konumu navigasyona bağladı. Arabayı daha da hızlandırmıştı. Gözlerini yoldan ayırmadan; "Beril'in babasıyla ne sorunu var?" diye sordu Hurşit'e. Hurşit'in de gözleri yoldaydı dişlerini sıkarak; "Beril'in annesi kanser hastasıymış, tüm mal varlığını tedavilere harcayınca hiç bir şeyleri kalmamış. Bir de üstüne karısı ölünce adam alkole düşmüş. Beril'de o zaman dan beri babasının eziyetlerine boyun eğmiş. Adam kızdan sürekli para istiyormuş , Beril'de bu yüzden bulduğu her işte çalışıp babasına para yetiştirmeye uğraşmış. Geçen yıl gecenin bir vakti Neslişah'la apartmanların arasında bir ses duyduk. Gidip baktığımızda babası üstüne abanmış kızı dövüyordu. Elinden aldık. Adamı oracıkta gebertecektim fakat Beril durmamı istedi. Zaten o günden sonra da görüştüklerini sanmıyorum. Ama bugün nasıl oldu da oraya gitti anlamıyorum." dedi. Tarık duydukları karşısında sakin kalmaya çalışsa da öfkesi sıkılmış çenesinden belliydi. Bir saatlik yolu duyduklarından sonra yarım saatte gelmişti. Balat'ın dar sokaklarında ilerlerken hemen peşlerinde Mehmet ve Karahan vardı. Navigasyonda işaretlediği Leblebiciler sokağa geldiklerinde sola Tarık sağa Hurşit bakıyordu. "8 numara!" dedi Hurşit sağdaki ahşap evi işaret ederken. Tarık eğilip Hurşit'in gösterdiği eve baktı; "Konumun sapma ihtimali var mı?" dedi. Hurşit'te sağdaki evden gözlerini ayırmadan cevapladı; "Senin telefonunda hata olabilir ama benimkinin konumu saptırması imkansız. Özel yazılım yüklü." Tarık başını sallayıp Hurşit'e çevirdi gözlerini; "Sen burada bekle . Bu halinle ifşa olmak istemezsin herhade." dediğinde Hurşit usulca üstünde gezdirdi bakışlarını. Güneşliği indirip aynasına baktığında sert bir nefes verdi; "Beril'i aldığınızda kendi aracına bindir . Ben diğerleriyle arkadaki araçta olacağım. Sorarsa eğer senden yardım istediğimi söylersin. Onun beni tanıdığı halime daha inandırıcı olur." dedi. Tarık belindeki silahını çıkarıp kontrol ederken Hurşit; "Dikkatli ol." dedi. Gözleriyle onaylayan Tarık aracından inerken, Hurşit'te inip hemen arkadaki araçta oturan Mehmet ve Karahan'ın yanına arka koltuğa geçip oturdu. Üçü birlikte Tarık'ın yürüyüp ahşap evin kapısını çalmasını beklediler. Ancak Tarık elini uzatıp kapıya dokunduğunda kendiliğinden açıldığını gördüklerinde Mehmet; "Bende Tarık'la gidiyorum. Siz dışarıyı kollayın." dedi ve silahının şarjörünü kontrol etti. Araçtan inip sağa sola baktığında Sokağın girişinde ve çıkışındaki siyah arabaları fark etti. Tarık'ın arkasından yaklaşıp fısıltıyla; "Bir terslik var. Dikkatli olalım. Önden ben gireyim." derken Tarık kenara çekilip Mehmet'e yol verdi. Ahşap eve girdiklerinde sessiz adımlarla merdivenleri tırmandılar. Her bir adımda yukarıdan gelen sesler daha da netleşiyordu. Merdiveni yarıladıklarında Duydukları sesle ellerini bellerine atıp birbirlerine baktılar ses kaba ve yaşlı birine aitti; "İyi iyi gençmiş bu bana çocukta doğurur." Tarık dişlerini sıkıp bir kaç basamak çıktı ve Mehmet'in yanında durdu; "İçeride kim varsa indirelim!" diye fısıldadı. Mehmet Tarık'ın bir şeyler bildiğine emindi. Yoksa neden herkesi indirmek istesin ki diye düşündü. Aynı anda silahlarına sarılıp birbirlerine işaret ettiler. Sessiz adımlarla koridorda yürümeye başladıklarında sonda ki odadan gelen kalabalık ayak sesleriyle göz göze geldiklerinle kapı birden açıldı ve karşılarında şalvarlı pala bıyıklı saçını sakalını boyatmış bir kıro belirdi. Adam beline davranacağı sırada Mehmet'in ondan önce davranıp öldürmeyen ama sürüneceği kesin olan bir el ateş etti. Hem silahın sesi hemde adamın sesiyle odada koşuşturmalar ve aşağıdan bağırışların gelmesi bir oldu. "Ağam sakın odadan çıkmayın!!" diye acıyla bağırdı sağ kolundan vurulan adam. Ancak içeriden gelen başka bir ses çok tanıdıktı. "Bırak beni aşağılık adam!!" Bu Beril'in sesiydi ve Tarık buna kayıtsız kalamadı. "Mehmet! Ben giriyorum!" derken önden koşturdu. Sırtını kapıya dayadığında Mehmet'te yanındaydı. "Kapının önünde durduğum an içeri dalacaksın anlaştık mı?" dedi Mehmet. Tarık ona dönüp başını salladı ve saniyeler içerisinde içeride ne olduğunu kim olduğunu ve kaç kişi olduklarını bilmeden Mehmet kapının önüne atıldı. Dediği gibi Tarık'ta kendisini içeri atıp ilk göze çarpan adamı kolundan vurup elindeki silahı düşürdü. Soldaki adamı da Mehmet indirdiğinde. Karşı koltukta oturan Beril'in korku dolu gözleriyle karşılaşınca ona doğru bir hamle yapmıştı ki. Silah sesiyle kolunda bir yanma hissetsede umursamadı. Çünkü kolunun sıyrıldığını biliyordu ve Mehmet çoktan onu da indirmiş yerdeki silahları topluyordu. Tarık yaklaşıp Beril'in ağzındaki bezi indirdi. Saniyelik göz göze kalsalar da Beril fısıltıyla; "Babam ve o adam balkonda." dedi. Mehmet balkonun kapısına yaklaşırken Tarık Beril'in ellerini çözdü. "Nur!" dedi Beril. "Evi adamlar bastığında Hurşit'i sordular. Onu ele vermemek için kaçtık. Ben apartmanın arka kapısından kaçarken , Nur ön kapısından çıktı. Yanda buluşacaktık ama önde bekleyenleri hesaba katamadık." derken eğilip ayaklarını çözüyordu. Mehmet Balkondan iterek çıkardığı adamı odanın ortasına fırlattı. Beril'in çözüp attığı iplerle bağlarken. Anlattıklarını da bir yandan dinliyordu. Beril devam etti; "Ben Nur'u yakalayıp zorla arabaya bindirdiklerini gördüğümde peşinden koşmak için atıldım fakat.." derken ayağa kalkıp Mehmet'in bağladığı adama sert bir tekme attı. "Bu şerefsiz ağzımı kapatıp beni başka bir arabanın içine attı!" diyerek adamın yüzüne tükürdü. "Fakat anladım ki Nur'u kaçıranlar başkaları beni kaçıranlarsa babam dediğim adamın beni sattığı şerefsizlermiş.! Belki de babam ısrarla ‘parayı tamamlayınca alırsınız kızı’ dediği için adamlar beni buraya bıraktılar. Biraz önce de parayı getirip artık baba demeye bile dilim varmayan adama verdiler. Eğer siz gelmeseydiniz şimdiye çoktan yok olmuştum!" derken Mehmet'e döndü; "Bu adamın yanında elinde çanta olan biri daha olacaktı." dedi. Mehmet dişlerinin arasından; "Balkondan atlayıp kaçtı!" Beril dilerini sıksa da arkadaşı için endişeliydi; "Önce Nur'u bulmalıyız." dedi. Mehmet önündeki adamı bağladıktan sonra Tarık'a dönüp; "Siz Karahan'ın evine geçin. Nur'u bulacağım." dediğinde Tarık gözleriyle işaret edip Beril'le birlikte dışarı çıktılar. Onlar çıkarken aşağı da da bir kaç adam yaralı bir şekilde yerdeydi. Tarık aşağıyı Karahan ve Hurşit'in temizlediğini anlamıştı. Arabaya binip evden uzaklaşırlarken. Mehmet, silahına susturucusunu takıp yarılı olan adamların yalvarışlarına aldırmadan birer birer kafalarına sıkarak merdivenlerden aşağı doğru indi. Giriştekileri de halledip, ardından kapıyı çekip çıktığında Karahan ve Hurşit aracın içinde koltuklara sinmişlerdi. Hızla direksiyona geçti Mehmet. Arkasına dönüp; "Evin kamerasını aç!" dedi. Hurşit şaşkın bir bakışla telefonunu eline alıp yerleştirdiği kameraları açtı tek tek. Ve gördükleri karşısında gözlerine inanamadı. "HA SİKTİR!!!" Karahan'da bu tepkiden sonra arkasına dönmüştü. Hurşit'in elinden aldığı telefonun ekranına baktı. Nur ve Beril hala salonda kahve içiyorlardı. "Nasıl anlamadım!" dedi dişlerini sıkarak Hurşit. "Ormandayken kameralara baktığımda kahve içiyorlardı. Dakikalar sonra Beril arayıp yardım istediğinde anlamam lazımdı!! HAY KAFAMI SİKEYİM!" Mehmet önüne dönüp motoru çalıştırdı. "Beril'i nasıl bulduysan, Nur'u da bul hemen! Çünkü eve gelenler seni sormuşlar! Kızlar kaçarken Nur'u seni soran adamlar yakalamış. Beril'i de o şerefsiz babası birilerine satmış!!" dediğinde Hurşit öfkeyle yumruğunu sıktı. "Devam et!! Nur'u kimin götürdüğünü biliyorum." Mehmet gaza yüklendiğinde Karahan dikiz aynasından Hurşit'e baktı. Öfkeden boğa gibi burnundan nefes alıp eriyordu genç adam. "Neslişah'a mesaj at." dedi Karahan. "O eve dönüp canını tehlikeye atmamalı. Ablasında kalsın yada.." dedi soğuk bir nefes verip ; "Bir adres vereceğim oraya gitsin." Mehmet gözlerini yoldan ayırmadan konuştu; "Ablasıyla birlikte sana gitsinler. Tarık Beril'i de oraya götürdü." Karahan başını sallarken Hurşit telefonunu Karahan'a uzattı. Adresi yazdıktan sonra Hurşit'e geri uzattı telefonu; "Şüphelenmeyeceği bir şekilde, bu adrese gitmeleri gerektiğini söyle." Hurşit devamında bir şeyler ekleyip gönderdi mesajı. Bakışlarını yola sabitleyip; "Sahil yoluna gir düz devam edip Eminönü'ne gidiyoruz." Bu sözden sonra en sol şeride geçip daha da gaza yüklendi Mehmet. Karahan çıkmaza girmiş, Hurşit deşifre olmuş, Nur kaçırılmıştı.. Ama ne olursa olsun arabadaki üç adam canlarını dişlerine takmış Nur'u bir şekilde kurtaracaklardı. Ne Karahan yollarını ayırabilirdi artık, ne Mehmet, ne de Tarık. İki ayrı dünya birbirine karışmıştı çoktan. .... Çok sürmeden Emnönüne vardılar. Hurşit; "Mısır Çarşısı'nın arka sokağında izbe bir han var . Ormanda indirdiklerimiz de oradaki şerefsizin adamlarıydı. Evin önüne kadar takip ettiklerine göre evi de onlar bulmuş olmalı. Nur'da kesin buradadır. Benim onun için döneceğimden eminler. Yalnız... mermilerimiz yetmeyebilir." dediğinde Mehmet Karahan'a dönüp; "Koltuğun altına uzanır mısın?." dedi. Karahan kaşlarını kaldırıp koltuğun altına elini uzattığında önce soğuk bir metal değdi eline, çekip çıkardığında ondörtlü susturuculu bir silahtı avucunda duran. Ama bir şey daha hissetmişti sanki, birdaha eğilip elini tekrar uzattığında, İki tane kutu olduğunu fark etti onları da çekip çıkardı. Yüzünde beliren gülümseme doğru yer doğru zaman mimiğiydi. Bir kutuyu Hurşit'in kucağına atıp, elindeki silahının şarjörünü doldurdu. Mehmet'in de silahını alıp onunda şarjörünü doldurduktan sonra hazırlardı. Hanın biraz gerisine park edip araçtan indiler. Hurşit buraya daha önce geldiği için girişleri çıkışları ve içeriyi biliyordu. Mehmet ve Karahan'ın ortasında durup hana doğru bakarken konuştu; "Üç tane giriş var. Biri ana kapı diğerleri sağda ve solda. Soldaki handaki eski hamama açılıyor. Oradan girersek eğer bir adım önde oluruz. Çünkü hamam karanlık ve kasvetli olduğundan adamların orayı ablukaya alacağını sanmıyorum. Birbirimizden ayrılmadan ilerleyelim. Bu halimle Nur'u ben alamam . Mehmet hissettiğin an Nur'u kurtar. Arkayı Karahan'la hallederiz." dediğinde Mehmet'te Karahan'da başlarıyla onayladılar. Üçü birlikte arka arkaya sol kapıya doğru ilerlerken içeriden fark edilmemek için hanın yüksek duvarlarına sırtlarını dayayarak yürüyorlardı. Eski hamamın girişine geldiklerinde Mehmet içeriyi dinlemeye başladı. Hurşit'in dediği gibi boştu. İşaret verdiği an ahşap kapıyı üçü birlikte ittirdiler. Sığabilecekleri kadar araladıktan sonra önce yolu bilen Hurşit adımını attı içeriye . Silahları ellerinde tetikteler di. Peşinde Karahan onun ardında Mehmet vardı. Bir kere Karahan'ın aracına atlamıştı Hurşit. Olayların tümü çorap söküğü gibi gelmişti. Ne Mehmet bizi karıştırma bu işlere demişti ne Karahan ne de Tarık. Ayakları yıllardır bu işlerin içindeymiş gibi sürüklemişti onları. Mehmet'in işine de gelmemiş değildi aslında. Yıllardır tetiğine basmadığı silahının tozunu almıştı. Birde o güzel gözlü kızı yani Nur'u bu şerefsizlerin ellerine bırakamazdı neticede. Kasvetli hamamdan çıktıklarında avluda volta atan adamları gördüler. Mehmet ilkini indirdiğinde diğer ikisini de Hurşit indirmişti. Bir diğer adamın koşarak geldiğini gören Karahan tam adam bağırıp diğerlerine duyurmadan tek kurşunla işini bitirdi. Hurşit Mehmet ve Karahan'a dönüp; "Acımak yok. Yaralamayın direk öldürün. Bu adamların ne iş yaptığını bir bilseniz diri diri yakarsınız." dediği an iki adamda kaşını kaldırdı. Hurşit susturuculu silahının namlusuyla alnını kaşıyıp; "Kadın ticareti ve çocuk kaçakçılığı." derken sert bir nefes verdi. O sırada boşalan avluyu göstererek ; "Hadi o zaman!" dedi Karahan. Hurşit önden atılırken peşine takıldılar. Avludan geçip, taş koridorlara geldiğinde kahkaha sesleri yankılandı. Mehmet işaret edip sesin geldiği yönü gösterirken içeriden yükselen sesle dişlerini sıktı; "Patron o kızın işini çoktan halletmiştir." Bir kahkaha daha kopunca Mehmet dayanamayıp kahkahaların geldiği yerin kapısında durup sadece dört mermiyle içeridekiler silahlarına bile davranamadan işlerini bitirmişti. İşaret edip içeri girdiğinde koca bir ekranda kurulu kamera sistemini gördüler ; "Gerizekalılar sohbet ederken ekrana bile bakmamışlar. Eğer baksalardı şu an çatışıyor olurduk." dedi Hurşit. Ekrana eğilip hanın farklı bölgelerini çeken kameralara baktı hızlı bir plan yapıp; "Önce şurayı bitirelim, ardından ana girişe giden yoldaki adamları sonrasında zaten patron dedikleri piçin inine girmiş oluruz. Ancak orada kaç kişiler bellisiz bir tek o alanı gösteren kamera yok. Belki yalnız belki değil . Ona göre tedbirli olalım son indirdiğimiz adamların silahlarını alıp devam ederiz. " dediği an Mehmet tüm sistemin fişini çekti. "Olur da bir akıllı çıka gelir. Sırtımızdan vurulmayalım." derken kapıya doğru yürüdü. Hurşit'in tüm söylediklerini beynine kazımıştı. Kenara çekilip önden Hurşit'e yol verdi. Geldikleri yere geri dönüp geniş bir alana çıktılar. Karşılarında iki adam aralarında bir şeyler konuşuyordu. Mehmet silahını kaldırıp birini vurunca diğer adamın kucağına düştü vurulan . Kollarında konuştuğu adama ne olduğunu anlamaya çalışan adamda Karahan'ın silahından çıkan kurşunla son nefesini vermişti. Ana girişe giden yola girdiklerinde Üçü birden aniden taş duvara yaslandılar. Çünkü hem sağda hemde solda adamlar vardı. Hurşit; "Şerefsizin olduğu yere hem sağdan hem de soldan gidiliyor. İki yolun da sonu oraya çıkıyor. Şimdi istereniz ben tek sağdan gideyim ikiniz soldan gidin yada sizin başka bir öneriniz varsa ben açığım ." dedi fısıltıyla. Mehmet kendine güveniyordu. Sayısız operasyon atlatmış. Hana girdiklerinden beri ilk sıkan o olmuştu. "Siz ikiniz sağdan gidin. Ben solu alırım." dediğinde; "O zaman üç deyince." dedi Karahan. Derin bir nefes alıp ; "Bir,,,İki,,,Üç,,," dedi ve Hurşit’le birlikte aynı anda sağ ana girişe giden yola adım attılar. Fark edilmemeleri imkansızdı. Zaten bunu biliyorlardı. Burada bir çatışma olacak ve niyetleri en az hasarı almaktı. İlk kurşun bu defa karşıdan geldi. Ancak mermiler havada çarpışsa da Mehmet'in tarafındakiler diğer tarafa akın ediyorlardı. Mehmet'i tek görüp hafife almışlardı belli ki. Üç kişinin yeteceğini düşünüp diğerler Karahan ve Hurşit'in olduğu taraftaki adamlara desteğe gittiklerinde kısa sürede karşısındakileri haklamıştı Mehmet. Patron dedikleri adamın kapısının önünden geçip sağ taraftaki yolun sonunda durdu. Artık yolun karşısında Karahan ve Hurşit, ortalarında nereye ateş edeceklerini şaşıran adamlar vardı. Bu şaşkınlığı fırsata çeviren Mehmet diğerlerinden destek alarak aralarına sıkıştırdıkları adamları bitirdiler. Karahan ve Hurşit cesetlerin üzerlerine basarak Mehmet'e ulaştıklarında yerden, öldürdükleri adamların silahlarını alıp şarjörlerini de kontrol etmeyi unutmadılar. Üçü birlikte yürüyüp ahşap kapının önünde durduklarında ortalarında yine Hurşit vardı. Önce sağındaki Karahan'a başıyla işaret verdi sonra soluna dönüp Mehmet'e aynı işareti yaptı. Ardından ayağını kaldırıp ahşap kapıya sert bir tekme attığında , kapılar sonuna kadar açıldı ve karşılarında duran elleri silahlı adam sürüsü nişan almışlar resmen bu üçlünün gelmelerini bekliyorlardı. Zaman ağır çekimde ilerlerken Mehmet'in yüzünde tek bir mimik yoktu. Aynı şekilde Karahan ve Hurşit'te de . Ancak silahlar patlamadan önce dikkatleri dağıtan bir şey oldu... Havada uçuşan iskambil kağıtları...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD