"HİSLERİNDEN KAÇMAK"

1998 Words
Neslişah yavaşça gözlerini araladı. “Ahh…” diyerek başını tutarak kalktı ve lavaboya doğru yürüdü. Musluğu açıp yüzünü yıkadı. Aynada gördüğü yansıması darmadağın, perişan bir haldeydi. Tekrar avucuna su doldurdu fakat gözleri kocaman açıldı; aynaya baktığında üzerinde bir sweatshirt vardı. Başını aşağı eğip baktığında ise kendisine en az beş beden büyük bir eşofman gördü. Hızla elindeki suyu yüzüne çarptı ama dün gece yaşananlar yavaş yavaş zihnini ele geçiriyordu. Paçalarını hızla yukarı çekip odaya döndü. Burası İnci’yle kaldıkları oda değildi. Etrafı süzerken koltuğun üzerinde gördüğü ceketle dudağını ısırdı. Oda sessizdi. Bir rüya gördüğüne inanmak istese de maalesef yaşadığı her şey gerçekti. Ortalıkta elbisesini ararken çekmecenin üzerinde bir not ve yanında bir oda kartı gördü. Notta şu yazıyordu: “Biraz işlerim var. Uyandığında oda servisini ara lütfen.” Çekmecenin üzerinde duran kartın üzerinde ise kendi oda numarası yazılıydı. Hızla kartı aldı. Üzerini değiştirmek istese de geceki elbisesi odada yoktu. “Ne yaptım ben?” derken panikle kapıya koştu. Kapı kolunu yavaşça indirip aradan koridora başını uzattı ve sağa sola baktı. Koridor sakinken odadan fırladı. Hemen çaprazındaki kendi odasının kapısına elindeki kartı okutup içeri daldı ve arkasına yaslandı. “Kahretsin… hatırladığım her şey gerçek!” O anda odadan gelen sesle irkildi. “Gerçek olan ne?” Bu İnci’nin sesiydi ve ona ne diyeceğini düşünmemişti bile. Adımlayıp İnci’yi gördüğünde banyodan çıkıyordu. “Şey… ben aslında…” diye açıklama yapacağı sırada bir ses duyup yatağa döndü. Başını yorganın altından çıkaran kişiyi gördüğünde çığlığı bastı Neslişah. İnci, Neslişah’ı sakinleştirmeye çalışırken yataktaki beyefendi kalkmış, üzerini giyiyordu. Gömleğini de geçirip yanlarına yaklaştığında Neslişah elini kaldırıp dişlerini sıktı: “Senin burada ne işin var!” Karşısında duran kişi Hurşit’ti. Ve İnci’yle aynı yatakta uyudukları, ne yaptıkları da bariz belliydi Neslişah'a göre. Hurşit kollarını açıp muzır bir gülümsemeyle: “İnsan dostunu böyle mi karşılar!” dedi ve Neslişah’a sarıldı. Neslişah sarıldıktan sonra hızla geri çekildi ve İnci’ye döndü. İnci gözlerini kısmış bir şekilde tatlı tatlı gülümsüyordu. “Benim arkadaşım olduğunu biliyordun?” derken İnci dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı. Hurşit, İnci’nin yanına geçip: “Aslında düşündüğün gibi değil…” demişti ki, Neslişah kaşlarını çattı. “Ya nasıl Hurşit? Anlat, dinliyorum.” dedi kollarını göğsünde birleştirerek. Hurşit derin bir nefes aldı: “Olay şöyle oldu… bir adet şerefsiz gece İnci’yi rahatsız edince…” diye başlamıştı ki, Neslişah’ın aklına kendi yaşadıkları geldi. Elini kaldırıp gözlerini kapadı. “Tamam, sus! Seninle ayrıca görüşeceğim İnci. Hem nasıl bu kadar rahatsınız siz ya?” dediğinde İnci, Neslişah’a yaklaşıp tatlı bir sesle: “Kuziişş… Bir ara sen ablanla konuşurken…” Dediğinde Neslişah hatırlamıştı. Yüz yüze görüşmeseler de İnci, Neslişah’ın İstanbul’daki arkadaşlarını fotoğraflardan sima olarak tanıyordu. Hurşit yüzünü buruşturup kolundaki saate baktı: “Kızlar, bana müsaade… haberiniz vardır, Serkan’la Tülay’ın düğünü var ve burada olacak. Bugün yola çıkacaklardı, organizasyonla ilgilenmeliyim.” diyerek aradan sıyrılıp kapıdan çıkıp gitti. Neslişah parmağını sallayarak kuzenine döndü: “Siz bu manyakla ne yaşadınız, hemen anlatıyorsun!” İnci, Neslişah’ı baştan aşağı süzüp yatağın kenarına oturdu. “Sözümü kesmeyeceksen anlatıyorum.” dedi. Neslişah, İnci’nin karşısına geçip kollarını göğsünde birleştirdi: “Anlat.” İnci derin bir nefes aldı: “Gece pistte dans ederken Harun geldi yanıma…” Neslişah’ın kaşları kalktı. Bu, ona uzak durmasını söylediği çocuktu. Endişeyle İnci’nin omzuna dokundu: “Sana bir şey yaptı mı?” İnci başını sağa sola salladı: “Yapmadı… ama yapmak üzereyken Hurşit sağ olsun, uzaklaştırdı o şerefsizi.” Neslişah, İnci’nin başını aşağı eğişini görünce yanına oturdu. İnci devam ederken dikkatle dinliyordu: “Birlikte aşağı indiğimizde Karahan’ı aradı. Saat gece yarısını geçerken geldi. Ben de seni aradım ama ulaşamadım."dedi. Neslişah, Karahan’ın odasında olduğu aklına geldiği için sustu. İnci devam etti: “Karahan geldiğinde Harun’un ve bir adamın daha icabına bakıldığını söylediğini duydum. Ardından bana yaklaşıp Hurşit’in benim odamda kalmasının sorun olup olmayacağını sordu. Ben de seninle kaldığımı, hatta odada olabileceğini söyledim ama…” Bakışlarını Neslişah’a çevirdi: “Bil bakalım neredeymişsin?” Neslişah’ın gözleri kocaman oldu: “Nasıl yani? Biliyor muydun?” İnci gülümseyerek başını salladı: “Zaten bilmesem bile bu kıyafetlerin bir açıklaması olamazdı, değil mi ama?” Neslişah üzerindekilere bakarken utanmıştı. İnci derin bir nefes aldı: “Yani sandığın gibi aramızda bir şey olmadı. Odaya Hurşit’le döndüğümde bana ne dedi biliyor musun?” Dudağını bükerek devam etti. Neslişah dönüp merakla başını salladı. “'Koltukta yatar mısın? Benim o rahatsız koltukta her yerim tutulur.' dedi bana.” dediğin de; Neslişah bir süre sustuktan sonra kahkahayı bastı. Gülmesi kesildiğinde İnci’ye döndü: “Ben de sandım ki…” İnci hemen atıldı: “Ne sandın, seviştiğimizi falan mı? Ahh keşkeee…” Neslişah, İnci’nin koluna vurdu. İnci kuzenine dönüp muzır bir gülümsemeyle: “Ne var, yakışıklı adam. Görmedin mi kaslarını, ne kadar seksi!” Neslişah başını sallayarak ayağa kalktı. İnci ise devam etti: “Hem biliyor musun, bu otele Karahan’la ortaklarmış.” Hurşit’le İnci’nin arasında bir şey geçmediğini duyduğunda rahatlamıştı Neslişah. Yine de İnci’nin kendisi hakkında başka ne bildiğini merak ediyordu. Ayrıca Hurşit’le Karahan ne ara bu kadar samimi olmuştu, üstelik bir de bu otele ortak çıkmışlardı. Dün geceden sonra Karahan’la yüz yüze dahi gelmek istemiyordu. “Hazırlan.” dedi Neslişah, İnci’ye. İnci ayaklanıp “Ne oldu?” diye soracağı sırada Neslişah konuştu: “Gidiyoruz, hemen.” İnci şaşkınlıkla: “Nereye?” dediğinde, Neslişah üzerindekileri çıkarıp kendi kıyafetlerini giymeye çalışıyordu. “Eve, İnci… eve.” dedi. İnci başını iki yana salladı: “Nesli, sen kafayı falan yedin herhalde. Dışarıdan haberin var mı?” Ama Neslişah dinlemiyordu. İnci tekrar uyardı: “Araba o yola girmez, Neslişah.” Fakat Neslişah çoktan hazırdı. “Hadi, eşyalarımızı arabaya taşıyalım. Gidiyoruz.” İnci, kuzeninin peşinden koşturdu ama bir türlü ikna edemedi. Neslişah nuh diyordu, peygamber demiyordu. Oda kartını teslim ederken resepsiyondaki adam uyardı: “Yollar hâlâ kapalı hanımefendi, ayrıca çığ riski de var. Gitmek istediğinizden emin misiniz?” Neslişah kararlı bir sesle: “Hiç olmadığım kadar eminim.” dedi. Arkasını dönüp yürüdü, arabasını otoparktan almak için zemin kata indi. Eşyalarını yerleştirip arabayı çalıştırdı. İnci ise hiç durmadan onu gitmemeye ikna etmeye çalışıyordu. Neslişah, sırf sussun diye ciddi bir şekilde dönüp konuştu: “Karahan’la hiç olmaması gereken bir şey yaşadım, İnci. Şimdi onunla yüz yüze gelemem. O yüzden gelmek istemiyorsan in. Geleceksen de artık sus ve gidelim.” Bu söz üzerine İnci birden sustu. Neslişah arabasını otelin çıkışına doğru sürdü ve yola koyuldu. Dikkat etmeye çalışsa da arada bir tekerlekler kayıyordu. İki üç kilometre sonra yol daraldı ve karın içinde arabayla ilerlemek zorlaşmaya başladı. Kısa süre sonra da, araç kara gömüldü. Tekerlekler patinaj çekiyor, bir milim ilerleyemiyorlardı. İnci küfrederek: “Sıçtık! ” dedi. Neslişah direksiyona yumruğunu indirip dişlerini sıktı. Arabadan indiğinde tekerleklerin kara saplandığını gördü. İnci elinde telefonla birilerini aramayı denedi ama sinyal yoktu: “Çekmiyor anasını satayım!” diye söylendi. Neslişah da telefonunu havaya kaldırdı, ama onunki de çekmiyordu. Dudaklarını ısırarak mırıldandı: “Bir kere yaa... bir kere şansım yaver gitsin, ne olur.” İnci ise başını salladı: “Adam söyledi, yollar kapalı dedi. Ben de dedim ama dinlemedin. Soğuktan öleceğiz burada.” diyerek dudaklarını büktü. Neslişah, İnci’yi yanında sürüklediğine pişman olmuştu. Ama şimdi bir çözüm bulmak zorundaydı. Birkaç tur arabanın etrafında döndükten sonra Neslişah derin bir nefes verdi. Bakışlarını aşağıya çevirdi, parmağıyla işaret ederek: “İki kilometre falan…” dedi. İnci yanına gelmiş, aynı yöne bakıyordu. “Emin misin kuzen? Sanki on kilometre falan.” Neslişah birden İnci’ye dönüp kararlı bir sesle: “İki kilometre. Benim göz kararım iyidir.” deyip önden yürümeye başladı. İnci arkasından seslendi: “Beni de bekleee!” Tam o sırada sol taraftan boğuk bir ses geldi. İkisi birden irkildi. Korkuyla İnci, Neslişah’a doğru koşturdu. Koluna girerek fısıldadı: “Adam haklı galiba… çığ falan düşmesin. Sesi duydun mu?” Neslişah o boğuk sesi duymuştu. Ama İnci bu kadar korkarken daha da ürkütmemek için sakin bir sesle: “Bir şey olmayacak. Şu aşağıdaki yola ulaşacağız, babamı arayıp bizi almasını söyleyeceğim, merak etme.” dedi. İnci biraz daha rahatlamıştı. Dakikalarca yürüdüler. Ancak önlerine sürekli engeller çıktığından yol uzadıkça uzadı. Bir süre sonra Neslişah durdu. Önünde yalnızca beyaz bir örtüden başka hiçbir şey yoktu. İnci etrafında dönüp kuzenine sokuldu: “Kuzen… sanırım kaybolduk.” O sırada Neslişah dua edercesine başını yukarı kaldırdı. Alnına bir kar tanesi düştü. Ardından bir tane daha… bir tane daha… derken kar yağmaya başlamıştı. Beyaz sessizlik içinde, ikisi de nefeslerini tutmuş, nereye gideceklerini bilmeden öylece kalakaldılar. O sessizliği bölen köpek sesleriyle irkildiler. İnci Neslişah’a öyle bir sarılmıştı ki neredeyse tepesine çıkacaktı. Neslişah, İnci’nin ağırlığıyla köpek seslerinin hangi yönden geldiğini çözmeye çalışırken birden paçasını tutup sallayan köpekle çığlığı bastı. Tam da o anda kaba bir erkek sesi duyuldu: “Kont, geri çekil!” Köpek sahibine itaat ederek geri çekildi. Neslişah kucağından düşen İnci’yi toparlamaya çalışırken, sesin geldiği yöne döndüler. Karların arasından iri yarı bir adam geliyordu. Kutuplardaki gibi giyinmişti, sırtında tüfeği vardı ve kendilerine doğru yaklaşıyordu. İnci fısıltıyla mırıldandı: “Rüyalarımın saçmalık seviyesi…” dedi ama gözlerini adamdan alamadı. Adam karı yararak yanlarına geldiğinde sert bir sesle sordu: “Burada ne işiniz var?” Neslişah önce İnci’ye, ardından adama bakıp cevap verdi: “Aracımız yolda kaldı. Yürüyerek aşağıdaki yola inmek istedik ama maalesef yolumuzu kaybettik.” Adam alaycı bir şekilde güldü. Kızlar neden güldüğüne dikkatle bakarken, adam birden ciddileşti: “Aşağıdaki yola inmek için buradan on kilometre kadar kuzeye gitmeniz gerek.” Kızlar şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Neslişah, “Nasıl yani?” diye sordu. Adam devam etti: “Benimle gelin. Buradan o yöne gitmeye kalkışsanız bile akşamı bulur. Hava karardığında buralar daha tehlikeli olur.” İnci ve Neslişah birbirlerine bakıp yutkundular. Adam arkasını dönüp yürümeye başladığında, kızların peşinden gitmekten başka çareleri yoktu. Ne telefonları çekiyordu ne de yolu biliyorlardı. Adamı biraz geriden takip etmeye başladıklarında İnci fısıltıyla: “Korku filmleri de hep böyle başlamaz mı zaten?” dedi. Neslişah onu dürtüp: “Zaten stresliyim, bir de sen germe beni.” diye çıkıştı. İnci mırıldandı: “Kuzen, bu adam inşallah bizi si…” derken devamını getiremeden adam onlara döndü: “Buralarda telefon çekmeyebilir çünkü tepedeki verici arızalanmış.” dedi ve yola devam etti. Yaklaşık on beş dakika yürüdüler. Ağaçların arasında dikkatle bakılmasa görülmeyecek bir ahşap evin önünde durdular. Adam ayaklarını merdivene vurarak verandasına çıktı. Kızlara dönüp: “Burada kalın. Yarın sabah sizi yola indiririm.” dedi. Ama Neslişah bu tanımadığı adama nasıl güvenebilirdi ki? İnci kuzenine dönüp fısıldadı: “İşte şimdi sıçtık.” Adam kapıya uzandığı sırada içeriden yaşlı bir kadın sesi geldi: “Oğlum, geldin mi?” İnci ve Neslişah birbirlerine bakıp derin bir nefes aldılar. Neslişah fısıldadı: “Annesi galiba … bir şey yapmaya cesaret edemez herhalde.” Böylece ikisi birlikte eve girmek üzere ilk adımlarını attılar. İçeri girdiklerinde yaşlı, tonton bir teyzeyle karşılaştılar. Adam yaşlı teyzeye dönüp “Anne…” dediğinde, kızların içi bir nebze olsun rahatlamıştı. “Kızlar yolunu kaybetmiş. Bu gece bizim misafirimiz olacaklar. Yarın erkenden yola indireceğim onları.” Yaşlı teyze yerinden kalkarak gülümseyip: “Hoş geldiniz evlatlarım, yemek de hazır.” diyerek içeriye doğru yürüdü. Adam annesiyle birlikte masayı hazırladı. Yaşlı kadın kızları masaya davet etti. Hep birlikte oturup yemek yediler. Ardından sobanın üzerinde kaynayan çayın fokurtusu ölüm sessizliğini bozdu. Yaşlı teyze gözlerini kısarak sordu: “Ee… anlatın bakalım, kimlerdensiniz?” Adam tepsiyi getirmiş çay dolduruyordu. Önce İnci konuştu: “Ben Kervancıların torunuyum, teyzeciğim.” Yaşlı kadın başını salladı, oğlunun verdiği çaydan bir yudum aldı. Hava kararmıştı. Neslişah ve İnci de çaylarını içerken yaşlı kadın bu kez Neslişah’a dönüp dikkatle baştan aşağı süzdü: “Seni birine benzeteceğim ama çıkaramadım. Sen kimlerdensin kızım?” Neslişah bardağını önündeki sehpaya bırakıp derin bir nefes aldı: “Teyzeciğim, ben Beşir Poyraz’ın kızıyım. Hasret Hanım benim babaannem.” Kadının gözleri fal taşı gibi açıldı. Şaşkınlıkla oğluna döndü. Tam o sırada dışarıdan bir ses yankılandı: “Neslişah!” Karahan’ın sesiydi bu. Kızlar birbirine bakıp kurtulduklarını düşündüler. Neslişah, Karahan’ın sesini duyduğuna bu kadar sevineceğini tahmin bile edemezdi. Ayaklandılar. Önce İnci koşarak dışarı çıktı. Ardından Neslişah kapıdan çıkıp verandaya adım attığı an… Birden arkasından biri onu yakaladı! Şakağına değen soğuk metal, onu olduğu yerde dondurdu. Karahan elinde fener, yanında Hurşit ve arkalarında birkaç köpekle doğruca Neslişah’a ve arkasındaki adama bakıyordu. Karahan’ın gözleri öfkeyle parladı. Belinden silahını çekip adama doğrulttu. Çünkü sevdiği kadının şakağına silah dayayan kişiyi çok iyi tanıyordu. O adam… bir zamanlar dedesinin en güvenilir adamıydı. Ve yakın zamanda hapisten çıkan Cevahir'in ta kendisiydi...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD