Neslişah'ın göz göze geldiği kişi Karahan’dı elbette. Fakat ona ne yapması gerektiğini söylemesi hiç hoşuna gitmemişti. Önce masada duran bardağa, sonra Karahan’a çevirdi bakışlarını. Genç adamın gözlerinin içine bakarak bardağı tek dikişte içti. Daha önce viski içmediğinden boğazındaki yanma hissiyle dişlerini sıktı, ardından uzun bir nefes verdi.
Karahan’ın “Yapma.” demesine rağmen inadına içmiş olması onu gerse de, Beşir amcasından aldığı tam yetkiyle hareket ediyordu. Neslişah yerinden kalkarken, elinde tepsiyle dolaşan garsondan bir bardak daha kaptı. Karahan’a bakarak tekrar içti. Garson bir şey diyecek olmuştu ki Karahan sert bir işaretle susturdu.
Neslişah çoktan kalabalığın ortasına geçmiş, ritme kapılarak dans etmeye başlamıştı. Karahan’ı karşısında gördüğünde şaşırsa da, aralarında hâlâ kapanmamış bir mesele vardı. O, kendini müziğe bırakırken Karahan uzaktan izliyordu. Neslişah onun gittiğini sansa da genç adam hala oradaydı.
Cesur hareketlerle dans ediyor, kalabalığın içinde kendini kaybediyordu.
Tam o sırada yanına yaklaşan bir adam elindeki kokteyli ona uzattı. Karahan birden ayağa kalktı. Neslişah kokteyli içip bitirdiğinde başı dönmeye başlamıştı bile. O an aklına ne İnci geliyordu ne de Karahan. Belki de kendini kandırıyordu; Karahan’ın yanında olmasını, hatta ona sarılmasını bile geçirmişti içinden. Fakat alkoller birbirine karıştıkça düşünceleri bulanıklaşıyordu.
Arkasından beline sarılan ellerin Karahan’a ait olmasını dilerken, Karahan gördükleri karşısında öfkeyle adamlarına işaret etti. Kalabalığın ortasında Neslişah’a ulaşana kadar, arkasındaki adam daha ileri gitmeye kalkışmıştı. Karahan yumruklarını sıkarak hızla yaklaştı, adamın kolunu tutup sertçe savurdu. Neslişah boşluğa düşerken Karahan onu kendine çekti.
“Seninle de görüşeceğim.” dedi dişlerinin arasından. Öfkesi büyüktü; Neslişah’ın üst üste içtiği alkollerin, kendisinin “içme” uyarısına karşı bir meydan okuma olduğunu biliyordu.
Neslişah kolunu çekmek istedi. Derin göğüs dekoltesinden gördüğü meme ucu karşısında Karahan sabrını yitirdi:
“Yeter artık!” dedi ve dekoltenin iki ucundan tutup, onu zorla kalabalıktan çıkardı.
Neslişah ayakta zor duruyordu. Karahan onu bir alt kata çekiştirerek indirdi. Koridorda ayakkabısının biri ayağından çıkmıştı.
“Dur! Bırak beni!” diye bağırdı genç kız.
Karahan bu sözle olduğu yerde durdu, yavaşça ona döndü. Gözleri öfke ve endişeyle parlıyordu.
“Sen ne yaptığının farkında mısın?” dedi.
Uzunca koridorda yalnız ikisi vardı. Sessizlik bile yankılanıyordu. Neslişah sert bir şekilde kolunu Karahan’ın elinden kurtarıp öfkeyle bağırdı:
“Ne yapmışım!”
Karahan sabrının sınırındaydı. Elini alnına götürüp diğer eliyle arkayı işaret ederek,
“Yürü odana.” dedi.
Neslişah diğer ayakkabısını da çıkarıp eline aldı, birkaç adım Karahan’a yaklaştı. Gözleri ateş gibi parlıyordu:
“Sen bana ne yapacağımı söyleyemezsin!”
Çakmak çaksan alev alacak gibiydi kız. Baygın bakan gözleri, kızarmış dudakları ve yanaklarıyla pek de ciddiye alınacak bir hali yoktu. Karahan sinirle güldü.
“Sarhoşsun, ne yaptığını bilmiyorsun.”
Neslişah gözlerini Karahan’a dikerek parmağını tam kalbine bastırdı:
“Senin gibi mi?”
Karahan bir an sustu. Kaç kere özür dilemişti ondan, ama belli ki Neslişah hâlâ o günden kopamamıştı. Neslişah ekledi:
“Merak etme… biriyle zorla birlikte olmaya kalkışmam.”
Arkasını dönüp gideceği sırada Karahan hızla onu yakaladı, kucağına aldı. Neslişah çırpınırken,
“Ne o, yine mi?” diye bağırdı.
Karahan cevap vermedi, bildiğini yaparak hızlı adımlarla odasının önünde durdu. Odaları karşılıklıydı. Beşir Bey Karahan'ı aradığında, bilerek ayarlamıştı o odayı. Cebinden kartını çıkarıp kapıyı açtı, ayağıyla kapıyı ittirdi.
“Bırak beni!” diye bağırdı Neslişah. Kucağından pat diye bırakınca sendelese de, toparlayıp doğruldu.
Kapıyı kilitlediğinde Neslişah yumruklamaya başladı. Karahan ise elleri cebinde onu seyrediyordu. Bir süre sonra odanın içindeki koltuğa geçip oturdu ve sakin ama sert bir sesle konuştu:
“İstediğin kadar bağırabilirsin. Seni burada kimse duymaz.”
Neslişah derin bir nefes aldı, Karahan’a doğru yürüdü. Parmağını sallayarak üzerine eğildi. Karahan’ın gözleri yüzüne değil, dekoltesine kaymıştı.
“Beni burada zorla mı tutacaksın?” dedi.
Karahan’ın gözleri hâlâ göğüslerindeydi. Neslişah öfkeyle devam etti:
“Ne o… yoksa yine zorla bana…”
Sözünü bitiremeden Karahan’ın gözleri karardı. Bir anda belinden tutup kendisine çekti. Dudakları çok yakındı. Neslişah’ın göğsü hızla inip kalkıyordu. O an etrafındaki her şey silinmişti; sadece Karahan vardı.
Dizinin birini Karahan’ın oturduğu koltuğa koyduğunda, zaten mini olan elbisesi daha da yukarı sıyrıldı. Neredeyse sınırları zorlayan bir yakınlık vardı aralarında. Neslişah'ın amacı diziyle aralarına bir engel koymaktı fakat hiç de öyle olmadı. Karahan, dudaklarına doğru fısıldadı:
“Sence de nefret etmek için çok geç değil mi? Birbirimiz hakkında her şeyi biliyoruz. Bu nefret zaman aşımına uğramış olmalı. Artık benden nefret etme…”
Neslişah’ın nefesi titredi. İçinde öfke, kırgınlık ve aynı zamanda bastırdığı bir çekim vardı. Karahan’ın sesi, kalbinin en derin yerine dokunmuştu.
O an aralarındaki gerilim, nefretle beslenen bir çekimden çok daha fazlasına dönüşüyordu. İkisi de biliyordu: bu yakınlık, savaşla başlayan bir hikayenin en tehlikeli kırılma noktasıydı.
İkisinin nefesleri birbirine karışıyordu. Karahan, diğer bacağına elini attığında Neslişah’ın gözlerinin içine baktı. Bu defa zorla değil, yönlendiren ama yumuşak bir hareketle diğer dizini de öbür yanına koydu. Neslişah artık bacaklarını ayırmış bir şekilde Karahan’ın kucağında duruyordu. Tam anlamıyla oturmuyordu ama bedeninin her temasında içten içe yandığını hissediyordu.
Karahan ellerini beline koyduğunda, Neslişah’ın bedeni kontrolünden çıkmış gibi onun kucağına oturuverdi. Artık çok daha yakınlardı. Ne Karahan söyleyebiliyordu o günden sonra sadece onu istediğini, ne de Neslişah içinde hissettiği boşluğun şu anda dolduğunu. Ama ikisi de birbirlerinin gözlerinde bu çekimin sıradan bir şey olmadığının farkındaydı.
Neslişah, altında kabaran şeyin ne olduğunun da farkındaydı. Bu hoşuna gitse de yaptığının doğru olmadığını biliyordu. Fakat bedeni, kucağında oturduğu adamla bütünleşmek için sinyaller gönderiyordu. Karahan’ın eli elbisenin fermuarına gittiğinde, Neslişah “dur” bile demedi. Genç adam gözlerinin önündeki dekolteye dudaklarını yaklaştırdı, ama arasında milim kala durdu.
Neslişah’ın kalbinin ritmi kulaklarına dolarken, kız kucağında hareket ederek, göğüs arasını Karahan’ın dudaklarına değdirdiğinde, Karahan gözlerini kapattı. Neslişah’ın teninin kokusunu ciğerlerine çekti. O an, aralarındaki elektriklenme öyle güçlüydü ki, etraflarındaki dünya yok olmuş gibiydi.
Ve Karahan’ın dudaklarından tek bir cümle döküldü, nefesi titreyerek:
“Seni istiyorum…”
Bu söz, ikisinin arasında zaten var olan gerilimi ateşe çevirdi. Neslişah’ın gözleri büyüdü, dudakları aralandı. İçinde bir yanıyla kaçmak isteyen, diğer yanıyla ise bu yakınlığı delicesine arzulayan bir kadın vardı. Karahan’ın bakışları ise artık hiçbir şüphe taşımıyordu; o an, bütün geçmişin gölgeleri silinmiş, sadece ikisinin arasındaki çekim kalmıştı.
Kalpleri aynı ritimde çarpıyordu. Ve ikisi de biliyordu: bu an, geri dönüşü olmayan bir kırılma noktasıydı.
Neslişah’ın kalbi göğsünden çıkacak gibi atıyordu. Karahan’ın kucağında, bacakları onun iki yanına yerleşmiş halde artık kaçacak bir yeri yoktu. Karahan ellerini belinden yukarı doğru kaydırdığında, kızın nefesi hızlandı; her dokunuşunda bedeninin kontrolünü kaybettiğini hissediyordu.
Karahan yüzünü ona yaklaştırdı, dudakları neredeyse değecek kadar yakınken nefesi Neslişah’ın boynuna vurdu. Bu temas, kızın tüylerini diken diken etti. Neslişah istemsizce başını yana çevirdi, boynunu açığa çıkardı. Karahan bu fırsatı kaçırmadı; dudaklarını onun boynuna değdirdiğinde, Neslişah’ın dudaklarından kısık bir nefes kaçtı.
Ellerini belinden sırtına doğru kaydırdı Karahan, onu daha da kendine çekti. Neslişah’ın parmakları Karahan’ın gömleğinin yakasına takıldı, sanki bıraksa düşecekmiş gibi sıkıca tuttu. Aralarındaki mesafe artık yoktu; bedenleri birbirine tamamen temas ediyordu.
Karahan’ın dudakları boynundan çenesine doğru ilerlerken, Neslişah gözlerini kapattı. İçinde bir yanıyla hâlâ direnmek isteyen bir ses vardı, ama bedeni çoktan teslim olmuştu. Dudakları birbirine değdiğinde, ikisi de bunun sadece bir öpücük olmadığını biliyordu; geçmişin öfkesi, kırgınlığı ve aralarındaki çekim aynı anda patlamıştı.
O an, nefretle başlayan hikayeleri yerini tutkulu bir yakınlığa bırakıyordu. Ve ikisi de farkındaydı: bu temas, artık geri dönülmez bir yolun başlangıcıydı.
Aralarında tutkulu bir sessizlik vardı artık. Sözler az, temas çoktu. Karahan alnını onun alnına yasladı, gözlerini kapatıp fısıldadı: “Seni istiyorum… sadece bu gece değil, her zaman. Artık saklama. Sen de biliyorsun, bu ikimizin kaderi.” Neslişah’ın elleri Karahan’ın göğsüne kaydı, parmak uçları onun kalp atışlarını hissediyordu. Dudakları aralandı, nefesi titreyerek fısıldadı: “Kader mi… yoksa hatalarımızın bizi sürüklediği bir yol mu?”
Neslişah’ın sözleri havada asılı kaldı, ikisinin gözleri birbirine kilitlenmişti. Karahan derin bir nefes aldı, dudaklarının kenarında acı bir gülümseme belirdi.
“Hatalarımız… belki de bizi buraya getiren tek doğruydu.” dedi, sesi hem sert hem de kırılgandı.
Neslişah parmaklarını onun göğsünde gezdirdi, kalp atışlarının hızlandığını hissediyordu. Bu yakınlık onu teslim alıyordu.
“Doğru mu? Yoksa sadece birbirimizi cezalandırmanın başka bir yolu mu?” diye fısıldadı.
Karahan başını yana eğdi, alnını onun saçlarına yasladı.
“Eğer cezaysa… ben bu cezayı ömür boyu çekmeye razıyım. Çünkü seninle olmak, istiyorum.”
Neslişah’ın gözleri doldu, dudakları titreyerek aralandı.
“Beni kırdın… ama aynı zamanda en çok senin yanında tamamlanmış hissediyorum.”
Karahan ellerini onun beline daha sıkı doladı, nefesi onun boynuna vurdu.
“O zaman bırak geçmişi. Bırak hataları. Şimdi sadece biz varız.”
Aralarındaki sessizlik yeniden ağırlaştı, ama bu kez sessizlikte öfke değil, kabul vardı. Neslişah başını kaldırdı, gözlerini kapatıp dudaklarını onun dudaklarına yaklaştırdı. Aralarındaki mesafe yok olmuştu; nefesleri birbirine karışırken, ikisi de biliyordu: bu an, geçmişin yükünü değil, geleceğin ihtimalini taşıyordu.
Karahan gözlerini Neslişah’ın gözlerinden ayırmadan, sesi derin ve titrek çıktı:
“Farkında mısın? Ne kadar uzaklaşsak da… her karşılaşmamızda aynı noktaya dönüyoruz. Sanki kader bizi yeniden buraya sürüklüyor.”
Neslişah dudaklarını araladı, nefesi titreyerek karşılık verdi:
“Evet… her defasında ‘bitti’ sanıyorum. Ama sonra bakıyoruz, yine aynı ateşin içinde buluyoruz kendimizi.”
Karahan başını yana eğdi;
“Çünkü biz birbirimizi yok edemiyoruz. Ne kadar kırarsak kıralım, ne kadar kaçarsak kaçalım… sonunda yine birbirimize dönüyoruz.”
Neslişah parmaklarını onun göğsünde gezdirdi:
“Belki de bu yüzden senden korkuyorum. Çünkü seninle her karşılaşmam, beni yeniden kendime yabancılaştırıyor. Ama aynı zamanda… en çok senin yanında kendimi buluyorum.”
Karahan dudaklarını onun dudaklarına yaklaştırdı, aralarında sadece bir nefeslik mesafe kalmıştı:
“İşte bu yüzden… ne kadar uzaklaşsak da, ne kadar zaman girse de araya… biz tekrar karşı karşıya geldiğimizde, aynı anı yaşıyoruz. Ve bu artık tesadüf değil.” dediğinde artık Neslişah bedenlerin konuşmasını kesmek istemiyordu.
Neslişah artık teslimiyetini ilan etmişti. Karahan’ın bakışlarının ağırlığı altında, parmaklarını onun eline kenetledi ve yavaşça fermuarının üzerine yönlendirdi. Bu hareket, sessiz bir izin, sözcüksüz bir davet gibiydi.
Karahan, bu dokunuşu bir çağrı gibi okudu. Sanki aralarındaki bütün engeller, o tek hareketle çözülüyordu.
Neslişah gözlerini kapattı, dudakları titreyerek aralandı. Karahan ise nefesini onun boynuna bıraktı, sanki “artık geri dönüş yok” dercesine.
Üzerindeki elbisenin fermuarı açıldığı an omuzları kollarının üzerine düştü. Ve çıplak memeleri Karahan'ın gözlerinin önündeydi. kolları belinde sarılıyken, önce meme uçlarını öpüp ardından diliyle yalamaya başladı genç adam. Neslişah meme uçları uyarıldıkça daha da ateşleniyordu sanki. başını geri attığında, beli bir yay gibi gerildi. .
Karahan da kucağındaki kızın bu hareketten aşırı zevk aldığının farkındaydı. Daha başka zevk alacağı şeyler biliyordu fakat son birlikteliklerinde onu gerçekten kırdığı için daha dikkatli olmaya çalışıyordu.
Neslişah parmaklarını Karahan'ın saçlarına geçirip kendini daha çok bastırdı ona. Kucağında aletine sürtünürken budaklarının arasından çıkan inlemeler genç adamı daha da azdırıyordu .
Neslişah ayağa kalkıp elbisesini iyi yanından tutup aşağı indirdi. Ayaklarının üzerine düşen elbiseyle, Karahan'ın karşısında şimdi sadece külot ve külotlu çorabıyla kalmıştı. Parmaklarının ucunda yürüyüp , Karahan'a doğru eğildi, çenesini kavrayıp dudaklarını ateşli bir şekilde öptükten sonra geri çekilip;
"Bunları parçalayabilirsin." diyerek altındakileri gösterdi. Arkasını dönüp giderken, Karahan baştan aşağı süzdü Neslişah'ı.
Onu istiyordu evet. Babaannesi onu gelip aldığından beri yedi ay geçmişti. O yedi ay boyunca Neslişah'ı düşünmeden geçirmediği tek bir gün bile olmamıştı genç adamın. Ama şimdi...
Tüm bunları alkolün verdiği cesaretle yaptığının farkındaydı. Yoksa normal halinde de mi böyle ateşliydi. Hayır hayır dedi içinden başını sallayarak.
Ancak düşüncelerinden sıyrıldığında Neslişah'ı yatağın kenarında bacaklarını aramış bir şekilde kendine bakarken gördü. Olduğu yerden doğrulup gömleğinin düğmelerini çözdü. Neslişah'a yaklaşana kadar üzerindeki kıyafetlerden kurtulmuştu bile. Sadece boxerıyla kaldığında, genç kızın araladığı bacak arasına yerleşti.
Neslişah elini uzatıp Karahan'ın sertliğine dokundu. eliyle bedenini bile kavrayamayınca gözleri büyüdü genç kızın. Bakışlarını Karahan'a çevirdiğinde kaslarının gerildiğini hissetti Neslişah. Elini boxerın lastiğine götürüp aşağı çekmek istedi. Ancak Karahan Neslişah'ın elini tutup onu durdurdu. Ve o istediği şeyi yaparak külotlu çorabıyla birlikte, külotunu da tutup ortadan parçaladı.
Genç kızın tüm benliği iki yana ayrılmış bacaklarının arasındaydı ve gözle görülür decede ıslanmıştı.
Karahan önce parmaklarıyla yokladı ve ardından parmaklarını ağzına götürdü. Dayanamayıp dizlerinin üzerine çöktüğünde Neslişah gözleri zevkten ve alkolden kısılmış bir şekilde Karahan'a bakıyordu.
Genç adamın dudakları Neslişah'ın en hassas yerine değdiği an kendini serbest bırakıp sırtını yatakla buluşturdu ve Karahan'ı daha da azdıracak inlemeler döküldü ağzından. Kollarının arasına almıştı resmen Neslişah'ın kalçasını. Dudaklarını da kadınlığına bastırmıştı kızın.Neslişah'ın kalçası ritmik bi şekilde inip kalkarken, Karahan'ın baş parmağı klitorisini okşuyordu. Çok sürmeden inlemelerle birlikte parmaklarını Karahan'ın saçlarına geçirdi Neslişah Ve titreyerek orgazm olurken bacaklarının arasına sıkıştırmıştı Karahan'ın başını.
Hayatında ilk defa bu kadar zevk almıştı ve kendini yatağın ortasına doğru çekerken Karahan'da onu izliyordu. Neslişah parçalanış kumaşı bacalarından sıyırıp fırlattı. Gözleri yarı açık yarı kapalı bir şekilde anlık Karahan'a bakıp eliyle gel işareti yaparken, genç adamın gözleri kısıldı, yüzünde bir tebessüm oluştu . Yatakta yan yatan Neslişah'ın arkasına geçti. Yavaşça kollarını kızın çıplak bedenine doladı ve onu kendine çekti. Derin bir nefes aldı. O nefes, yalnızca teninin kokusunu değil, içindeki bütün özlemi de içine çekiyordu.
Neslişah’ın kolları, farkında olmadan Karahan’ın kollarına kenetlendi. İkisi de birbirine daha çok sokuldukça, bedenleri yatağın üzerinde aynı ritimde hareket ediyor, aralarındaki mesafe tamamen kayboluyordu.
Karahan, o an içinden geçenleri artık saklayamayacağını anladı. Dudaklarının kenarından, bir yemin gibi döküldü sözleri:
“Ne olursa olsun… sen benim olacaksın... Yalnızca benim.”